Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1514 E. 2026/1637 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1514
Karar No
2026/1637
Karar Tarihi

T.C.

KAYSERİ

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

6. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2026/1514

KARAR NO: 2026/1637

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 08/06/2026 tarihli ek karar

NUMARASI: 2024/370Esas- 2026/380Karar

DAVANIN KONUSU: İpotek (İpoteğin Kaldırılması (Fekki))

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/09/2026

İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 09/09/2026

Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 08.06.2026 tarihli 2024/370 Esas 2026/380 ek Karar sayılı ilamına karşı , davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesinden özetle; davalılar ... ve ... , davalı ... A.Ş ile kendi aralarında ... ve ... tarihlerinde müvekkili murisi müteveffa ... 'e ipotek sözleşmesi imzalattığını, müteveffa'nın birçok arsası üzerinde davalı lehine ipotek tesis ettiğini, müteveffanın ... mayıs ... doğumlu olduğunu, ipotek belgesini imzaladığı tarih de 76 yaşında olduğunu, müteveffanın söz konusu ipotek tarihinde ileri derecede alzheimer hastası olduğunu ve ... tarihinde alzhemier tanısı ile vefat ettiğini, işbu ipoteğe konu olan taşınmazların müteveffanın kendi mülkü olduğunu, müvekkiline düşecek paylar da dahil, müteveffanın malvarlığının diğer mirasçıları ... ve ... ve davalı şirket tarafından kötü niyetli olarak tasarruf işlemine konu edildiğini, ipoteklerin davalılar yararına kullanıldığını, müvekkillerinin mağdur edildiğini, işbu taşınmazların ... tarihinde icra takibine konu olduğunu, Kayseri 2. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı takibinde ... İli, ... İlçesi, ... Pafta, ... Ada, ... parselde bulunan ... hissesine müteakip 225.625,00-TL bedelli ipotek, ... İli, ... İlçesi, ... Mah. ... Pafta, .... parsel ile ... İli ... İlçesi, ... Mah. ... pafta, ... parsel de bulunan ... hissesine müteakip 247.968,75-TL bedelli ipotek aynı Müdürlüğün ... , ... İli ... İlçesi Yukarı ... Mah. ... pafta, ... parselde bulunan ... hissesi oranında 138.750,00 TL bedelli ipotek ile aynı müdürlüğün ... dosya esas numaralarını aldığını, müvekkilinin icra takiplerinden haberdar olmadığını, işbu icra takiplerinden ... tarihinde ... tarihli satışa hazırlık aşamasında bilgi sahibi olduklarını, tasarruf tarihinde temyiz kudretine sahip olmayan müteveffa ... 'in hisselerine konan ipoteğin butlanla batıl olması nedeniyle fekkini ve ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan Kayseri 2. İcra Müdürlüğü'nün ... , ... ve ... esas sayılı dosyası ile icra takiplerinin müteveffa yönünden tedbiren durdurulmasını ve ardından iptalini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinden özetle; Davacı tarafın dava dilekçesinde iddia ettiği hususların doğru olmadığını, davacıların annesi olan müteveffa ... ile müvekkili şirket arasında kendisinin de yakın zamana kadar yönetim kurulu üyesi olduğun bir ticari şirketin borçlarının ödenmesinin teminatı kapsamında ... tarihinde gayrimenkul ipotek sözleşmesi tesis edildiğini, müvekkilinin şirketin çok büyük oranlı alacaklarının zamanında ödenmemesi üzerine uzlaşma görüşmeleri gerçekleştirildiğini, müvekkili şirketin o tarih itibariyle 6.000.000,00 TL anapara alacağına haiz alacaklarını yeni bir ödeme takvimi üzerinden yapılandırıldığını, bunun üzerine aralarında müteveffa ... 'in de bulunduğu borçlu şirket ve yakınları tarafından gayrimenkul ipotekleri tesis edildiğini, davacıların iddia ettiklerini tam aksine söz konusu işlemlerin yapılması ve ipotek sözleşmesinin imzalanması için müvekkili şirkete bizzat başvuru yapıldığını ve görüşmelerde yer alan müteveffa ... 'in vaki vefatı sonrası ve bir kısım davacılar tarafından açılan işbu davanın kabul edilebilir olmadığını, müteveffa ... , diğer ortakların ve yöneticilerin de evlatları olduğu şirketin müvekkili şirkete yaklaşık 6.000.000,00-TL ana para tutarlı borçlarını ödemediklerini, Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/928 esas sayılı dosyası üzerinden iflas ertelenmesi talebinde bulunulduğunu, iflas erteleme davasının sonuçsuz kaldığını, bunun üzerine müvekkili şirketin ticari ve hukuki haklarının korunması adına 08/03/2019 tarihinde Kayseri 2. İcra Dairesi'nin ... - ... - ... esas sayılı dosyası ile icra takiplerini başlatıldığını, ancak taşınmazların satışına ilişkin bir işlem yapılmadığını belirterek, davacıların kardeşlerinin ve özellikle davacılardan... 'in de ortağı olduğu şirketin müvekkili şirkete olan borçlarının ye bir ödeme takvimiyle yapılandırılmasını sağlayan ipotek işlemlerinin geçersizliğine yönelik işbu haksız ve geçersiz, aynı anda her türkü hukuki dayanak ve iyi niyetten uzak davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; " Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2 maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.Bu ilkeler itibariyle somut olay değerlendirildiğinde; müteveffa ... tarafından ... tarihinde ... Mah ... parseldeki ... payı yönünden ... A.Ş. lehine ipotek tesis edildiği, müteveffa ... tarafından ... tarihinde ... Mah ... parseldeki ... payı aynı yer ... parseldeki ... payı ve ... ada ... parseldeik ... payı yönünden ... Mühendislik şirketinden alacağı olan ... A.Ş. lehine ipotek tesis edildiği, yine müteveffa ... tarafından ... tarihinde ... Mah ... parseldeki ... payı ve aynı yer ... parseldeki ... payı yönünden ... Mühendislik şirketinden alacağı olan ... A.Ş. lehine ipotek tesis edildiği tespit edilmiş olup öncelikle belirtmek gerekir ki eldeki davanın ipotek alacaklısı olan ... A.