Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/449 E. 2026/444 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/449
Karar No
2026/444
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/449 KARAR NO : 2026/444

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/1164 DAVA TARİHİ : 29/12/2024 TALEP TARİHİ : 23/12/2025 ARA KARAR TARİHİ : 24/12/2025 DAVA : Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) TALEP : Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Şerhi/Davalıdır Şerhi Konulması, İhtiyati haciz KARAR TARİHİ : 02.04.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ : 02.04.2026

İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/1164 Esas sayılı dosyasından verilen 24.12.2025 tarihli ara kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından verilen 23/12/2025 tarihli ihtiyati haciz talepli dilekçesinde özetle; Davalı İdarenin yargılama sürecini beklemeden gerçekleştirdiği "fiili yol" niteliğindeki müdahaleler, taşınmazın üçüncü kişilere devri ve sözleşmenin aynen ifasının imkansız hale getirilmesi çabaları karşısında; telafisi imkansız zararların önlenmesi adına rapora itiraz ile fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla ivedilikle: dava konusu taşınmazların tapu kaydına, üçüncü kişilere devrin önlenmesi ve iyi niyet iddialarının bertaraf edilmesi için kat karşılığı inşaat sözleşmesi şerhi veya davalıdır şerhi konulmasına, mahkemece bu talebin uygun görülmemesi halinde; uyuşmazlığın ayni hakka ilişkin olması sebebiyle iik m. 28 ve tapu kanunu m. 26 kıyasen uygulanarak tapu kaydına şerh verilmesine, her ne kadar birincil talebimiz "sözleşmenin aynen ifası" olsa da; davalıların yarattığı fiili imkansızlık nedeniyle tazminata hükmedilmesi ihtimaline binaen, bilirkişi raporu ile keşif tarihi itibarıyla tespit edilen 565.249.950,00 TL’lik alacağın güvence altına alınması için davalıların malvarlığı üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep ettiği görülmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 2024/1164 Esas sayılı dosyasından verilen 24.12.2025 tarihli ara kararı ile özetle; ''...Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, taraflar arasında düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat hakkı sözleşmesinden doğan ticari ilişki olup olmadığı, var ise iş bu ticari ilişkinin kapsamı, davalıların taraflar arasında akdedilen iş bu sözleşmeyi feshedip etmediği, sözleşmenin tek taraflı irade beyanı ile fesih edilip edilemeyeceği, fesihte haklı sebep olup olmadığı, feshin kabulü halinde sözleşmenin fesih edilmesinden dolayı davacının tazminat hakkı doğup doğmadığı, ne miktarda tazminat alacağı hakkının doğduğu, bu kapsamda inşaatın hangi seviyede olduğu, sözleşmenin feshinden dolayı davacının kar kaybından doğan zararının oluşup oluşmadığı, davanın zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olup olmadığı, iş bu şartın yerine getirilip getirilmediği noktasında toplandığı, mahkememizce tensiple birlikte keşif ara kararı verildiği, keşif sonrası yukarıda özetlenen bilirkişi heyeti raporu düzenlenerek mahkememize sunulduğu, taraf vekillerince bilirkişi heyeti raporuna itiraz edildiği, itiraza binaen ek rapor alınmasına karar verildiği, davalı belediye ve davalı şirketin kamu yararına hizmet sunan kuruluşlar olduğu, davaya konu tazminat alacağı olup olmadığı, var ise miktarının yargılamaya muhtaç olduğu, davalı tarafın alacaklıdan mal kaçırdığı ve bu sebeple alacağın teminat altına alınmasını gerektiren ihtiyati haciz sebeplerinin varlığına ve alacağa dair yaklaşık ispat kuralının