Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/583 E. 2026/971 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/583
- Karar No
- 2026/971
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/583
KARAR NO: 2026/971
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 24/11/2025
NUMARASI: 2025/478 Esas 2025/780 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Rücuen Tazminat)
KARAR TARİHİ: 01/07/2026
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; ...A.Ş. tarafından düzenlenen ve 22.01.2021 - 22.01.2022 vadeli Kapsamlı İşyeri Yangın Poliçesi kapsamında sigortalı olan .... Şti.’ne ait iş yerinde, 12.11.2021 tarihinde dahili su kaynaklı bir hasar meydana geldiğini, yapılan ekspertiz çalışmaları neticesinde, binaya temiz su sağlayan ve ... kurumuna ait olduğu belirlenen ana su borusundaki arıza nedeniyle, iş yerinin -1 ve -2. bodrum katlarında bulunan emtia, dekorasyon ve demirbaş unsurlarının hasara uğradığı tespit edildiğini, ...A.Ş., poliçe teminatı kapsamında toplam 68.453,02 TL tazminatı sigortalısına ödemiş olup, zarar ...'nin altyapı hizmetlerindeki kusurdan kaynaklandığından ...A.Ş., Türk Borçlar Kanunu’nun 1472. maddesi uyarınca halefiyet hükümleri çerçevesinde ...’ye rücu hakkına istinaden ödenen bedelin davalı ... rücuen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; Öncelikle hak kaybı olmaması açısından davacının taleplerine karşı zamanaşımı ve hak düşürücü süre bakımından itiraz ettiklerini, işbu davada adli yargı/idari yargı yolu uyuşmazlığı söz konusu olduğunu, olayın meydana geliş şekliyle ilgili davacı taraf anlatımı dikkate alındığında, olay hizmet kusuruna dayalı olup, davanın tam yargı davası olarak idari yargıda açılması gerektiğini, arızanın davacının sigortalısına ait ve abonenin sorumluluğunda kalan kısımda gerçekleştiğinden ...’nin sorumluluğundan bahsedilemeyeceğini, arızanın bina/ mülk sahiplerinin kendi sorumluluk alanındaki boru arızasından meydana geldiğini, bahsi geçen mevzuat hükümlerine göre işbu arıza bina/mülk sahiplerince giderilmesi gerektiğini, ayrıca müvekkili idarenin bina içi dahili su arızalarından kaynaklı zarardan herhangi bir sorumluluğu da bulunmadığını, bina dışından ve bina içinden çekilen temiz su ve dahili tesisatan meydana gelen arızalardan kaynaklanan zararlardan bina malikleri sorumlu olduğunu, bu itibarla gereken önlemi almayan sigortalının hasar iddiası kabul edilemeyeceğini, dolayısıyla sigortacı şirketin istemi de hukuka aykırı olduğunu, ayrıca davacı şirketin sigortalısının yapı ruhsatı ve iskanı olup olmadığı, yapının imar mevzuatına aykırı olup olmadığı, işyeri çalışma ruhsatını almaksızın faaliyette bulunup bulunmadığı konularının tespiti bu açıdan da önem arz ettiğini, dolayısıyla, bina maliklerince binanın dışardan sızarak gelebilecek suyun bina içine sızmasını önleyecek pompaj ve yalıtım/izolasyon tedbirleri alınmış olsaydı, su basma hadisesi gerçekleşmeyeceğini, davacıya ait binanın durumunun zararın meydana gelmesine etkisinin ve bu bağlamda binada bodrum temel duvarında suların sızmasını önleyici betonarme perde olup olmadığının, her hangi bir su baskınında tahliye yapılabilmesi için sistem kurulup kurulmadığının, taban kotu ile su isale hattı kotunun ayrıca binanın tüm bağlantılarının ... deşarj yönetmeliğine uygun olup olmadığı hususlarının yapılacak keşifle tespit edilmesi gerektiğini, savunarak davanın usulden ve esastan tümüyle reddine, yargılama giderleri ile ücret-i vekaletin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ; "Somut olaya uygulanması gereken zamanaşımı süresi TTK'nın 1420.maddesi ve TBK'nın 73.maddesi uyarınca 2 yıldır. Zira davacı, dava dışı sigortalısına ödediği bedelden zarara sebebiyet verdiği iddiası ile davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelik eldeki davayı açmış ve alacak ödeme yaptığı anda muaccel hale gelmiştir. Davacı tarafından hasar dosyasında yaptırılan ekspertiz incelemesinde 12/11/2021 tarihli raporda davalıdan rücu imkanının olduğunun öğrenildiği, sigortalısına 22/03/2022 tarihinde tarihinde ödeme yapılarak davalıdan rücuen tahsil istemiyle iki yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 29/05/2025 tarihinde zorunlu arabuluculuk başvurusunda bulunulduğu ve eldeki davanın 27/06/2025 tarihinde açıldığı tespit edildiği" gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili yasal süresinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Zamanaşımı sürelerine yönelik değerlendirmeler hatalı olup davaya konu talepler hiçbir şekilde zamanaşımına uğramadığını, zamanaşımını kesen ve durduran icra takip ve arabuluculuk işlemleri değerlendirmeye alınmadığını, ...tarafından ödeme 22.03.2022 tarihinde gerçekleştirildiğini, zamanaşımını kesen son icra takip işlemi ise 29.05.2023 tarihli olduğunu, zamanaşımının kesilmesi, borçlunun veya alacaklının veya hakimin belli fiillerinin sonucu olarak, işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması olup .u minvalde başlatılan icra takibi ile birlikte zamanaşımı süresi kesilmiştir. Kesilme ile birlikte 29.05.2023 tarihinden 2 yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlayacağını, 29.05.2025 tarihinde Arabuluculuk başvurusu yapılmış ve zamanaşımı durduğunu, 27.06.2025 tarihinde ise arabuluculuk son oturumu gerçekleştirildiğini, bu nedenle davanın süresinde açıldığını ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;
Dava, sigortacının dava dışı sigortalısına aralarındaki sigorta poliçesine dayanarak ödediği hasar bedelinin 6102 sayılı TTK'nın 1472.maddesi uyarınca sorumlu davalıdan rücuen tahsili istemine ilişkindir.
