Diğer ·

2024/177 E. 2026/158 K.

Mahkeme
Diğer
Esas No
2024/177
Karar No
2026/158
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/177 KARAR NO : 2026/158

DAVA : Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 04/11/2024 KARAR TARİHİ : 10/07/2026

Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: I.DİLEKÇELER AŞAMASI Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... tarafından ... isimli markasının 2012 yılında 10 yıl süre ile tescil edildiğini ve tüm kullanım haklarının kendisine verildiğini, ''..." isimli marka ile uzun süredir ... ve ... üzerinden metalden mamul kapılar ve bir takım kapı malzeme ürünlerini satışı yapılmaya başladığını, müvekkilinin söz konusu markanın geliştirilmesi amacıyla yatırımlar yaptığını, markanın büyümesi için çalıştığını, reklamlar yaptığını, tescilli marka ismiyle ticaret yaptığını, ... başvuru tarihli ... Arabuluculuk Bürosu'nun... Başvuru Büro Dosya numaralı, ... Arabuluculuk Numaralı arabuluculuk tutanağında görüşme yapılmadan anlaşamama tutanağı düzenlendiğinden, işbu davanın açıldığını, davalı tarafın müvekkilinin marka hakkına tecavüzünün tespitinin gerektiğini, müşteri çevrelerinden haberdar oldukları kadarıyla yapılan araştırmalar neticesinde "..." Uygulamasında 2014- 2023 yılları arasında sarih bir şekilde müvekkile ait markanın haksız bir şekilde kullanıldığını tespit ettiklerini, söz konusu yıllar arasında ve halen devam eden tecavüzün öncelikle, hukuka aykırılığın tespitini ve önlenmesini; zararın bilirkişi marifetiyle tespit edilmesini talep ettiklerini, müvekkilinin mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, tazminata hükmedilmesi gerektiğini, müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğratıldığını, müvekkilinin tescilli markasının haksız ve izinsiz kullanımı nedeniyle neredeyse hergün şikayet telefonları aldığını ve kendisi tarafından düzenlenmediği halde çek ödemesi yapılmadığını veya çek ödemelerinin yapılmasının talep edildiğini, tüm bu nedenlerle müvekkilinin tescilli markasını kullanamaz hale geldiğini, ticari itibarının zedelendiğini, müvekkilinin davaya konu marka hakkının sahibi olduğunun sabit olduğunu, davalı tarafın söz konusu marka hakkını sözleşmeye ve hukuka aykırı şekilde kullandığını, bu kullanıma kendilerinin muvafakatinin olmadığının açık olduğunu, buna rağmen davalı tarafın her geçen gün müvekkilinin sahibi olduğu marka hakkını kullanmasının müvekkilini her geçen gün zarara uğrattığını, işbu nedenle gecikmeksizin ihtiyati tedbir kararı verilerek müvekkilinin sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil eden fiillerin durdurulmasının gerektiğini belirterek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla davanın kabulüne, öncelikle ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne ve markanın kullanılmasının engellenmesini, davalının, müvekkilin marka hakkını ihlal ettiğinin tespitine‍, müvekkilinin marka hakkına tecavüzün önlenmesine, tecavüz fiillerinin durdurulması ve tecavüzün kaldırılmasına, müvekkil adına kayıtlı "...." isimli markanın haksız ve izinsiz olarak kullanımı nedeniyle meydana gelen zararın bilirkişi marifetiyle belirlenecek tutara arttırılması ve fazlaya ilişkin haklarımızın saklı kalması kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL itibar zararın, 10.000,00 TL maddi zararın ve 10.000,00 TL manevi zarar olmak üzere toplam 21.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak tarafımıza ödetilmesine, taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin kendi isim ve soy ismini taşıyan bir şahıs şirketi bulunduğunu, Davacının dava dilekçesinin ekinde sunmuş olduğu fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere müvekkilinin kullanmakta olduğu dükkanın tabelasında '...' tabelası bulunduğunu, müvekkilinin Düzce ilinde ikamet etmekte ve ... ilinde ticaret yaptığını, Müvekkilinin davacıdan ve davanın marka sahibi olduğu '...' markasından bilgisi bulunmadığını, Davacının ...'da yaşamakta ve İstanbul'da ticaret yaptığını, Hitap ettikleri müşteri çevrelerinin