iş bu aşamada yerine getirilmediği kanaatine varılmakla, davacının ihtiyati haciz talebinin reddine'' dair ara karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili tarafından verilen 26.01.2026 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; -Yerel mahkemece dilekçelerinde açıkça belirttikleri kademeli taleplerin görmezden gelindiğini ve eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, 23.12.2025 tarihli talep dilekçelerinde, HMK m. 111 uyarınca terditli (kademeli) olarak üç ayrı talepte bulunulduğunu, dilekçelerinin "Konu" ve "Sonuç ve İstem" kısımlarında bu ayrımın açıkça yazılı olduğunu, ancak yerel mahkemece, bu talepleri tek tek değerlendirmek yerine, hepsini tek bir "para alacağı/ihtiyati haciz" talebi gibi görerek toptan reddetme yoluna gittiğini, bu yaklaşımın usul ve yasaya aykırı olduğunu, -Birincil ve asıl taleplerinde (ayni hakkın korunması - ihtiyati tedbir): davanın temelinin, "Sözleşmenin Aynen İfası" yani inşaatın taraflarınca tamamlanması hususu olduğunu, ancak davalı idarenin, yargılama devam ederken taşınmazı ihalesiz veya usulsüz yöntemlerle 3. kişilere (.... vb.) devretme ve fiili durum yaratma çabasında olduğunu, bu nedenle ilk taleplerinin; taşınmazın 3. kişilere devrinin önlenmesi ve iyi niyet iddialarının bertaraf edilmesi için tapu kaydına "Kat karşılığı inşaat sözleşmesi şerhi" konulmasını talep ettiklerini, mahkeme kararında bu "tedbir" talepleri hakkında tek bir cümlelik gerekçe dahi kurulmadığını, oysa bu talebin bir "para alacağı" değil, dava konusunun (müddeabihin) korunmasına yönelik olduğunu, HMK m. 389 gereği, hakkın elde edilmesinin imkânsız hale gelmesini önlemek için bu tedbirin zorunlu olduğunu, -İkincil taleplerinin ("Davalıdır" şerhi): Şayet sözleşme şerhi konulmazsa, en azından 3. kişilerin iyi niyet iddiasını engellemek amacıyla İİK m. 28 ve Tapu Kanunu m. 26 kıyasen uygulanarak tapuya "Davalıdır" şerhi düşülmesi talep edilmiş olmasına karşın mahkemenin bu taleplerini de tartışmadan reddettiğini, -Üçüncül taleplerinin (ihtiyati haciz): Ancak ve ancak yukarıdaki tedbirler uygulanmaz ve saha elden giderse, o takdirde doğacak tazminat alacaklarının (Bilirkişi raporuyla tespitli 565.249.950,00 TL) güvence altına alınması için ihtiyati haciz talep edildiğini, sonuç olarak yerel mahkemece, birincil talepleri olan "mülkiyetin ve sözleşme hakkının korunması" (Tedbir) talebini hiç değerlendirmediğini, doğrudan en sondaki "para" (Haciz) talebine odaklanarak "alacak yargılamayı gerektirir" dediğini, oysa tedbir taleplerinin yargılamayı değil, yargılama bitene kadar malın yerinde durmasını gerektirdiğini, mahkemenin bu "toptancı" ret anlayışının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun taleple bağlılık ve gerekçeli karar hakkı ilkelerine aykırı olduğunu, -Mahkemece tesis edilen kararda, taleplerinin 4 temel gerekçeye dayanarak reddedildiğini, davalıların "Kamu Kurumu" olması, mahkemece, davalı ....ve .... A.Ş.'nin "kamu yararına hizmet sunan kuruluşlar" olduğunu belirttiğini, mahkemeye göre, davalılar kamu kurumu olduğu için "mal kaçırma" veya "borçtan kaçma" ihtimallerinin düşük görüldüğünü, -Alacağın "Yargılamaya Muhtaç" Olması: Mahkemece, talep edilen tazminatın varlığının ve miktarının henüz kesin olmadığını, bunun ancak "yargılamaya muhtaç" olduğunu belirttiğini, yani mahkemenin, -"Mal Kaçırma" Kastının Görülmemesi: İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için borçlunun mallarını gizlemesi veya kaçırmasının gerektiğini, mahkemece, dosyadaki mevcut duruma bakarak "davalı tarafın alacaklıdan mal