Danıştay · 13. Daire
Danıştay 13. Daire 2024/3563 E. 2025/1570 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 13. Daire
- Esas No
- 2024/3563
- Karar No
- 2025/1570
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2024/3563 Karar No:2025/1570
TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVALI) ... Fonu VEKİLİ : Av. ...
2- (DAVACI) ... Bankası A.Ş. VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 23/01/2013 tarihinde ihtirazi kayıtla davalı idareye ödenen 6.939.046,52-TL tasarruf mevduatı sigorta prim farkına ilişkin ödemeye çağrı mektubunun iptali yönünde tesis edilen Mahkeme kararı uyarınca davalıya ödenmek zorunda kalınan 6.939.046,52-TL'nin faizi birlikte iadesine ilişkin başvurunun faiz talebi yönünden zımnen reddine ilişkin olarak tesis edilen idari işlemin iptali ile zarara karşılık gelen faiz tutarının ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; davacı tarafından, 23/01/2013 tarihinde ihtirazı kayıtla davalı idareye ödenmek zorunda kalınan “tasarruf mevduatı sigorta prim farkları, gecikme cezası ve faizlerinden” oluşan ödemenin dayanağı olan ... tarih ve ... sayılı “Sigorta Prim Farkları” konulu ödemeye çağrı mektubu ile tesis edilen idari işlemin iptali yönünde tesis edilen Mahkeme kararı uyarınca davalıya ödenmek zorunda kalınan 6.939.046,52-TL'nin faizi birlikte iadesine ilişkin talebin faiz talebi yönünden zımnen reddine ilişkin olarak tesis edilen idari işlemin iptali ile zarara karşılık gelen faiz tutarının ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı; uyuşmazlıkta, dava konusu faiz isteminin dayanağı olan, davacı tarafından davalı idareye yapılmış olan ödemeye ilişkin ödemeye çağrı mektubunun iptali talebi ile açılan davada, .... İdare Mahkemesinin ... tarih, E:..., K:... sayılı kararı ile davacı Banka tarafından ihtirazi kayıtla yapılan ödemenin hukuki dayanağı olan ... tarih ve ... sayılı ödemeye çağrı mektubu iptal edilerek, dava konusu işlemin hukuka aykırılığı tespit edilmek suretiyle ödenmiş olan tutarın da davacı Bankaya iadesi gerektiğine karar verildiği, anılan iptal kararı üzerine, davalı idarece davacıya Mahkeme kararı ile iptaline hükmedilen ödemeye çağrı mektubuna konu 6.939.046,52-TL'nin ödendiği, ancak söz konusu ödemeye ilişkin herhangi bir faiz işletilmeksizin ödeme yapıldığı, davacı tarafından, hukuka aykırı işlem nedeniyle davalı idareye ödenmek zorunda kalınan tutarın, Mahkeme kararı sonrasında davalı idare tarafından ödenerek bu yönden mağduriyeti giderilmiş ise de, davacının yapılan ödeme nedeniyle alacağına geç kavuştuğu dikkate alındığında, alacağın enflasyon karşısında makul olmayacak bir oranda değer kaybına uğratılması nedeniyle şahsi olarak külfetle karşılaşan davacıya, hak kaybının giderilmesini teminen faiz ödenmesi gerektiği açık olduğundan, aksi kabulden hareketle tesis edilen dava konusu işlemde bu kısım yönünden hukuka uygunluk bulunmadığı, davacıya ödenen 6.939.046,52-TL tutara, davacının ödeme yaptığı tarihten davalı idarece söz konusu tutarın iade edildiği tarihe kadar işletilecek yasal faiz tutarının hesaplanarak davacıya ödenmesi gerektiği; öte yandan, davacı tarafından her ne kadar söz konusu talep edilen faizin, avans faizi üzerinden hesaplanarak ödenmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un “Temerrüt faizi” başlıklı 2. maddesinin “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. ...” hükmünü içerdiği, Kanun hükmünden anlaşılacağı üzere yalnızca ticari işler bakımından ilgili koşullar oluştuğunda avans faizi talep edilebileceği, kredi kuruluşlarının yasa gereği ödemiş oldukları sigorta primlerinin amme alacağı niteliğinde olduğu anlaşıldığından ve davalı idare tarafından yasa gereği tesis edilen