Diğer ·
2023/1916 E. 2026/1049 K.
- Mahkeme
- Diğer
- Esas No
- 2023/1916
- Karar No
- 2026/1049
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1916 Esas
KARAR NO : 2026/1049 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI : 2020/685 Esas - 2022/1056 Karar
TARİHİ: 10/11/2022
DAVA: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 21/05/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'in %24 pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi, davalı ... A.Ş' nin dava dışı ...A.Ş.'nin % 74 ( Hakim ) hissedarı, davalı ...'ın, hakim hissedar davalı ...A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi ve ...A.Ş.'nin kayden yönetim kurulu üyesi ve başkanı, davalı...'nun hakim hissedar ... A.Ş ve ...A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi, davalı ...'ın hakim hissedar ... A.Ş' nin yönetim kurulu üyesi ve başkanı olduğunu, dava dışı ...A.Ş.'nin yönetimindeki suistimaller ve hakim hissedar yetkililerinin hakimiyeti TTK'nın 202 maddesi uyarınca hukuka aykırı olarak kötüye kullanmaları sonucunda ile müvekkilinin zarara uğradığını belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama sürecinde gerçek zarar miktarı belirlenmek üzere şimdilik 50.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı ... A.Ş'nin davacı tarafın paydaşı olduğu bağlı şirket olan ... A.Ş.' nin TTK'nın 195. maddesi uyarınca hakim şirketi konumunda olduğunu, davacının 23.11.2016 tarihine kadar dava dışı bağlı şirketin sınırsız müşterek imza yetkilisi olarak genel müdürlük ve yönetim kurulu başkanlığı görevini yürüttüğünü, ayrıca hakim hissedar ve yönetim kurulu aleyhine davacı tarafça açılmış derdest dava bulunduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 10/11/2022 tarih ve 2020/685 Esas - 2022/1056 Karar sayılı kararında;
"......Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, celp edilen bilgi ve belgeler, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına binaen; dava dışı ... A.Ş.’nin, %74’lük hissesinin davalı ... A.Ş.’ye ait olması sebebiyle, TTK md.195 vd hükümleri gereğince bir şirketler topluluğunun bulunduğu, dava dışı şirketin 2016 yılına ait olağan genel kurulunun 09.06.2017 tarihinde yapıldığı görülmüş olup, dava dışı şirketin sermayesinin 10.000.000,00 TL ve ortaklık yapısının dava dilekçesi Ekinde sunulan Hazirun listesindeki bilgiler ile örtüştüğü, dava dışı şirketin 09.06.2017 tarihli olağan genel kurula sunulan, 2016 yılı finansal tablolardaki ve faaliyet raporundaki bilgilerin, ticari defterlerdeki bilgiler ile aynı olduğu ve usulüne uygun tutulduğu, Öz Kaynaklar içinde Öz Sermayesini koruduğu ve borca batık durumda olmadığı, hakimiyetin kötüye kullanıldığı ve şirketin zarara uğratıldığı yönündeki iddialar bakımından konusunda uzman bilirkişi tarafından yapılan incelemelerde, şirketin zarara uğratıldığına ilişkin herhangi bir kayıt tespit edilmemiş olup davacı ...'in dava dışı şirketin, davalılar tarafından zarara uğratıldığını ispatlayamadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " gerekçesi ile,