birbirinden farklı olup iki farklı ilde ticaret yaptıklarını,bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, Davacının markasının '...' markası olduğunu, Müvekkilnin tabelasında kullandığı unvan ise '...' unvanı olup birbirinden tamamen ayrı iki farklı kavramlar olduğun, Toplumda karıştırılma imkanları kesinlikle bulunmadığını, Müvekkilinin kullanmakta olduğu unvanın davacının markasına tecavüz eylemi oluşturmadığını,“Davacının itibar zararı talebi ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin yasal koşulları oluşmadığın, davanın reddini talep etmiştir. II.DELİLLER TPMK'dan Davaya konu davacı adına ait... numara ile tescilli "..." markanın tescil dosyasına ilişkin belgelerin, başvuru ve tescil tarihlerinin, ürün listelerinin, varsa yenileme tarihlerinin, devir ve lisans belgeleri celp edilmiştir. HMK'nın 266. maddesi gereğince uyuşmazlığın çözümünün hukuk dışında, özel ve teknik bilgiyi gerektirmesi nedeni ile esasa yönelik teknik incelemenin yapılması gerekmiş olup mahkememizce görevlendirilen mali uzman..., marka vekili ... ve tasarım uzmanı ... tarafından düzenlenen 17/01/2026 tarihli raporun sonuç kısmında özetle;Davalının işyerinde tabelasında yer alan 2023 yılında"...", 2019 yılında "..." 2014 yılında "..." şeklindeki marka kullanımlarının huzurlu Davacı tarafın tescilli “...” ibareli markası ile ayırt edilmeyecek kadar benzer olduğu, bu sebeple iltibas yarattığı, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği, Dosya kapsamından davacının sunduğu delillerden Davalının huzur, huzurlu ibarelerini işyeri tabelasında 2014 yılından beri kullandığı, Davacının huzurda görülmekte olan davayı 2024 yılında açtığı, yaklaşık 10 yıl davalı marka kullanıma sessiz kaldığı, davalının marka kullanıma katlandığı, sessiz kalma yoluyla hak kaybı değerlendirmesinin Sayın Mahkeme” nin takdirinde olduğu, Tazminat Hesabının Yapılamadığı, Davacı Talebine göre tazminat hesabının yapılabilmesi için tazminata konu yılların tespiti, bu yıllara ait defter incelemesi, yapılan satışların tespiti, bağlı olduğu vergi dairesinden tazminata ait yılların Gelir vergisi beyanları ve İTO dan emsal oranın müzekkere ile talep edilmesi, Dosya kapsamına göre Sayın Mahkeme Tazminata karar vermesi durumunda, Takdirin Mahkemede olduğu kanaatine varılmıştır. III.DAVA VE UYUŞMAZLIK Dava; Davalı tarafın, davacı yana ait tescilli marka hakkına ihlali nedeniyle fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti, muhtemel tecavüzün önlenmesi, durdurulması, kaldırılması, 1.000,00 TL itibar, 10.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline ilişkindir. IV. GEREKÇE Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı” ilkesinin kısaca Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ...E., ...K. Ve 26/02/2020 tarihli kararı kapsamında açıklanmasında yarar bulunmaktadır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin temeli 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesine dayanmaktadır. Anılan madde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmünü haizdir. Buna göre, anılan madde ile hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki temel ilkeye yer verilmiş olup, öncelikle hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesi ticaret unvanları yönünden açılacak davalarda da söz konusudur. Gerçekten aynı veya benzer bir ticari ad ve işaretin başka bir kişi tarafından ticaret unvanında kullanılması hâlinde önceki hak sahibinin dava açarak bu unvanın terkinini veya değiştirilmesini talep etmesi mümkündür. Ancak bu hakkın kullanılması imkânının önceki hak sahibine sınırlandırılmaksızın tanınması bazı hâllerde haksız sonuçlar doğurabilmektedir. Zira iyi niyetli olarak ticaret unvanını tescil ettirmiş ve kullanmaya başlamış olan tacirin, para ve emek sarf ederek bu unvan altında yatırımlar yapması, ancak önceki hak sahibinin bu durumdan haberdar olmasına rağmen uzun süre sessiz kaldıktan sonra dava açması “dava hakkının kötüye kullanılması” olarak nitelendirilmelidir. Keza sonraki ticaret unvanının bilinmesi