İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2017/709 E. 2026/139 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2017/709
Karar No
2026/139
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2017/709 Esas KARAR NO:2026/139

DAVA:Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:03/08/2017 KARAR TARİHİ:12/02/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkil, ... (...) (İTO SİCİL: ...)’nde pay sahibi-ortak olup Davalı ... ise yine aynı şirkette hem ortak hem de yetkili müdür olduğunu, davalı, 05.08.2016 tarihinde kurmuş olduğu, merkezi yine ... adresinde bulunan, ... ...A.Ş. (...) (İTO Sicil: ...)’nin hem ortağı hem de yönetim kurulu başkanı olduğunu, müvekkilin ortağı, davalının ise hem ortak hem de müdürü olduğu ... firması ile davalının ortağı ve yönetim kurulu başkanı olduğu ... firması, ...alanında faaliyet gösteren iki farklı şirket olup görüldüğü üzere merkezleri de aynı olduğunu, Davalı müdür, kendi adına kurduğu şirketin faaliyet yeri olarak davacı müvekkilin ortağı olduğu şirketin merkez adresini belirterek kiralama suretiyle faaliyetine başladığını, ancak ticaret sicil kayıtlarından da anlaşılacağı üzere davalı ..., ortağı olduğu ... şirketindeki ortaklarından habersiz, kanunun emredici hükmüne aykırı olacak şekilde ... şirketini kurmuş ve hali hazırda işletmekte olduğunu, şirket hesap ve kayıtları incelendiği takdirde açıkça görüleceği üzere davalı, müdürü bulunduğu ... firmasındaki görevi süresince kendi şahsi harcamalarını ...’in kasasından ödediğini, davacının ortağı olduğu ... şirketinin mallarını kendi kurduğu ... şirketine aktararak ... ...Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti.’nin faaliyetlerini durma noktasına getirerek, şirketi zarara uğrattığı,

... ile aynı faaliyet sahasında, yani sağlık hizmetleri konusunda çalışan, kendi şirketi (... ...A.Ş.) ile rekabet oluşturacak şekilde faaliyette bulunarak şirketi ve davacıyı zarara uğrattığı,

... şirketi kasasından kendi şahsi harcamalarını karşılamak ve kiraladığı yerde kendi şirketi lehine faaliyette bulunarak davalının kendisine özel bir menfaat sağladığı ve davalının bu kusurlu faaliyetleri sonucu davacının ve şirketin zarara uğradığı açıkça anlaşıldığını, Davalının, müvekkilin de ortağı olduğu ... şirketindeki görevini kötüye kullanarak, aynı faaliyet alanında ... isimli yeni bir şirket kurduğu açık olduğundan TTK m.230’da yer alan rekabet yasağını ihlal ettiğinin tespitine; Davalının, ... şirketine ait malvarlığı değerlerinin düşük bedellerle yeni kurduğu ... şirketine satıp devrettiği, bu surette şirketi gayrifaal hale getirerek kar mahrumiyetine sebep olduğu, şahsi harcamalarını şirket hesabından karşıladığı, kendi menfaatine işlem yapma yasağına aykırı davrandığı, bu sebeplerle hem ... şirketini hem de davacı müvekkili zarara uğrattığı ve tam kusurlu olduğu gerekçesiyle sorumluluğu olduğunun, hem müvekkilin hem de ... şirketinin uğramış olduğu zararların ve kar mahrumiyetinin ayrı ayrı tespit edilmesine, Davalının tam kusuru ile müvekkilimin ortağı olduğu ... şirketinin doğrudan uğramış olduğu zararın ve müvekkilimin dolayısıyla uğramış olduğu zararın tazmini adına, Mahkemece yapılacak bilirkişi incelemesi sonrası talebimizi artırma hakkımız ve fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00.TL’nin davalıdan tahsiline,

HMK m.323 uyarınca yargılama giderinin davalı tarafa yükletilmesine

karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalıya usulüne uygun tebligat yapılmış olup davalı süresi içerisinde davaya cevap vermeyerek HMK 128 uyarınca tüm iddiaları inkar etmiş sayılmıştır. Bilirkişi heyetinin 03.09.2019 tarihli 17 sayfadan ibaret raporunda özetle; Davalının özen ve bağlılık yükümlülüğüne ve rekabet yasağına aykırı davrandığının kanıtlanamadığı, Davalının eylemleri sebebiyle davadışı ... ...Sanayi ve Ticaret Ltd. Şi zarara uğradığının kanıtlanamadığı, Davacının iddiaları doğru olarak kabul edilse dahi, davacının şirketin uğradığı zarar sebebiyle kendisine lazminat ödenmesini talep edemeyeceği belirtilmiştir. Bilirkişi heyetinin 13.09.2021 tarihli 3 sayfadan ibaret ek raporunda özetle; tespiti istenilen cihazlar KDV miktarı hariç olmak üzere muhammen değerinin toplamı 806.500,00 TL olacağı kanaatiyle, taşınırların marka, medet, edinim yılı, alım bedeli ve takdir bedeli çalışması aşağıdaki listede ki gibi olduğu belirtilmiştir. ¸ Bilirkişi heyetinin 13.09.2021 tarihli 3 sayfadan ibaret ek raporunda özetle; tespiti istenilen cihazlar KDV miktarı hariç olmak üzere Devir tarihindeki rayiç değerinin toplam 72.237,00 TI. olacağı kanaatiyle, taşınırların marka, model, edinim yılı, alım bedeli ve takdir bedeli çalışması aşağıdaki listede ki gibi olduğu belirtilmiştir. ¸ Bilirkişi heyetinin 23.12.2024 tarihli sayfadan ibaret ek raporunda özetle; Somut olayda dava dışı şirketlerin ticaret sicili kayıtlarından farklı faaliyet konularının bulunduğu, ancak rekabet etmeme yükümlülüğü bakımından işletmelerin fiili iştigal konularının önem arz ettiği, her