Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/500 E. 2026/530 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/500
- Karar No
- 2026/530
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/500 KARAR NO : 2026/530
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/1043 KARAR NO : 2026/80 DAVA TARİHİ : 31/10/2025 KARAR TARİHİ : 04/02/2026 DAVA : İtirazın İptali ( Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 16.04.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ : 16.04.2026
İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04.02.2026 tarih ve 2025/1043 Esas, 2026/80 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı arasında ticari ilişki bulunduğunu, taraflar arasında depo binası yapım projesi'ne ilişkin anahtar teslim ilişkisi olduğunu, müvekkilinin müteahhit sıfatıyla davalı tarafsa işveren sıfatıyla anlaştıklarını, ilişki sebebiyle müvekkili üzerine düşen edimlerini yerine getirmesine karşılık davalı taraf taahhüt ettiği edimi süresinde yerine getirmediğini, davaya konu icra takibinin temelini taraflar arasındaki 07.07.2025 tarihli "vsn2025000000004" fatura no'lu hakediş oluşturduğunu, faturada da görüleceği üzere 7.745.168,95 TL tutar alacaklarının son ödeme tarihi 12.08.2025 olarak belirlendiğini, taraflar son ödeme tarihi olan 12.08.2025 tarihinde mutabık kaldıklarını, "29.04.2025 hakediş gönderim tarihi + 15 gün hakediş kontrol süreci+ 90 gün sipariş formuna göre ödeme vadesi 12.08.2025 olarak belirlenmiştir." şeklinde açık ve net olarak ödeme tarihinin 12.08.2025 olduğunun belirlendiğini, faturanın temel fatura olduğunu, taraflar arasında akdedilen depo binası yapım projesi sözleşmesine binaen müvekkilinin davalı şirketten hakediş miktarı üzerinden fatura düzenlendiğini, her iki tarafın da muhasebe kayıtlarında açıkça görüleceği üzere kayıtlara geçtiğini, davalının faturaya yasal süresi içerinde hatta davaya konu icra takibine kadar geçen sürede hiç bir itirazı olmadığını, tarafların faturayı kabul ettiğini, faturayı alan kişinin ticari defter tutmakla yükümlü tacir olması halinde bu kişinin faturayı ticari defterine işlemiş olmasının faturada belirtilen hizmeti aldığına ilişkin karine oluşturduğunu, faturaların karşı tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olması halinde TTK m.21/2 de belirtili açık kanun hükmü gereği faturayı ikrar etmiş sayılacağını, müvekkili ile davalı arasında süregelen ticari ilişki olduğunu, birbirleri ile arasında bir çok hakediş çıktığını, davalı tarafça müvekkilinin alacağı defaten geciktirildiğini, İstanbul 11. icra müdürlüğü 2025/27456 esas sayılı, istanbul 36. icra müdürlüğü 2025/27679 esas sayılı, istanbul 3. icra müdürlüğü 2025/22570 esas sayılı dosyalar nezdinde benzer konuda ihtilaf bulunduğunu, davalının süreci uzatma gayesiyle sürekli olarak müvekkiline olan borcunu geciktirdiğini ve müvekkilini icra takibi yoluyla alacağını tahsil etme zaruretinde bırakmakta akabinde alacağını ödediğini, davalının hukuku arkadan dolanma saiki ile süreci uzatarak borcunu geç ödemeyi alışkanlık haline getirdiğini, davalıya ödeme için hak ediş gönderim tarihinden sonra 15 gün kontrol süreci ile kontrol süreci akabinde 90 gün ödeme vadesi verildiğini, müvekkili tarafından hem kanuni sürelere hem de taraflar arasında akdedilen sözleşme maddelerine uygun olarak ödeme vadesi belirlenmiş olmasına karşın karşı taraf işbu sürelere riayet etmediğini, akdedilen 24.01.2025 tarihli ... ... depo-2 binası yapım projesi sözleşmesi'nin 'sözleşme bedeli' başlıklı 3.2 maddesi 2. bendinde "iş bedelinin kalanı işverenin onayını müteakip 90 gün içerisinde işveren tarafından müteahhitte ödenecektir." hükmü gereği taraflar kendi arasında da kontrol süreci akabinde 90 günlük ödeme vade süresi hususunda anlaştıklarını, müvekkilince ilgili hakediş raporunun