Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1644 E. 2026/1942 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1644
- Karar No
- 2026/1942
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
57. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1644
KARAR NO : 2026/1942
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 23/07/2026 (İhtiyati tedbir talebine ilişkin ara karar).
NUMARASI : 2026/437 (Derdest)
DAVANIN KONUSU: Tespit
DAVA TARİHİ: 20/05/2026
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 07/08/2026
KARAR
Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket ile davalı ... ... Müdürlüğü arasında ... İKN numaralı "Kent Temizliği Araç Kiralama Hizmet Alımı" işi kapsamında hizmet alım sözleşmesi imzalandığını, Sözleşmenin ... Belediyesinin kent temizliği hizmetlerinde kullanılmak üzere araç ve ekipman teminine ilişkin olduğunu, sözleşmenin toplam bedeli 392.414.580,00 TL + KDV olduğunu, iş kapsamında davacı şirket tarafından toplam 62 araçlık operasyonel yapı oluşturulduğunu, sözleşme 18.09.2025 tarihinde imzalandığını, sözleşme uyarınca işe başlama tarihi 01.10.2025 olarak belirlendiğini, davacı şirketin bu tarihte işe başladığını, Davacı şirket, işe başlama aşamasında sözleşme kapsamındaki araçlara ilişkin ruhsat, teknik belge, tescil evrakı ve sair belgeleri davalı idareye sunduğunu, davalı tarafından iş başlatıldığını, araçların sahaya alındığını, hizmetin fiilen kabul edildiğini, 01.10.2025 tarihinden fesih bildiriminin yapıldığı 13.05.2026 tarihine kadar geçen yaklaşık yedi buçuk aylık süreçte davacı şirket tarafından sözleşmesel edimleri kesintisiz şekilde yerine getirildiğini, davalı tarafından yapılan fesih bildirimi hukuki sonuç doğurmaya elverişli olmadığını, davalı, Ocak 2026 tarihinde öğrendiği ve sözleşmenin ifasına etki etmediğini bizzat kendi davranışıyla kabul ettiği bir hususu, aylar sonra en ağır yaptırım sebebi haline getiremeyeceğini, sözleşmesel edimde esaslı bir ifa kusuru bulunmadığını, haksız fesih nedeniyle kesin teminatın paraya çevrilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı şirketin uğradığı ve uğrayacağı zararları talep ve dava hakkı saklı tutulduğunu, belirterek ihtiyati tedbir talebinin kabulü ile; davalı tarafından yapılan tek taraflı fesih bildiriminin sözleşmenin tasfiyesi sonucunu doğuracak şekilde uygulanmasının dava sonuna kadar ihtiyaten durdurulmasına, taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin mevcut hukuki durumunun korunmasına, davacının sözleşme konusu işten el çektirilmesine ve araçlarının sahadan çıkarılmasına yönelik işlemlerin ihtiyaten önlenmesine, sözleşme konusu işin üçüncü kişilere devri veya davacı yerine ikame yüklenici çalıştırılması sonucunu doğuracak işlemlerin dava sonuna kadar ihtiyaten durdurulmasına, esas hakkında yapılacak yargılama sonucunda davalı tarafından gerçekleştirilen tek taraflı fesih bildiriminin hukuki sonuç doğurmadığının tespitine, taraflar arasındaki ... İKN numaralı sözleşme ilişkisinin devam ettiğinin tespitine yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ... ... Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen ... İKN numaralı “Araç Kiralama Hizmet Alımı İşi” kapsamında, ihaleyi kazanan davacı ile 16.09.2025 tarihinde sözleşme imzalandığını, Sözleşme imzalanmasının ardından teknik şartnamede yer alan araçlar ruhsatlarıyla birlikte Belediyeye teslim edildiğini, davacı firmanın başkaca kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerinin de yüklenicisi olduğu, söz konusu ihaleler kapsamında temin ettiği araçların ruhsatlarında sahtecilik yapıldığı iddiaları üzerine belediyece ihale konusu araçlar ve ruhsatlarına yönelik inceleme başlatıldığını, ihalenin teknik şartnamesine göre teslim edilen 1 şoför 8 yolcu olmak üzere toplam 9 kişi kapasiteli, damperli açık kasalı ... kategorisi ... plakalı aracın tadilat gördüğü belediye elemanlarınca tespit edildiğini, söz konusu araç tadilat gördükten sonra belediyeye sunulan Münferit Araç Uygunluk Belgesi TSE'nin internet