iki şirketin de benzer konularda faaliyet gösterdiğinin ortaya konulması durumunda rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırılığın gündeme gelebileceği, zira davalının her iki şirkette de münferiden temsile yetkili müdür ve aynı zamanda ortak sıfatını haiz olarak tek başına her iki şirketi de bağlayabilecek işlemleri yapabileceği, bu durumun TTK m. 626/2 hükmüne aykırı bir davranış olarak nitelendirilebileceği, Davalı tarafça yapıldığı ileri sürülen satışların şirketin faaliyetine devam etmesini engelleyecek derecede olduğunun tespiti halinde, bu işlemin ortaklar kurulu onayıyla gerçekleşeceği, bu tür bir onay alınması gerekirken almayan şirket yöneticisinin sadakat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı sonucuna varılabileceği, şirket yöneticisinin hukuka aykırı eylemleri nedeniyle şirkette oluşan zarardan sorumluluğunun bulunacağı, Davacının ortağı olduğu ... Şirketinin faaliyetlerinin (satış karlılık vb) davalının daha sonra kurduğu ... Şti kurulduktan sonra etkilenmediği, dava dışı ... şirketinin, dava konusu demirbaşlar devir olmadan önce AR-GE giderlerinin mevcut olduğu, ancak demirbaşların devrinden sonra da şirketin 2017 yılı içerisinde yine AR-GE giderlerinin mevcut olduğu, dolayısıyla AR-GE giderlerinin, dava konusu demirbaşların salt bu amaca yönelik olmadığına işaret ettiği, Dava dışı ... şirketinin, ticaret sicil kayıtlarında yer aldığı şekli ile faaliyet konusunun tıbbi laboratuvarları hizmetleri olup, şirketin salt laboratuvar hizmetleri vermek üzere kurulduğunun anlaşıldığı, bu durumda şirketlerin esas faaliyetleri bakımından bir benzerlik ve/veya illiyet bağının bulunmadığının değerlendirildiği, teknik tespit ve değerlendirmeler sonucunda ... firmasının belirgin bir şekilde geçmişte ve güncel olarak hangi çalışmalarda ve ticari bir faaliyette olduğu anlaşılmamakla birlikte davaya konu cihazların firmaların esas alanında cihazlar olmadığı görülmekle, sağlık Bakanlığı ÜTS"de araştırıldığı üzere Tıbbi cihaz satışı üzerine yetkilendirilen firmaların esas faaliyet konusunun sistemde kayıtlı üretimini veya ithalatını yaptığı cihazların satışı olduğu Tıbbi Cihaz Satış Reklam Ve Tanıtım Yönetmeliği kapsamında belirlendiği, Davaya konu cihazların bir çok AR-GE çalışmasında kullanılabileceği ve teşekküllü bir laboratuvar kurulabilecek bir donanımı içerdiği, bu anlamda devir alınan tıbbi cihazların tarafların ortak olduğu şirketin esas alanları ile ilgisinin bulunmadığı, davacının ortağı olduğu ... Şirketinin faaliyetlerinin (satış karlılık vb) davalının daha sonra kurduğu ... Şti kurulduktan sonra etkilenmediği, ...'in ticari faaliyetlerinin davacının ortağı olduğu şirketin faaliyetlerini doğrudan etkilemediği, bu nedenle gelinen aşamada davacının uğramış olduğu bir zarardan bahsedilemeyeceği, her iki şirketin faaliyetleri farklı görünmekle birlikte, fiilen aynı işle iştigal edip etmedikleri ve her iki firmanın da müşterilerine aynı nitelikte mal/hizmet teslimi gerçekleştirip gerçekleştirmedikleri hususunun tespiti için, şirketlerin müşterilerine düzenledikleri tüm faturaların tek tek karşılaştırılması, sonucunda da var ise aynı müşterilere düzenlenen faturalar tespit edildikten sonra, bu faturalar nezdinde içerik denetimi yapılması gerekmekle, bahse konu inceleme, sınırlı bir denetim uygulaması gerektireceğinden, var ise davacı yanın bu yöndeki iddialarını belge ile somutlaştırması gerektiği belirtilmiştir. Ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde; ...'nin ve ... ...A.Ş.'nin münferiden yetkilisinin davalı ... olduğu görülmüştür. Hesap Dökümleri; ...'tan ... adına bulunan hesap bilgileri celbedilmiş olup, bulunan kredi kartı ekstreleri dökümleri celbedilmiştir. Dava, TTK m.644/1(a) yollamasıyla TTK m.553 vd. kapsamında limited şirket müdürünün sorumluluğuna dayalı olarak açılan tazminat davası olup, HMK m.107 gereğince belirsiz alacak davası olarak 1.000,00 TL üzerinden ikame edilmiştir. Mahkememiz görevli ve yetkili olup, dava süresinde açılmış ve dava şartlarında eksiklik bulunmamaktadır. Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı ... ...San. ve Tic. Ltd. Şti.'nde (bundan sonra "..." olarak anılacaktır) pay sahibi-ortak olduğunu, davalının ise aynı şirkette hem ortak hem de yetkili müdür sıfatını taşıdığını, davalının bu görevini kötüye kullanarak 05.08.2016 tarihinde ... Ar-Ge San. Tic. A.