Ş. dışında müteveffanın çocukları ... ve ... 'e de yöneltildiği görülmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere birkısım ipotekler ... Mühendislik Şirketi lehine verilmiş ise de Tasfiye Halinde ... Anonim Şirketi'ne husumet yöneltilmeyip şirket ortakları olan ... ve ... 'e karşı dava açılması isabetsiz olup bu davalılar yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.İpotek alacaklı ... A.Ş. yönünden yapılan incelemede ise; Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesi'nden ... hakkında ... ve ... tarihlerinde fiil ehliyetine sahip olup olmadığı hususunda rapor tanzim edilmesi istenilmiş olup, İstanbul Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesi'nin ... tarihli raporunda; "... Şehir Hastanesi’nin ... ve ... tarihlerinde baş ağrısı tanısıyla nöroloji muayene kayıtlarının olduğu, ... Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin ... tarihli raporunda ginko ekstresi yazıldığının, akit tarihinden 19 ay sonra ... tarihinde “Alzheimer Hastalığı” tanısı ile rapor çıkarılmış ve bahsedilen hastalıkta yaygın kullanılan “ ... ve ... ” isimli ilaçların reçete edildiği ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğünün reçete kayıtlarından sonrasında ilaçları kullanmaya devam ettiğinin anlaşıldığı, ... ve ... tarihli tıbbi kayıtlarda ayrıntılı muayene kayıtları olmaması sebebi ile Kurulumuzca kişinin işlem tarihlerinde fiil ehliyeti hususunda tıbbi bir kanaate varılamadığı, bu duruma göre; ... ... ile ... tarihlerinde fiil ehliyetine haiz olup olmadığı hususunun bilinemeyeceğini kabulünün uygun olduğu oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde kanaat bildirilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı doğrultusunda Adli Tıp Birinci Üst Kurulu'ndan rapor alınmış olup Adli Tıp Birinci Üst Kurulu'nun ... tarihli raporunda ise " muris hakkında işlem tarihlerinde fiil ehliyetini müessir ve kişide şuur ve hareket serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak veya azaltacak mahiyet ve derecede akıl hastalığı, akıl zayıflığı, bunama hali veya organik defisiter araz içinde bulunduğunu gösteren tıbbi bulgu ve belgeye rastlanmadığı, kendisinde mevcut sistemik hastalıkların da tek başına fiil ehliyetini etkilemeyeceği, murisin işlem tarihlerinde telkinlere mukavim olabileceği, kendi hür iradesi istikametinde serbest olarak eylem ve işlemlere girişebileceği tıbbi kanaatine varıldığı, bu duruma göre ... 'in, işlem tarihleri olan ... ile... tarihlerinde fiil ehliyetine haiz olduğunun kabulünün uygun bulunduğu oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde tespitte bulunulduğu görülmekle davacı tarafın işlem tarihinde ... 'in fiil ehliyeti olmadığına yönelik iddiasını ispatlayamadığı gözetilerek davalı ... A.Ş. yönünden de davanın reddine karar verilmiş ...."gerekçesiyle Davalılar ... ve ... 'e karşı dava açılan davanın husumet nedeniyle reddine, Davalı ... A.Ş.'ye açılan davanın REDDİNE karar verilmiştir. İlk derece mahkemesince 08.06.2026 tarihli ek kararı ile HMK.344 maddesi gereği istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir.İşbu ek kararı davacılar vekili süresinde istinaf etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ :Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Adli tıp üst kurulu raporu ile 4. ihtisas dairesi raporu arasındaki çelişki giderilmeden, sadece varsayıma dayanan ve bilimsellikten uzak üst kurul raporunun hükme esas alınması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirdiğini, yerel mahkeme, kararının gerekçesinde Adli Tıp Birinci Üst Kurulu’nun ... tarihli raporuna atıf yaparak, murisin işlem tarihlerinde fiil ehliyetini ortadan kaldıracak mahiyette bir akıl hastalığı bulunmadığı gerekçesiyle haklı davamızın reddine karar verdiğini, aynı mahkeme, gerekçesinde İstanbul Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesi’nin ... tarihli raporuna da yer vermiş olup, anılan raporda "tıbbi kayıtlarda ayrıntılı muayene kayıtları olmaması sebebi ile Kurulumuzca kişinin işlem tarihlerinde fiil ehliyeti hususunda tıbbi bir kanaate varılamadığı, bu duruma göre ehliyet durumunun bilinemeyeceği" tespiti açıkça yer aldığını, iki rapor arasında müvekkillerimizin mülkiyet hakkını doğrudan etkileyen devasa bir çelişki bulunmasına rağmen, yerel mahkeme bu çelişkiyi giderecek yeni bir inceleme yapmamış, "bilinemezlik" durumunu davacılar aleyhine yorumlayarak hukuka aykırı şekilde hüküm tesis ettiğini, hukuk düzende fiil ehliyeti, kamu düzenini yakından ilgilendiren ve mahkemece yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gereken en temel kurucu unsur olduğunu, alzheimer hastalığı, tıp biliminin ortak kabulü uyarınca geriye dönüşü olmayan, durağanlaşmayan, aksine sürekli, sinsi ve yıkıcı şekilde ilerleyen nörodejeneratif bir hastalık olduğunu, dosya kapsamında sabit olduğu üzere, muris ... ’e ipotek işlemlerinden yaklaşık 10 ay önce, ... tarihinde ... Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından resmi olarak "Erken Başlangıçlı Alzheimer Hastalığı" teşhisi konulduğunu ve tedavisine başlandığını, Alzheimer hastası bir bireyin beynindeki nöronal kayıp ve bilişsel yıkım, teşhisin konulduğu günden itibaren zamana yayılan, durdurulamaz ve geriye döndürülemez bir döngü olduğunu, tıp biliminde, sinsi aşınması başlamış ve klinik olarak tescillenmiş bir hastanın, aylar sonra mucizevi bir şekilde eski bilişsel düzeyine, risk analiz yeteneğine ve telkinlere karşı koyma direncine kavuşması imkansız olduğunu, başlangıç evresi resmi raporla tespit edilmiş bir hastanın, bu tespitten aylar sonra mülkiyetini tamamen sıfırlayan, kendisine hiçbir fayda sağlamayan ve alt soyunun borçları için milyonluk ipotekler kuran akitleri imzalarken "tam ehliyetli" ve "bilinci berrak" kabul edilmesi, tıp biliminin ve nörolojinin en temel doğasıyla açıkça çeliştiğini, tıbbi gerçekler bu kadar netken, Adli Tıp Birinci Üst Kurulu’nun dosyaya yeni ve somut hiçbir tıbbi delil girmemiş olmasına rağmen, sırf ipotek anına denk gelen spesifik bir muayene notunun yokluğundan hareketle "Bulguya rastlanmadı, o halde ehliyeti vardır" şeklinde varsayımsal ve doğrusal bir mantıkla rapor düzenlemesi bilimsellikten uzak olduğunu , üst kurul, tıp ilminin metodolojisini terk ederek adeta şekli bir hukuk mantığı yürütmüş; "evrak yoksa hastalık da yoktur" gibi klinik gerçeklerle bağdaşmayan bir tespitte bulunduğunu, oysa ... Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından resmi olarak "Erken Başlangıçlı Alzheimer Hastalığı" teşhisi konulduğu ve tedavisine başlandığı hususları dikkate alınmadığını, ... Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı’nın ... tarihli yazı cevabında, murisin 2014 yılındaki ilk poliklinik girişine ait nöropsikolojik testlerin ve tetkik sonuçlarının arşivde bulunamadığı resmi olarak itiraf edildiğini, en kritik başlangıç verileri dahi idari ihmallerle kaybolmuşken, adli tıp incelemesinin bu eksik evraklar üzerinden yürütülmesi ve Üst Kurulun bu belirsizlikten "ehliyet" üretmesi kabul edilemediğini, üst Kurul raporunda murisin işlemden aylar sonra, ... tarihinde yapılan Mini Mental Test (MMS) sonucunun 25 puan olmasının "normal" kabul edilerek fiil ehliyetine dayanak yapılması da tamamen yanıltıcı ve eksik olduğunu, klinik psikiyatri ve nöroloji uygulamalarında bu nevi kısa tarama testleri, hastanın o anki mekanik, ezbere dayalı ve yüzeysel uyumunu ölçer; Alzheimer hastalarının gün içinde veya dönemler arasında sıkça yaşadığı "bilişsel dalgalanmaları", yönlendirilmeye müsait ruh hallerini ve muhakeme zafiyetini asla ortaya koymadığını, 76 yaşındaki bir kadının, tapu dairesinde önüne konulan karmaşık ipotek sözleşmelerinin iktisadi risklerini, gelecekte mülkünün elinden çıkacağını kavrayabilme gücü ile anlık sorulan basit sorulara cevap verebilmesi aynı şey olmadığını, fiil ehliyeti, salt biyolojik bir organın anlık reflekslerinden ibaret olmayıp; idrak, irade, serbestçe karar verebilme ve dış baskılara karşı koyabilme gibi psikolojik unsurları barındırdığını, alzheimer tedavisi gören, beyninde organik yıkım süreci tescillenmiş ve ağır ilaçlar kullanan bir hastanın "telkinlere mukavim" olduğunu iddia etmek ne tıp bilimiyle ne de hayatın olağan akışıyla açıklanabildiğini, yerel mahkemenin, tıp literatürünü inkar eden ve belirsizliği tamamen davacılar aleyhine yorumlayan bu kusurlu varsayıma dayanarak hüküm kurması, açık bir eksik inceleme ve bozma sebebi olduğunu, yerel mahkemenin, hastalığın ilerleyici doğasını ve 4. İhtisas Dairesi'nin şüphe barındıran net tespitini göz ardı ederek, bu çelişkili ve yetersiz rapora dayanarak hüküm kurması kamu düzenine ve Yargıtay'ın yerleşik inançlarına açıkça aykırı olduğunu, neticeten Yerel Mahkemenin, tıp biliminin temel kurallarını inkar eden, beynindeki organik yıkımı görmezden gelen ve sadece kağıt üzerindeki anlık skorlara dayanan bu rapora atıf yaparak hüküm kurması, eksik inceleme mahiyetinde olduğunu, dolayısıyla istinaf başvurusunun kabulü ile haksız ve hukuka aykırı yerel mahkeme kararının bozulmasını vekaleten talep ettiğini, Tapu Müdürlüğü'nün tıbbi uzmanlığı bulunmayan idari personelinin gözlemine dayanan beyanları ve resmi şekil unsurları, müteveffanın fiil ehliyetsizliğini hukuken ortadan kaldıramadığını, yerel mahkeme gerekçeli kararında, ...Tapu Müdürlüğü'nün ... tarihli müzekkere cevabına atıf yapmış ve murisin bizzat müracaat ettiği, akli melekelerinin yerinde görüldüğü ve sağlık raporuna ihtiyaç duyulmadığı yönündeki idari beyanı hükme esas aldığını, sinsi ilerleyen, dış dünyaya her an belirgin semptomlar vermeyen ve hastayı telkine açık hale getiren Alzheimer gibi ağır bir hastalığın teşhisi tapu memurunun sübjektif gözlemine bırakılamadığını, ehliyet konusu kamu düzenine ilişkin olup, idari personelin beyanıyla değil; ancak ve ancak tam teşekküllü tıbbi delillerle ispatlandığını, mahkemenin uzmanlığı olmayan memur beyanını gerekçesine dayanak yapması hukuken geçersiz olduğunu, davalı taraf, cevap dilekçesinde ipotek belgelerinin resmi görevliler huzurunda okunduğunu ve murisin kendi el yazısıyla "okudum" yazarak imzaladığını ileri sürdüğünü, mahkeme de bu resmi şekil unsurunun arkasına sığınarak davanın reddine karar verdiğini, hukukun en temel, sarsılmaz ve amir hükümlerinden biri de şudur ki; kurucu unsuru olan "geçerli bir irade beyanı" bulunmayan hiçbir hukuki işlem, resmi şekil kılıfıyla geçerlilik kazanamadığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.06.2012 tarih ve 2012/14-151 E., 2012/395 K. sayılı ilamı başta olmak üzere, yerleşik tüm yüksek mahkeme içtihatları; bir işlem ne kadar kusursuz bir resmi şekle uygun yapılmış olursa olsun işlemi gerçekleştiren şahsın biyolojik ve psikolojik olarak ayırt etme gücünden yoksun olması halinde, yapılan işlemin baştan itibaren mutlak butlanla sakat olacağını duraksamasız bir şekilde düzenlediğini, Türk Medeni Kanunu'nun ilgili maddesi uyarınca, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesi var olamayacağından, bu kişinin yaptığı işlemlere hiçbir hukuki sonuç bağlanamadığını, dahası, bu tür işlemlerde karşı tarafın iyiniyetli olduğunu ileri sürmesi dahi mutlak butlanla sakat olan bir işlemi asla geçerli kılmadığını ve hukuk düzeni