Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/266 E. 2026/2653 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/266
- Karar No
- 2026/2653
- Karar Tarihi
T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/266 - 2026/2653 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/266 KARAR NO : 2026/2653
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 28.11.2024 NUMARASI : 2023/515 Esas, 2024/1120 Karar
DAVACILAR : 1- VEKİLİ : Av. DAVALI :... VEKİLİ : Av.
DAVA : Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat KARAR TARİHİ : 20/10/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/10/2026
.... Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.11.2024 tarih ve 2023/515 Esas, 2024/1120 Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların iddia ve savunmalarının özeti: DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 19/06/2019 tarihinde meydana gelen zincirleme trafik kazası sonucunda kazaya karışan ... plakalı araç sürücüsünün asli kusuru nedeniyle müvekkillerinin oğlu ... ...'ün vefat ettiğini, bahse konu ölümlü trafik kazası ile ilgili olarak ... CBS'nin 2020/68131 soruşturma sayılı dosyasında yürütülen soruşturma kapsamında bilirkişiden aldırılan raporda da ... plakalı araç sürücüsünün asli kusurlu bulunduğunu, müvekkillerinin oğulları ...'ın desteğinden yoksun kalındığını, bu nedenle kazaya karışa aracın sigorta şirketinden maddi tazminat talep ettiklerin ancak davalı sigorta şirketinin 15 günlük yasal süre geçmesine rağmen ödeme yapmadığını, ... Arabuluculuk Bürosunun 2021/75346 sayılı dosyasından yapılan görüşmelerde de bir anlaşmaya varılamadığını bu nedenlerle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilleri için ayrı ayrı 10.000,00-TL olmak üzere toplam 20.000,00-TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkillerime verilmesini talep etmiştir. ISLAH : Davacı vekili 13.09.2024 e-imza tarihli dilekçesi ile dava değerini davacı ... için 236.253,98 TL'ye, davacı ... için 173.746,02 TL'ye olmak üzere toplamda 410.000,00 TL'ye ıslah etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkisiz mahkemeye açıldığını yetkili mahkemenin müvekkil sigorta şirketinin yerleşim yeri olan ... Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, KTK 97 uyarınca sigorta şirketine kanunda belirtilen evraklar ile müracaat edilmediğini ayrıca müteveffanın trafik kazası neticesinde vefat etmediğini, ölüm ile trafik kazasının illiyeti olmadığını, müvekkilinin sorumluluğunun poliçe teminat limitleri ile sınırlı olduğunu, araç sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde kusuru bulunmadığını, SGK tarafından rücuya tabi ödeme yapılıp yapılmadığının tespiti gerektiğini, müterafik kusur hususunun irdelenmesi gerektiğini, bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davanın kabulü ile davacı ... ... için 236.233,98-TL, davacı ... ... için 173.146,02-TL olmak üzere toplam 410.000,00-TL destekten yoksun kalma tazminatının 24/06/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verildiği görüldü. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davalı vekili verdiği istinaf dilekçesinde özetle; Anayasanın 141. maddesinde, her türlü yargı kararının gerekçeli olarak yazılacağı açıklanmış, aynı zorunluluk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesinde de düzenleme altına alındığını ancak içeriği dahi yazılmayan bilirkişi kurulunun raporuna atıf ile gerekçeli karar yazılmasının adil yargılanma hakkının ihlali olup, kararın salt bu nedenle bozulmasının gerektiğini, KTK 97 uyarınca müvekkili şirkete kanunda belirtilen evraklar ile müracaat edilmediğinden davanın usulden reddinin gerektiğini, kusur raporuna itirazlarının dikkate alınmadan dosyanın hesap bilirkişisine gönderilmesinin hukuki dinlenilme haklarının ihlali niteliğinde olduğunu, itirazları baki kalmak kaydıyla sigortalı araç sürücüsünün kusursuz olduğundan ve ölüm ile sigortalı araç sürücüsü arasında illiyet bulunmadığından işbu davanın reddinin gerektiğini, ilk kaza sonrası kazaya karışan araç sürücülerinin trafik güvenliği için gerekli tedbirleri almamış sigortalı araç sürücüsünün kazaya kaçılmaz olarak dahi olmasına