Ş.'yi (bundan sonra "..." olarak anılacaktır) kurduğunu, bu şirketin ... ile aynı faaliyet alanında ve aynı adreste faaliyet gösterdiğini, davalının ...'e ait sağlık hizmetleriyle ilgili teçhizat ile tüm alet ve malzemeleri 09.08.2016 tarihli fatura ile düşük bedellerle ...'e devrettiğini, ortaklar kurulu kararı almaksızın gerçekleştirilen bu işlem sonucu şirketin gayrifaal hale getirildiğini ve kâr mahrumiyetine sebep olunduğunu, ayrıca davalının şahsi harcamalarını şirket hesabından karşıladığını, bu suretle hem ... şirketini hem de davacı müvekkili zarara uğrattığını ileri sürerek; davalının TTK m.626/2'de düzenlenen rekabet yasağını ihlal ettiğinin tespitine (dava dilekçesinde TTK m.230'a atıf yapılmış ise de aşağıda Bölüm IV'te açıklandığı üzere uyuşmazlığa uygulanacak hüküm TTK m.626/2'dir), davalının tam kusuru ile müvekkilin ortağı olduğu ... şirketinin doğrudan uğramış olduğu zararın ve müvekkilin dolayısıyla uğramış olduğu zararın ve kâr mahrumiyetinin ayrı ayrı tespit edilmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline ve yargılama giderlerinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili yargılama sürecinde sunduğu beyan ve itiraz dilekçelerinde ek olarak; bilirkişi raporunda davalının rekabet etmeme borcuna aykırı davrandığının sabit hale geldiğini, devir işlemi nedeniyle uğranılan zarardan davalının sorumlu olduğunun bilirkişi heyeti tarafından teyit edildiğini, TBK m.446'nın kıyasen uygulanarak şirket zararının ve kâr kaybının hesaplanması gerektiğini, devir işlemi sonucu şirketin SGK ve vergi borçlarını ödeyemez hale geldiğini ve davacının şahsi malvarlığına haciz tatbik edildiğini, davalının şahsi harcamalarına ilişkin banka hesap hareketleri ve dekontların sunulduğunu ve ispat yükünün davalıda olduğunu, ...'in ana sözleşmesinde tesis kurulumu ve danışmanlık gibi geniş yetkilerin bulunduğunu ileri sürmüş; ...'in kuruluş tarihinden dava tarihine kadar kesilen faturalarının dosyaya celbi ile dosyanın hesaplama alanında uzman bilirkişi eklenerek yeniden bilirkişi heyetine tevdiini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde ve 2. ek rapora itiraz dilekçesinde özetle; öncelikle TTK m.555/1 gereği tazminatın ancak şirkete ödenmesinin istenebileceğini, davacının tazminatın kendisine ödenmesini talep ettiğini, bu nedenle husumet yokluğundan davanın reddinin gerektiğini; ...'in ...'ten farklı ve şirketin faaliyet alanını tamamlayıcı bir alanda faaliyet göstermek üzere kurulmuş bir anonim şirket olduğunu, ticaret sicil kayıtlarında ...'in ... kodunun 86.22.02 (özel muayenehanelerde sağlanan uzman hekimlik faaliyetleri), ...'in ... kodunun ise 86.90.10 (tıbbi laboratuvar hizmetleri) olarak belirlendiğini ve dolayısıyla şirketlerin faaliyet konularının farklı olduğunu; ...'in tamamen ...'in menfaatleri gözetilerek kurulduğunu ve cihaz satışlarından ...'in nakit tahsilat yaparak kâr elde ettiğini; ...'in zarara uğramadığını, aksine kârlılığının arttığını; davacının hiçbir iddiasını somut delil ile ispatlayamadığını, ...'in somut faaliyetlerine ilişkin tek bir örnek dahi vermekten imtina ettiğini; davada taraf olmayan ... ve ... şirketlerinin ticari defterlerine HMK m.222 anlamında dayanılmasının mümkün olmadığını; ayrıca davacının kendisinin de ... Ltd. Şti.'nde %50 ortak olduğunu ve aynı adreste faaliyet gösterdiğini, bu nedenle davanın kötü niyetle açıldığını savunmuş; davanın reddini talep etmiştir. Taraflar, davacının ...'te ortak, davalının ise ...'te ortak ve müdür olduğu; davalının 05.08.2016 tarihinde ...'i kurarak bu şirkette kurucu ortak ve yönetim kurulu başkanı sıfatıyla görev aldığı; ...'e ait bazı demirbaşların 238743 ve 238752 nolu faturalarla ...'e satıldığı; her iki şirketin merkez adreslerinin aynı olduğu hususlarında uzlaşmaktadır. Taraflar arasında çekişmeli olan hususlar şunlardır: iki şirketin fiili faaliyet alanlarının örtüşüp örtüşmediği ve rekabet yasağı ihlalinin bulunup bulunmadığı; cihaz satışlarının rayiç bedelin altında yapılıp yapılmadığı ve bu satışlar için ortaklar kurulu kararının gerekip gerekmediği; şirketin gayrifaal hale getirilip getirilmediği; davalının şahsi harcamalarını şirket kasasından karşılayıp karşılamadığı; dava dışı şirketin ve dolayısıyla davacının zarara uğrayıp uğramadığı ve kâr mahrumiyetinin oluşup oluşmadığı. Uyuşmazlığın çözümü için 03.09.2019 tarihli kök bilirkişi raporu, cihazların muhammen değerinin tespiti amacıyla alınan 13.09.2021 tarihli bilirkişi raporu, itirazların karşılanması ve devir tarihindeki rayiç bedelin hesaplanması amacıyla alınan 08.08.2023 tarihli 1. ek bilirkişi raporu ve Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ..., Dr. Öğr. Üyesi ... ve ...'den oluşan heyetçe düzenlenen 23.12.2024 tarihli 2. ek bilirkişi raporu alınmış; taraf vekillerinin raporlara beyan ve itirazları değerlendirilmiştir. TTK m.553/1 hükmüne göre limited şirket müdürlerinin, kanundan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri halinde şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara karşı verdikleri zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. TTK m.626/2 uyarınca ise şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya diğer tüm ortaklar yazılı olarak izin vermemişse, müdürlerin şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamayacakları hükme bağlanmıştır. Müdür sorumluluğunun doğabilmesi için hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve illiyet bağı unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Dosyadaki deliller, tarafların iddia ve savunmaları ile bilirkişi raporları birlikte değerlendirilerek, çekişmeli hususlar aşağıda ayrı ayrı ele alınmıştır.