''1-Davanın reddine, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın aynı mahkeme tarafından iki defa görüldüğünü, ilk yargılamada derdestlik dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verildiğini, ancak derdestliğe esas olduğu ifade edilen İstanbul 11.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2017/1004 E. sayılı dosyası üzerinde görülen davada, “şirketin davalıların kusuru nedeniyle uğradığı toplam zararı izalesi” talep edilirken, huzurdaki davada davalıların eylemleri nedeniyle zarar gören pay sahibi ...’in şahsi zararının giderilmesinin talep edildiğini, nitekim bu kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 23.12.2021 tarih ve 2019/1232 E. 2021/1671 K. sayılı kararı ile kaldırıldığını, ancak yerel mahkemenin üslubu bozmadan sonra da değişmediğini ve yine alelacele bir yargılama yapılarak (deliller toplanmadan, tanıklar dinlenmeden) davanın esastan reddine karar verildiğini, ancak bu kararın herşeyden önce BAM kararı hilafına olduğunu, hakkaniyete, hukuka ve adalet duygusuna aykırı bu kararın yeniden kaldırılması gerektiğini,
BAM kararı hilafına tanıklar dinlenmeden, deliller toplanmadan hüküm verildiğini, davalıların eylemlerine konu olan şirketin (... AŞ’nin) eski üst düzey çalışanları ... ve...’ın tanık olarak bildirildiğini, ancak yerel mahkeme, (hukuka ve dosya içeriğine uygun) herhangi bir gerekçe belirtmeksizin, BAM kararı hilafına tanık dinletme talebinin reddine karar vererek yargılamayı bitirdiğini, bu yaklaşımın dosyaya, hukuka, davanın mahiyetine ve BAM kararına aykırı olduğunu, bu yaklaşımla verilen kararın kaldırılması gerektiğini, yine BAM kararında tüm delillerin toplanması gerektiği ifade edilmesine rağmen, yerel mahkeme tarafından herhangi bir delil toplanmadan, sadece bilirkişi raporuna istinaden hüküm kurulduğunu, ancak hükme esas alınan bilirkişi raporunun da hukuka ve dosya içeriğine aykırı olduğunu, bu rapora istinaden hüküm verilmesinin mümkün olmadığını,
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; dava kapsamında dile getirdikleri usulsüzlük vakıalarından sadece birkaç tanesinin değerlendirildiğini ve bunlar hakkında bir görüş belirtildiğini, diğer vakıalara hakkında bir değerlendirme yapılmadığını, bahis dahi edilmediğini, bilirkişi raporunda müvekkilin yönetim kurulu toplantılarına katılmadığının ifade edildiğini, ancak bu değerlendirmenin hatalı olduğunu, zira müvekkilimin YK toplantılarına katılmadığından değil, katılamadığından bahsedilebileceğini, taraflar arasında imzalanan 30.12.2011 tarihli “hissedarlar sözleşmesi”ne göre, YK toplantılarının tüm YK üyelerinin katılımıyla yapılabileceğini, somut olayda ise 23.11.2016 tarihli toplantının müvekkilin katılamamasına rağmen yapıldığını ve bu toplantıda şirket yönetimini tamamen ele geçirmeye yönelik çok ağır kararlar alındığını, nitekim 23.11.2016 tarihli yönetim kurulu toplantısında (Müvekkil halen şirketin Yönetim Kurulu üyesi olduğu halde); ...’in YK başkanlığı ve şirket genel müdürlüğü görevlerine gerekçesiz bir şekilde son verildiğini, müvekkilin şirkete giriş çıkışını sağlayan kartlarının iadesine, mail hesabının kapatılmasına karar verildiğini, bu YK kararıyla şirket yönetimini tamamen ele geçirme, şirketi denetimsiz bırakma ve bu suretle istenildiği gibi hareket edebilmenin zemininin hazırlandığını, nitekim bu amaca ulaşıldığını, mezkur YK kararından sonra müvekkilin şirkete giremediğini, şirketin hiçbir faaliyetine iştirak edemediğini, hiçbir işlemi göremediğini, hiçbir gelişmeden haberdar edilmediğini, kendisine hiçbir bilgi veya belge verilmediğini, bu yöndeki taleplerin cevapsız bırakıldığını, müvekkilin şirketten izole edildikten, şirketle olan bağı koparıldıktan ve eskiden gelen birçok personel tasfiye edildikten sonra da; şirketin kontrol edilemez ve denetlenemez bir şirket konumuna düşürüldüğünü, neticede de şirketin içini boşaltmaya, hisse değerlerini düşürmeye ve hakim hissedar durumunun suiistimaline yönelik girişimlere başlandığını,