sitesinden doğrulama OR kodu ile sorgulandığını, Mevcut Münferit Araç Uygunluk Belgesinde 9 kişilik gözüken aracın TSE'nin internet sitesinden doğrulanması sonucunda çıkan kayıtta 6 kişilik olduğu tespit edildiğini, Bu tespitin ardından araçların tescili ile yükümlü kurumlarla yazışmalar yapılarak belediyeye ibraz edilen sahte araç ruhsatında ve belediyeye ibraz edilen sahte TSE Münferit Araç Uygunluk Belgesinde 9 kişilik gözüken aracın resmi kayıtlardaki özelliklerine dair sahih bilgi-belgeler temin edilmeye çalışıldığını, söz konusu aracın tescil bilgilerinin temini amacıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Türk Standartları Enstitüsü Türkiye Noterler Birliği, Kartal32.Noterliği ve Kadıköy 34 Noterliği ile ... yevmiye nolu işlemine ilişkin yazışmalar yapıldığını, aracın tescil kaydına dair bilgi-belgeler temin edildiğini, belirterek dava konusu talep özel hukuk uyuşmazlığı kapsamında olmadığından ve idarenin tek taraflı idari işleminden kaynaklandığından dolayı yargı yolunun caiz olmaması nedeniye davanın görev yönünden reddine, esasa girilmesi halinde, müvekkili idarenin fesihte tamamen hukuka uygun hareket etmesi, davacı şirketin sahtecilik fiilinin sabit olması, yaklaşık ispat şartının gerçekleşmemesi, telafisi imkânsız bir zararın söz konusu olmaması, halihazırda kent temizliği hizmetlerinin yeni yüklenici tarafından yerine getirilmesi ve HMK m. 389 uyarınca davanın esasını çözer nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilememesi nedeniyle haksız ve hukuka aykırı ihtiyati tedbir talebinin reddine, davacı şirketin sahtecilik fiilinin sabit olması ve müvekkili idarenin fesihte tamamen hukuka uygun hareket etmesi nedeniyle haksız ve yersiz açılan davanın esastan reddine, mahkeme masraf ve ücreti vekâletin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
İlk derece mahkemesince; "...Davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine, ..." karar verilmiş olup, bu karara karşı davacı vekili süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin ihtiyati tedbir talebini dosyadaki delilleri ve yaklaşık ispatı değerlendirmeksizin, soyut ve yetersiz gerekçe ile reddetmek suretiyle HMK’nın 389. maddesini yanlış uyguladığını, dosyaya sunulan belgelerin hangisinin neden yaklaşık ispata elverişli görülmediğini ,davacı tarafından ileri sürülen hangi vakıanın inandırıcı bulunmadığı, hangi hukuki nedenle ihtiyati tedbir koşullarının gerçekleşmediği, hususlarında tek bir değerlendirme dahi yapılmadığını, mahkemenin “istenen tedbir davanın esasını çözer niteliktedir” gerekçesi hukuken isabetsiz olduğunu, ihtiyati tedbir kurumunun amacıyla bağdaşmadığını, somut olayda tam aksine, ihtiyati tedbir talebinin reddedilmesiyle birlikte dava konusu sözleşme fiilen tasfiye edildiğini, kesin teminat mektubu nakde çevrildiğini, davacı şirket işten el çektirildiğini, hizmet üçüncü bir kişiye gördürülmeye başlandığını, böylelikle dava sonunda davacı lehine verilebilecek muhtemel bir kararın fiilen uygulanabilmesi ciddi ölçüde güçleştiğini, başka bir ifadeyle, davacı tarafın talebi davanın esasını çözmeye değil davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin, yargılama sonuna kadar geri dönülmez biçimde ortadan kaldırılmasını önlemeye yönelik olduğunu, ilk derece mahkemesi, davacı müvekkili şirketin uğradığı ve her geçen gün ağırlaşan telafisi güç ve imkânsız zararları hiçbir şekilde değerlendirmediğini, davalı idare, dava süresince yargısal korumayı etkisiz hale getirmek amacıyla geri dönüşü mümkün olmayan fiili bir durum yarattığını, ilk derece mahkemesi ise bu hususu hiçbir şekilde değerlendirmediğini, ilk derece mahkemesi, kendi ara kararları ile toplanmasına karar verdiği deliller henüz dosyaya kazandırılmadan ihtiyati tedbir talebini reddetmekle kendi gerekçesiyle çeliştiğini, davalı idarenin yaklaşık dört buçuk ay boyunca bilerek ve isteyerek kabul ettiği bir olguyu, hiçbir yeni maddi vakıa ortaya çıkmaksızın ağır yaptırımlı fesih sebebine dönüştürmesi dürüstlük kuralı, hukuki güvenlik