hazırlandığını, onaya sunulduğunu, akabinde 90 günlük sürenin beklendiğini ve sonrasında hak ettiği alacağına kavuşmak için icra yoluna başvurduğunu, açıkladığı sebeplerle; davanın kabulü ile, davalının izmir 6. icra dairesi 2025/6938 esas sayılı dosyasındaki itirazın 1.535.397,90 tl (fazlaya ilişkin hak ve alacaklarımız saklı kalmak kaydıyla asıl alacak takipten sonra tahsil edildiğinden ferilere yönelik şimdilik) iptali ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren işletilecek ticari avans faizi ile birlikte takibin devamını, asıl alacagin %20'sinden aşağı olmamak üzere davalı aleyhine icra inkar tazmınatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davacı arasında ticari ilişkinin bir getirisi olarak "depo binası yapım projesi" kapsamında sözleşmesel bir ilişki kurulduğunu, gerçekleştirilecek ödemelerin ise sözleşmede açıkça kararlaştırıldığı üzere vade günü üzerinden ilerlediğini, sözleşmenin, "sözleşme bedeli" başlıklı 3.2 kısmında "iş'in bedelinin kalan %80'i, hakedişleri dair faturaların düzenlenmesinin akabinde, müteahhit tarafından faturanın işverene tebliğini ve işveren tarafından onaylanmasını müteakip 90 gün içerisinde işveren tarafından müteahhitin hesabına ödeneceği" hususu açık ve net bir biçimde yer aldığını, buna göre sözleşme koşulları gereğince ödeme için 90 günlük vade bulunmakta ve olağan prosedür uyarınca bu vadenin başlangıcı faturanın düzenlendiği tarihinden itibaren baz alındığını, taraflarca belirlenen vade henüz dolmadan başka bir ifadeyle alacak muaccel hale gelmeden bu bedeli talep ettiğini, davacının son ödeme tarihinin 12.08.2025 olduğunu ancak fatura konusunun zamanında ödenmediğini iddia ettiğini, icra takibine konu edilen faturanın 07.07.2025 tarihli olmakla taraflar arasında belirlenen 90 günlük vade uyarınca fatura için son ödeme tarihi 07.10.2025 olduğunu, vade süresi dolduktan sonra ortada muaccel bir alacağın varlığından söz etmek mümkün olmasına karşın davacının henüz vadesi gelmeyen bir alacak için icra takibi başlattığını, sözleşme hükümlerine aykırı bir tutum teşkil edildiğini, borcun henüz vadesinin dolmamış olması nedeniyle söz konusu ödeme emrine itiraz edildiğini ve takibin durduğunu, 07.07.2025 tarihli takibe konu fatura düzenlenerek ödeme vadesinin bu tarihten itibaren başlatıldığını, alacağın ise ancak 90 günlük vadenin sonunda muaccel hale geldiğini, söz konusu faturanın vadesinden önce İzmir 6.icra müdürlüğü'nün 2025/6938 e. sayılı takibine konu edildiğini, davanın esasını takip tarihi itibarıyla muaccel olmayan bir alacağa yönelik başlatılan icra takibi oluşturduğundan söz konusu itirazın iptali davasının reddinin gerektiğini, davacı alacaklının vadesinden önce icra takibi yaptığını, vade farkı, faiz ve takibin ferilerini talep ettiğini, müvekkilinin vadesi gelmeyen faturanın işleme konulması nedeniyle itirazda bulunduğunu, müvekkilinin 06.10.2025 tarihinde davacı tarafça icra takibine konu edilen "7.745,168.95 TL" bedeli vadesi içinde ödemiş bulunduğunu, sözleşmede yer alan düzenlemelere uygun bir biçimde söz konusu tutarın ödendiğini ve borcun ortadan kalktığını, takibe konu fatura bedelinin ödendiğinden esasen ortada uyuşmazlık konusu bir alacak da bulunmadığın,ı müvekkilinin usul ve yasaya uygun bir biçimde bu bedeli ödediğinden davacı tarafından ileri sürülen taleplerin hukuki dayanağı olmadığını, açıkladığı sebeplerle; davanın esastan reddini, icra inkar tazminatı talebinin reddini, takibinde haksız olan davacı hakkında takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 04.02.2026 tarih ve 2025/1043 Esas, 2026/80 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...