Müvekkillerin 23.11.2016 tarihinden bugüne kadar temas edebildiği tek belgenin 09.05.2017 tarihli genel kuruldan çok kısa bir süre önce verilen “Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu” ve “mali tablolar” olduğu iddia edilen belgeler olduğunu, bu belgelerin dava dosyasına sunulduğunu, esasen bu belgeler zamanında hazırlanmadığı gibi, gerek hazırlanış usulü gerekse içeriği itibariyle usul ve yasaya aykırı olduğunu, zira bu tabloların açık, net, dürüst resim ilkelerine uygun olmadığını,
-Bağlı şirketlerden ... şirketi lehine “...” adıyla 402.512 Euro eksi bakiye görünmektedir. Ayrıca ... bünyesinde bulunan şirketlerde yer alan, '...'; ...'un çoğunluğuna doğrudan ve dolaylı sahip bulunduğunu,
-Hakim ortak ... AŞ, dava konusu ... ... A.Ş’ye 1.400.640,00-TL. tutarında hizmet satmış gözükmektedir. Söz konusu tutarın nedeni belli değildir. Bu şekilde de, şirket kaynaklarının hakim hissedara aktarıldığı
-Çin’de kurulu bulunan '..., isimli şirket ve Hongkong’da kurulan ... Ltd bu şirketin sahibi olup, ... ve ...'dan alınan hizmetlerin önemli bir kısmı gerçek değildir. Söz konusu tutarlar, bir mal ve / veya hizmet alımı amaçlı değil, hakim ihissedara kaynak aktarımı amacıyla gerçekleştirildiği, Hollanda ile 3.987.548.73 Euro ve Çin ile 2.797.205,86 Amerikan Doları tutarında ticari ilişki gözükmekte olduğu hususlarının mezkur belgelerden tespit edildiğini,
09.05.2017 tarihli genel kuruldan önce hazırlanan “Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu” ve “mali tablolar” olduğu iddia edilen belgelerde yer alan bir hususun ticari defterlerde yer almaması bu tabloların veya defterlerin usulüne uygun tutulmadığını, hatta bu belgelerde tahrifat yapıldığını ortaya koymakta olduğunu, şu durumda bilirkişi raporunun aksine, ya ticari defterlerin ya da bilançoların, mizanların, tabloların nizami olduğunu ileri sürmenin mümkün olmayacağını, ancak hangisi tercih edilirse edilsin, her iki ihtimalde de şirket yönetiminde suiistimaller olduğu, buna mukabil aksi yöndeki bilirkişi raporunun yerine olmadığının açık olduğunu, huzurdaki davada dile getirilen vakaların tamamının 09.05.2017 tarihli genel kuruldan önce verilen “Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu” ve “mali tablolar” olduğu iddia edilen belgelerden tespit edildiğini, nitekim bu belgeler incelendiğinde;
Devreden KDV'nin sadece 75.162,38.-TL. olarak kalmış göründüğünü, mevcut KDV tutarlarının tahsil edilip edilmediği ve tahsil edilmiş ise akıbetlerinin ne olduğu veya hangi işlemler sebebiyle KDV alacağının bu miktara inmiş olduğunun anlaşılamadığını, bu hususa bilirkişi raporunda değinildiğini, ancak bahsi geçen sorulara cevap verilmediğini,
Bağlı ortaklıklardaki alacak miktarında daha önceki limitlerin üzerinde fahiş artış bulunmakta olduğunu, özel maliyetlerde fahiş artış gerçekleştiğini, bağlı ortaklıklar / iştiraklerde olan alacak için faiz / finansman gideri tahakkuk ettirilip ettirilmediğinin belli olmadığını, bu hususa bilirkişi raporunda değinildiğini, nitekim yıllara göre rakamlardaki artışların ortaya konulduğunu, ancak bu durum ileri sürülen vakayı teyit etmesine rağmen neticede bir değerlendirme yapılmadığını,