sebep olduğunu, dolayısıyla sigortalı araç ile davacının aracı ilk kazadan sonra çarpışmış müteveffanın vefatında sigortalı aracın herhangi bir ilgisinin bulunmadığının açık olduğunu, birden fazla kazanın meydana gelmesi halinde kazaların birbirinden bağımsız bir şekilde değerlendirilmesi ve kusur dağılımı yapılmasının gerektiğinin açık olduğunu, bildirdikleri itirazlarının kabul edilmemesi halinde sorumluluğa esas kusur oranlarının tespit edilebilmesi için konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla inceleme yaptırılması gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, itirazları baki kalmak kaydıyla hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, her halükarda müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğuna gidilmesi halinde müterafik kusur nedeniyle tazminat tutarından indirim yapılmasının gerektiğini, her halükarda, ıslaha konu edilen rakam için ancak ıslah tarihinden itibaren yasal faiz istenilebileceğini, müvekkili şirkete yapılan başvurunun usulüne uygun olduğunu kabul anlamına gelmemekle yerel mahkemenin başvuruyu geçerli saymasına rağmen müvekkili şirket aleyhine arabuluculuk ücretine hükmetmesinin hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkili şirketin temerrüde düşmediğini, müvekili aleyhine 24.06.2021 tarihinden itibaren faiz işletilmesinin hatalı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılması ile talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, ölümlü trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalan davacıların maddi tazminat istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekilinin usule uygun başvuru bulunmadığına ve temerrüte düşürülmediklerine yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Davalı vekili dava tarihinden önce davacıların usulüne uygun bir şekilde başvuruda bulunmadığını ileri sürmüş ise de, davacıların davalı sigorta şirketine 07.06.2021 tarihli başvuru dilekçesi ve eki belgelerle usulüne uygun şekilde başvuru yaptıkları ancak bu başvuruya karşın 18.06.2021 tarihinde mütemerrit durumda bulunan davalı tarafça davacıya herhangi bir ödeme yapılmamış olduğu, bu nedenle eldeki davanın açılmış olmasında bir yanlışlık bulunmadığı anlaşılmıştır. Davalı vekilinin hesap raporuna yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 E.K sayılı 17/07/2020 günlü kararı sonrasında Yargıtay 17. Hukuk ve sonrasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında (örneğin 17/06/2021 gün ve 2021/9757 Esas ve 2021/3262 karar sayılı kararları, 2021/3173 Esas ve 2944 Karar sayılı kararları) davacının gerçek zararının belirlenmesi noktasında davacının muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenerek ve prograsif rant tekniği kullanılmak suretiyle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğine işaret edilmiştir. Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda mahkemesince hükme esas alınan hesap raporunda TRH 2010 ve prograssif rant yöntemi kullanılmak sureti ile asgari ücret baz alınarak, bakiye yaşam sürelerinin, pay oranlarının içtihatlara göre yerinde belirlendiği, müteveffanın kazanın meydana gelmesi karşısında anne ve babası olan davacılara ileride farazi destek olacağının kabulü ile davacıların zararının belirlendiği, hesaplanan miktar kaza tarihi itibariyle 410.000,00 TL poliçe teminat limitini aştığından garameten hesaplama yapılarak davacı anne lehine 236.253,98 TL, davacı baba lehine 173.748,02 TL maddi zarar hesaplandığı anlaşılmakla raporun bu yönüyle hüküm kurmaya elverişli olduğu değerlendirilmiş, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin müterafik kusura yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Davalı vekilince müteveffanın koruyucu ekipman takmadığı hususunun araştırılması ve hemofili hastalığının da bulunması sonucunda zararın artmasına sebebiyet verdiği, bu nedenlerle hükmedilen tazminat miktarından müterafik kusur sebebiyle indirim yapılması gerektiği iddia edilmiş, mahkemece, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 52.maddesi (818 sayılı BK 44) gereğince desteğin müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı ve tazminattan indirim