İİK'nun 50. Maddesi delaletiyle HMK'nun 17. Maddesi uyarınca sözleşmedeki yetki şartı nedeniyle İzmir İcra Dairelerinin yetkisiz olduğu, İstanbul Anadolu İcra Dairesinin yetkili olduğu anlaşılmakla yetkili icra dairesinde yapılmış geçerli bir takip bulunmadığından davanın dava şartı yokluğu nedeniyle HMK nun 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca usulden reddine'' dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ. Davacı vekili tarafından verilen 13.02.2026 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; -İkrar anlamına gelmemekle beraber, yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalının, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkemenin yetkili hale geleceğini, huzurdaki davada davalı tarafın, dava dilekçesinde ve dilekçeler teatisi aşamasında hiç bir yetki itirazında bulunmadığını, o halde dilekçelerinde belirttikleri tüm açık kanun hükümleri değerlendirildiğinde mahkemece kendiliğinden yetkisizlik kararı verilemeyeceğini, haliyle yerel mahkemenin yetkisizlik kararının hatalı olup bozulmaya muhtaç olduğunu, -Dosya nezdinde dava açılmadan önce arabuluculuk süreci işlediğini, davalı tarafın arabulucuk sürecinde hiç bir yetki itirazının olmadığını, dava şartı arabuluculuk kapsamında başvurulacak yetkili arabuluculuk bürosunun 6325 s.Hukuk Uyuşmazliklarinda Arabuluculuk Kanunu md. 18A/f.4 ve 18A/f.8. madde bendine değinildiğini, görüleceği üzere; kanuni düzenlemenin, yetkili arabuluculuk bürosunun tespiti bakımından yetki kurallarına atıf yapıldığını ve uyuşmazlık halinde başvurulacak yetkili mahkemenin nerede ise yetkili arabuluculuk bürosunun da o yerde bulunan arabuluculuk bürosu olduğunun belirtildiğini, yine aynı kanun devam madde bendinde karşı tarafın yetkiye ilişkin itirazlarını en geç ilk toplantıda belgeli olarak sunmasının gerektiğini, -Huzurdaki uyuşmazlık nezdinde dava ikame edilmeden önce dava şartı arabuluculuk müessesi kapsamında İzmir Arabuluculuk Bürosu'nun 2025/6556 numaralı 21.08.2025 başvuru tarihli arabuluculuk görüşmeleri yapıldığını ve taraflar arasındaki görüşmelerin sonucu bir anlaşmaya varılamadığını, bu sebeple de huzurdaki davanın ikame edildiğini, yapılan arabuluculuk görüşmelerinin İzmir Arabuluculuk Bürosu nezdinde gerçekleştirildiğini, davalı tarafın yetkiye ilişkin hiç bir itirazının olmadığını, görüşmelerin kesin bir biçimde sona erdiğini, gelinen bu aşamada dosyanın yetkisizliğinden bahsedilemeyeceğini, bilindiği üzere arabuluculuğun huzurdaki uyuşmazlık konusu itibari ile dava şartı olduğundan ve mahekemeler nezdinde yürütülen dava aşaması ile bir süreç içerisinde bulunduğundan arabuluculuk görüşmeleri sırasında yapılmayan yetki itirazı ile birlikte yetki konusunun kesinleşmiş sayılmasının gerektiğini, yerel mahkeme kararının hatalı olup bu haliyle yasalara ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini, -Temel faturaya dayalı icra takibinde yetkili icra dairesi alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinin bulunduğu icra dairesi olup huzurdaki davada İzmir İcra Daireleri'nin yetkili olduğunu, huzurdaki davanın müvekkili şirket ile davalı "....A.Ş." arasında ticari ilişkinin bulunmadığını, taraflar arasında Depo Binası Yapım Projesi'ne ilişkin anahtar teslim ilişkisi olup, müvekkili tarafın müteahhit sıfatıyla davalı tarafsa işveren sıfatıyla anlaştığını, işbu ilişki sebebiyle müvekkili şirket üzerine düşen edimlerini yerine getirmesine karşılık davalı taraf taahhüt ettiği edimi süresinde yerine getirmediğini, işbu davaya konu icra takibinin temelini taraflar arasındaki 07.07.2025 tarihli "VSN2025000000004" fatura no'lu hakediş oluşturduğunu, ne var ki, fatura konusu ödemenin vaktinde yapılmadığını, bunun üzerine taraflarınca 13.08.2025 tarihinde yani vade tarihi dolması akabinde İzmir 6. İcra Dairesi 2025/6938 Esas sayılı dosyasına konu takip başlatıldığını, anılan takibe karşı davalı borçlu tarafindan hukuki mesnetten uzak beyanlarla borca itiraz edildiğini, bu itiraz neticesinde