Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1392 E. 2026/2165 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1392
Karar No
2026/2165
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/1392 KARAR NO : 2026/2165

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 07/05/2026 NUMARASI : 2026/480 Esas 2026/461 Karar DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit BAM KARAR TARİHİ : 06/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 06/10/2026

Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirket ile davalı şirket arasında uzun süredir devam eden ticari ilişki, münferit alım-satım işlemlerinin ötesinde karşılıklı güvene, sürekliliğe, öngörülebilirliğe ve yerleşmiş ticari teamüllere dayalı istikrarlı bir tedarik ilişkisi niteliği taşıdığını, taraflar arasında özellikle....isimli ürün bakımından uygulanan birim fiyatının geçmiş sevkiyatlar, düzenlenen faturalar ve fiili ticari uygulamalar doğrultusunda 41,00 TL olarak sabitlendiğini, bu bedel üzerinden süreklilik arz eden bir ticari mutabakat oluştuğunu, müvekkil şirketin tüm ticari planlamasını stok organizasyonunu, alt müşteri ilişkilerini, satış fiyatlandırmasını, nakit akışını ve finansman dengesini bu yerleşik fiyat rejimine güvenerek şekillendirdiğini, bu güven ilişkisine dayanarak müvekkil şirketin, muhatap şirkete uzun vadeli çekler teslim ettiğini, çeklerin taraflar arasındaki mal tedarikinin devam edeceği, fiyat istikrarının korunacağı ve ticari ilişkinin dürüstlük kuralları çerçevesinde sürdürüleceği varsayımı altında keşide edildiğini, muhatap şirketin piyasadaki üstün ekonomik gücünü fiili tekel niteliğindeki konumunu kötüye kullanarak taraflar arasında yerleşmiş ticari dengeyi tek taraflı biçimde bozduğunu, 41,00 TL olan birim fiyatını 57,00 TL'ye yükselttiğini, yaklaşık %39 oranında fahiş ve ölçüsüz bir artış uyguladığını, bu artışı önceden bildirmediğini, herhangi bir müzakereye konu edilmediğini, müvekkilinin, piyasadaki tekel konumu nedeniyle ürün tedarikinde karşı tarafa bağımlı olduğundan, henüz teslim almadığı hammadde ve ürünlerin avansı mahiyetindeki çekleri vade ve bedel kısımları ticari kaygı altında olması sebebiyle boş şekilde karşı tarafça müvekkilinden alındığını, bununla yetinilmeyerek müvekkil şirket tarafından güven ilişkisi çerçevesinde teslim edilen boş çeklerin teamüle ve taraf iradelerine aykırı biçimde muhatap şirket yetkilileri/çalışanlarınca doldurulduğu, ayrıca daha önce yaygın şekilde uygulanan vadeler hilafına ödeme tarihlerinin daraltıldığı ve çek gruplarının birer haftalık kısa vadelerle sıkıştırıldığının anlaşıldığını, yaklaşık 12-13 milyon TL'lik çek gruplarının zam artışının yapılması akabinde haftalık periyotlara bölünerek ani şekilde tahsil edilebilir hale getirilmesinin müvekkilinin şirket likidite dengesini bozma, nakit akışını çökertme ve ticari faaliyetlerini sekteye uğratma sonucunu doğurduğunu, bu davranış biçiminin basiretli tacir ilkesiyle bağdaşmadığı gibi açıkça ekonomik baskı yaratmaya ve müvekkilini ticari darboğaza sürüklemeye yönelik olduğunu, davalı şirketin söz konusu çekleri elinde tutmaya devam etmesi, üçüncü kişilere ciro etmesi, faktoring kuruluşlarına devretmesi, bankaya ibraz etmesi yahut icra takibine koyması halinde müvekkil şirketin telafisi güç ve imkansız zararlarla karşı karşıya kalacağını, bu nedenlerle vadesi gelecek olan toplam 13.800.000,00 TL bedelli çeklerin ödenmesinin durdurulmasına, karşılıksız şerhi vurulmamasına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesine dava konusu çeklerin menfi tespite konu edilip iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davanın arabuluculuk yoluna başvurusunun sonuçlandırılmadan açıldığının anlaşılması üzerine dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmemiştir. MAHKEMECE: "...Dava, Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) istemine ilişkindir. Hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yöntemi ile çözülmesi ihtiyari olmakla birlikte, 6325 sayılı Kanun’da, 06.12.2018 tarih ve 7155 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, mahkemelerin iş yükünün azaltılması için bazı tür uyuşmazlıklar için mahkemeye başvurmadan önce bir dava şartı olarak “zorunlu arabuluculuk” şartı getirilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesinde: "(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmü düzenlenmiştir. 