işlemlerin ticari iş olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığından, davacı tarafından bu hususta ileri sürülen iddialar yerinde görülmeyerek, ilgili tutara (6.939.046,52-TL'ye) yasal faiz işletilmek suretiyle davalı idarece, davacıya ödeme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline, davacının faiz isteminin kabulü ile, 6.939.046,52-TL'ye davacının ödeme yaptığı tarihten davacıya davalı idarece ödeme yapıldığı tarihe kadar geçen süreye ilişkin olarak işletilecek yasal faiz tutarının hesaplanarak davalı idare tarafından davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; I- İdare Mahkemesi kararının, "dava konusu işlemin iptaline, davacının, Mahkeme Kararı uyarınca davalı idarece davacıya geri ödenen tutara faiz işletilerek hesaplanacak tutarın ödenmesi isteminin kabulü ile 6.939.046,52-TL'ye davacının ödeme yaptığı tarihten davalı idarece söz konusu tutarın iade edildiği tarihe kadar geçen süreye ilişkin olarak işletilecek yasal faiz tutarının hesaplanarak davalı idare tarafından davacıya ödenmesine" ilişkin kısmına davacı ve davalı idare tarafından yapılan istinaf başvuruları yönünden; dayandığı gerekçeler karşısında, istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının bu kısmının hukuka ve usule uygun olduğu anlaşıldığından ve dilekçelerde ileri sürülen iddialar söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediğinden, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca bu kısım yönünden davacı ve davalı idarenin istinaf başvurularının reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. II- İstinafa konu İdare Mahkemesince, dava konusu işlemin iptaline, ödenen miktarın yasal faizinin davacıya iadesine karar verildiği, ancak davacı ve davalı idarenin davanın esasını etkileyecek nitelikteki bazı iddialarının kararda tartışılmadığı anlaşıldığından, davanın esasına etkili olabilecek bu iddiaların ayrıca karşılanması (değerlendirilmesi) gerektiği, Davacının iddialarının değerlendirilmesi: Davacı tarafından, bankalarının halka açık özel bir banka olduğu, kamu kurumu niteliğinde olmadığı, yürüttüğü iş ve işlemlerin ticari iş olduğu, faizin, yasal faiz oranı yerine avans faiz oranı üzerinden verilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de; faizin en genel anlamıyla konusu bir miktar paranın ödenmesinden ibaret olan borçlarda alacaklının zamanında ödenmeyen bu paradan yoksun kalması nedeniyle uğradığı zarara karşılık, parasından yoksun kaldığı zaman için ödenmesi gereken ve asıl alacağa bağlı fer'i bir hakkı ifade ettiği, bu çerçevede yerleşik idari yargı içtihatlarıyla idarenin tazmin borcu bağlamında faizin, kişilerin idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkum edilmesi sonucunda tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuna göre hesaplanacak tutar olarak kabul edildiği, Nitekim 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 2. maddesinde de "Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1. maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur." denildiğinden ilgili kanunda faiz oranına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığı takdirde yargı kararıyla hükmedilecek faiz oranının sözü edilen Kanun'da gösterilen yasal faiz kadar olacağı, bankacılık mevzuatından kaynaklı olarak TMSF'ye ödenen sigorta priminin iadesine ilişkin ilgili kanunda faiz türüne ve oranına ilişkin olarak özel bir düzenleme olmaması halinde, yasal faiz oranı üzerinden faize hükmedilmesi gerektiği, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda TMSF'ye ödenen sigorta priminin iadesinde uygulanacak yasal faiz türü ve oranına ilişkin özel bir düzenleme yer almadığından, yargı kararıyla hükmedilecek faiz oranının sözü edilen 