Davacı vekili, davalının ...'in faaliyet alanında yeni bir şirket kurarak TTK m.626/2'de düzenlenen rekabet yasağını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Davalı vekili ise iki şirketin faaliyet konularının tamamen farklı olduğunu, ...kavramının yüzlerce faaliyet kolundan oluşan geniş bir alan olduğunu ve fiili rekabet ilişkisinin bulunmadığını savunmuştur. TTK m.626/2 kapsamında rekabet yasağının gündeme gelebilmesi için müdürün şirketin fiilen faaliyette bulunduğu alanda rekabet oluşturan bir faaliyette bulunması gerekir. 23.12.2024 tarihli 2. ek bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, "rekabet etmeme yükümlülüğü çerçevesinde önemli olan esas sözleşmedeki faaliyet alanı olmayıp, şirketin fiili iştigal konusudur." Bilirkişi heyeti, her iki şirketin ... kodlarının farklı olduğunu (...: 86.22.02 — özel muayenehanelerde sağlanan uzman hekimlik faaliyetleri; ...: 86.90.10 — tıbbi laboratuvar hizmetleri) tespit etmiş; ancak fiili iştigal konusunun önem arz ettiğini vurgulamıştır ki , bu hususta ispat yükünün davacı taraf üzerindedir. Bilirkişi heyeti ayrıca Sağlık Bakanlığı Ürün Takip Sistemi (ÜTS) kayıtlarını incelemiş ve ...'in 6 farklı ürün çeşidinde 65 adet tıbbi cihaz kaydı ile 88 bayilik kaydına sahip olduğunu, buna karşılık ...'in ÜTS'de herhangi bir ürün veya bayilik kaydının bulunmadığını tespit etmiştir. Raporda, "Dava dışı ... şirketinin, ticaret sicil kayıtlarında yer aldığı şekli ile faaliyet konusunun tıbbi laboratuvar hizmetleri olup, şirketin salt laboratuvar hizmetleri vermek üzere kurulduğunun anlaşıldığı, bu durumda şirketlerin esas faaliyetleri bakımından bir benzerlik ve/veya illiyet bağının bulunmadığı" değerlendirmesine yer verilmiştir. Bilirkişi heyeti müşteri portföyü karşılaştırması meselesinde ise, iki şirketin müşterilerine düzenledikleri tüm faturaların tek tek karşılaştırılmasının "sınırlı bir denetim uygulaması gerektireceğini" ve "var ise davacı yanın bu yöndeki iddialarını belge ile somutlaştırması gerektiğini" ifade etmiştir. Raporda ayrıca, ...'in ... müşterilerine hizmet vermesi halinde oluşacak kazanç azalmasının zarar olarak kabul edilebileceği belirtilmiş ise de, bu değerlendirme koşulun gerçekleşmesi haline bağlı tutulmuş olup ve bu hususta ispat yükü davacı taraftadır. HMK m.190/1 gereği iddia eden taraf, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Dosya kapsamı incelendiğinde; davacının yargılama sürecinde alınan üç ayrı bilirkişi raporuna rağmen, ...'in müşteri listesini, BA/BS formlarını, müşteri örtüşmesini gösteren herhangi bir belgeyi veya iki şirketin fiili faaliyet alanlarının örtüştüğünü kanıtlayacak somut bir delili sunmadığı görülmüştür. Bilirkişi heyetinin açıkça belge talep etmesine karşın davacı bu yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Dosya kapsamında iki şirketin müşteri portföylerinin örtüştüğüne dair herhangi bir veri bulunmamaktadır. Davacı vekilinin ...'in ana sözleşmesinde tesis kurulumu, danışmanlık ve işletme gibi geniş yetkilerin bulunduğu, dolayısıyla şirketin yalnızca satım yaptığı esas alınarak yapılan değerlendirmenin kabul edilemeyeceği ve bilirkişinin teknik sonuç tespitinin muğlak olduğu yönündeki itirazı yerinde görülmemiştir. Zira ana sözleşmedeki yetki alanı ile şirketin fiili iştigal konusu farklı kavramlar olup, bilirkişi heyetinin de belirttiği üzere belirleyici olan fiili iştigal konusudur. Dosyadaki mali tablolar, ÜTS kayıtları ve ticaret sicil verileri, ...'in fiili faaliyetinin tıbbi cihaz ve sarf malzemesi satışı ile hizmete dayalı faaliyetler olduğunu göstermektedir. Davacı vekilinin TBK m.446'nın kıyasen uygulanması yönündeki talebi de yerinde görülmemiştir. Huzurdaki uyuşmazlık TTK m.626 ve TTK m.553 vd. kapsamında limited şirket müdürünün sorumluluğuna ilişkin olup, TBK'nın hizmet sözleşmelerine özgü rekabet yasağı hükümleri bu davada uygulanma alanı bulmamaktadır. Kaldı ki hangi hukuki nitelendirme yapılırsa yapılsın, aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere zarar unsuru ispat edilemediğinden sonuç değişmemektedir. 