Davacı sigorta şirketi tarafından, dava dışı sigortalı ...... şirketine ait işyeri için 22/01/2021-2022 tarihlerinde geçerli olmak üzere " Kapsamlı İşyeri Paket Sigorta Poliçesi" düzenlenmiş olup poliçede, dahili su hasarı ek teminatlar ile teminat altına alındığı, dava konusu hasarın 12/11/2021 tarihinde poliçe dönemi içinde meydana geldiği ve davacı sigorta şirketi tarafından sigortalısına 22/03/2022 tarihinde toplam 68.453,02 TL hasar ödemesi yapıldığı anlaşılmıştır.
Dava, rücu talebine dayanmakta olup, rücu ve halefiyet Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 22/03/1944 tarih E. 37, K. 9, R.G. 03/07/1944 sayılı kararında "Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava olmayıp; aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası içinde söz konusudur." şeklinde vurgulanmaktadır.
6102 sayılı TTK'nun "Halefiyet" başlığı altındaki 1472.maddesinde ise "Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder." hükmüne yer verilmiştir. Davacı sigorta şirketinin sigortalısı hangi görevli ve yetkili mahkemede dava açabilecek ise, sigorta şirketinin de halefiyet gereğince, aynen sigortalı gibi o mahkemede dava açabileceği yukarıda yer verilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararı ve TTK'nın 1472.maddesi gereği olup gerek ...'nin gerekse dava dışı sigortalının tacir olması karşısında işbu uyuşmazlık yönünden asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu, sigorta poliçesi ve ödeme belgesi dikkate alındığında davacının aktif husumetinin bulunduğu tespit edilmiştir.
6098 sayılı TBK'nın 72. maddesinde; "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.",
TBK'nın 73. maddesinde ise; "Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar." hükümlerine yer verilmiştir.
Öte yandan Türk Borçlar Kanunun 154.maddesinde zamanaşımını kesen durumlar açıklanmıştır. Hükme göre, borçlunun borcunu ikrar etmesi, faiz ödemesi, kısmi ifada bulunması, rehin vermesi veya kefil göstermesi, alacaklının dava veya defi yoluyla hakeme veya mahkemeye başvurması, icra takibinde bulunması ve iflas masasına başvurması hallerinde zamanaşımı kesilir. Zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir süre başlar (TBK m.156/1).
Somut olayda; dava konusu olay 12/11/2021 tarihinde gerçekleştiği, davacı tarafından hasar dosyasında yaptırılan ekspertiz incelemesinde 12/11/2021 tarihli raporda davalıdan rücu imkanının bulunduğu öğrenildiği, davacı sigorta şirketince 22/03/2022 tarihinde sigortalısına ödeme yapıldığı, davalıdan rücuen tahsil istemiyle iki yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 29/05/2025 tarihinde zorunlu arabuluculuk başvurusunda bulunulduğu ve eldeki davanın iki yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra 27/06/2025 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. Davalı vekili her ne kadar zamanaşımını kesen sebeplerin uygulanmadığını ileri sürmüş ise de davalıya yöneltilmiş başlatılan bir icra takibine ilişkin dosyaya sunulmuş bilgi ve belge bulunmadığından bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.
Açıklanan gerekçelerle; incelenen mahkeme kararının istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı yapılan inceleme itibariyle usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin i
stinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b.1 gereğince esastan reddine dair karar verilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye gelir kaydına, yatırılan 732,00 TL harcın mahsubuna yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.01/07/2026