kaçırdığı" yönünde yeterli kanaat oluşmadığını belirttiğini, -"Yaklaşık İspat" Kuralının Yerine Getirilmemesi: Mahkemece, alacağın varlığına dair "yaklaşık ispat kuralının işbu aşamada yerine getirilmediği" kanaatine vardığını, bilirkişi raporu olmasına rağmen, mahkeme bu raporu "kesin delil" veya "yeterli yaklaşık ispat" olarak kabul etmediğini, mahkemenin ret kararındaki en büyük usul hatasının kademeli (terditli) taleplerinin birincisi olan "İhtiyati Tedbir" (Tapuya Şerh) talebini hiç incelemediğini, tartışmadığını ve bu konuda hüküm kurmadığını, Tespit edilen usul hatalarının ise: HMK m. 297 ve m. 26'ya Aykırılık (Taleple Bağlılık ve Taleplerin Karşılanmaması), dilekçelerinin sonuç kısmının 1. maddesinde açıkça; "üçüncü kişilere devrin önlenmesi için kat karşılığı inşaat sözleşmesi şerhi veya davalıdır şerhi konulmasına (İhtiyati Tedbir)" denildiğini, bunun asıl ve birincil talepleri olduğunu, mahkeme kararının hüküm kısmında sadece "Davacının ihtiyati haciz talebinin reddine" denildiğini, mahkemece, birincil talepleri olan "Tedbir" (Şerh) hakkında olumlu veya olumsuz hiçbir karar vermediğini, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) gereği hakimin, talep sonucundaki her bir istek hakkında ayrı ayrı hüküm vermek zorunda olduğunu, tedbir talebinin unutulması veya yok sayılmasının açık bir bozma sebebi olduğunu, -Mahkemenin ret gerekçelerinin tamamen "para alacağı" ve "haciz" üzerine olduğunu, kararda; "alacağın yargılamaya muhtaç olduğu", "mal kaçırma kastının bulunmadığı" yazılı olduğunu, bu gerekçelerin, ihtiyati Haciz (para) için olduğunu, oysa, ihtiyati tedbir (tapuya şerh) taleplerinin ise para için değil, "ayni hakka" (inşaatın mülkiyetine) ilişkin olduğunu, mahkemenin, neden tapuya şerh koymadığını (örneğin; 'yaklaşık ispat yok' dese bile bunu mülkiyet açısından tartışmalıydı) hiç gerekçelendirmediğini, tedbir talebinin, gerekçesiz bırakıldığını, -Dilekçelerinde "Uyuşmazlığın ayni hakka ilişkin olması sebebiyle..." ifadesiyle tapu kaydına şerh istendiğini, mahkemece, davanın ve talebi sadece bir "tazminat/para alacağı" olarak nitelendirildiğini ve karar başlığına dahi sadece "Talep: İhtiyati Haciz" yazdığını, oysa talebin, hem mülkiyetin korunması (tedbir) hem de paranın tahsili (haciz) şeklinde olduğunu, mahkemece, davanın "ayni hak" (tapu iptali/tescil veya sözleşmenin aynen ifası) boyutunu tamamen göz ardı ederek eksik inceleme yaptığını, yerel mahkemece, HMK m. 111 uyarınca kademeli olarak sunulan dilekçedeki asıl talep olan "İhtiyati Tedbir" (Tapuya Şerh) talebinin incelemediğini, tartışılmadığını ve bu konuda olumlu/olumsuz bir hüküm kurulmadığını, mahkemece sadece yardımcı talep olan "İhtiyati Haciz" talebini inceleyerek, talebin bütününü reddetmiş gibi işlem yaptığını, bu durumun, hukuki dinlenilme hakkının (HMK m. 27) ve gerekçeli karar hakkının ihlali olduğunu, -Davalıların, cevap dilekçelerinde sahadaki mevcut inşaatların/imalatların kendileri veya başka bir yüklenici tarafından yapıldığını iddia etmediklerini, davalıların savunmasının sadece "feshin haklılığına" ve "bedel hesabına" ilişkin olduğunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, tarafların üzerinde anlaştığı veya inkar etmediği vakıalar (imalatın müvekkili tarafından yapıldığı gerçeği) için ayrıca tam ispat aranmayacağını, imalatın müvekkili tarafından yapıldığı sabit olduğuna göre, ortada müvekkilinin emeği ve sermayesi ile yaratılmış somut bir değer (565 Milyon TL) olduğunu, davalıların itirazının sadece "fiyata" yönelik olduğunu, ihtiyati haciz kurumunda alacağın "tartışmasız" olması