veya devam eden tecavüze karşı uzun süre sessiz kalındıktan sonra dava açılması, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilecektir. Ticari ad ve işaretin sahibi, haklı bir sebep olmaksızın hakkını uzun süre kullanmayarak bundan sonra da kullanmayacağı yönünde bir kanaat oluşturmuşsa artık bu hakkını kullanamaması gerekir. Bu nedenle önceki hak sahibinin, TMK’nin 2. maddesi gereğince belli bir davranışta bulunması gerekirken sessiz kalması sonucu, ticaret unvanını daha sonra iyi niyetli olarak tescil ettiren kişiye karşı dava açma hakkını veya devam eden eylemli kullanımını men etme hakkını kaybettiği kabul edilmelidir (Yasaman, Hamdi/ Yusufoğlu, Fülürya: Marka Hukuku, İstanbul, 2004, s. 856). Sessiz kalma yoluyla hak kaybında, hak genel olarak sona ermemekte, sadece bu haktan eylemine sessiz kalınan kişi ya da kişilerin yararlanmasına katlanılmaktadır. Zira tacirin, bir hakkını bilerek isteyerek belli bir süre kullanmaması sebebiyle ticaret unvanından doğan hakkı kaybolmamakta, sadece uzun süredir var olan kullanıma/tescile sessiz kalmış olması sebebiyle bu duruma zımnen icazet verildiği kabul edilmektedir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilebilmesi için, önceki hak sahibinin ticari ad ve işaretin aynısının veya benzerinin ticaret unvanı olarak tescil ettirildiğini veya başkaları tarafından kullanıldığını bilmesi ve buna rağmen sessiz kalmış olması gereklidir. Buna karşın ticaret unvanlarının ticaret siciline tescil edilmek zorunda olmaları ve tescilin olumlu etkisi nedeniyle tescil ve ilan edilmiş ticaret unvanının bilinmediği ileri sürülemeyecektir. Bununla birlikte önceki hak sahibinin uzun süre sessiz kalması mücbir sebep ya da objektif imkânsızlık gibi haklı bir nedene dayanıyorsa ve bunun ispatlanması hâlinde sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu olmayacaktır. Önceki hak sahibi, ticari ad ve işaretin bir başkası tarafından ticaret unvanı olarak tescil edilmesine veya kullanılmasına sessiz kalmayarak dava yoluna başvurursa artık sessiz kalma sebebiyle hak kaybı söz konusu olmamaktadır. Bununla birlikte önceki hak sahibi dava yoluna başvurmadan önce ihtarname göndermesi de sessiz kalmadığı anlamına gelmelidir. Ancak dikkat edilmesi gereken husus, uzun süre boyunca, belirli aralıklarla sadece ihtarname gönderen, fakat dava açmayan ve ihtarname dışında unvanın kullanılmaması için herhangi bir girişimde de bulunmayan önceki hak sahibinin sessiz kalmadığını ileri sürmesi, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. O hâlde kullanımın daha fazla devamını istemeyen önceki hak sahibi, bu arzusunu açıklayan bir ihtarname göndermiş ise de makul bir süre içinde bu iradesini dava yoluyla da göstermelidir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olabilmesi için, önceki hak sahibinin, ticaret unvanının aynısının veya benzerinin kullanılmasına belirli bir süre sessiz kalmış olması gereklidir. Ancak ticaret unvanı yönünden sessiz kalmanın ne kadar süre geçtikten sonra hak kaybına sebep olacağı TTK’de düzenlenmiş değildir. Bununla birlikte 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile ilk defa marka hukukunda hükümsüzlük davaları yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin bir düzenleme getirilmiştir. SMK’nin 26/6. maddesi; “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez” hükmünü haizdir. Buna göre marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerekmektedir. Ancak ticaret unvanı yönünden mevzuatta bir süre belirlemesi bulunmadığından TMK’nin 2. maddesi de gözetilmek suretiyle her somut olayın özellikleri dikkate alınarak sürenin belirlenmesi gerekmektedir. Hemen belirtilmelidir ki; sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def’i olmayıp itirazdır. Zira sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin dayanağı TMK’nın 2. maddesi olduğuna göre, dava açılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve bu durum dava dosyasından ortaya konulabiliyorsa, sessiz kalma yoluyla hak kaybı bir itiraz olarak kabul edilip