tarafından korunmadığını, murisin imza anında klinik ve tıbbi olarak geçerli, hür bir iradesi bulunmadığından, tapudaki resmi prosedürün harfiyen ve tam olarak uygulanmış olması mevcut olan bu ağır hukuki sakatlığı ortadan kaldırmadığını, alzheimer hastası bir bireyin, sinsi gelişen muhakeme kaybı nedeniyle, önüne konulan metni sadece mekanik bir okuma refleksiyle taklit etmesi veya altını imzalaması, onun bu işlemin hukuki ve iktisadi sonuçlarını idrak ettiği anlamına gelmediğini, yerel mahkemenin, tıp fakültesinin resmi "Erken Başlangıçlı Alzheimer" teşhisini ve hastalığın doğasını yok sayıp, şekli unsurları maddi gerçeğin üstünde tutması hukuki bir yanılgı olduğunu, hastalığın sosyal ve klinik etkilerini gösteren somut tanık beyanlarının mahkemece hiçbir gerekçe gösterilmeksizin değerlendirme dışı bırakılması usule aykırı olup bozmayı gerektirdiğini, yerel mahkeme, davanın reddine karar verirken dosyada dinlenen ve murisin ehliyetsizlik durumunu açıkça ortaya koyan somut tanık beyanlarını tamamen görmezden geldiğini, gerekçesinde bu beyanları neden değerlendirmeye almadığına dair hiçbir hukuki açıklama yapmadığını, dosyada dinlenen tanık ..., muris ...’in henüz 2015 yılında, yani dava konusu ipotek işlemlerinden aylar önce, bir alışveriş merkezinde kaybolduğunu ve yön duygusunu yitirdiğini açıkça beyan ettiğini, alzheimer hastalığının en temel ve karakteristik klinik semptomu olan "zaman ve mekan oryantasyonunun yitirilmesi" vakasını ortaya koyan bu hayati beyan, mahkemece adeta yok sayıldığını, hukuk yargılamasında maddi gerçeğe ulaşılması amacıyla başvurulan en temel takdiri delillerden biri olan tanık beyanlarının, mahkemece hiçbir hukuki gerekçe gösterilmeksizin hüküm fıkrasının tamamen dışında bırakılması usul hukukuna aykırı olduğunu, kişinin günlük hayatında yakınlarını tanımakta güçlük çekmesi, kaybolması ve çevresindeki alt soyunun telkinlerine tamamen açık hale gelmesi, ayırt etme gücünün nisbiyet ilkesi gereğince o hukuki işlem anında var olmadığını ispatlayan fiili karineler olduğunu, mahkemenin, sosyal hayattan kopmuş ve idrak kabiliyeti organik olarak çökmüş bir hastanın tanıklarla tescillenen bu durumunu denklem dışı bırakarak yalnızca şekli verilere dayanması hukuka aykırılığı perçinlediğini, mahkemede dinlenen murisin kendi hekimi ..., 17.12.2024 tarihli duruşmada, murise yazılan "..." isimli ilacın yaşlılara hafızayı güçlendirmek amacıyla verildiğini ve bu ilacın yalnızca nöroloji/psikiyatrist uzmanlarınca reçete edilebildiğini beyan ettiğini, ipotek tesis tarihlerinden tam 10 ay önce bu ilacın kullanılmaya başlandığı resmi reçete kayıtlarıyla da sabitken, mahkemenin hekim tanığın beyanını ve bu belgenin hastalığın başlangıç evresini ispatladığı gerçeğini kararda hiç tartışmamış olması, gerekçesiz hüküm kurma yasağının açık bir ihlali olduğunu, davalılar ... VE ...yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi kararı; değerlendirmenin maddi hata ve eksik inceleme içermesi nedeni ile bozmayı gerektirdiğini, gerekçeli kararda, dava konusu ipoteklerin bir kısmının dava dışı ... Şirketi lehine verildiği, bu nedenle şirket ortakları olan davalılar ... ve ... ’e husumet yöneltilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle bu davalılar yönünden davanın husumet yokluğundan reddine karar verildiğini, oysa yerel mahkeme, bizzat kararının "Dava" ve "Delillerin Değerlendirilmesi" kısımlarında, ... ve ... tarihli resmi ipotek sözleşmelerinin davalılar ..., ... ve ... A.Ş. arasında imzalandığını açıkça tespit ve ikrar ettiğini, resmi senette akdin tarafı olarak yer alan, murisin ehliyetsizliğinden faydalanarak kendi şirketleri veya borçları için murisi borçlandıran şahıslara husumet yöneltilemeyeceği iddiası hukuki mantıktan yoksun olduğunu, davalılar ... ve ... , murisin idrak zayıflığından faydalanarak mülkiyet haklarını elinden alan tasarruf işlemlerinin asli failleri olduğunu, ipotekten dolayı kullanılan teminat ve sağlanan maddi menfaat, hiçbir aşamada muris ... ’in yararına kullanılmamış, aksine bu iki davalının ticari menfaatleri doğrultusunda diğer lehtar şirketle birlikte hareket edilerek müvekkillerden gizlendiğini, davalı şirketin basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünü ihlal etmesine rağmen iyi niyet iddiasına değer verilmesi ve eksik arşiv kayıtlarıyla hüküm kurulması hukuka aykırı olduğunu, davalı ... A.Ş., cevap dilekçesinde murisin hastalığını bilmesinin mümkün olmadığını ve iyi niyetli olduğunu ileri sürdüğünü, yerel mahkeme de bu savunmaya itibar ettiğini, muris, işlem tarihlerinde 76 yaşında ileri yaşta bir kadın olup, davalı şirket ise Türk Ticaret Kanunu uyarınca "basiretli bir tacir" gibi hareket etmekle yükümlü olduğunu, ... Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı’nın dosyaya gelen 20.05.2022 tarihli yazı cevabında, murisin ilk nöroloji poliklinik girişinin ... tarihinde olduğu, ancak o dönemdeki muayene notları ve nöropsikolojik testlerin fiziki dosyaya konulması sebebiyle arşivde bulunamadığı resmi olarak bildirildiğini, murisin hastalığının gerçek seyrini, başlangıcını ve derinliğini gösterecek en önemli tıbbi dayanaklar olan 2014 yılına ait tetkikler getirtilemediğini, mahkeme, bu büyük idari eksikliği ve tıbbi belirsizliği ortadan kaldırmak için arşiv araştırmasını derinleştirmek veya bu eksiklik üzerinden yeniden bilirkişi incelemesi yaptırmak yerine, eksik evrakla tamamlanan yetersiz ATK raporuna dayanarak hüküm kurduğunu, sonuç olarak; murisin 76 yaşındaki ileri yaşı, işlemden önce konulmuş "Erken Başlangıçlı Alzheimer" teşhisi, beynindeki organik yıkımı kanıtlayan spesifik ilaç kullanımları ve tanıkların tereddütsüz doğruladığı ağır idrak kayıpları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, murisin ipotek işlemlerinin iktisadi ve hukuki sonuçlarını kavrayabilecek bir fiil ehliyetine sahip olmadığı sabit olduğunu, yerel mahkemenin, eksik incelemeyle, raporlar arasındaki çelişkileri gidermeden ve resmi şekil şartlarının arkasına sığınarak kurduğu red hükmünün istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini, Kayseri (2) nci Asliye Ticaret Mahkemesinin ("Yerel Mahkeme") 2024/370 E., 2026/380 K. ve 21.04.2026 T. sayılı kararının kaldırılmasına, istinaf başvurusunun kabulüne, yargılama giderlerinin ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesine karşı sunduğu cevap dilekçesinde özetle ; Davacılar ... ve ... tarafından müvekkil ... A.