03.09.2019 tarihli kök bilirkişi raporunda da, "dava dışı iki şirketin faaliyet alanlarının aynı olduğu kabul edilse dahi davacının tazminat talebinin kabulü için rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırılık sebebiyle davacının veya dava dışı ...'in zarara uğramış olması gerekir ki... finansal verilerden şirketin zarara uğratıldığına dair bir veriye rastlanmamıştır. Bu sebeple davalıdan rekabet yasağına aykırılık sebebiyle tazminat istenemeyeceği" kanaatine varılmıştır. Davacı vekilinin, ...'in 05.08.2016-03.08.2017 tarihleri arasında kestiği faturaların dosyaya celbi ile dosyanın hesaplama uzmanı bilirkişi eklenerek yeniden bilirkişi heyetine tevdii talebi değerlendirilmiş; bilirkişi heyetinin, fiili faaliyet örtüşmesinin tespiti için davacıdan belge sunmasını istediği, davacının bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, HMK m.190 gereği ispat yükünün davacıya ait olduğu, kendi şirketinin müşteri listesini ve BA/BS formlarını dahi sunmayan davacının üçüncü kişi konumundaki ...'in ticari kayıtlarının celbini talep etmesinin yerinde olmadığı, kaldı ki HMK m.222 kapsamında ticari defterlerin delil niteliğinin dava taraflarının defterleri için geçerli olduğu, davada taraf olmayan ... şirketinin defterlerine bu kapsamda doğrudan dayanılmasının mümkün bulunmadığı, HMK m.221 çerçevesinde üçüncü kişiden belge ibrazı istenebilmesi imkânının bulunduğu ancak davacının kendi uhdesindeki belgeleri dahi sunmaması karşısında bu yola başvurulmasında hukuki yarar bulunmadığı, cihazların rayiç değerlerinin 08.08.2023 tarihli 1. ek raporda amortisman yöntemiyle hesaplanmış olup hesaplama uzmanı bilirkişi eklenmesini gerektiren bir eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından bu talepler reddedilmiştir. Davalı vekilinin, davacının ... Ltd. Şti.'nde %50 ortak olarak aynı adreste ve benzer alanda faaliyet gösterdiği, bu nedenle davanın kötü niyetle açıldığı yönündeki savunması; davacının dava açma hakkını ortadan kaldırmamakla birlikte dosyaya yansıyan bir husus olarak değerlendirilmiş, ancak davalının kendi sorumluluğu meselesini doğrudan etkileyen bir savunma niteliği taşımadığından sonuca etkili görülmemiştir. Tüm bu değerlendirmeler ışığında; iki şirketin ... kodlarının ve ticaret sicil kayıtlarına göre faaliyet konularının farklı olduğu, fiili faaliyet benzerliğinin davacı tarafından ispat edilemediği, bilirkişi heyetinin belge sunulması gerekliliği belirmesine karşın davacının ispat yükünü yerine getirmediği, müşteri ayniyeti koşulunun gerçekleşmediği, ÜTS kayıtlarının iki şirketin farklı segmentlerde faaliyet gösterdiğine işaret ettiği ve TTK m.553/1 kapsamında zarar şartının gerçekleşmediği anlaşılmakla, rekabet yasağı ihlali iddiası yerinde görülmemiştir. Davacı vekili, davalının ...'e ait cihazları düşük bedellerle ...'e devrettiğini, ortaklar kurulu kararı alınmadığını, bu devir sonucu şirketin gayrifaal hale getirildiğini ve SGK ile vergi borçlarının ödenmemesi nedeniyle davacının şahsi malvarlığına haciz konulduğunu ileri sürmüştür. Davalı vekili ise satışların rayiç bedelle yapıldığını, cihazların itfa olduğunu ve şirketin zarara uğramadığını savunmuştur. Cihazların devir tarihindeki gerçek değerinin tespiti, konusunda iki farklı bilirkişi raporu alınmış ve birbirinden önemli ölçüde farklı sonuçlara ulaşılmıştır. 13.09.2021 tarihli bilirkişi raporu, cihazların muhammen değerini toplam KDV hariç 806.500,00 TL olarak tespit etmiştir. Bu raporda bilirkişi; ithalatçı firmalardan ve uzman tedarikçilerden alınan görüşler ile emsal cihaz fiyatlarını esas almıştır. Ancak raporda ayrıca, cihazların teknik şartnameleri, donanım detayları ve aksesuarlarına ilişkin bilgilerin dava dosyasında bulunmadığı, aynı marka ve modeldeki cihazlarda fonksiyonel modül, vakum basıncı, kompresör basıncı, ışık lüks değeri ve yardımcı ekipman kalitesine göre önemli fiyat farkları oluşabildiği belirtilmiştir. Nitekim davalı vekilinin bu rapora itirazı üzerine, mahkemece itirazları karşılar şekilde yeni bir değerlendirme yapılması istenmiştir. 08.08.2023 tarihli 1. ek bilirkişi raporu ile cihazların devir tarihindeki rayiç değerleri, 13.09.2021 tarihli rapordaki muhammen değer yaklaşımından farklı olarak, doğrulanabilir nesnel verilere dayalı standart amortisman yöntemiyle yeniden hesaplanmıştır. Bilirkişi, "Devir Rayiç Bedeli = Edinim Bedeli − (Edinim Bedeli × Amortisman Oranı × Devire Kadar Kullanılan Ay)" formülünü uygulayarak, tıbbi cihazlar için kabul edilen 10 yıllık ekonomik ömrü esas almıştır. Bu hesaplama sonucunda cihazların toplam rayiç değeri KDV hariç 72.237,00 TL olarak tespit edilmiştir. Mahkememizce 08.08.2023 tarihli 1. ek rapordaki amortisman hesabı benimsenmiş, 13.09.2021 tarihli rapordaki 806.500,00 TL'lik muhammen değer tespiti ise aşağıdaki gerekçelerle benimsenmemiştir: Birincisi; 13.09.2021 tarihli rapordaki muhammen değer, ithalatçı ve tedarikçi görüşlerine dayalı tahmini bir piyasa değeri niteliğindedir. Oysa cihazların teknik şartnameleri, konfigürasyon detayları, aksesuarları ve bakım durumuna ilişkin bilgiler dosyada mevcut olmadığından, aynı marka-modeldeki farklı konfigürasyonlar arasında oluşabilecek önemli fiyat farklılıkları karşısında bu yöntemin doğrulanabilirliği sınırlı kalmaktadır. Bilirkişi de raporunda bu belirsizliği açıkça kabul etmiştir. İkincisi; 08.08.2023 tarihli ek rapordaki amortisman yöntemi, cihazların dosyada sabit olan edinim bedelleri ile edinim tarihleri üzerinden, tıbbi cihaz sektöründe genel kabul gören 10 yıllık ekonomik ömür standardına göre hesaplama yapmaktadır. Bu yöntem, herhangi bir sübjektif değerlendirme veya üçüncü kişi beyanına ihtiyaç duymaksızın, nesnel ve doğrulanabilir veriler üzerinden sonuca ulaşmaktadır. Üçüncüsü; cihazların büyük çoğunluğunun 2007 yılında edinildiği, devir tarihinin ise 2016 yılı olduğu dikkate alındığında, cihazların ekonomik ömürlerini doldurmuş veya tamamına yakın bir aşamaya gelmiş oldukları görülmektedir. 