Diğer ·
2025/95 E. 2026/142 K.
- Mahkeme
- Diğer
- Esas No
- 2025/95
- Karar No
- 2026/142
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/95 KARAR NO : 2026/142
DAVA : Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli) DAVA TARİHİ : 23/05/2025 KARAR TARİHİ : 06/07/2026
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli) davasının yapılan açık yargMahkememizde görülmekte bulunan Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: I.DİLEKÇELER AŞAMASI Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin 1990 yılından beri otomotiv ve lastik sektöründe faaliyet gösterdiğini, "..." ibaresini içeren çok sayıda tescilli markaya sahip olduğunu, davalının ise 2000 yılında tescil ettirdiği ticaret unvanı ile müvekkilin marka hakkına ve ticaret unvanına haksız ve kötüniyetli şekilde tecavüz ettiğini, davalının tabelasında, iş yerinde, kullandığı kamyonet üzerinde ve çeşitli web sitelerinde "..." ibaresini markasal olarak kullanarak müvekkilin itibarından faydalandığını, bu durumun ... 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin ...D. İş sayılı dosyasında alınan 20.02.2025 tarihli bilirkişi raporu ile de sabit olduğunu, davalının eylemlerinin Sınai Mülkiyet Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini, tüketicilerin yanıltıldığını ve müvekkilin gelir kaybına uğratıldığını belirterek; ihlale konu linklere erişimin engellenmesini, tabelaya el konularak yediemine teslim edilmesini ve haksız kullanımların durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalının ticaret unvanında yer alan "Bir-las" ibaresinin terkin edilerek unvanın değiştirilmesini, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesini, mahkeme kararının tirajı yüksek gazetelerde ilanını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin 24.11.2000 tarihinde, ortakların daha önce bireysel olarak yürüttükleri lastik ticareti faaliyetlerini birleştirmeleri ve "birleşme" ile "lastik" kelimelerini kısaltarak bir araya getirmeleri suretiyle kurulduğunu, faaliyet alanının atık ve hurda toptan ticareti olup özellikle büyük taşıt lastiklerinin ikinci el alım satımı üzerine yoğunlaştığını, yeni veya kullanılmamış ürün satışı yapmadıklarını, ürün tedarikini kamu kuruluşlarından ihale yoluyla sağladıklarını ve davacının iştigal ettiği küçük otomobil veya motosiklet lastiği gibi ürünlerin ticaretini yapmadıklarını, bu nedenle tarafların hitap ettiği müşteri profillerinin ve faaliyet alanlarının tamamen farklı olduğunu, davalı şirketin sektörde bilinen bir firma olduğunu ve ticari unvanının kanuna uygun şekilde tescil edildiğini, "..." markasının şirket unvanına bağlı olarak tescilden itibaren iyi niyetle kullanılmaya başlandığını, markanın tescilsiz kullanımının kazanılmış hak teşkil ettiğini, doktrin ve Yargıtay kararları uyarınca marka üzerindeki gerçek hak sahipliğinin kullanımla kazanıldığını, davacı tarafın marka tescilinden bu yana 20 yılı aşkın süre geçmesine rağmen herhangi bir uyarı veya hukuki süreç başlatmayarak "sessiz kalma yoluyla hak kaybına" uğradığını, bu durumun TMK'nın 2. maddesi ve basiretli tacir ilkesiyle bağdaşmadığını, "..." ibaresinin sektörde kullanılan genel geçer bir ifade olup ayırt ediciliğinin düşük olduğunu ve zayıf markaların korunmasının sınırlı olması gerektiğini, ayrıca ihtiyati tedbir talebinin yersiz olduğunu ve aleyhe verilecek bir kararda dahi ilanın müvekkil şirket üzerinde gereksiz bir yük oluşturacağını belirterek, davanın tüm talepler yönünden reddini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin yaklaşık 35 yıldır “...” markası altında lastik sektöründe faaliyet gösterdiğini, davalı şirketin ticaret unvanında yer alan “...” ibaresinin müvekkilin tescilli markasıyla görünüş ve telaffuz bakımından aynı olması nedeniyle Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 29. maddesi kapsamında marka hakkına tecavüz ettiğini ve Türk Ticaret Kanunu’nun 55. maddesi uyarınca haksız rekabete yol açtığını, davalının faaliyet alanlarının farklı olduğu yönündeki savunmasının gerçeği yansıtmadığını, yapılan incelemelerde davalının internet sitesinde ve ticari faaliyetlerinde “...” ibaresini markasal olarak kullandığının ve müvekkilinin marka itibarından yararlandığının sabit olduğunu, davalının uzun süre sessiz kalınması nedeniyle hak kaybı oluştuğu yönündeki iddiasının, tecavüzün devam etmesi ve tescilli marka hakkının korunması gerekliliği karşısında hukuki değer taşımadığını, ... 