Ş.'nin de davalılar arasında gösterilerek ikame edilen haksız dava, temelinde haksız ve her türlü hukuki dayanaktan yoksun olarak ikame edilmiş; buna rağmen, ilk derece mahkemesi olan Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde evveliyat yargılaması sonunda davanın reddine dair karar verildiğini, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/751 esas ve 2024/845 karar sayılı karar ile eksik delillerin toplanması yönünde kaldırılarak ilk derece mahkemesine gönderildiğini ve bu kapsamda ilk derece mahkemesince evveliyat yargılaması ile birlikte yaklaşık 6 yıl süren titiz bir yargılama yürütülmüş; kaldırma kararı sonrası tanıklar dinlendiğini ve tanık beyanları alındıktan sonra dosya ATK Üst Kurulu'na gönderildiğini, tanık beyanları ve ATK Üst Kurulu raporu ile davacıların davasının haksızlığı açık olarak ortaya çıkmakla, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verildiğini, zaten aksi yönde bir karar verilmesi hukukun temel ilkelerine aykırılık teşkil edecek olduğundan, ilk derece mahkemesince sadece haklı bir karar verilmekle kalınmadığını, son derece kapsamlı bir gerekçeli karar oluşturulduğunu, esasen davacı tarafın istinaf iddialarının cevapları da iş bu gerekçeli kararın içerisinde yer aldığını, TMK'nun 2. Maddesinde düzenlenen dürüstlük kurallarına aykırı davranan davacı tarafın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun istinaf iddialarının külliyen reddine kârar verilmesini talep ettiğini, davacıların istinaf dilekçesinde, nezaketle asla bağdaşır olmayacak şekilde, müvekkil şirketin açıkça kötü niyetli olduğu ve basiretli tacir gibi davranmadığını ileri sürebilecek kadar hak-hakkaniyet ve nezaketten bu kadar uzaklaşabildiğini, müvekkil şirket, çimento sektöründe Türkiye'nin en büyük sınai kuruluşu olduğu gibi, ABD dahil dünyanın bir çok ülkesinde de çimento fabrikaları bulunan ve böylece uluslararası bazda da sektörünün en önemli ticari kuruluşlarından birisi olduğunu, bağlı bulunduğu ... Holding ise ülkemizde ekonominin tokomotif topluluklarının başında yer alıp; dolayısıyla ... 'de mal verilen bir müşteri şirkete, alacaklarının teminatı olarak ipotek tesisini kabul etmesinin kötü niyetle ve basiretli bir tacir gibi davranmamakla nitelenmesi, zannederiz farkında olunmasa da haddi aşar ağırlıkta nezaket dışı ve hele tamamen gerçek dışı iddialar olduğunu, dikkat edilirse davacıların dava konusu yaptıkları gayrimenkul ipotek tesisine dair ipotek belgeleri ile birlikte, ilgili ... Tapu Müdürlüğü'nden gelen resmi yazıda da açıklandığı üzere, burada resmi görevliler huzurunda düzenlenen ve okunarak izah edilen, bizatihi müteveffa ... 'in kendi el yazısından sadır "okudum" vurgulaması altına koyduğu imza ile hayat bulmuş olup; bu yönde ortaya konulan iddia ve hatta imaları şiddetle reddettiğini, davacıların ve müvekkil şirket dışındaki diğer davalıların annesi olan müteveffa ... ile müvekkilimiz şirket arasında akdedilen ipotek tesisi, sıradan bir teminat olmayıp; bizatihi adı geçenin de bu şirketin onursal başkanı ve yakın zamana kadar yönetim kurulu üyesi olduğu; bu şekilde bir ticari şirketin borçlarının ödenmesinin teminatı kapsamında tesis edilmiş; esasen müvekkil şirketin davalı borçlular nezdinde çok büyük oranlı alacaklarının zamanında ödenmemesi üzerine, bizatihi adı geçen müteveffa ... ve davacıların da, şirketin mevcut ortakları, evlatları/kardeşleri olması dolayısıyla uzlaşı görüşmelerine katıldığını, kendisi ve evlatlarının bu borcu karşılayacak güçleri bulunduğu; bu bakımdan icra takibine geçilmemesi ve kendilerine yeni bir ödeme takvimi ile geçmişteki ticari münasebetin hatırına yeni imkan verilmesini bizatihi teklif edenlerden olduğunu, bu noktada önemle kaydedelim ki, söz konusu ticaret ilişkisi çok eskiye dayanmakta ve çok kapsamlı olup; yani sadece davaya konu ipotek hadisesi ile sınırlı bir ticaret ilişkisi olmadığını, müvekkil şirket, o tarih itibariyle yaklaşık 6.000.000.00 TL (bugünki parayla muhtemelen 100.000.000.00 TL kadar) müteveffa ... 