Personelden olan alacaklarda fahiş artış mevcut olduğunu, bu durumun suni olarak oluşturulan kayıtlara dayanmakta olduğunu ve gerçek olmadığını, bilirkişi raporunda bu hususla ilgili olarak “artış olmadığı” şekilde değerlendirme yapıldığını,
Şirketin iş hacminde, cirosunda ve karında ciddi bir artış olmamasına karşın, finansal kaynaklardan sağlanan kredilerin %100 nispetinde artış gösterdiğini, bu durumun şirkete önemli ölçüde finans yükü getirerek, şirket karşılığını olumsuz yönde etkilediğini, bu hususla ilgili olarak bilirkişi raporunda bir değerlendirme yapılmadığını, alıcılar ve satıcılar hesaplarındaki tutarların şirketin geçmiş yıllar ortalamalarına göre fevkalade yükseldiğini, bu hususa bilirkişi raporunda değinildiğini, nitekim yıllara göre rakamlardaki fahiş artışlar ortaya konulduğunu, bu kapsamda 3 katına yaklaşan artışların rakamsal olarak ifade edildiğini, ancak bu durum, ileri sürülen vakayı teyit etmesine rağmen neticede bir değerlendirme yapılmadığını, mali tablolarda 23.11.2016 tarihine kadar şirket YK başkanı olan ...’le 356.037,34 TL ticari alacak görünmekte olduğunu, bilirkişi raporunda bu hususa değinildiğini ve ticari defterlerde böyle bir kayıt olmadığının ifade edildiğini, genel yönetim giderlerinin ciroya oranla fahiş miktarda artış gösterdiğini, hakim hissedarın sahibi olduğu diğer şirketlere ait taşınma giderlerinin de dava konusu şirkete ödetildiğini, şirket merkezinin taşınması ile ilgili yapılan harcama tutarının tamamının şirkete yansıtıldığını, ancak şirket merkezinin bulunduğu yerin şirketin hakim hissedarı ... A.Ş.’nin ve / veya paydaşlarının ortağı olduğu başkaca üç şirketle birlikte paylaşılmakta olduğunu, harcamaların orantılı olarak bu şirketlere de paylaştırılması ve taşınma giderlerinin mali yükünün tümü ile şirkete yüklenmemesi gerekirken, tüm maliyetin şirket hesaplarına yansıtıldığını, bu hususun bilirkişi raporunda değerlendirildiğini, nitekim arzedilen rakamların raporda da dile getirildiğini, ancak bu durum ileri sürülen vakayı teyit etmesine rağmen neticede bir değerlendirme yapılmadığını, ortaklar cari hesabında 434.038,48.-TL iş avansı kaydı bulunduğunu, bu kaydın, şirketin Yönetim Kurulu üyesi ve eski Genel müdürü ...’e Genel Müdürlük sıfatıyla ödenmekte olan ücretin maaş ve ücret hesabında gösterilmeyerek, ortaklar cari hesabına aktarıldığı ve böylece kayıtların açık, net ve dürüst resim ilkelerine uygun olarak tutulmadığının anlaşıldığını, bu hususa bilirkişi raporunda değinildiğini ve bu rakamların 195 iş avansları bölümünde yer aldığının dile getirildiğini, bu durumun şirket muhasebe kayıtlarında tahrifat yapıldığını ortaya koymakta olduğunu, davalı hakim ortak ... AŞ tarafından dava konusu şirkete 1.400.640,00 TL tutarında hizmet satmış gibi işlem yapıldığını, bu hususa bilirkişi raporunda değinilmediğini, işbu tespitlerin tamamının 09/05/2017 tarihli genel kuruldan önce hazırlanan yönetim kurulu faaliyet raporu ve mali tablolar olduğu iddia edilen belgelerden tespit edildiğini, zira davalıların elinden sadır olan tablo ve belgelerde yer alan