takibin durduğunu, işbu davayı ikame etme zorunluluğu hasıl olduğunu, mahkemece de davanın esasına girilmeden yetkisizlik sebebi ile davanın usulden reddedildiğini, ancak işbu kararın bu haliyle kabulünün mümkün olmadığını, -Temel faturaya dayalı alacaklar bakımından icra takibinde yetkili icra dairesinin belirlenmesinde, İcra ve İflas Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yetkiye ilişkin hükümlerinin esas alındığını, bu kapsamda genel yetkili icra dairesinin, para borçlarında alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerindeki icra dairesi olduğunu, gerçek kişiler bakımından yerleşim yerinin, kişinin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yer, tüzel kişiler bakımından ise ticaret sicilinde kayıtlı merkez adresi olduğunu, bu kuralın, faturaya dayalı ilamsız icra takiplerinde asıl ve genel yetki kuralı olarak uygulandığını, buna ilişkin olarak dilekçelerinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E: 2017/(19)11-889 K:622 ve 27.05.2021 tarihli kararına değinildiğini, -İcra İflas Kanunu m.50 ve Türk Borçlar Kanunu m.89 açık kanun hükümleri ve konumuz ile birebir uyan Yargıtay kararında görüldüğü üzere, faturaya dayalı para alacağında alacaklının ödeme anındaki yerleşim yeri ile borcun ifa edileceği yer icra dairesinin yetkili kabul edilmesinin gerektiğini, bu çerçevede faturaya dayalı icra takibinde yetki, alacaklının yerleşim yeri ile borcun ifa yerinin esas alınarak belirlendiğini, başka bir anlatımla, sözleşmede kararlaştırılan hallerde, sözleşmedeki yetki tek başına kesin yetki sayılmamakla beraber, genel hükümlere göre yetkili olan icra dairelerinin yetkisi halihazırda geçerli ve yetkili olduğunu, genel hükümlere göre belirlenen icra dairelerinin yetkisi baki olmasından bahisle huzurdaki davada genel hükümlere göre İzmir İcra Dairelerinin yetkisinin yadsınamayacağını, dolayısıyla, yerel mahkemenin yetkisizlik kararının kabulünün burada bir kez daha mümkün olmadığının ortada olduğunu, -Nitekim yerel mahkemenin dayanak gösterdiği .... ... Depo-2 Binası Yapım Projesi Sabit Birim Fiyat Usulü Anahtar Teslim Sözleşmesi'nin 42. Maddesi ilk cümlesinin; "Uyuşmazlıkların hallinde Borçlar Kanunu başta olmak üzere yasal mevzuat hükümleri tatbik edilecektir." şeklinde olup tarafların bizzat Borçlar Kanunu uyarınca geçerli olan kanun hükümlerinin de uygulama alanı bulduğunu ikrar ettiğini, hal böyle iken sözleşme maddesinin yalnızca bir bölümünün seçilerek karara gerekçe gösterilmesinin usul ve yasalara açıkça aykırı olduğunu, -Davanın esasa dahi girilmeden usulden reddedildiğini, yerel mahkemenin ne denli yüzeysel bir inceleme yaptığının gerekçeli kararda dahi açıkça görüldüğünü, yerel mahkemenin gerekçeli kararında deliller ve gerekçe başlığının altında "İzmir 11. İcra Müdürlüğünün 2016/14367 sayılı dosyasında davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine 54.301,21 TL alacağın tahsili için ilamsız takip yoluyla takip yapıldığı, ödeme emrinin davalı borçluya 25/10/2016 tarihinde tebilğ edildiği, davalı şirket vekilince 31/10/2016 tarihli dilekçe ile icra dairesinin yetkisine itiraz ederek İstanbul Anadolu İcra Müdürlüğü'nün yetkili olduğunu bildirdiği ve borca da itiraz edildiği, itiraz nedeniyle takibin durdurulmasına karar verildiği, dosyada başkaca bir işlem bulunmadığı anlaşılmıştır." şeklinde beyan ve gerekçelere yer verilmişse de öncelikle huzurdaki davaya dayanak İcra Dosyası; İzmir 6. İcra Müdürlüğü 2025/6938 Esas sayılı dosyası olup, takip çıkışının 7.745.168,95 TL olduğunu, taraflarınca icra ödeme emri gönderilmesi akabinde borçlu taraf ana parayı ödediğini, ancak Bilindiği üzere, borcun ferileri ile bir bütün olduğunu, bu nedenle takibin talep edilen bedel üzerinden temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte takibin