Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/668 E. 2026/975 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/668
- Karar No
- 2026/975
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2026/668
KARAR NO: 2026/975
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/635
KARAR NO: 2026/23
DAVA TARİHİ : 16/09/2025
KARAR TARİHİ: 14/01/2026
KARAR TARİHİ: 01/07/2026
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasında akdedilen 09.06.2021 ve 20.09.2024 tarihli kurumsal üyelik sözleşmesi’ne dayalı olarak müvekkiline ait ürün satışlarının davalıya ait www...com.tr websitesindeki müvekkilin “...” ve “... ...” üyelik hesapları ile yıllardır sürmekte iken, müvekkile tedarik sağlayan bir firmanın müvekkile bir kısım sınai haklara tecavüz mahiyetinde olduğu ileri sürülen ürün temin ettiğinden ve taraflarınca bunların satışının yapıldığından bahisle müvekkili hesaplarının davalı tarafından 14.06.2025 ve 30.06.2025 tarihlerinde kapatıldığını, söz konusu ürünlerin herhangi bir tartışmaya ve hukuki ihtilafa yol açmamak adına taraflarınca alıcılardan iade alınarak tedarikçi firmaya iadesi yapıldığını, müvekkili hakkında fikri ve sınai haklara aykırı, haksız iltibas mahiyetindeki herhangi bir ürünün satışına yapıldığına dair halihazırda bir tespit, şikayet, cezai ve hukuki işlem mevcut olmadığını, davalı ile akdedilen sözleşmesinin 5.maddesinde geçici ve kalıcı askıya alma ve tek taraflı fesih halleri düzenlenmiş olup, ortada müvekkilinin ve/veya davalının cezai ve hukuki sorumluluğuna işaret eden somut bir tespit, şikayet, davanın söz konusu olmadığını, bu bakımdan, müvekkilin haksız yere hesaplarının kapatılması nedeniyle satış yapamadığı için büyük zarara uğradığını, davalının haklı ve geçerli bir neden olmaksızın müvekkilinin üyelik hesaplarını kapatması ve müvekkilin hakettiği satış bedelini uhdesinde tutmasının sözleşmeye, ahde vefaya, ticari dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu, davalı şirketin cevabi ihtarnamesine göre, davalı şirketin müvekkilinin alacağını 324.729,93 TL olarak kabul etmekle birlikte, ceza tazminatı alacağı olduğundan bahisle bu alacağı kendi alacağından mahsup ettiğini beyan ettiğini belirterek 324.729,93 TL'nin hakkın doğum tarihinden itibaren işlemiş ticari avans faizi ile birlikte davalı tarafça müvekkil davacıya ödenmesini, akdin ifası ile davalıya ait "www...com.tr" websitesindeki davacının sanal mağaza üyeliğinin yeniden açılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının ... portalında sahte ürün sattığı hususu somut delilleri ile sabit olduğunu, davacı tarafından satışa sunulan “...” isimli ürüne ilişkin olarak bu ürünü davacıdan temin eden bir ... üyesinin ürünlerin orijinal olmadığı yönünde müvekkili şirkete şikâyette bulunduğunu, gönderilen numune inceleme yapmasını talep ettiklerini, ... markasının tüm ithalat, satış ve pazarlamasını devralan ... Anonim Şirketi saha satış ekibi aracılığıyla davacıdan temin ettiği ürünlerin sahte olduğunun tespit edildiğini, davacı ile yapılan yazışmalar kapsamında sahte ürün sattığı hususunu bizzat kendisinin ikrar ettiğini, müvekkili tarafından uygulanan kısıtlama ile cezai şartın hukuka ve sözleşmeye uygun olduğunu, üyelik sözleşmesi hükümleri ile de sabit olduğu üzere müvekkil şirketin ... platformu üzerinden üyenin orijinal olmayan, sahte ürün sattığını tespit etmesi ve/veya bu yönde üyelerden şikâyet gelmiş olması halinde üyenin satış ilanlarını yayından kaldırma, süreli/süresiz olarak satış kısıtlaması/yasağı getirme ve sözleşmede belirtilen 1.000.000 TL tutarında cezai şartı uygulama hakkı bulunduğunu, sözleşmenin 12. maddesi uyarınca platform üzerinden yaptığı satışlar sebebiyle hak kazanmış olduğu bedel ile cezai şart alacaklarından mahsup veya takas etme yetkisine sahip olduğundan davacının ... nezdindeki hak edişlerinden cezai şart tutarının mahsup edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
KARŞI DAVA
Karşı davacı vekili karşı dava dilekçesinde; müvekkili şirketin sözleşmesel cezai şart alacağına hak kazandığını, sözleşmenin 4.41 numaralı maddesi uyarınca 1.000.000 TL tutarındaki cezai şartı talep etme hakkının doğduğunu, davacı/karşı davalının ... portalı üzerindeki satış faaliyetleri neticesinde doğan ve henüz ödenmemiş olan 324.729,93 TL tutarındaki hak ediş alacaklarından takas yoluyla tahsil edilmiş olup takas işlemi sonrasında davacı/karşı davalının müvekkil şirkete 675.270,07 TL tutarında borcu kaldığını belirterek karşı davanın kabulü ile müvekkil şirketin davacı/karşı davalıdan tahsil edemediği bakiye cezai şart alacağına tekabül eden 675.270,07 TL’nin muacceliyet tarihi olan 16.06.2025’den itibaren işleyecek değişen oranlarda işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davacı/karşı davalıdan tahsili ile müvekkil şirkete ödenmesini talep etmiştir.