'in de bulunduğu borçlu şirket ve yakınları tarafından gayrimenkul ipotekleri tesis edildiğini, yaptırılan eksper inceleme ve raporları doğrultusunda, verilen ipotekler borç miktarını karşılar kadar olmayıp müvekkil şirket alacaklarının önemli bir kısmı da teminatsız kaldığını , dolayısıyla davacıların iddia ettiklerinin tam aksine söz konusu işlemlerin yapılması ve ipotek sözleşmesinin imzalanması için müvekkil şirkete bizzat başvurup, görüşmelerde yer alan müteveffa ... in vaki vefatı sonrası ve uzun yıllar sonra bir kısım davacılar tarafından ikame olunan iş bu dava ve hukuki girişimin kabul edilebilir bir tarafı bulunmadığını, davacılar, sözleşme tarihinden önce müteveffa ... in alzheimer hastalığının bulunduğu ve bu hastalıktan nedeniyle ilaç kullandığı; dolayısıyla temyiz kudretinin, sözleşme akdetme ehliyetinin bulunmadığı ifade etmektedirler ki; bu noktada da gerekli incelemeler hassasiyetle yerine getirilmiş, üstelik Adli Tıp Başkanlığı'ndan rapor aldırılmış ve davacıların iddialarını doğrulayan bir sonuç ortaya çıkmadığını, Yüksek Dairenizce evveliyat yargılaması sonrası verilen kararın kaldırılması sonrası, ilk derece mahkemesince Adli Tıp Kurumu Birinci Üst Kurulu'ndan 10.03.2026 tarihinde 187 karar nolu rapor aldırılmış; bu raporun, daha önce evveliyat yargılaması sırasında Adli Tıp Kurumu Anabilim Başkanlığı'ndan alınan KAL tarihli raporla uyuşur nitelikte olduğu sabit olduğunu, “... ve ... kızı, ... doğumlu, ... tarihinde vefat eden ... hakkında düzenlenen tıbbi belgeler ile dava dosyası ve adli tıbbi yorumlamayı ilgilendiren hususların tüm olarak ... tarihinde, Adli Tıp Birinci Üst Kurulunda değerlendirilmesi sonucunda elde edilen bilgi ve bulguların yorumlanmasından; muris hakkında işlem tarihlerinde fiili ehliyetini müessir ve kişide şuur ve hareket serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak veya azaltacak mahiyet ve derecede akıl hastalığı, akıl zayıflığı, bunama hali veya organik defisiter araz içinde bulunduğunu gösteren tıbbi bulgu ve belgeye rastlanmadığı, kendisinde mevcut sistemik hastalıkların da tek başına fiil ehliyetini etkilemeyeceği; murisin işlem tarihlerinde telkinlere mukavim olabileceği; kendi hür iradesi istikametinde serbest olarak eylem ve işlemlere girişebileceği tıbbi kanaatine varıldığı; bu duruma göre ... 'in, işlem tarihleri olan ... ile ... tarihlerinde fiil ehliyetine haiz olduğunun kabulünün uygun bulunduğunu oy birliği ile mütalaa olunur" şeklinde, tıp otoritesi görüşü ortaya koymuştur ki; bu görüşler, zaten gerçeğin fotoğrafı olduğunu, bu konuda ilk derece mahkemesince evveliyat yargılaması sırasında 03.11.2020 tarihli duruşmada oluşturulan "1" nolu ara kararı gereği ... Tapu Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak, davacıların murisi ... in akli melekeleri bakımından herhangi bir araştırma yapılıp-yapılmadığı; doktor raporu istenip-istenmediği sorulmuş; buradan gelen 04.11.2020 tarihli müzekkere cevabında aynen, "ilgili ... müdürlüğe bizzat müracaat ettiği ve işlemleri bizzat gerçekleştirdiği ve akli melekelerinin yerinde olduğu ve sağlık raporuna ihtiyaç duyulmadığı anlaşılmıştır" şeklinde çok açık bir tespite yer verdiğini, davacıların annesi olan müteveffa ... ile müvekkil şirket arasında akdedilen ipotek tesisi, sıradan bir teminat olmayıp; bizatihi adı geçenin de yakın zamana kadar yönetim kurulu üyesi olduğu bir ticari şirketin borçlarının ödenmesinin teminatı kapsamında tesis edildiğini, daha önce de beltirttiği gibi müteveffa ... , davaya konu şirketteki hisselerini, örneklerini delillerimiz kapsamında daha önce dosyaya sunduğu belgeler ile sabit olduğu üzere, davacılardan ... 'e devretmiş olup; bizatihi kendi iddialarına göre o zaman bu davacı, alzheimer. hastası olan annesinin şirket hisselerine kendisini kandırmak suretiyle veya baskı uygulayarak, aynı anda diğer şirket hissedarları ve evlatlarının da bu durumu seyretmelerine bağlı olarak mı gerçekleştirdiğini, yine davacılar da dahil olmak üzere, müteveffa ... ile birlikte hareket etmek suretiyle, yine diğer davalının ... ... Bankası'na olan borcu nedeniyle, adı geçen banka lehine ipotek ve kefalet sözleşmesi akdetmiş olup, demek ki hasta olan annelerinin, kendi bilgileri dahilinde bir başka alacaklı lehine hukuki işlem yapmalarına ise ses çıkarmamış olmaktadırlar ki; herkes eylem ve işlemlerinin hukuki sonuçlarına katlanmak zorunda bulunduğundan, davacı iddialarının, TMK'nun 2. ve 3. maddeleri karşısında, "dürüstlük" kurallarına açık aykırılık nedeniyle de:hukuken ve vicdanen kabul edilebilir bir tarafı bulunmadığını, müteveffanın vefatından önce ne gibi hastalığı var idi; bunu bilmemiz mümkün olmayıp; ancak şurasını çok iyi bildiğini, davaya konu ipotek tesis işlemleri sırasında asla böyle bir hastalığa muzdarip olmadığı gibi, vefatı tarihine kadar da kendisine bahsedilen hastalık süreci dolayısıyla evlatları olan davacıların niçin vasi atanmasına yönelik en küçük bir girişimde' bulunmadıklarını sormakta yarar olduğuna dair cevap dilekçemizdeki açıklamalara karşı, aslında bu yönde bir dava açtıkları; ancak bu davanın, kendisinin vaki vefatı nedeniyle karara çıkmadığını belirttiğini, bu hal dahi davacıların iddialarında ne kadar samimiyetsiz olduklarını göstermeye yeter bir neden olduğunu, dikkat edilirse, ipotek tesisinden önce ve sonrasında bu yönde hukuki girişimde bulunmayan davacıların, müteveffanın vefatı tarihine yakın vasi tayinine yönelik talepte bulunmakla; zaten davaya konu ipotek tesisine ilişkin iddi da samimiyetsiz davranmış oldukları açık olduğunu, kaldı ki, davacılardan... 'nun eşi nöroloji profesörü olup; gerçekte böyle bir iddiaları varit olsa idi, herhalde müteveffa adına sağlığında konunun uzmanı olan damadı tarafından düzenlenmiş raporlar veya sair tıbbi belgeleri rahatlıkla dosyaya sunabilirlerdi ki, müteveffada ipotek tesisi aşamasında böyle bir rahatsızlık bulunmaması sebebiyle, adı geçen doktorun geçmişe dair hayali ve sahte rapor düzenlememiş olması da, son derece etik bir davranış olduğunu, daha önce davanın başından itibaren dosyaya sunduğu dilekçelerde de belirttiği gibi müteveffa ... , davaya konu şirketteki hisselerini, örneklerini deliller kapsamında daha önce dosyaya sunduğu belgeler ile sabit olduğu üzere, davacılardan ... 