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nin ... D. İş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporuyla da davalı eylemlerinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespit edildiğini belirterek, ihlale konu internet sitelerine erişimin engellenmesine, davalı tabelasına ve markasal kullanımlara ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilmesine, davalının haksız rekabet ve marka hakkına tecavüzünün tespiti ile önlenmesine, ticaret unvanından “Bir-las” ibaresinin terkinine, hükmün ilanına, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine talep ve dava etmiştir. Davalı vekilinin 2. Cevap dilekçesinde özetle; davacının marka tecavüzüne ilişkin iddialarının yersiz ve hukuka aykırı olduğunu, ortaya koydukları savunmaların temelinde Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı, Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen basiretli tacir ilkesi ve Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 25/6. maddesinde yer alan markanın kullanımının kötü niyetli olmaması halinde sessiz kalma yoluyla kazanılabileceğine dair hükümlerin bulunduğunu, bir hakka sahip olduktan sonra onu başkaları yönünden sınırlamanın telafisi güç zararlara yol açmaması gerektiğini, müvekkil şirketin 2000 yılında kanunlara uygun olarak kurulup ünvanını tescil ettirdiğini ve o tarihten bu yana markalarını kullanarak sektörde önemli bir konuma geldiğini, marka tescilinden yirmi yıl sonra markanın kullanımını kısıtlamaya çalışmanın dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını, basiretli tacir ilkesi gereği marka sahibinin markasını korumak için gerekli araştırmaları zamanında yapması gerekirken davacı tarafın uzun süre hiçbir çaba göstermediğini, müvekkilin dava konusu markayı tescilden önce de kullandığını ve tescilin varlığından haberdar olmadığını, tescili duyurmanın ve markayı korumanın marka sahibinin yükümlülüğünde olduğunu, firmaların faaliyet gösterdikleri sektörlerin aynı görünmesine rağmen ortak bir müşteri portföyünün bulunmadığını ve bu nedenle kötü niyetten bahsedilemeyeceğini, tüm bu hususlar ışığında müvekkilin marka kullanımının kazanılmış hak olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. II.DELİLLER TPMK'dan ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ... numaralı markaların, tescil belgelerinin, başvuru ve tescil tarihlerinin, ürün listelerinin, varsa yenileme tarihlerinin, devir ve lisans belgelerinin, renkli ise renkli suretleri celp edilmiştir. ... 2. Fshhm'nin ...D.İş sayılı dosyası uyap üzerinden celp edilmiştir. ... 2. Fshhm'nin ... D.İş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda sonuç kısmında;Somut olayda, inceleme yapılan işletmenin ... LTD. ŞTİ. unvanı ve “...” markası altında “hurda lastik ticareti” yapan bir işletme olduğu tespit edilmiştir. İşletmenin tabelasında, işletmeye ait “...” internet sitesinde ve “...” pazaryerinde faaliyet gösteren ve “...” URL hesabından erişim sağlanan sanal mağazada “...” ibaresinin markasal fonksiyon icra edecek şekilde kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu markasal kullanım örnekleri aşağıda tekrar paylaşılmaktadır.Bu açıklama ve tespitler çerçevesinde, “...” ibaresinin karşı tarafa ait işletmede, “www. ...” internet sitesinde ve “...” sanal pazaryerindeki kullanımlarının tespit isteyen adına ... sayılarla tescilli bulunan “...” markalarıyla benzer olup olmadığı ve markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunup bulunmadığı hususu incelenmiştir. Tespit isteyen adına tescilli bulunan markaların tamamında ... marka ve logosu baskın ve asli markasal unsur olarak yer almaktadır. Bu markalar, ... sınıfta yer alan “taşıtlar için iç ve dış lastikler” ve .... sınıfta yer alan “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için taşıtlar için iç ve dış lastiklerin bir araya getirilmesi hizmetlerini” de kapsayacak şekilde tescilli bulunmaktadır. İhtilaf konusu markalar benzerlik ve karıştırılma ihtimali yönünden incelendiğinde, tespit isteyen adına tescilli bulunan markaların asli unsurunu oluşturan “...” ibaresinin birebir