KARŞI DAVA CEVAP
Karşı davalı vekili cevap dilekçesinde; karşı taraf, karşı davası öncesinde zorunlu arabuluculuk başvurusunda bulunmamış olup, sırf bu sebeple davasının usulden reddini talep ettiklerini, karşı tarafın dilekçesi ekindeki sözleşmenin usulüne uygun taraflarca kabul edilip, imzalanıp, yürürlüğe girmiş bir sözleşme olmadığını, müvekkili şirket yetkilisinin onay ve rızası ile yürürlüğe girdiğine dair imza ya da bir kayıt bulunmadığını, karşı tarafın sanal ortamda sözde onaya sunduğu bir sözleşme ile doğru bir bilgilendirme yapmaksızın cezai şart hükümlerini tek taraflı olarak 1.000.000,00 TL'ye çıkartmak suretiyle haksız kazanç elde etmeye çalıştığını, ürünün sahte olduğuna dair hukuken geçerli bir tespit bulunmadığını, müvekkilinin sattığı ve iade aldığı ürünün sahte olduğuna dair somut ve inandırıcı hiçbir delil sunulmadığını, karşı davanın kötüniyetli açıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, asıl dava, internet satış platformu üyelik sözleşmesinin devamı, sistem kullanımının açılması ve cari hesap alacağının tahsili istemine, karşı davanın ise akde aykırılığa dayalı cezai şart tahsili istemine ilişkin olduğu, davacı/karşı davalı tarafından davalıya ait olan ... portalında satışa sunulan “...” isimli ürünün orijinal olmadığı, sahte olduğundan bahisle davacı satıcının üyelik kullanım sisteminin kapatıldığı ve akde aykırılık sebebiyle cezai şart istemi ile karşı davanın açıldığı, asıl dosya davacısı tarafından ise sistem kullanımının kapatılmasının gerekçesi doğru ve yerinde olmadığından bahisle sistemin açılması ve cari hesap alacağının tahsili istemi ile asıl dava açıldığı, bu hali ile, uyuşmazlığın esasının çözümünde marka hakkına dayalı olarak davaya konu “...” isimli ürünün orijinal olmadığının tespitinin gerektiği, söz konusu ürün bir medikal krem markası tescilli olduğundan 6769 sayılı Kanun'un 156. maddesi uyarınca davanın ihtisas mahkemesi olan İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği gerekçesiyle Mahkememizin görevsizliği nedeniyle HMK'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca görev dava şartı yokluğundan ASIL VE KARŞI DAVANIN USULDEN REDDİNE karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı/karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkilinin davasının özü cari hesap alacağına dayalı alacak davası olduğunu, alacağın davalının sahte olduğunu ileri sürdüğü "..." markalı ürünlerin satışı ile ilgili olmadığını, müvekkilinim portalın açılması talebinin ise karşı tarafın taraflar arasındaki akdi ilişkiye aykırı davranarak tek taraflı olarak portalı kapatmasına ilişkin olduğunu, dolayısıyla, müvekkilinin asıl davanın açıldığı tarih itibarıyla talepleri cari hesap alacağına ve akde aykırılığa ilişkin olup, karşı tarafın olası savunma ve karşı davasını bilebilecek durumda olmadığını, marka hakkına tecavüz etmediğinin tespitine dair bir tespit talebinin de bulunmadığını, karşı tarafın dayandığı fikri ve sınai hakkın sahibi de olmadığını, asıl dava yönünden görev nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden red kararı tamamen usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, asıl dava yönünden kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı/karşı davacı vekili istinaf dilekçesinde; asıl davada davacı/karşı davalının üyelik sözleşmesi uyarınca hak ettiği cari hesap alacağının tahsili taleplerini, karşı dava ise akde aykırılık sebebiyle uygulanan cezai şartın tahsiline ilişkin taleplerini içerdiğini, dolayısıyla hem asıl dava hem de karşı dava özünde bir ticari sözleşme uyuşmazlığı niteliği taşımakta olup her iki talebin de hukuki dayanağı taraflar arasındaki üyelik sözleşmesi olduğunu, bu bağlamda, söz konusu sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların çözümünde görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, 5846 Sayılı FSEK veya 556 Sayılı Kanun kapsamında marka tecavüzü veya marka ihlali niteliğinde herhangi bir talepte bulunmadığını, tarafların hiçbiri davaya konu ürünler bakımından 5846 sayılı FSEK anlamında eser sahibi sıfatını haiz olmadığını, ürünlerin sahte olup olmadığı hususunun mahkemece atanacak bilirkişi marifetiyle kolaylıkla tespit edilebilecek teknik bir mesele olduğunu belirterek, asıl ve karşı dava yönünden kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
Asıl dava, hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan alacak ve muarazanın giderilmesi, karşı dava ise, hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart istemine ilişkindir.