03.09.2019 tarihli kök bilirkişi raporunda da "satılan demirbaşların satış tarihlerinde itfa olduğu (tablodaki C-017 haricinde)" açıkça tespit edilmiştir. Bu tespit, amortisman yönteminin ulaştığı sonucu bağımsız olarak desteklemektedir. Dosyadaki satış faturaları incelendiğinde, satış bedellerinin 1. ek raporda hesaplanan amortismanlı rayiç değerlerin üzerinde olduğu görülmektedir. Davacı vekilinin 2007-2008 tarihli proforma faturalara dayanan iddiaları, 8-9 yıllık ekonomik ömür tüketimi dikkate alındığında 2016 tarihli satışlar için geçerli bir ölçüt oluşturmamaktadır. Sonuç olarak malların rayiç değerin altında satıldığı iddiası yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin, cihaz satışlarından ...'in nakit tahsilat yaparak kâr elde ettiği yönündeki savunması da, satış bedellerinin amortismanlı rayiç değerin üzerinde gerçekleştiğine ilişkin bilirkişi tespitleriyle örtüşmektedir. Davacı vekili hem dava dilekçesinde hem de 2. ek rapora beyanında şirketin faaliyetlerinin durma noktasına getirildiğini ve ticari hayatının fiilen sonlandırıldığını ileri sürmüştür. Ancak bu iddia dosyadaki mali verilerle çelişmektedir. 2. ek bilirkişi raporunda yer alan mali tablolara göre ...; 2016 yıl sonunda 1.298.356,66 TL net satış ve 596.418,61 TL net kâr, 2017 yıl sonunda ise 1.019.860,94 TL net satış ve 671.853,92 TL net kâr elde etmiştir. Şirketin 2017 yılında net kârı bir önceki yıla göre artış göstermiş, AR-GE giderleri devam etmiş ve şirket hizmete dayalı satış faaliyetlerini sürdürmüştür. Net satışlardaki azalma ise şirketin 2017 yılında ticari emtia satışı yapmayarak tamamen hizmete dayalı satış modeline geçmesinden kaynaklanmakta olup, bu durum gayrifaallik değil iş modeli değişikliğine işaret etmektedir. Bilirkişi heyeti de açıkça "davacının ortağı olduğu ... Şirketinin faaliyetlerinin davalının daha sonra kurduğu ... Şti kurulduktan sonra etkilenmediği" tespitini yapmıştır. Dosyadaki bu mali veriler, şirketin faal olduğunu, kârlılığını sürdürdüğünü ve faaliyetlerinin etkilenmediğini açıkça göstermekte olup, davacının gayrifaallik iddiası yerinde görülmemiştir. Davacı vekili, cihaz satışının TTK m.643'ün yollamasıyla m.538/2 uyarınca ortaklar kurulu kararı gerektirdiğini, davalının bu onayı almaksızın işlem gerçekleştirdiğini ileri sürmüştür. Bilirkişi heyeti bu konuda, "davalı tarafça yapıldığı ileri sürülen satışların şirketin faaliyetine devam etmesini engelleyecek derecede olduğunun tespiti halinde, bu işlemin ortaklar kurulu onayıyla gerçekleşeceği açık olup bu tür bir onay alınması gerekirken almayan şirket yöneticisinin sadakat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı sonucuna varılabileceği" şeklinde koşullu bir değerlendirme yapmış ve nihai takdiri mahkemeye bırakmıştır. Dosyadaki mali tablolar incelendiğinde; şirketin 2017 yılında faaliyetine devam ettiği, kârlılığının arttığı ve AR-GE giderlerinin sürdüğü görülmektedir. Bu veriler karşısında TTK m.538/2 anlamında "faaliyeti engelleyecek derece" şartının oluşmadığı tespit edilmiştir. Davacı vekili, 2. ek bilirkişi raporunda yer alan "bu devir işlemi nedeniyle uğranılan zarardan davalının sorumlu olduğu açıktır" ifadesini, davasının haklılığının tasdiki olarak ileri sürmüştür. Bilirkişi heyetinin bu ifadesi, raporun "Dava Dışı Şirketin Uğradığı Zararın Belirlenmesinde Göz Önünde Bulundurulacak Hususlar" başlıklı bölümünde, "Davalı tarafından ... şirketinin malvarlığının dava dışı ... Şirketine satıldığı ve bu işlem nedeniyle ... şirketinin zarara uğratıldığı ileri sürülmektedir" cümlesinden hareketle, zarar oluşması halinde davalının müdür sıfatıyla sorumlu olacağına ilişkin genel bir hukuki çerçeve sunumu niteliğindedir. Nitekim aynı bilirkişi heyeti raporun sonuç bölümünde, şirketin faaliyetlerinin etkilenmediğini ve "gelinen aşamada davacının uğramış olduğu bir zarardan bahsedilemeyeceğini" tespit etmiştir. Dolayısıyla bilirkişinin sorumluluk ifadesi zararın varlığı ön koşuluna bağlı koşullu bir değerlendirme olup, sorumluluk değerlendirmesinin ön koşulu olan zarar unsuru gerçekleşmediğinden bu husus sonucu değiştirmemektedir. 