ferileri, yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden devam etmesi gerekmekte olmasından sebeple taraflarınca huzurdaki davanın ikame edildiğini, görüleceği üzere yerel mahkemenin gerekçeli kararında dosya bilgilerin dahi yanlış yazıldığını, işbu hususun ne denli yüzeysel bir karar verildiğini ortaya koyar mahiyette olduğunu, dosya ile ilgisi olmayan tamamen başka kişi veya kurumlara ilişkin bir dosya içeriğinin gerekçeli karara konu edilmesinin dava dilekçelerinin dahi gerektiği gibi incelenmediğini kanıtlar nitelikte olduğunu, -Gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının temel bir unsurlarından biri olduğunu, Söz konusu hakkın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (“AİHS”) 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”) içtihatlarıyla korunduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (“Anayasa”) ve kanun metinleri ile Yargıtay içtihatlarında da düzenlendiğini, Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarında adil bir yargılanmadan söz edebilmek için, mahkemenin davanın esasına ilişkin olan iddiaları ve bunlara ilişkin delilleri değerlendirmesi ve iddia ve dava edilen hususta bir karar vermesi, verdiği kararın verilmesini haklı gösteren makul gerekçelerini göstermesi zorunluluğuna işaret edildiğini, aynı doğrultuda, Yargıtay içtihatlarında, mahkemelerin kararlarını verirlerken bağımsız ve serbest olsalar da, kararlarının hangi temel ya da temellere dayandığını yeterli açıklıkta belirtme yükümlülüğü altında olduklarının altının çizildiğini, Yargıtay kararlarına göre, gerekçenin hükümle sebep sonuç ilişkisinin kurulmasını sağlayacak yeterlilikte, açık, anlaşılabilir ve tatmin edici olmalı ve ayrıca hüküm kurulurken neden, nasıl, hangi yasal gerekçeleri ve hangi kanıtların değerlendirildiğini içermesi gerektiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre, hukuka uygunluk denetiminin yapılabilmesi için, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş ve hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren bir gerekçelendirmenin bulunmasının zorunlu olduğunu, mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmanın temel unsurlarından biri olup, hukuk devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin de bir gereği olduğunu, gerekçenin, doyurucu, kararın neden, nasıl, hangi hukukî gerekçeyle ve hangi deliller değerlendirilmek suretiyle verildiği hususlarını içermesi gerektiğini, zira mahkemenin keyfilikten uzak şekilde, hukuka ve kanuna uygun karar verip vermediğinin ancak gerekçeden anlaşılabileceğini, yerel mahkemenin gerekçeli kararında, maktu ifadelerle karar verildiğini, başka bir dosya içeriği ile bilgilerinin yazılarak özensiz bir biçimde oluşturulduğu değerlendirildiğinde mevzuat ve mahkeme kararları ışığında, işbu kararın yasal anlamda gerekçe olarak kabul edilemeyeceğini, -Yine Yerel Mahkeme gerekçeli kararında "Davalı borçlu, dava konusu takip dosyasında ödeme emrine itiraz dilekçesinde ve mahkememiz dosyasına verdiği cevap dilekçesinde icra dairesinin yetkisine itiraz etmiştir." şeklinde bir gerekçe sunmuşsa da üst başlıkta ayrıntılı olarak itiraz ettikleri üzere davalı taraf cevap dilekçesinde yetkiye dair hiç bir itirazının olmadığını, hatta ne talep ve sonuç istem kısmında usule ilişkin davanın reddine dair hiç bir talebinin olmadığını, mahkemece davalı tarafça hiç bahsedilmeyen yetki hususunun bahsedilmiş gibi gerekçede sunulmasının mahkemelerin objektifliği ve tarafsızlığı hususunda da şüphe duyulmasına sebebiyet verdiğini, -Dosyanın esasına ilişkin olarak, dosya nezdinde sundukları dava dilekçeleri, delil dilekçeleri ve cevaba cevap dilekçeleri ile sundukları tüm iddia ve beyanlarını geçerliliğini korumakla beraber, yerel mahkeme kararının usule ilişkin kararına itiraz ettiklerini, tüm bu nedenlerle, davanın kabul edilmesi