3095 sayılı Kanun'da gösterilen yasal faiz kadar olacağından, avans faiz yerine yasal faiz üzerinden faizin iadesine ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukuka aykırılık bulunmadığı, her ne kadar 3095 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ikinci fıkrasında, ticari işlerde avans faiz oranı üzerinden hesaplama yapılacağı belirtilmiş ise de, paranın kullanılmamasından kaynaklı olarak oluşan zararın tazminine yönelik açılan işbu tam yargı davasında, taraflar arasındaki ilişkinin ticari olup olmamasının önem arz etmediği, dolayısıyla davacının, iş ve işlemlerin ticari iş olduğu, faizin yasal faiz oranı yerine avans faiz oranı üzerinden verilmesi gerektiği iddiasının bu yönüyle de yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Davalı idarenin iddialarının değerlendirilmesi: 1- Belirsiz tam yargı davası olarak bu davanın açılamayacağı iddiası yönünden; davacının talep ettiği faizin daha önce ödediği paranın istirdatına (iadesine) ilişkin olduğu, yasal faizin 3095 sayılı Kanun'a göre hesaplandığı, ödeme tarihi olan 23/01/2013 tarihinden ana paranın iade edildiği 29/07/2022 tarihine kadar işletilecek yasal faiz miktarının belirlenebilir ve hesaplanabilir olduğu, dolayısıyla faiz miktarının dava dilekçesinde belirtilmemesinde 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi kapsamında usul yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 2- ... İdare Mahkemesi nezdinde açılan davada faiz talebinin bulunmadığı, ... İdare Mahkemesince parasal hakların yasal faiziyle birlikte ödenmesi yönünde bir hüküm tesis edilmediği iddiası yönünden; ilgililerin iptal davası ile birlikte, uğradıklarını öne sürdükleri bir kısım zararın tazmini istemiyle dava açıp, bu dava karara bağlandıktan sonra, karşılanmadığını öne sürdükleri zararların tazmini istemiyle süresi içinde dava açmalarına engel bulunmadığı, yargılama usulü kuralında yer alan "iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine" tam yargı davası açılabileceği ibaresinin, sadece iptal davası açılıp, herhangi bir tazminat isteminde bulunulması şartını da kapsayacak biçimde yorumlanmasının sorumluluk hukuku ilkelerine aykırı düştüğü gibi, yargılama usulü kuralının lafzına da uygun olmadığı, zira 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesinde, iptal davası ile birlikte, bir kısım zararın tazminine yönelik tam yargı davası açılması halinde, bu dava sonuçlandıktan sonra tam yargı davası açılamayacağı şeklinde açık bir sınırlandırma getirilmediği, "iptal davası açarak" ifadesine yer verilmekle birlikte, münhasıran iptal davası açılması şeklinde bir sınırlandırma yapılmadığı, buna göre davacının açmış olduğu ilk dava sonucunda; tesis edilen işlemin iptaline ve ödediği miktarın iadesine (faizle ilgili bir hüküm kurulmaksızın) karar verilmesi üzerine davacının paranın geç ödenmesi nedeniyle uğradığı zararı "faiz" cinsinden tanımlamak suretiyle tam yargı davası açtığı, iptal ve iade kararı üzerine 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesinde öngörülen sürede açılan davanın esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. 3- Faize faiz işletilemeyeceği iddiası yönünden; bileşik (mürekkep) faizin, faize faiz yürütülmesi olduğu, bileşik faizin borçlunun önceden öngöremeyeceği bir meblağ ile karşı karşıya gelmesinin önüne geçmek, ekonomik yıkımlara neden olan bir sonucun doğmasını engellemek amacıyla yasaklanmış ya da sınırlandırılmış olduğu, hukuk sistemimizde, bileşik faiz yasağının ana kural olduğu, bileşik faizin ancak kanunların izin verdiği hallerde söz konusu olabileceği, uyuşmazlıkta, davacının zararının, davalı idareye ödemiş olduğu tutarın ödeme tarihi ile iade tarihi arasındaki dönemde kullanılamamasından