ilkesi, çelişkili davranış yasağı ve ticari hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığını belirterek İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2026/437 E. sayılı dosyasında ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen 23.06.2026 tarihli ara karar usul ve yasaya aykırı olduğundan istinaf başvurusunun kabulüne, davacı tarafından sunulan deliller, yaklaşık ispat olgusu, telafisi güç ve imkânsız zarar tehlikesi ile davalı idarece yaratılan geri dönüşü mümkün olmayan fiili durum birlikte değerlendirilerek, HMK’nın 389 ve devamı maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir talebinin kabulüne, Bölge Adliye Mahkemesince dosya kapsamının mevcut haliyle karar vermeye elverişli görülmemesi hâlinde ise ara kararın kaldırılarak ihtiyati tedbir talebinin yukarıda açıklanan hukuki esaslar çerçevesinde yeniden değerlendirilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, mahkeme aksi kanaatte ise verilen ara kararın kaldırılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; ihtiyati tedbir talebinin reddine dair kararın usul ve yasaya uygun olması, davacının istinaf başvurusunun haksız ve mesnetsiz olması, müvekkili idarenin fesihte tamamen hukuka uygun hareket etmesi, davacı şirketin sahtecilik fiilinin sabit olması, yaklaşık ispat şartının gerçekleşmemesi, telafisi imkânsız bir zararın söz konusu olmaması, halihazırda kent temizliği hizmetlerinin yeni yüklenici tarafından yerine getirilmesi ve HMK m. 389 uyarınca davanın esasını çözer nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilememesi (İhtiyati tedbir koşullarının oluşmadığı) dikkate alınarak, davacının istinaf başvurusunun reddine mahkeme masraf ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE;
Dava, tespit davası kapsamında taraflar arasındaki sözleşmenin feshedilmediğinin ve devam ettiğinin tespiti ile dava sonuna kadar sözleşmenin fiilen sona erdirilmesini sağlayacak işlemlerin ihtiyati tedbir yolu ile durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin istinaf isteminden ibarettir.
6100 Sayılı HMK'nun 355. Maddesi gereğince kamu düzenine aykırılık oluşturan haller ile istinaf sebepleri ile sınırlı ve dosyanın safahati ile geldiği aşama ve istinaf nedenleri dikkate alınarak takdiren duruşmasız olarak yapılan inceleme neticesinde;
Taraflar arasında imzalanan Kamu Hizmet Sözleşmesi kapsamında davalı kamu idaresinin fesih bildiriminin geçersizliğinin ve sözleşmenin devam ettiğinin tespiti amacıyla açılan eldeki tespit davası kapsamında dava dilekçesi ile aynı zamanda dava sonuna kadar sözleşmenin tasfiyesi, işten el çektirme, araçların sahadan çıkarılması ve işin üçüncü kişilere devri ile sözleşmenin fiilen sona erdirilmesini sağlayacak işlemlerin ihtiyati tedbir yolu ile durdurulmasına yönelik ihtiyati tedbir talep edildiği, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2026/437 Esas sayılı dosyası üzerinden 23/06/2026 Tarihli ara karar ile "... Davacı ihtiyati tedbir de talep etmiş ise de, davanın esasını çözer mahiyette tedbir kararı verilemeyeceği gibi, davacının istediği tedbirin işin esasını çözer mahiyette olduğu, kaldı ki yaklaşık ispatı sağlar şekilde delillerin henüz toplanmadığından ihtiyati tedbirin koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla, ihtiyati tedbir talebinin reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir" şeklindeki gerekçe ile "Davacının ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE" şeklinde karar verildiği, davacı vekili tarafından kararın kaldırılması istemiyle istinaf yasa yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
Geçici hukuki koruma yargılamasını asıl hukuki koruma yargılamasından ayıran özelliklerden biri ispat ölçüsü noktasındadır. Kanunda açıkça öngörülmemişse ya da işin niteliği gerekli kılmıyorsa, bir davada normal bir yargılamada yaklaşık ispat değil, tam ispat aranır. Çünkü; hakim, mevcut ispat ve delil kuralları çerçevesinde, tarafların iddia ettiği bir vakıa konusunda tam bir kanaate varmadan o vakıayı doğru kabul edemez.