gerekirken esasa dahi girilmeden usulden reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, tüm bu sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluğu hasıl olduğunu, Yukarıda izah olunan ve mahkeme tarafından resen dikkate alınacak diğer nedenlerle; tehiri icra taleplerinin kabulü ile açılmış veya açılacak olan icra takibinin yargılama sonuna kadar durdurulması için tehir-i icra kararı verilmesine, yerel mahkemece verilen yetkisizlik kararının ortadan kaldırılıp yerel mahkemenin yetkili olduğuna dair karar verilerek, esas incelemeye geçilmesi için dosyanın yerel mahkemeye iadesine, davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece Mahkemesi tarafından geçerli bir icra takibi bulunmadığından itirazın iptali davasının dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verildiği, verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür. İtirazın iptali davasının görülebilmesi, usulüne uygun şekilde yapılmış ve geçerli bir icra takibinin varlığına bağlıdır. Ortada, geçerli bir takibin bulunmadığı durumlarda, itirazın iptali davasının görülebilmesine usulen olanak yoktur. İcra müdürlüğünün yetkisine itiraz edilen hâllerde, bu itiraz usulünce incelenip sonuçlandırılmadığı müddetçe açıklanan şekilde geçerli bir takibin bulunmayacağı açıktır. İİK’nın 50/1. maddesine göre, para ve teminat borçlarına ilişkin icra takiplerinde yetkili icra dairesi, HMK’nın yetkiye dair hükümleri kıyas yoluyla uygulanmak suretiyle belirlenir. İtirazın iptali davalarında icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazlar da öncelikle incelenmelidir. HMK’nın 6. maddesine göre ilamsız icrada genel yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesi iken, sözleşmeden doğan para borçlarının takibi için başlatılan takipte sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesi de yetkili kılınmıştır. Takibin konusu sözleşmeden kaynaklı para borcu olduğunda sözleşmede aksine bir şart konulmamış ise para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödeneceğinden, ifa yeri de alacaklının yerleşim yeri olacaktır. Böyle bir durumda alacaklı kendi yerleşim yerinde bulunan icra dairesinde de takip yapabilecektir.(Yargıtay 6.HD'nin 10.12.2025 tarih 2025/3558 Esas ve 2025/4270 Kararı) Ancak taraflar tacir olup, taraflar arasında düzenlenen 24.01.2025 tarihli eser sözleşmesinin 42.maddesinde "Bu sözleşmeden ve eklerinden doğacak uyuşmazlıkların hallinde İstanbul (Çağlayan) Mahkemeleri ve İcra Müdürlükleri yetkilidir" şeklindeki yetki şartı geçerli olup HMK'nın 17. maddesi gereğince münhasır yetki olup, davalı tarafça takibe itiraz edilerek yetkili icra dairesinin taraflar arasında yapılan sözleşme gereği İstanbul (Çağlayan) İcra Müdürlüğü olduğu belirtildiğinden davacı tarafça yetki şartı ile belirlenen İstanbul (Çağlayan) İcra Müdürlüğü yerine yetkili olmayan İzmir İcra Dairesi'nde icra takibi başlatıldığından yetkili icra dairesinde yapılmış geçerli bir icra takibi bulunmadığından Mahkemece davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesinde usule ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davacı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmemiştir. İlk derece Mahkemesi tarafından kararın gerekçesinde takibe konu icra dairesi olarak İzmir 11.İcra Müdürlüğü'nün 2016/14367 Esas sayılı dosyasından bahsedilmesi esasa etkili olmayan maddi hata olarak değerlendirildiğinden bu husustaki davacı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04.02.2026 tarih ve 2025/1043 Esas, 2026/80 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olup, alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile kalan 552,10 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/(1) maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 16.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.