kaynaklandığı, hesaplanacak zarar miktarının, davacı açısından idarenin hukuka aykırı işlemi nedeniyle paranın kullanılamamasından kaynaklanan bir zarar niteliğinde olduğu, zararın hesaplanması bakımından yasal faiz oranının ölçüt alınmasının da yasa gereği olduğu, bir başka ifadeyle davacı tarafından idareye faiziyle ödenen miktarın davacı açısından artık bir maddi zarar miktarı olup, ödediği miktarın içerisinde faiz miktarının da olmasının önem arz etmediği, ödediği miktarın kullanılmamasından kaynaklı zararın davacı açısından oluşan bir zarar olduğu, faiz uygulanan aynı dönem içerisinde tekrar faiz uygulanması halinde faize faiz işletilmesinden bahsedilebileceği, dolayısıyla yargı kararıyla iptal edilen işlem nedeniyle ödenen paranın iade edildiği tarihe kadarki süreç içerisinde paranın kullanılmamasından kaynaklanan zarara ilişkin olarak, bu dönem içerisinde hesaplanan zarar miktarının yasal faiz oranı ölçüt alınarak hesaplanmasında, "faize faiz yürütülemeyeceği" ilkesine aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca davacı ve davalı idarenin istinaf başvurularının yukarıda belirtilen açıklamayla reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, huzurdaki davanın belirsiz tam yargı davası olarak açılamayacağı, davacının sigorta prim farkına karşı açtığı davada faiz talebinin bulunmadığı, Mahkeme tarafından davacının parasal haklarının faiziyle birlikte ödenmesi yönünde bir hüküm tesis edilmediği, faize faiz işletilemeyeceği ileri sürülmektedir. Davacı tarafından, avans faizi taleplerinin reddinin hukuka aykırı olduğu, halka açık bir anonim şirket ve özel bir banka olup kamu kurumu niteliğinde bulunmadıkları, tacirin ticari işletmesiyle ilgili olmasa dahi bütün borçlarının ticari nitelikte olduğu, 3095 sayılı Kanun'da ticari işlerde avans faiz oranı üzerinden hesaplama yapılacağının belirtildiği, dava konusu olan ve iadesine karar verilen paradan mahrum kalınmasaydı bu tutar üzerinden avans faizi elde edilecek olduğu, bu nedenle bu süreye ilişkin olarak avans faizine hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından, davacının avans faizi talebinin hukuka aykırı olduğu, sigorta primlerinin amme alacağı niteliğinde bulunduğu ve ticari iş olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, davacının sigorta prim farkına karşı açtığı davada faiz talebinin bulunmadığı, Mahkeme tarafından da bu yönde bir hüküm tesis edilmediği belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. Davacı tarafından, ödeme tarihi ile iade tarihi belli olduğundan faiz miktarının hesaplanabilir olduğu, dava dilekçesinde avans faizi istenmiş ise de Mahkemenin hangi faiz oranını belirleyeceği bilinmediğinden miktar belirtilmediği, huzurdaki davada mürekkep faiz talebinde bulunulmadığı, iptal kararlarının davaya konu idari işlemi tesis edildiği andan itibaren etkili olacak şekilde yürürlükten kaldırılması sonucunu doğurduğu, faiz gelirinden yoksun bırakılmasının mülkiyet hakkının ihlali niteliğinde olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin reddine, 2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline, davacının faiz isteminin kabulü ile, ...-TL'ye davacının ödeme yaptığı tarihten davacıya davalı idarece ödeme yapıldığı tarihe kadar geçen süreye ilişkin olarak işletilecek yasal faiz tutarının hesaplanarak davalı idare tarafından davacıya ödenmesine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurularının açıklamalı olarak reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan kararın ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın taraflara iadesine, 5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 15/04/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.