bir hususun ticari defterlerde yer almamasının, bu tabloların veya defterlerin usulüne uygun tutulmadığını, hatta huzurdaki davadan sonra bu belgelerde tahrifat yapıldığını ortaya koymakta olduğunu, şu durumda bilirkişi raporunun aksine ya ticari defterlerin ya da bilançoların, mizanların, tabloların nizami olduğunu ileri sürmenin mümkün olmayacağını, ancak hangisi tercih edilirse edilsin, her iki ihtimalde de şirket yönetiminde suiistimaller olduğu, buna mukabil aksi yöndeki bilirkişi raporunun yerine olmadığı sonucuna varılacağını,
Hissedarlar sözleşmesinde yapılması gereken işlemlerin hakim hissedarların belirlediği yönetim kurulu tarafından yapılmamış olduğunu, yönetimde ciddi boşluk ve zafiyet bulunduğunu, ayrıca bu işlemlerin YK üyesi olan müvekkil davet edilmeden toplanan yönetim kurulunun aldığı kararlarla yapıldığını, her iki ihtimalin de hukuka aykırı olduğunu ve şirket yönetimindeki hukuka / sözleşmeye aykırılığı ortaya koymakta olduğunu, ancak hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu hususlarla ilgili olarak sadece, “heyetimizde yer alan muhasip üye tarafından yapılan incelemelerde, şirketin zarara uğratıldığına ilişkin bir kayda rastlanmamıştır” şekilde ibarelere yer verildiğini, bu değerlendirme ve sonucun yerinde olmadığını, gerek bu hususlar, gerekse mahkemece re’sen yapılacak değerlendirmeler neticesinde yeni bir bilirkişi heyeti oluşturulması ve yeni bir rapor alınması gerektiğini, keza bu husus taraflarınca da dile getirilmesine rağmen ilk derece mahkemesi tarafından bu taleplerinin reddedildiğini, neticede ise mezkur rapora istinaden hüküm kurulduğunu ve davanın reddine karar verildiğini, BAM kararı hilafına, deliller toplanmadan, tanıklar dinlenmeden davanın esası hakkında alelacele bir karar verilmesinin hakkaniyete, dosya içeriğine, hukuka ve adalet duygusuna aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, TTK 202. maddesi uyarınca hakim hissedarın hakimiyet hakkını hukuka aykırı olarak kullandığı iddiası ile açılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Dava dışı ...A.Ş.'de davacı ...'in % 24 pay sahibi, davalı ... A.Ş' nine % 74 pay sahibi, ... %1 pay sahibi, ...'ın %0,5 pay sahibi, ...'ın ise %0,5 pay sahibi olduğu anlaşılmıştır.
Davacı ...'in dava dışı ...A.Ş.'nin 23.11.2016 tarihine kadar, Yönetim Kurulu başkanı olduğu, davalı ... A.Ş'nin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı/yetkilisi davalı ...olduğu ve davalı...'nun ise Yönetim Kurulu üyesi olarak toplantılara katıldığı görülmektedir. Yönetim Kurulu Karar defterinin 23.11.2016 tarihli 8 nolu yönetim kurulu toplantısına davacı ...'in katılmadığı, aylık finansal verilerin değerlendirilmesi, yeni yönetim kurulu başkanı seçilmesi ve genel müdür atanması konularının görüşüldüğü ve Yönetim Kurulu başkanlığına davalı ... A.Ş'nin temsilcisi davalı ...'ın, yönetim kurulu üyeliklerine davacı ... ve davalı...'nun - seçilmiştir. Yine aynı kararla, Genel Müdür yardımcısı görevini yürüten ...'ın Genel müdür atanmasına, Yönetim Kurulu başkanlığı ve Genel müdür görevini devir eden ...'in makama tahsis edilmiş olan şirkete ait mail adresinin, corbus numarasının iptaline, binek aracının iadesine ve şirket operasyonlarında kendisine ihtiyaç duyulması halinde dışarıdan destek vermesi hususlarına karar verildiği anlaşılmıştır.