5 Nisan 2023 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair Kanun'un 31. maddesi ile ticari nitelikteki menfi tespit davalarının da zorunlu arabaluculuk kapsamına alındığı, yapılan bu yasal değişikliğin 01/09/2023 tarihinden itibaren yürürlüğe girdiği, eldeki davanın da 02/06/2025 tarihinde açılmış olması dikkate alındığında somut uyuşmazlıkta dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. 7155 Sayılı Yasanın 23. Maddesi ile 6325 sayılı yasaya eklenen 18/A maddesinin 2. Fıkrası; "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." hükmündedir. Tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile davalı şirket arasında uzun süredir devam eden ticari ilişki bulunduğu, taraflar arasında özellikle .... isimli ürün bakımından uygulanan birim fiyatının geçmiş sevkiyatlar, düzenlenen faturalar ve fiili ticari uygulamalar doğrultusunda 41,00 TL olarak sabitlendiği, davacının tüm ticari planlamasını stok organizasyonunu, alt müşteri ilişkilerini, satış fiyatlandırmasını, nakit akışını ve finansman dengesini bu yerleşik fiyat rejimine güvenerek şekillendirdiği, bu güven ilişkisine dayanarak davacı şirketin, muhatap şirkete uzun vadeli çekler teslim ettiği, çeklerin taraflar arasındaki mal tedarikinin devam edeceği, fiyat istikrarının korunacağı ve ticari ilişkinin dürüstlük kuralları çerçevesinde sürdürüleceği varsayımı altında keşide edildiği, davalı şirketin piyasadaki üstün ekonomik gücünü fiili tekel niteliğindeki konumunu kötüye kullanarak taraflar arasında yerleşmiş ticari dengeyi tek taraflı biçimde bozduğunu, 41,00 TL olan birim fiyatını 57,00 TL'ye yükselttiği, yaklaşık %39 oranında fahiş ve ölçüsüz bir artış uyguladığı, bu artışı önceden bildirmediği, davacının, piyasadaki tekel konumu nedeniyle ürün tedarikinde karşı tarafa bağımlı olduğundan, henüz teslim almadığı hammadde ve ürünlerin avansı mahiyetindeki çeklerin vade ve bedel kısımları ticari kaygı altında olması sebebiyle boş şekilde karşı tarafça davacıdan alındığı, yaklaşık 12-13 milyon TL'lik çek gruplarının zam artışının yapılması akabinde haftalık periyotlara bölünerek ani şekilde tahsil edilebilir hale getirilmesinin davacının şirket likidite dengesini bozma, nakit akışını çökertme ve ticari faaliyetlerini sekteye uğratma sonucunu doğurduğu, davalı şirketin söz konusu çekleri elinde tutmaya devam etmesi, üçüncü kişilere ciro etmesi, faktoring kuruluşlarına devretmesi, bankaya ibraz etmesi yahut icra takibine koyması halinde müvekkil şirketin telafisi güç ve imkansız zararlarla karşı karşıya kalacağı, dava konusu edilen çeklerin ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesinin talep edildiği, bu haliyle dava konusunun çeklerden kaynaklı menfi tespit talebine ilişkin olduğu, anılan yasal düzenleme uyarınca menfi tespit talepli davalarda dava açmadan önce arabulucuya başvurmanın dava şartı olarak düzenlendiği, arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verileceği, dava dilekçesinde arabuluculuğa başvurulduğu ancak sürecin tamamlanmadığının bildirildiği, bu durumda davacı tarafından arabuluculuk başvurusunun sonuçlandırılmadan davanın açıldığı anlaşılmakla, bu nedenle davanın, 7155 sayılı yasanın 20.maddesi ile 6102 sayılı yasaya eklenen 5/A maddesinin 1.fıkrası uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine karar vermek gerekmiştir.'' gerekçesi ile; HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-7155 Sayılı Kanunun 20'nci maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklenen 5/A maddesi ve 7155 Sayılı