aynısının, aleyhine tespit istenen karşı taraf işletmenin tabelalarında, alan adında, internet sitesinde ve sanal mağazasının bulunduğu “Sahinden.com” sanal pazaryerinde baskın markasal unsur olarak kullanıldığı görülmektedir. Ayrıca, karşı tarafa ait işletmede ve internet ortamında yürütülen “hurda lastik ticareti” faaliyetleri de tespit isteyen adına tescili bulunan “...” markalarının tescil kapsamında bulunan mal ve hizmetlerle aynı ya da ilişki kurulabilecek türde benzer faaliyetlerdendir. Bu durumda, aleyhine tespit istenen tarafa ait işletmede, “...” internet sitesinde ve “...” sanal pazaryerindeki “...” ibaresinin markasal nitelikte kullanımlarının tespit isteyen adına ...., ..., ..., ..., ... sayılarla tescilli bulunan “...” markalarıyla aynıya yakın düzeyde benzer olduğu, ayrıca aynı ve benzer hizmetler için marka olarak kullanıldığı dikkate alındığında, karşı tarafın bahse konu kullanımlarının tespit isteyen adına tescilli bulunan “...” markaları ile karıştırılmaya neden olacak nitelikte olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Diğer taraftan, aleyhine tespit istenen tarafın ... ŞTİ. ticaret unvanı altında 01.01.1996 tarihinden — beri — faaliyette bulunduğu, bu firma adına kayıtlı bulunan “...” alan adının ilk tahsis tarihinin 18 Nisan 2014 olduğu dosya kapsamında incelenen belgelerden anlaşılmaktadır. Ayrıca, işletme yetkilisinin beyanlarında “...” marka ve unvanının işletmeleri tarafından 25 yıldan beri kullanıldığı ve tüm resmi kurumlar nezdinde tescilli olduğu ifade edilmiştir. Yapılan bu inceleme ve tespitler çerçevesinde, aleyhine tespit istenen tarafın kullanımlarının tespit isteyen adına tescilli olan markadan doğan haklara tecavüz oluşturup oluşturmadığı ve haksız rekabet teşkil edip etmediği hususundaki nihai takdir Sayın Mahkemeye ait olmak üzere rapor sunulmuştur. III.DAVA VE UYUŞMAZLIK Dava; Fazlaya ilişkin tüm maddi ve manevi tazminat, itibar tazminatı, TTK ve SMK gereğince diğer tüm talep haklarımız saklı kalmak kaydıyla; marka hakkına ve ticaret unvanına dayalı olarak, müvekkile ait tescilli markaya yönelik tecavüz ve haksız fiilin tespiti, durdurulması, önlenmesi, sonuçlarının kaldırılması ve ticaret unvanın terkini ile her türlü kullanıma son verilmesi ve hükmün masrafları davalıya ait olmak üzere ilanı hakkında taleplerine yöneliktir. IV. GEREKÇE Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı” ilkesinin kısaca Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ...E., ...K. Ve 26/02/2020 tarihli kararı kapsamında açıklanmasında yarar bulunmaktadır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin temeli 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesine dayanmaktadır. Anılan madde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmünü haizdir. Buna göre, anılan madde ile hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki temel ilkeye yer verilmiş olup, öncelikle hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesi ticaret unvanları yönünden açılacak davalarda da söz konusudur. Gerçekten aynı veya benzer bir ticari ad ve işaretin başka bir kişi tarafından ticaret unvanında kullanılması hâlinde önceki hak sahibinin dava açarak bu unvanın terkinini veya değiştirilmesini talep etmesi mümkündür. Ancak bu hakkın kullanılması imkânının önceki hak sahibine sınırlandırılmaksızın tanınması bazı hâllerde haksız sonuçlar doğurabilmektedir. Zira iyi niyetli olarak ticaret unvanını tescil ettirmiş ve kullanmaya başlamış olan tacirin, para ve emek sarf ederek bu unvan altında yatırımlar yapması, ancak önceki hak sahibinin bu durumdan haberdar olmasına rağmen uzun süre sessiz kaldıktan sonra dava açması “dava hakkının kötüye kullanılması” olarak nitelendirilmelidir. Keza sonraki ticaret unvanının bilinmesi veya devam eden tecavüze karşı uzun süre sessiz kalındıktan sonra dava açılması, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilecektir. Ticari ad ve işaretin sahibi, haklı bir sebep olmaksızın hakkını uzun süre kullanmayarak bundan sonra da kullanmayacağı yönünde bir kanaat oluşturmuşsa artık bu hakkını kullanamaması gerekir. Bu nedenle önceki hak sahibinin, TMK’nin 2. maddesi gereğince belli bir davranışta bulunması gerekirken sessiz kalması sonucu, ticaret unvanını daha sonra iyi niyetli olarak