17.11.2017 tarihli 07 nolu yönetim kurulu kararı ile davacı ...'in istifa ettiği, davacı ... tarafından şirket merkezine Beyoğlu 17 Noterliğinden gönderilen 08.11.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamedeki talebi üzerine, ...'ın yönetim kurulu üyeliğine seçilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı vekili uyap sisteminden 19/04/2019 tarihinde gönderdiği dilekçe ile; Davanın, davalıların eylemleri nedeniyle zarar gören pay sahibi ...’in şahsi zararının giderilmesi talebiyle TTK m.202 düzenlemesi gereğince hakim durumun kötüye kullanılması nedenine dayalı hakim ortağa karşı açılan maddi ve manevi tazminat davası olduğu belirtilmiştir.
Davacının talebini dayandırdığı TTK'nun 202/1-a maddesinde; Hâkim şirketin, hâkimiyetini kural olarak bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanamayacağı düzenlenmiş ve bu nitelikte sayılabilecek iş ve işlemler örnekseme yoluyla sayılmıştır. Bu iş ve işlemlerin yapılabilmesinin istinasının ise, bağlı şirketin uğradığı kaybın o faaliyet yılı içinde fiilen denkleştirimesi veya kaybın nasıl ve ne zaman denkleştirileceği belirtilmek suretiyle en geç o faaliyet yılı sonuna kadar, bağlı şirkete denk değerde bir istem hakkı tanınması olduğu belirtilmiştir. Aynı maddenin b bendinde, denkleştirilmesinin gerçekleştirilmemesi veya bağlı şirkete buna denk bir istem hakkı tanınmaması halinde, bağlı şirket pay sahibinin, hakim şirketten bağlı şirket zararının tazminini isteyebileceği, hakkaniyet gerektiriyorsa mahkemenin pay sahibinin paylarının hakim şirket tarafından satın alınmasına yahut makul başka bir çözüme hükmedebileceği düzenlenmiştir. TTK'nun 195/5 fıkrası uyarınca, şirketler topluluğunun hakiminin teşebbüs olması halinde, yukarıda anılan düzenleme hakim teşebbüs hakkında da uygulanabilecektir. Mahkemece, şirket ticari defter ve kayıtları inceletilmek suretiyle mali müşavir ve hukukçu bilirkişilerden oluşan heyetten rapor alınmış, bilirkişi raporundaki tespitler doğrultusunda istinafa konu karar verilmiştir. HMK'nın 146.maddesine göre hakim delillerden davanın yeterince aydınlandığı kanaatine varırsa tahkikatı bitirebilir. Bu hükümle birlikte ilk derece mahkemesince sunulan deliller, bilirkişi heyet raporundaki tesbitler gözetildiğinde, davacı vekilinin eksik inceleme ve yetirsiz bilirkişi raporuna göre istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. HMK 282 maddesindeki "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir," yasal düzenlemesi gözetildiğinde; davacı vekili tarafından ileri sürülen diğer istinaf sebepleri yargılama aşamasında verdiği beyan dilekçeleri ile de ileri sürüldüğü, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi heyet raporunda ve mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu iddiaların tartışılıp değerlendirildiği anlaşılmıştır.
Davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü yönetim kurulu başkanlığına son verilen yönetim kurulu kararlarının batıl olduğu hususu ile ilgili olarak ileri sürülen iddialar ayrı bir davanın konusu olduğu ve davacı ... tarafından ...A.Ş.'ye yönelik İstanbul 14 ATM. Nin 2017/102 Esas sayılı dosyası ile; yönetim kurulu başkanlığına son verilen 23/11/2016 tarihli yönetim kurulu kararının TTK'nın 391. maddesi uyarınca batıl olduğunun tespiti istemi ile dava açıldığı, UYAP ortamından yapılan sorgulamada bu mahkemece yapılan yargılama sonucunda 07/06/2018 tarih ve 017/102 Esas - 2018/705 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş ve kararın davacı vekili tarafından istinaf edildiği, İstanbul BAM 14 HD. 'nin 11/02/2021 tarih ve 2019/232 Esas - 2021/166 Karar sayılı kararı ile; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine temyiz yasa yolu açık olmak üzere karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11 HD. Nin 22/11/2022 tarih ve 2021/3185 Esas -2022/8205 Karar sayılı kararı ile kararın onandığı anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava dilekçesinde ileri sürülen iddialarla ilgili İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1004 Esas sayılı dosyası ile yöneticinin sorumluluğuna dayalı maddi tazminat davası açıldığı, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1004 Esas - 2019/91 Karar sayılı 07.02.2019 tarihli kararı incelendiğinde; davacının ..., davalıların... ve ... A.Ş. olduğu, davacı vekilinin dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı ...A.Ş.'nin kurucusu olduğunu, % 74 pay oranı ile hakim hissedar davalı şirket ile yapılan sözleşmeler uyarınca yapılan hisse devirleri sonrasında dava dışı şirkette % 24 oranında paya sahip hissedarı olduğunu, dava dışı şirketin kontrol edilemez ve denetlenemez konuma geldiğini, yönetim kurulu üyeleri olan davalıların dava dışı şirkette çoğunluktan kaynaklanan tüm haklarını kötüye kullanması neticesinde dava dışı şirketin ve dolayısıyla azlık pay sahiplerinin zarara uğradığını, davalıların dava dışı şirketin mal varlığını ve karlılığını azaltacak eylemlerde bulunduğunu, kar payı dağıtımı teklifinin genel kurula sunulmadığını, bilançonun onaylanması amacı ile yapılmış bir yönetim kurulu toplantısı veya kararı olmadığını, finansal tabloların açık, net, dürüst, resmi ilkelere uygun bulunmadığını, davalı yönetim kurulu üyelerinin şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı verdikleri zararlardan TTK 553/1 maddesi uyarınca sorumlu olduklarını belirterek, şimdilik 50.000,00 TL'nin davalılardan müteselsilen alınarak dava dışı şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verildiği, verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edildiği, UYAP ortamından yapılan sorgulamada İstanbul BAM 14 HD. 'nin 31.03.2022 tarih ve 2019/1920 Esas - 2022/384 Karar sayılı kararı ile; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine temyiz yasa yolu açık olmak üzere karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11 HD. Nin 24.01.2024 tarih ve 2022/3969 Esas - 2024/588 Karar sayılı kararı ile onandığı anlaşılmıştır.
Davacının 23.11.2016 tarihine kadar dava dışı şirketin yönetim kurulu başkanı ve genel müdürü olarak görev yaptığı, bu tarihten sonra da17.11.2017 tarihine kadar dava dışı şirketin yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı sabittir. Somut davanın da 24/11/2017 tarihinde açıldığı, dolayısıyla davaya konu dönem itibariyle davacının yönetim kurulu üyesi olduğu ve davalılar ile birlikte yönetimden sorumlu olacağı açıktır.
Dava dışı bağlı şirket ...A.Ş.'nin 09.06.2017 tarihli olağan genel kuruluna sunulan, 2016 yılı finansal tablolardaki ve faaliyet raporundaki bilgilerin, ticari defterlerdeki bilgiler ile aynı olduğu ve usulüne uygun tutulduğu, öz kaynaklar içinde öz sermayesini koruduğu ve borca batık durumda olmadığı, dava dışı ...A.Ş.'nin 2015, 2016 ve 2017 yılı ticari defterleri, mali tablo üzerinde yapılan incelemelerde, hakimiyetin kötüye kullanıldığı, dava dışı bağlı şirket ile davacı ...'in, davalılar tarafından zarara uğratıldığına dair kayıt ve belge tespit edilmediği, diğer yandan davacı tarafça ileri sürülen eylemlerin hangi tarihleri kapsadığı somut olarak belirtilmediği gibi somut delillerle ispatlanamamıştır.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince ispat yükü doğru olarak tespit edilip gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu da gözetildiğinde; mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davacı vekilinin mahkemenin kabulüne yönelik tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Sonuç itibariyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 21/05/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.