İhtiyati tedbirin şartları 6100 Sayılı HMK'nın 389/1. maddesinde genel olarak düzenlenmiştir. Buna göre, mevcut durumda meydana gelebilecek değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
HMK'nın 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak, yasal delillerle ispat etmek zorundadır. Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir. Yaklaşık ispat kuralı uygulanırken, iddianın doğruluğunu kabul etmekle birlikte, aksinin mümkün olduğu ihtimalini de gözetmelidir.
Bu nedenle, ihtiyati tedbire karar verilirken, talebin haksız olma ihtimali de dikkate alınarak talepte bulunandan kural olarak teminat alınır. Geçici hukuki koruma kapsamında olan ihtiyati tedbir kararı verirken hakim, asıl uyuşmazlığı çözecek içerikte bir karar vermemelidir. Bununla birlikte hakimin ihtiyati tedbire karar verilirken, tarafların çıkar dengesini ve ihtiyati tedbirin amacını gözetmesi gerekli ve zorunludur.
Ayrıca yaklaşık ispat koşulunun somut olayda bulunması tek başına ihtiyati haczin yasal koşullarının oluşması için yeterli değildir. Bir hakkın mahkeme nezdinde ileri sürülebilmesi hukuki yarar şartının bulunmasına, talep edilen mahkeme kararının korunmaya değer üstün menfaatin hukuki güvence altına alınması açısından gerekli olmasına bağlıdır.
Tüm bu bilgiler ile dosya kapsamının bir bütün olarak değerlendirilmesinde; davacı şirket ile davalı kamu idaresi arasında "Kent Temizliği Araç Kiralama Hizmet Alımı" işine ilişkin bir sözleşmenin bulunduğu, bu sözleşmenin kamu idaresinin gönderdiği ihtarname ile fesih bildiriminde bulunulması üzerine davacı şirket tarafından bu feshi bildiriminin ve işleminin geçersizliğinin tespiti ile sözleşmenin devam ettiğinin tespiti amacıyla eldeki tespit davasının açıldığı, davacı tarafça aynı zamanda sözleşmenin fiilen sona erdirilmesini önleyecek şekilde ihtiyati tedbir talebinde bulunulduğu ancak, sözleşmenin geçerli şekilde fesih edilip edilmediği eldeki davanın konusu olup, usulünce yapılacak yargılama neticesinde ortaya çıkacaktır. Sözleşmenin fiilen sona erdirilmesinin ihtiyati tedbir yolu ile durdurulmasına yönelik ihtiyati tedbir talebi bakımından da davanın olumlu sonuçlanması ihtimalinde ulaşılacak sonucun davanın başında ihtiyati tedbir yolu ile elde edilmesi mümkün değildir.
Bunun dışında, yukarıda ifade edilen bir geçici hukuki koruma tedbiri olan ihtiyati tedbirin yaklaşık ispat şartı da henüz gerçekleşmemiştir. Telafisi imkansız veya çok zor olan bir zararla karşılaşılma ihtimali ile ifade edilen zorunluluk ve aciliyet unsurlarının gerçekleştiğini ilişkin yaklaşık ispatı sağlayacak deliller de mevcut değildir.
Şu halde, ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin reddi kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Aynı nedenlerle davacı vekilinin istinaf isteminin de yerinde olmadığı anlaşılmaktadır.
Tüm bu nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine oy birliği ile varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1-Davacı vekilinin 23/07/2026 tarihli ara karara karşı istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK m.353/1-b-1 gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf incelemesinin duruşmasız yapılması nedeni ile AAÜT m. 2/2 hükmü uyarınca davalı lehine ücreti vekalet takdirine yer olmadığına,
3-Alınması gerekli gereken harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK m. 360 yollamasıyla, m. 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,
5-Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 07/08/2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.