değil, "yaklaşık ispatla" belirlenebilir olmasının yeterli olduğunu, -Mahkemece alınan bilirkişi raporu ile, sahadaki imalatı tek tek ölçüldüğünü ve değerini tespit ettiğini, davalıların "imalatı biz yaptık" yönünde bir savunması olmadığına göre, bilirkişi raporu ile belirlenen bu tutarın, İİK m. 257 anlamında "yaklaşık ispat" için fazlasıyla yeterli bir "belirlilik" (muayyenlik) içerdiğini, sonuç olarak davalıların inkar etmediği bir imalatın bedelinin, "yargılamaya muhtaç belirsiz bir alacak" olarak nitelendirilemeyeceğini, mahkemece, davalıların "imalatın aidiyetine" değil, sadece "hukuki sebebe (feshe)" itiraz etmelerini gözden kaçırarak hatalı değerlendirme yaptığını, -Yerel mahkemece, davalıların mal kaçırma kastının bulunmadığı gerekçesiyle ret kararı verildiğini, ancak mahkemece, dosyadaki çekişmesiz vakıaların göz ardı edildiğini, davalıların, dosyaya sundukları cevap dilekçelerinde ve beyanlarında sahadaki mevcut imalatları kendilerinin veya başka bir yüklenicinin yaptığını iddia etmediklerini, davalıların savunması münhasıran sözleşmenin fesih nedenlerine ve bedel hesabına ilişkin olduğunu, HMK m. 187 ve m. 188 uyarınca, tarafların inkar etmediği vakıaların çekişmeli sayılmayacağını, dolayısıyla, sahadaki 565 Milyon TL değerindeki imalatın müvekkili kooperatif tarafından yapıldığı hususunun, davalıların zımni kabulü ile sabit olduğunu, -Ortada müvekkili tarafından yaratıldığı tartışmasız olan devasa bir "katma değer" (inşaat) bulunduğunu, davalı idarenin, bu değerin bedelini (tazminatı) ödemeden veya teminat altına almadan, bu değeri fiziken üçüncü bir kişiye (...'a) devrettiğini, davalıların ''İmalatı biz yapmadık, kooperatif yaptı" gerçeğini inkar etmemelerine rağmen kooperatifin malı olan bu imalatı alıp başkasına vermelerinin, İİK m. 257 anlamında "alacaklının (müvekkilin) haklarını ihlal eden hileli işlem" ve "mal kaçırma" kastının en somut delili olduğunu, -Mahkemenin "kamu kurumu mal kaçırmaz" varsayımının burada geçerli olmadığını, zira davalı idarenin, kamu gücünü kullanarak müvekkilinin ürettiği ve kendisine ait olduğu tartışmasız olan bir ekonomik değeri, yargı kararını beklemeden "fiili yol" ile uhdesine geçirmiş ve 3. kişiye transfer ettiğini, borçlunun, alacaklının (müvekkilinin) yarattığı malvarlığını, bedelini ödemeden elden çıkarmasının, hukuk düzenince korunan bir idari işlem değil, engellenmesi gereken bir mal kaçırma fiili olduğunu, -Yerel mahkemenin, ret gerekçesinde "...alacağa dair yaklaşık ispat kuralının işbu aşamada yerine getirilmediği" kanaatine vardığını, ancak bu tespitin, dosya içeriği ve İİK m. 257'nin ruhu ile açıkça çatıştığını, "Yaklaşık İspat"ın En Güçlü Delilidir: Mahkeme dosyasına sunulan 01.06.2025 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; müvekkili kooperatif tarafından yapılan imalatların yerinde ölçüldüğünü, teknik olarak değerlendirildiğini ve keşif tarihi (13.02.2025) itibarıyla yapılan işin piyasa rayiç değerinin 560.349.950,00 TL olduğunun açıkça tespit edildiğini, ihtiyati haciz kurumunun doğası gereği "yargılama sonucunda verilecek hüküm kadar kesin" bir ispat aramayacağını, kanun koyucunun, alacaklının haklılığına dair "kanaat verici delillerin" (yaklaşık ispatın) yeterli olduğunu düzenlediğini, mahkemenin kendi atadığı uzman bilirkişi heyetinin “Bu imalatlar vardır ve değeri budur” şeklindeki tespitinin, yaklaşık ispatın fazlasıyla sağlandığını gösterdiğini, mahkemenin bu raporu yok sayarak "ispat yok" demesinin, delilleri takdir yetkisinin aşıldığını, -Yaklaşık ispatın arandığı hususun, alacağın miktarı