'e devretmiş olup; adı geçen davacı aynı anda bizzat bu ticaretin tarafı olduğunu, aynı şekilde bizatihi kendi iddialarına göre o zaman bu davacı, alzheimer hastası olan annesinin şirket hisselerine kendisini kandırmak suretiyle veya baskı uygulayarak, aynı anda diğer şirket hissedarları ve evlatlarının da bu durumu seyretmelerine bağlı olarak mı gerçekleştirdiğini, davacının niyet ve davranışları müvekkil şirketin ilgisi dışında olmakla birlikte; müvekkil şirketi ilgilendiren iddialar bakımından, dürüstlük kurallarını belirleyen TMK'nun 2. maddesinde aynen, "herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz"; işte davamızdaki davacı taraf davranışı, tam. bu madde kapsamında olduğunu, davacılarda dahil olmak ü üzere, müteveffa ... , birlikte hareket etmek suretiyle, yine diğer davalının ... Bankası'na olan borcu nedeniyle, adı geçen banka lehine de ipotek ve kefalet sözleşmesi akdetmiş olup, demek ki davacıların iddialarına göre ... Bankası da kötüniyetli ve basiretli bir tacir gibi davranmamış; hasta olan annelerinin, kendi bilgileri dahilinde bir başka alacaklı fehine hukuki işlem yapmalarına ise ses çıkarmamış olmaktadırlar ki; herkes eylem ve işlemlerinde dürüstlük kurallarına uymak zorunda bulunduğundan, davalarındaki iddialarında olduğu gibi, şu anda cevaplandırdığımız istinaf ve ek istinaf dilekçelerindeki iddialarının da hukuken ve vicdanen kabul edilebilir bir tarafı bulunmadığını, daha önce davanın başından itibaren belirttiği gibi, davacılar tarafından müteveffa annelerine atfen sağlık raporu adı altında dosyaya sunulan tek bir doktor tarafından imzalanan hekim raporu ise, o kadar komik bir hale işaret ettiğini, dikkat edilirse bu belge, altında imzası bulunan doktor tarafından müteveffanın vefat ettiği gün düzenlenmiş olup; rapor, hastalığın başlangıç süresi, hastalığın kaydettiği aşama ve sair bir bilgi de içermediğini, davacıların istinaf dilekçesinde örneklerini sundukları Yüce Yargıtay kararlarına dair yorumları ve hele bu kararları davayla benzeşir görmeleri, o kadar yanlıştır ki; daha evvel dosyadaki dilekçe ve beyanlarda belirttiği gibi, müvekkil şirkete karşı ikame olunan iş bu davanın tanık beyanları ile ispatı mümkün olmadığı; ancak bu belgelerin geçersizliğinin, davaya konu ipotek tesis tarihi itibariyle sunulabilecek haklı ve geçerli resmi belgeler ile ispat olunabileceği bir yerde, Yüksek Daireniz kaldırma kararı sonrası dinlenen davacı taraf tanıkları da, davanın başından itibaren söylediklerini aynen doğrulamış ve müteveffa ... 'in müvekkilimiz şirket lehine ipotek tesis ederken, tamamen akli meleke ve davranışlarının bilinç ve mudrikiyeti dahilinde hareket ettiğinde şüphe bulunmadığını, tüm bu açıklamaların neticesinde davacıların davasının tamamen haksız bir şekilde ikame edilmiş olduğu; resmi bilgi ve belgelerle ortaya çıkarılmış olmakla; davacı tarafın, ilk derece mahkemesinin usul-yasa, hak-hakkaniyet ve Yüce Yargıtay yerleşik inanç birliği kararlarına son derece uygun kararına karşı, istinaf ve ek istinaf dilekçelerindeki haksız talepleri, hukuken ve vicdanen asla kabul edilemez nitelikte olduğunu, bu noktada Yüksek Nezdinizi önemle bilgilendirmekte ve davacıların ne kadar kötü niyetle hareket ettiklerini göstermeye devam etmekte yarar gördüğünü, dikkat edilirse, iş bu ipoteklerin paraya çevrilmesi yolu ile icra takiplerine de çok uzun yıllar beklendikten sonra, ancak borçlu şirketin iflasın ertelenmesi davasının sonuçsuz kalması üzerine ve müvekkil şirketin ticari ve hukuki haklarının korunması adına geçilmiş olup; bugüne kadar da, ipotek belgelerine konu taşınmazların satışı yönünde herhangi bir işlem yaptırılmayıp; halen ve halen müvekkil şirketin iyi niyetini muhafaza ederek, alacaklarını da iyi niyet çerçevesinde tahsil etme kararlılığının korunduğu bir yerde, davacıların da bu borcun önemli kısmını çok çok gecikerek de olsa parça parça ödemelerine imkan tanınarak, yasal manada ortada en küçük bir engel bulunmamasına rağmen, davaya konu ipoteğin paraya çevrilmesi yönünde en küçük bir kararlılık ortaya koymadığı bir yerde, davacıların iş bu dürüstlük kurallarına aykırı kötü niyetli davalarının reddinden sonra bir de aynı şekilde dürüstlük kurallarına aykırı ve kötüniyetli istinaf itirazlarını üzüntü ile karşıladığını; öncelikle davacı tarafın kesin süre içerisinde gerekli harç ve masrafları tamamlamaması nedeniyle usul kuralları gereği, esasa girilmeden istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmesini; Yüksek Nezdinizce esasa girilir ise, TMK'nun 2. Maddesinde düzenlenen dürüstlük kurallarına aykırı davranan davacı tarafın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun istinaf taleplerinin külliyen reddine olmak üzere, davacıların dava dilekçesindeki iddialar gibi istinaf ve ek İstinaf dilekçelerindeki iddiaların da, hukuken ve vicdanen kabul edilemezliği karşısında, tamamen resmi makamlar huzurunda yasal unsurlara haiz olarak düzenlendiğini ve müvekkil şirketin iyi niyetine bağlı olarak uzun yıllardır davacıların kardeşlerinin ve özellikle davacılardan ... 'in de ortağı olduğu şirketin, müvekkil şirkete olan borçlarının yeni bir ödeme takvimiyle yapılandırılmasını sağlayan ipotek işlemlerinin geçersizliğine yönelik iş bu haksız ve geçersiz, aynı anda her türlü hukuki dayanak ve iyi niyetten uzak istinaf taleplerinin, öncelikle davacı tarafın kesin süre içerisinde gerekli harç ve masrafları tamamlamaması nedeniyle usul kuralları gereği, esasa girilmeden istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmesini; Yüksek Nezdinizce esasa girilir ise, TMK'nun 2. Maddesinde düzenlenen dürüstlük kurallarına aykırı davranan davacı tarafın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun istinaf taleplerinin külliyen reddi hususunda karar ittihazını talep etmiştir.

HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.İstinaf talebinde bulunan davacılar vekili Av. ... verilen karara yönelik istinaf talebinde bulunduğu, davacılar vekilinin istinaf başvurusu için yatırılması gerekli istinaf harçlarının ve gerekli gider avansının yatırılmadığı anlaşıldığından, davacı vekiline HMK.344. Maddesi gereğince bir haftalık süre içerisinde tamamlaması aksi halde istinaf talebinden vazgeçmiş sayılacağına dair muhtıra çıkartıldığı, muhtıra tebligatının davacı vekiline 27/05/2026 tarihinde tebliğ edildiği, harcın süresinden sonra 08.06.2026 tarihinde yatırıldığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince çıkartılan muhtıra ile kesin süre verildiği, davacı yanın yatırması gereken giderin miktarı belirtilerek usulüne uygun şekilde ihtar yapıldığı, buna uygun tahsilat fişi düzenlendiği, mahkemeler veznesine ücretin yatırılacağının belirtildiği, nitekim davacılar vekilinin daha evvel de dosyayı harcı ikmal ederek istinaf ettiği görülmüştür.Davacılar vekilinin istinaf başvurusu için yatırması gerekli harç ve masrafları yasal süre içinde tamamlamadığı anlaşıldığından, davacılar vekilinin istinaf talebinin reddine yönelik 08/06/2026 tarihli ek kararın usul ve yasaya uygun olduğu görülmüş, bu sebeple işbu ek kararla ilgili istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 md uyarınca reddine dair aşağıdaki gibi karar verilmiştir. Bu nedenlerle de asıl istinaf dilekçesi yönünden bir istinaf incelemesi yapılmamıştır.

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ;

Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2024/370 Esas 2026/380 sayılı 08.06.2026 tarihli ek kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

Ek kararın istinafı yönünden alınması gereken istinaf karar ve ilam harcı davacı taraftan peşin olarak alındığından harçla ilgili yeniden karar verilmesine yer olmadığına,

Davacılar tarafından yapılan istinaf yoluna başvuru harcı ve istinaf posta giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına ,

İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

Kararın tebliğ işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına,

Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde , 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verildi. 09/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1514, K. 2026/1637, T. 09.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1514-e-2026-1637-k-e1c6321dfad8