2. ek bilirkişi raporunda, "davaya konu cihazların birçok AR-GE çalışmasında kullanılabileceği ve teşekküllü bir laboratuvar kurulabilecek bir donanımı içerdiği anlaşılmıştır" ifadesiyle birlikte, "davaya konu cihazların firmaların esas alanında cihazlar olmadığı" tespitine yer verilmiştir. ...'in ÜTS'de herhangi bir kayıt veya bayilik kaydının bulunmaması bu tespiti desteklemektedir. Devir sonrası AR-GE giderlerinin devam etmesi, cihazların salt bu amaca yönelik olmadığına işaret etmektedir. Davacı vekilinin cihazların medikal sektörde önemli olduğu yönündeki itirazı, cihazların önemli olması ile şirketin esas faaliyet alanında bulunması farklı kavramlar olup, bilirkişi heyeti cihazların şirketin esas faaliyet alanı dışında AR-GE nitelikli cihazlar olduğunu tespit etmiş ve bu tespit mahkemece benimsenmiştir. Davacı vekili 2. ek rapora beyanında, devir işlemi sonucu şirketin faaliyetlerini yürütemez hale geldiğinden SGK ve vergi borçlarını ödeyemediğini, bu borçlar nedeniyle davacının şahsi banka hesaplarına ve malvarlığına haciz tatbik edildiğini ileri sürmüştür. Ancak bu iddianın ispatına yönelik dosyada herhangi bir somut belge sunulmamıştır. Yukarıda açıklandığı üzere şirketin gayrifaal hale geldiği iddiası mali verilerle çelişmektedir. Kaldı ki ortağın şirket borçlarından doğan şahsi sorumluluğu, TTK'nın limited şirket ortaklarının sorumluluğuna ilişkin hükümlerince ayrıca düzenlenen bağımsız bir mesele olup, işbu davanın konusu olan müdürün sorumluluğu davasıyla doğrudan ilişkilendirilemez. Her hâlükârda şirketin zarara uğratıldığı da ispat edilememiştir. Davacı vekili, davalının 01.08.2016 tarihli kira sözleşmesiyle ...'in adresini ... için kiraladığını dava dilekçesinde Delil-1 olarak ileri sürmüştür. 03.09.2019 tarihli kök bilirkişi raporunda, sunulan kira sözleşmesinde imza tarihinin bulunmadığı ve ... Ar-Ge San. Tic. A.Ş. kaşesi ile imza yetkilisinin imzasının yer almadığı tespit edilmiştir. Şekil şartlarını taşımayan bu belgenin ispat kuvveti zayıf bulunmuş olup, her hâlükârda yukarıda açıklanan gerekçelerle rekabet yasağı ihlali ve zarar unsurları gerçekleşmediğinden, bu husus sonuca etkili görülmemiştir. Tüm bu değerlendirmeler kapsamında; cihazların amortismanlı rayiç değerin üzerinde satıldığı, şirketin gayrifaal hale gelmediği, TTK m.538/2 anlamında faaliyeti engelleyecek derece şartının oluşmadığı, cihazların şirketin esas faaliyet alanı dışında AR-GE nitelikli olduğu, davacının SGK ve haciz iddialarını somut belge ile destekleyemediği anlaşılmakla, malvarlığı devri nedeniyle zarar iddiası yerinde görülmemiştir. Davacı vekili, davalının şahsi harcamalarını ... kasasından karşıladığını, TTK m.613 kapsamında şirkete borçlanma yasağını ihlal ettiğini, banka hesap hareketleri ve dekontların dosyaya sunulduğunu ve ispat yükünün davalıda olduğunu ileri sürmüştür. Davalı vekili ise iddianın ispatlanamadığını savunmuştur. TTK m.613 hükmü, limited şirket ortaklarının şirketin çıkarlarını zedeleyecek davranışlarda bulunamayacağını ve özellikle kendilerine özel bir menfaat sağlayan işlemler yapamayacağını düzenlemektedir. Ancak bu hükmün uygulanabilmesi için öncelikle ihlal oluşturan somut eylemlerin ispat edilmesi gerekmektedir. 08.08.2023 tarihli 1. ek bilirkişi raporunda, davacı tarafından sunulan banka ekstreleri EK-1'den EK-11'e kadar tek tek incelenmiştir. Bilirkişi her bir ek için ayrı ayrı değerlendirme yaparak, "ekstrelerde yer alan işlem ve tutarların münhasıran şirket işleri dışında sarf edilen bedeller oldukları doğrulanamamıştır", "yapılan işlemlerin banka kayıtları üzerinden değerlendirilmesi ile ilgili işlemler nedeni ile münhasıran şirketi zarara uğratıcı işlem olarak nitelendirilmesi mümkün olmamaktadır" tespitlerini yapmıştır. Bilirkişi ayrıca, "2007-2014 yıllarına ait tüm banka işlemlerinin ticari kayıtlar üzerinden dayanak belgeler ile doğrulanarak geriye doğru izleme prosedürünün bağımsız denetim prosedürü olduğunu ve bilirkişi görevi kapsamında bulunmadığını" belirtmiştir. 03.09.2019 tarihli kök raporda da "dosya muhteviyatı, deliller ve bankadan Sayın Mahkemeye gönderilen ekstreler ile CD de dahil olmak üzere objektif denetime uygun bir bilgiye rastlanılmadığı" ifade edilmiştir. HMK m.190/1 gereği şahsi harcama iddiasını davacı ispat etmelidir. Davacı vekilinin ispat yükünün davalıda olduğu yönündeki itirazı kabul edilmemiştir; iddia eden taraf iddiasını ispat etmekle yükümlü olup, soyut iddia ile ispat yükü yer değiştirmez. Davacı, hangi işlemin hangi tarihte ve ne miktarda şahsi harcama niteliğinde olduğunu somut belgelerle ortaya koyamamıştır. Bilirkişi heyetlerinin iki ayrı raporunda da banka ekstrelerinden şahsi harcama tespiti yapılamamıştır. Bu durumda TTK m.613 kapsamında bir ihlal ispat edilememiş olup, banka kayıtları tek başına şahsi harcama tespitine yeterli görülmemiştir. TTK m.553/1 kapsamında müdürün tazminat sorumluluğunun doğabilmesi için, öncelikle zarar unsurunun gerçekleşmesi gerekmektedir. Zarar şartı, TTK m.553/1'de düzenlenen müdür sorumluluğunun kurucu unsurlarından biri olup, hukuka aykırı fiil, kusur ve illiyet bağı ile birlikte tazminat sorumluluğunun ön koşulunu oluşturmaktadır. 