değil, varlığı olduğunu, dosyada davalıların dahi "inşaat yapılmamıştır" veya "bu binaları başkası yapmıştır" demediğini, ortada fiziken yükselmiş bloklar ve bunları yapan bir kooperatif varken, alacağın "varlığı" (aslı) yaklaşık olarak değil, kesin olarak sabit olduğunu, tartışmanın sadece "miktarı" üzerine olduğunu, ki bu durumun ihtiyati hacze engel olmadığını, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre bir alacağın çekişmeli olması veya yargılamayı gerektirmesinin ihtiyati hacze engel olmadığını, önemli olanın, alacağın varlığına delalet eden (fatura, sözleşme, bilirkişi raporu, yer teslim tutanağı vb.) belgelerin sunulmuş olmasının gerekiğini, mahkemece, yargılamaya muhtaçlık gerekçesiyle, İİK m. 257'yi fiilen uygulanamaz hale getirdiğini, sonuç olarak dosyada müvekkilinin alacağını doğrulayan resmi bir bilirkişi heyeti raporu varken "yaklaşık ispat yoktur" denilmesinin, hukuken kabul edilemeyeceğini, -Mahkemenin "Davalılar mal kaçırmaz" gerekçesinin, karardan sadece 5 gün önce yaşanan somut olaylarla tamamen çeliştiğini, dosyaya sundukları Savcılık şikayet dilekçeleri ve delillerle sabit olduğunu, Karabağlar Kaymakamlığı'nın, 17.12.2025 tarihli kararı ile davalı idarenin tahliye talebini kesin olarak reddettiğini, buna rağmen davalıların, 19.12.2025 tarihinde hukuk dışı yollarla, vinçler ve iş makineleriyle şantiye sahasını bastığını, bu baskın sırasında müvekkiline ait konteynerler, içindeki ticari defterler ve evraklarla birlikte vinçlerle sökülüp ... sahasına kaçırıldığını, bir davalının, yargılama sürerken davacının mallarını vinçle söküp kendi deposuna götürmesinin mal kaçırma kastının (İİK m. 257) en somut, en vahim hali olduğunu, davalıların, yargılamanın sonucunu beklemeden, dava konusu işi ve şantiye sahasını ihalesiz veya usulsüz yöntemlerle (... vb.) üçüncü kişilere fiilen devrettiğini, bu durumun, müvekkilinin alacağını tahsil edeceği tek varlık olan inşaat projesini müvekkilinin erişiminden kaçırdığını, -Mahkemenin, davalı ... A.Ş. için "kamu yararına hizmet sunan kuruluş" nitelemesi yaparak hacizden bağışık tutmasının hukuka aykırı olduğunu,... A.Ş'nin tacir olduğunu, davalının bir sermaye şirketi olup, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olduğunu, tacir olan bir şirketin borçlarından dolayı iflasa tabi olduğu ve mallarının haczedilebileceğinin kanun gereği olduğunu, taraflar arasındaki ilişkinin, idari bir sözleşme değil, özel hukuk hükümlerine tabi Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi olduğunu, davalının burada kamu gücü kullanan bir idare değil, sözleşmenin tarafı olan bir yüklenici olduğunu, tacir gibi sorumlu olması gerektiğini, -Mahkeme gerekçesinde yaklaşık ispatın sağlanmadığını belirtmişse de Dosyada mübrez 13.02.2025 keşif tarihli (Rapor Tarihi: 02.06.2025) bilirkişi heyeti raporunun mevcut olduğunu, bu raporda; müvekkilinin yaptığı imalatın piyasa rayiç değerinin 560.349.950,00 TL olduğu, ihzarat bedelinin yaklaşık 4.900.000,00 TL olduğu, müvekkilin iş programına uygun çalıştığının açıkça tespit edildiğini, ihtiyati haciz için aranan şartın tam ispat değil, yaklaşık ispat olduğunu, mahkemenin atadığı bilirkişi heyetinin, alacağının teknik verilerle hesapladığı bir aşamada, yaklaşık ispatın olmadığını söylemenin, raporu yok saymak anlamına geldiğini, Yukarıda açıklanan nedenlerle; istinaf başvurularının kabulüne, İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 24.12.2025 tarihli ara kararının kaldırılmasına, taleplerinin kademeli olarak değerlendirilerek; öncelikle davalıların mal kaçırma ve işi devretme