tescil ettiren kişiye karşı dava açma hakkını veya devam eden eylemli kullanımını men etme hakkını kaybettiği kabul edilmelidir (Yasaman, Hamdi/ Yusufoğlu, Fülürya: Marka Hukuku, İstanbul, 2004, s. 856). Sessiz kalma yoluyla hak kaybında, hak genel olarak sona ermemekte, sadece bu haktan eylemine sessiz kalınan kişi ya da kişilerin yararlanmasına katlanılmaktadır. Zira tacirin, bir hakkını bilerek isteyerek belli bir süre kullanmaması sebebiyle ticaret unvanından doğan hakkı kaybolmamakta, sadece uzun süredir var olan kullanıma/tescile sessiz kalmış olması sebebiyle bu duruma zımnen icazet verildiği kabul edilmektedir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilebilmesi için, önceki hak sahibinin ticari ad ve işaretin aynısının veya benzerinin ticaret unvanı olarak tescil ettirildiğini veya başkaları tarafından kullanıldığını bilmesi ve buna rağmen sessiz kalmış olması gereklidir. Buna karşın ticaret unvanlarının ticaret siciline tescil edilmek zorunda olmaları ve tescilin olumlu etkisi nedeniyle tescil ve ilan edilmiş ticaret unvanının bilinmediği ileri sürülemeyecektir. Bununla birlikte önceki hak sahibinin uzun süre sessiz kalması mücbir sebep ya da objektif imkânsızlık gibi haklı bir nedene dayanıyorsa ve bunun ispatlanması hâlinde sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu olmayacaktır. Önceki hak sahibi, ticari ad ve işaretin bir başkası tarafından ticaret unvanı olarak tescil edilmesine veya kullanılmasına sessiz kalmayarak dava yoluna başvurursa artık sessiz kalma sebebiyle hak kaybı söz konusu olmamaktadır. Bununla birlikte önceki hak sahibi dava yoluna başvurmadan önce ihtarname göndermesi de sessiz kalmadığı anlamına gelmelidir. Ancak dikkat edilmesi gereken husus, uzun süre boyunca, belirli aralıklarla sadece ihtarname gönderen, fakat dava açmayan ve ihtarname dışında unvanın kullanılmaması için herhangi bir girişimde de bulunmayan önceki hak sahibinin sessiz kalmadığını ileri sürmesi, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. O hâlde kullanımın daha fazla devamını istemeyen önceki hak sahibi, bu arzusunu açıklayan bir ihtarname göndermiş ise de makul bir süre içinde bu iradesini dava yoluyla da göstermelidir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olabilmesi için, önceki hak sahibinin, ticaret unvanının aynısının veya benzerinin kullanılmasına belirli bir süre sessiz kalmış olması gereklidir. Ancak ticaret unvanı yönünden sessiz kalmanın ne kadar süre geçtikten sonra hak kaybına sebep olacağı TTK’de düzenlenmiş değildir. Bununla birlikte 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile ilk defa marka hukukunda hükümsüzlük davaları yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin bir düzenleme getirilmiştir. SMK’nin 26/6. maddesi; “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez” hükmünü haizdir. Buna göre marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerekmektedir. Ancak ticaret unvanı yönünden mevzuatta bir süre belirlemesi bulunmadığından TMK’nin 2. maddesi de gözetilmek suretiyle her somut olayın özellikleri dikkate alınarak sürenin belirlenmesi gerekmektedir. Hemen belirtilmelidir ki; sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def’i olmayıp itirazdır. Zira sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin dayanağı TMK’nın 2. maddesi olduğuna göre, dava açılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve bu durum dava dosyasından ortaya konulabiliyorsa, sessiz kalma yoluyla hak kaybı bir itiraz olarak kabul edilip hâkim tarafından resen dikkate alınmalıdır. Keza TMK’nin 2/2. maddesi gereğince bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Her ne kadar sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramaya ilişkin SMK kapsamında hükümsüzlük davalarına ilişkin normatif düzenleme bulunsa da; dava açma hakkının sessiz kalınarak kullanılmaması halinin tecavüz ve ticari ad ile unvan konulu uyuşmazlıklar için de geçerli olduğu Yüksek Derece Mahkeme Karaları ile kabul edilmiştir. İstanbul BAM 44. H.D.'nin ...E.,...K. Ve 13/11/2025 tarih "Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir. Esasen sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilk kez SMK 26/6 maddesinde hükümsüzlük davaları için düzenlenmişse de, temelini