hâkim tarafından resen dikkate alınmalıdır. Keza TMK’nin 2/2. maddesi gereğince bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Her ne kadar sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramaya ilişkin SMK kapsamında hükümsüzlük davalarına ilişkin normatif düzenleme bulunsa da; dava açma hakkının sessiz kalınarak kullanılmaması halinin tecavüz ve ticari ad ile unvan konulu uyuşmazlıklar için de geçerli olduğu Yüksek Derece Mahkeme Karaları ile kabul edilmiştir. İstanbul BAM 44. H.D.'nin ...E.,...K. Ve 13/11/2025 tarih "... hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir. Esasen sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilk kez SMK 26/6 maddesinde hükümsüzlük davaları için düzenlenmişse de, temelini TMK 2. Maddeden alan bu itirazın, markaya tecavüzden kaynaklanan davalar ile ticaret unvanı ve alan adı terkini davalarında da uygulanacağı uygulamada mahkemelerce ve yargıtay içtihatları ile kabul edilmiştir.Hemen belirtilmelidir ki; sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def’i olmayıp itirazdır. Zira sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin dayanağı TMK’nın 2. maddesi olduğuna göre, dava açılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve bu durum dava dosyasından ortaya konulabiliyorsa, sessiz kalma yoluyla hak kaybı bir itiraz olarak kabul edilip hâkim tarafından resen dikkate alınmalıdır. Keza TMK’nin 2/2. maddesi gereğince bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz..." ve benzer minvalde Yüksek Derece Yargı Kararları mevcuttur. Sessiz kalma suretiyle hak kaybının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti, MK 2. Madde de düzenlenen hakkın kötüye kullanılmasının korumayacağı ilkesine dayandığından, somut olayın özellikleri ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir, bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; Somut olayda, davalının işyerinde tabelasında yer alan 2023 yılında"...", 2019 yılında "..." 2014 yılında "..." şeklindeki marka kullanımlarının huzurlu Davacı tarafın tescilli "..." ibareli markası ile ayırt edilmeyecek kadar benzer olduğu, bu sebeple iltibas yarattığı, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği tespit edilmekle birlikte; Dosya kapsamından davacının sunduğu delillerden davalının "...", "..." ibarelerini işyeri tabelasında 2014 yılından beri kullandığı, davacının huzurda görülmekte olan davayı 2024 yılında açtığı, yaklaşık 10 yıl davalı marka kullanıma sessiz kaldığı, davalının marka kullanıma katlandığı bu sebeple davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığına kanaat getirilerek davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tahsis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-DAVANIN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu Gereğince alınması gereken 732,00.-TL harcın peşin alınan 427,60.-TL harçtan mahsubu ile bakiye kalan 304,40.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Red edilen tecavüze ilişkin dava yönünden Avukatlık Ücret Tarifesi Gereğince alınması gereken 55.000,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Red edilen itibar zararına ilişkin dava yönünden Avukatlık Ücret Tarifesi Gereğince alınması gereken 1.000,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Red edilen maddi tazminat dava yönünden Avukatlık Ücret Tarifesi Gereğince alınması gereken 10.000,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Red edilen manevi tazminat dava yönünden Avukatlık Ücret Tarifesi Gereğince alınması gereken 10.000,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 8-Karar kesinleştiğinde yatırılan ancak kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, Dair karar davacı vekilinin yüzüne karşı davalının yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İSTİNAF YASA YOLU AÇIK olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 05/08/2026

Katip ¸e-imzalıdır

Hakim ¸e-imzalıdır

Atıf: Diğer, E. 2024/177, K. 2026/158, T. 10.07.2026, www.arakarar.com/karar/diger-karar-2024-177-e-2026-158-k-aa937e7312e4