girişimleri nedeniyle, taşınmazların 3. kişilere devrinin önlenmesi için tapu kaydına ihtiyati tedbir (şerh) konulmasına, bu kabul edilmezse; İİK m. 28 kıyasen uygulanarak tapuya "Davalıdır" şerhi işlenmesine, bu da kabul edilmezse bilirkişi raporuyla yaklaşık ispatı sağlanan 565.249.950,00 TL’lik alacakları yönünden, davalıların malvarlığı üzerine teminatsız ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; Dava, eser sözleşmesinin yürürlüğünün devamına ve eser sözleşmesinin feshinin geçersizliğinin tespitine, olmadığı takdirde eser sözleşmesinin geriye yönelik feshi ile maddi zararın ve kar kaybının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili 23.12.2025 tarihli dilekçe ile, dava konusu taşınmazların tapu kaydına, üçüncü kişilere devrin önlenmesi ve iyi niyet iddialarının bertaraf edilmesi için "kat karşılığı inşaat sözleşmesi şerhi" veya "davalıdır şerhi" konulmasına, mahkemece bu talebin uygun görülmemesi halinde davalıların yarattığı fiili imkansızlık nedeniyle tazminata hükmedilmesi ihtimaline binaen, bilirkişi raporu ile keşif tarihi itibarıyla tespit edilen 565.249.950,00 TL’lik alacağın güvence altına alınması için davalıların malvarlığı üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece Mahkemesi tarafından 24.12.2025 tarihli ara kararla davacı vekilinin dava konusu taşınmazların tapu kaydına "kat karşılığı inşaat sözleşmesi şerhi" veya "davalıdır şerhi" konulmasına ilişkin talepleri hakkında değerlendirme yapılmadığı, ihtiyati haciz talebinin ise reddine karar verildiği; verilen ara kararın davacı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür. HMK'nın "İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar" başlığını taşıyan 341/(1) maddesinde; "İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir." düzenlemesi yer almaktadır. İlk derece Mahkemesi tarafından davacı vekilinin dava konusu taşınmazların tapu kaydına "kat karşılığı inşaat sözleşmesi şerhi" veya "davalıdır şerhi" konulmasına ilişkin talepleri hakkında değerlendirme yapılmamış ise de, ilk derece Mahkemesi kararlarının hangilerinin istinaf kanun yoluna tabii olduğu HMK'nın 341. maddesinde sayılmış olup, dava konusu taşınmazların tapu kaydına "kat karşılığı inşaat sözleşmesi şerhi" veya "davalıdır şerhi" konulmasına ilişkin kararlar istinaf kanun yoluna tabi kararlar arasında sayılmamıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 19/02/2024 tarih 2023/6403 E. 2024/1231 K. sayılı Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Dairelerinin Kesin Nitelikteki Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesine dair kararıyla, taşınmazların tapu kaydına "Davalıdır" şerhi işlenmesi konusunda verilen kararların HMK 389 vd. maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir niteliğinde olmadığına hükmetmiştir. Bu sebeple davacı vekilinin dava konusu taşınmazların tapu kaydına "kat karşılığı inşaat sözleşmesi şerhi" veya "davalıdır şerhi" konulmasına ilişkin talepleri HMK 341. maddesi kapsamında belirtilen istinafa tabi kararlardan olmadığı anlaşıldığından bu husustaki istinaf isteminin usulden reddine karar verilmesi gerekmiştir. İhtiyati haciz; 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 257. maddesinde, “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir: 1–Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa; 2–Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa; Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder.”; 258. maddesinde, “İhtiyati hacze 50 nci maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verilir. Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur. Mahkeme iki tarafı dinleyip dinlememekte serbesttir. İhtiyatî haciz talebinin reddi halinde alacaklı istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir.” düzenlemeleri mevcuttur. İhtiyati haciz kararı verilmesinin yasal koşulları İİK'nun 257. maddesinde düzenlenmiş olup, talepte bulunan alacaklı tarafından, alacağın varlığı ve miktarı hususunda, yaklaşık ispat olgusunun yerine getirilmesi gerekmektedir. İİK'nun 258. maddesi uyarınca, alacaklının alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek delilleri göstermesi mecburdur. Tarafların iddia ve savunmalarının gerçekliği ve haklılığı yapılacak olan yargılama sonunda ortaya çıkacak ise de, ihtiyati haciz kararı verilmesinin talep edildiği tarih itibariyle ihtiyati haczin yasal koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekmektedir. Somut olayda taraflar arasında yapılan eser sözleşmesinin haksız olarak feshedilip feshedilmediği, davacı tarafça talep edilen maddi tazminat ve kar kaybı taleplerinin yerinde olup olmadığının tarafların delilleri toplandıktan sonra yapılacak yargılama sonucunda belirlenebileceği, ilk derece mahkemesi tarafından yapılan keşif neticesinde düzenlenen bilirkişi raporuna taraf vekillerinin itirazı üzerine ek rapor alındığı, ek rapora yönelik taraf vekillerinin beyan sürelerinin henüz dolmadığı , İİK.'nın 257 ve devamı maddeleri gereğince dosya kapsamında sunulan delillerin muaccel bir alacağın varlığına ilişkin "yaklaşık ispat" ölçüsünü sağlayacak nitelikte olmadığı, ayrıca İİK 257/2 maddesine göre davalının taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya hazırlandığı iddiasıyla ilgili olarak da yaklaşık ispata yarar dosya kapsamında delil bulunmadığı anlaşıldığından ilk derece mahkemesinin davacı vekilinin ihtiyati haciz isteminin reddine karar verilmesinde usule ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; davacı vekilinin dava konusu taşınmazların tapu kaydına "kat karşılığı inşaat sözleşmesi şerhi" veya "davalıdır şerhi" konulmasına ilişkin talepleri HMK 341. maddesi kapsamında belirtilen istinafa tabi kararlardan olmadığı anlaşıldığından bu husustaki istinaf isteminin usulden reddine; mahkemece verilen "ihtiyati haciz isteminin reddine" ilişkin ara karar usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin bu karara yönelik istinaf kanun yoluna başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin dava konusu taşınmazların tapu kaydına "kat karşılığı inşaat sözleşmesi şerhi" veya "davalıdır şerhi" konulmasına ilişkin talepleri HMK 341. maddesi kapsamında belirtilen istinafa tabi kararlardan olmadığı anlaşıldığından bu husustaki istinaf isteminin 6100 sayılı HMK'nun 341. maddesi gereğince USULDEN REDDİNE, 2-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/1164 Esas sayılı dosyasından verilen 24.12.2025 tarihli "ihtiyati haciz talebinin reddi" ara kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin bu ara karara karşı yapmış olduğu istinaf kanun yoluna başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 3-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olması nedeniyle, alınması gereken 1.206,00 TL istinaf tedbir karar harcından peşin alınan 732,00 TL'nin mahsubu ile kalan 474,00 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 2004 sayılı İİK'nın 258/(3) ile HMK'nın 391/(3) ve 362/(1)-f maddeleri uyarınca, kesin olarak 02.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/449, K. 2026/444, T. 24.12.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-449-e-2026-444-k-d990035553b4