TMK 2. Maddeden alan bu itirazın, markaya tecavüzden kaynaklanan davalar ile ticaret unvanı ve alan adı terkini davalarında da uygulanacağı uygulamada mahkemelerce ve yargıtay içtihatları ile kabul edilmiştir.Hemen belirtilmelidir ki; sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def’i olmayıp itirazdır. Zira sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin dayanağı TMK’nın 2. maddesi olduğuna göre, dava açılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve bu durum dava dosyasından ortaya konulabiliyorsa, sessiz kalma yoluyla hak kaybı bir itiraz olarak kabul edilip hâkim tarafından resen dikkate alınmalıdır. Keza TMK’nin 2/2. maddesi gereğince bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz..." ve benzer minvalde Yüksek Derece Yargı Kararları mevcuttur. Sessiz kalma suretiyle hak kaybının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti, MK 2. Madde de düzenlenen hakkın kötüye kullanılmasının korumayacağı ilkesine dayandığından, somut olayın özellikleri ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir, bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; Somut olayda, davalı taraf ... ŞTİ. unvanı ve “...” markası altında “...” yapan bir işletme olduğu, işletmenin tabelasında, işletmeye ait “...” internet sitesinde ve “...” pazaryerinde faaliyet gösteren ve “...” URL hesabından erişim sağlanan sanal mağazada “...” ibaresinin markasal fonksiyon icra edecek şekilde kullanıldığı tespit edilmiştir. Davalı taraf nezdinde bir üst paragrafta yer verilen kullanımların, davacı tarafa ait; ...sayılarla tescilli bulunan “...” markalarıyla benzer olup olmadığı ve markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunup bulunmadığı hususu incelendiğinde; davacı adına tescilli bulunan markaların tamamında ... marka ve logosu baskın ve asli markasal unsur olarak yer aldığı, bu markaların; .... sınıfta yer alan “taşıtlar için iç ve dış lastikler” ve .... sınıfta yer alan “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için taşıtlar için iç ve dış lastiklerin bir araya getirilmesi hizmetlerini” de kapsayacak şekilde tescilli bulunduğu, ihtilaf konusu markaların benzerlik ve karıştırılma ihtimali yönünden incelenmesinde; davacı adına tescilli bulunan markaların asli unsurunu oluşturan “...” ibaresinin davalı taraf nezdinde birebir aynısının kullanıldığı, "..." ibaresinin davalı taraf işletmenin tabelalarında, alan adında, internet sitesinde ve sanal mağazasının bulunduğu “...” sanal pazaryerinde baskın markasal unsur olarak kullanıldığı, bununla birlikte davalı tarafa ait işletmede ve internet ortamında yürütülen “..” faaliyetleri de davacı taraf adına tescili bulunan “...” markalarının tescil kapsamında bulunan mal ve hizmetlerle aynı ya da ilişki kurulabilecek türde benzer faaliyetler olduğu, bu sebeple karıştırma ihtimali bulunduğu değerlendirilmekle birlikte; Davalı tarafın ... ŞTİ. ticaret unvanı altında 01.01.1996 tarihinden beri faaliyette bulunduğu, bu firma adına kayıtlı bulunan “...” alan adının ilk tahsis tarihinin 18 Nisan 2014 olduğu dosya kapsamında incelenen belgelerden anlaşıldığı, işletme yetkilisinin beyanlarında “...” marka ve unvanının işletmeleri tarafından 25 yıldan beri kullanıldığı ve tüm resmi kurumlar nezdinde tescilli olduğunun ifade edilmesi ve davalı tarafın kötü niyetli olduğuna dair herhangi bir sübut bulunmamasından cihetle dava tarihi 2025 itibariyle davacının sessiz kalma sebebiyle hak kaybına uğradığı tespit edilmiş ve davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tahsis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; DAVANIN REDDİNE, 1-492 Sayılı Harçlar Kanunu Gereğince alınması gereken 732,00.-TL harcın peşin alınan 615,40.-TL harçtan mahsubu ile bakiye kalan 116,60.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 2-Avukatlık Ücret Tarifesi Gereğince alınması gereken 55.000,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Karar kesinleştiğinde yatırılan ancak kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, Dair karar Davacı vekili ve Davalı vekili yüzüne karşı davalının yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İSTİNAF YASA YOLU AÇIK olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 06/07/2026 .
Katip ¸e-imzalıdır
Hakim ¸e-imzalıdır