Kanunun 23'üncü maddesi ile 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A-2 maddesi uyarınca arabulucuya başvurulup sonuçlandırılmadan dava açılmış olması karşısında, Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A, 6325 sayılı Kanunun 18/A-2, Hukuk Mahkemeleri Kanunu'nun 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeni ile DAVANIN USULDEN REDDİNE," şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın usulden reddine rağmen davalı müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olmasının açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) "Yargılama Giderlerinden Sorumluluk" başlıklı 326. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, kanunda yazılı istisnai haller saklı kalmak üzere, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan tahsiline karar verilir. HMK m. 323/1-ğ bendi uyarınca, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücretinin de açıkça bir yargılama gideri olduğunu, somut uyuşmazlıkta, mahkemece dava dilekçesi davalı müvekkili şirkete tebliğe çıkarılmadan dosya üzerinden inceleme yapılarak dava şartı yokluğundan usulden ret kararı verildiğini, her ne kadar dilekçeler teatisi aşaması tamamlanmamış ve müvekkili şirkete tebligat çıkarılmamış olsa dahi, somut olayda müvekkili şirketin vekili olarak UYAP sistemi üzerinden dosyaya vekaletname ibraz etmiş bulunduklarını, vekilin sisteme vekaletname sunması ile birlikte, müvekkili şirket nezdinde hukuki koruma ve temsil ilişkisinin resmen kurulduğunu, Yargıtay'ın istikrarlı kararlarına göre, dava dilekçesi tebliğe çıkarılmamış olsa bile davalı vekilinin dosyaya vekaletname sunması veya beyanda bulunması halinde, davalı lehine tarife uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesinin zorunlu olduğunu, davacı tarafça yatırılan fahiş peşin harcın mahsubu ile kalan tutarın iadesine karar verilmesinin, davanın usulden reddi kararıyla çelişmekte ve kamu zararına yol açtığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin ve çeklerin mahiyeti gözetildiğinde, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmemesinin esasen davacının kötüniyetli yaklaşımını ortaya koyduğunu, davacının, müvekkili şirket ile arasındaki ticari borç ilişkisini ve keşide ettiği çeklerin vadelerini geciktirmek, müvekkilinin alacağına kavuşmasını engellemek amacıyla, arabuluculuk gibi mutlak bir dava şartını dahi bilerek ve isteyerek yerine getirmeden, doğrudan mahkemeden ihtiyati tedbir alma saikiyle hareket ettiğini, arabuluculuk süreci tamamlanmadan haksız ve mesnetsiz şekilde dava açarak yargıyı meşgul eden, basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünü ihlal eden davacının, bu usulsüz davası neticesinde yargılama giderlerinden ve vekalet ücretinden muaf tutulmasının, adalet ve hakkaniyet duygusunu derinden zedelediğini, kaldı ki müvekkili şirketin davacıdan alacaklı olup; keşide edilen birçok çek bulunduğunu ve hepsinin müvekkilinin uhdesinde olduğunu, davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararının da bulunmadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava: Menfi tespit istemine ilişkindir. HMK'nun 355. Maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlarda res'en gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına; ilk derece mahkemesince karar verildikten sonra davalı tarafça dosyaya vekaletname sunulmuş olmasına, bu nedenle vekalet ücretine hak kazanılamayacak olmasına göre, davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Manisa Asliye Ticaret Mahkemesinin 07/05/2026 tarih, 2026/480 Esas ve 2026/461 Karar sayılı kararına karşı davalının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken istinaf karar harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davalı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi. 06/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1392, K. 2026/2165, T. 06.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1392-e-2026-2165-k-42d1563ad03c