03.09.2019 tarihli kök bilirkişi raporunda "davalının ...'i zarara uğrattığına dair bulguya rastlanılmadığı" ve "finansal verilerden şirketin zarara uğratıldığına dair bir veriye rastlanmamış olduğu" açıkça belirtilmiştir. 23.12.2024 tarihli 2. ek bilirkişi raporunda ise mali tablolar incelenerek şirketin 2016 yılında 596.418,61 TL, 2017 yılında 671.853,92 TL net kâr elde ettiği tespit edilmiş ve "gelinen aşamada davacının uğramış olduğu bir zarardan bahsedilemeyeceği" kanaatine varılmıştır. Dosyada alınan tüm bilirkişi raporları tutarlı biçimde şirketin zarara uğradığına dair bulgu tespit edememiş olup, mali tablolar kâr artışı göstermektedir. Davacı vekilinin net satışlardaki azalmanın zarar kanıtı olduğu, brüt kârlılık artışının yanıltıcı olduğu, şirketin giderlerinin arttığı ve alternatif yollar aramak zorunda kaldığı yönündeki itirazları da yerinde görülmemiştir. Bilirkişi tespitine göre net satışlardaki azalma, şirketin 2017 yılında ticari emtia satışı yapmayarak tamamen hizmete dayalı satış modeline geçmesinden kaynaklanmaktadır. Zarar değerlendirmesinde belirleyici olan net kâr olup, net kâr 2016'ya kıyasla artış göstermiştir. Gider artışı iddiası somut belge ile desteklenmemiş olup, her hâlükârda iddia edilen gider artışının net kâra olumsuz yansımadığı görülmektedir. Davacı, dava dilekçesinde "hem müvekkilin hem de ... şirketinin uğramış olduğu zararların ve kâr mahrumiyetinin ayrı ayrı tespit edilmesini" talep etmiştir. Kâr mahrumiyetinin hesaplanabilmesi için öncelikle şirketin zarara uğramış olması ve bu zararla davalının eylemi arasında illiyet bağı bulunması gerekmektedir. Yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere şirketin zarara uğradığı ispat edilememiş, mali tablolar kârlılık artışı göstermiş ve bilirkişi heyetleri zarardan bahsedilemeyeceğini tespit etmiştir. Zarar unsuru gerçekleşmediğinden kâr mahrumiyeti hesaplamasının ön koşulu da mevcut değildir. Bu talep de yerinde görülmemiştir. Dosyadaki deliller, taraf beyanları ve bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki vakıalar sabit görülmüştür: ... ile ...'in ... kodları ve ticaret sicil kayıtlarına göre faaliyet konuları farklıdır; iki şirketin fiili faaliyet alanlarının örtüştüğü davacı tarafından ispat edilememiştir. Cihaz satışları, 08.08.2023 tarihli 1. ek bilirkişi raporunda standart amortisman yöntemiyle hesaplanan rayiç değerlerin üzerinde gerçekleşmiştir; 13.09.2021 tarihli rapordaki muhammen değer tespiti ise yukarıda açıklanan gerekçelerle benimsenmemiştir. Satılan cihazlar şirketin esas faaliyet alanı dışında AR-GE nitelikli laboratuvar cihazlarıdır. ...'in 2017 yılında 671.853,92 TL net kâr elde ettiği, kârlılığının arttığı ve faaliyetlerinin etkilenmediği bilirkişi heyetince tespit edilmiştir. TTK m.538/2 anlamında satışların şirketin faaliyetine devam etmesini engelleyecek derecede olmadığı, bilirkişi heyetlerinin tutarlı biçimde şirketin zarara uğradığına dair bulgu tespit edemediği, davacının şahsi harcama iddiasını somut belgelerle ispatlayamadığı, kira sözleşmesinin şekil şartlarını taşımadığı anlaşılmıştır. TTK m.553/1 kapsamında müdürün sorumluluğunun doğabilmesi için hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve illiyet bağı unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Dosyada alınan tüm bilirkişi raporları, ...'in zarara uğratıldığına dair bulgu tespit edememiştir. Rekabet yasağı ihlali fiili faaliyet benzerliğinin ispatlanamaması ve zarar şartının gerçekleşmemesi nedeniyle, malvarlığı devri iddiası cihazların rayiç değerin üzerinde satılmış olması ve şirket faaliyetlerinin etkilenmemesi nedeniyle, şahsi harcama iddiası ispat edilememesi nedeniyle sabit görülmemiştir. Müdür sorumluluğunun temel unsuru olan zarar şartı gerçekleşmediğinden tazminat talebinin yasal koşulları oluşmamıştır. Zarar unsuru gerçekleşmediğinden kâr mahrumiyeti hesaplamasının da ön koşulu mevcut değildir. Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gereken maktu 732,00-TL harcın, peşin alınan 31,40-TL harçtan mahsubu ile bakiye 700,60-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davalı, kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.13/2 uyarınca hesaplanan 1.000,00-TL vekalet ücretinin (dava değeri nazara alınarak) davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere oy birliği ile karar verildi.12/02/2026

Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2017/709, K. 2026/139, T. 12.02.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2017-709-e-2026-139-k-0f50e86be106