20.09.2024 tarihli Kurumsal Üyelik Sözleşmesi'nin Madde 2 Sözleşmenin Konusu başlıklı maddesi:"İşbu Sözleşme'nin konusu, Satıcı'nın, Ürünler'e ilişkin bütün hukuki/cezai sorumluluğun kendisine ait olması şartıyla, Ürünler'i Satış Sayfası üzerinde satışa sunmasının sağlanması ve bu konuda Taraflar'ın karşılıklı hak ve yükümlülüklerinin düzenlenmesidir." şeklindedir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4/1.maddesinde; "Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; a) Bu Kanunda, b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır.
Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır." hükmüne yer verilmiş ve TTK'nın 5/1. maddesinde ticari davalara bakmakla görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu belirtilmiştir.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalar olup TTK'nın 4/1.maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır.
Nispi ticari davalar ise her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir.
5846 sayılı FSEK'nın 1. ve 1/A. maddelerinde amaç ve kapsamı düzenlenmiş olup, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahiplerinin ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını belirlemek, korumak, bu ürünlerden yararlanma şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı yararlanma halinde yaptırımları tespit etmektir. Aynı kanunun 76. maddesi “bu kanunda düzenlenen hususlardan kaynaklanan davalarda, ihtisas mahkemeleri görevlidir.” şeklindedir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı ile davalı arasında akdedilen internet ortamında ürün satışına yönelik üyelik hizmetine ilişkin sözleşme nedeniyle asıl davada alacak ve üyeliği açılması ile karşı dava da ise cezai şartın talep edildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, taraflar arasındaki ihtilaf, hizmet alım sözleşmesi nedeniyle genel hükümlerden kaynaklandığı, internet satış platformundaki davacının sattığı ürünlerin sahteliğinin taraflar arasındaki fikri mülkiyet hakkının bizatihi sözleşme konusu olmaması nedeniyle 5846 sayılı FSEK kapsamına göre belirlenmiş haklara ilişkin bir dava olmadığı, ayrıca dava 556 sayılı Markanın Korunması Hakkındaki kanun hükmünde kararname ile korunan fikri mülkiyet hakkına dayalı olarakda açılmadığı anlaşılmakla, uyuşmazlığın nisbi ticari dava olması nedeniyle Asliye Ticaret Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerektiğinden İlk Derece Mahkemesi tarafından asıl ve karşı dava yönünden görevsizlik kararı verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Açıklanan sebeplerle; mahkemenin görevli olmasına rağmen görevsizlik kararı vermiş olması nedeniyle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının asıl ve karşı dava yönünden ayrı ayrı kabulü ile 6100 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (3) numaralı alt bendi uyarınca kararın kaldırılmasına ve dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Davacı vekili ve davalı/karşı davacı vekilinin istinaf başvurularının asıl ve karşı dava yönünden AYRI AYRI KABULÜ ile İstanbul ... Asliye Ticaret Mahkemenin 2025/.... E. 2026/... K. sayılı .../01/2026 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1.a.3 bendi uyarınca KALDIRILMASINA,
2-Dairemizin kararı doğrultusunda işlem yapılması için dosyanın mahkemesine İADESİNE,
3-Taraflarca ayrı ayrı yatırılan istinaf başvurma harçlarının ayrı ayrı Hazine'ye gelir kaydına, taraflarca ayrı ayrı yatırılan istinaf karar harçlarının ilk derece mahkemesince taraflara ayrı ayrı iadesine,
4-Tarafların yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 01/07/2026