yapılıp yapılmaması gerektiği hususu tartışılarak müteveffanın müterafik kusurunun bulunduğu belirtilmiştir. Zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur 6098 sayılı TBK'nın md. 52. maddesinde (Borçlar Kanunu'nun 44.) düzenlenmiştir. Zarar görenin kusurunun, zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını da gerektirebilir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve trafik mevzuatı uyarınca sürücü ve yolcuların araçların kullanılması sırasında koruyucu tertibatları kullanması zorunludur. Yargıtay 4. H.D'nin 20.02.2023 tarihli 2021/23184 E. 2023/2035 K. Sayılı ilamı ile; "2918 sayılı Kanun'un "Sürücülerin ve yolcuların koruyucu tertibat kullanma zorunluluğu" kenar başlıklı 78 inci maddesi şöyledir; "Belirli sürücülerin ve yolcuların, araçların sürülmesi sırasında koruyucu tertibat kullanmaları zorunludur. Kullanma ve yolların özelliği gözetilerek hangi tip araçlarda sürücülerinin ve yolcularının şehiriçi ve şehirlerarası yollarda hangi şartlarda hangi koruyucu tertibatı kullanacakları ve koruyucuların nitelikleri ve nicelikleri ile emniyet kemerlerinin hangi araçlarda hangi tarihten itibaren kullanılacağı yönetmelikte belirtilir." Dosya kapsamı incelendiğinde, müteveffanın 3,5 yaşında olup; kaza esnasında sağ ön koltukta oturan davacı anne ... ...'ün kucağında oturmakta olduğu, çarpmanın etkisiyle annesinden kucağından fırlayan müteveffanın torpidonun altına düşerek künt kafa travmasına bağlı kafa içi/ beyin kanaması neticesinde hayatını kaybettiği ayrıca müteveffanın (kanın pıhtılaşmasını engelleyen) hemofili hastalığının bulunduğu anlaşılmıştır. Nitekim Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2014/16106 E- 2016/11047 K, 2016/7611 E- 2016/6717 K, 2015/18011 E., 2017/2430 K. sayılı kararı, 16/05/2017 tarih ve 2016/1864 E., 2017/5519 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere dosya kapsamına göre müteveffanın ölümünün beyin kanaması sonucu husule geldiği anlaşıldığından müteveffanın çocuk emniyet kemerinin de takılı olmadığının ve bu durumun müterafik kusur oluşturduğunun kabul edilmesi ve Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin istikrarlı uygulamalarına göre BK.nın 52. maddesi uyarınca tazminattan %20 oranında indirim yapılması gerektiği kanaatine varılmış, 11.02.2024 tarihli hesap bilirkişi raporuna göre belirlenen 2.248.170,55 TL'lik maddi tazminat bedelinden % 20 oranında müterafik kusur indirimi yapıldığında sonuç bedelin yine davalının poliçe teminat limitini aşmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin bu yönlü istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. Davalı vekilinin zararla eylem arasında illiyet bağı bulunmadığına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; ... Adli Tıp Kurumu 1.İhtisas Dairesi'nden alınan 21.06.2023 tarihli raporda; çocuğun ölümünün künt kafa travmasına bağlı kafa içi kanama, beyin kanaması ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğu, çocuğun maruz kaldığı trafik kazasına bağlı yaralanması ile ölümü arasında illiyet bağı bulunduğu ancak çocukta bulunan hemofili hastalığının trafik kazasına maruz kalan çocukta beyin kanamasının oluşmasında kolaylaştırıcı etki yarattığını kabulü gerektiği ve ölüm olayında trafik kazası olayı öncesi kendisinde mevcut olan hemofili hastalığının da etkisi ve katkısı olduğunun kabulü gerektiği belirtilmiş olup davalı vekilinin bu yönlü istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin faiz başlangıç tarihine ve arabuluculuk ücretine yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Dava trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Buna göre somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Sigorta şirketinin poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9.gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir. Davacı tarafın davadan önce sigorta şirketine bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalı sigorta şirketinin dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir. Davacı tarafça tebliğ evrakına göre davalıya 07.06.2021 tarihinde başvuru yapılmış olup 8 iş günü sonrası 18.06.2021 tarihinde davalı temerrüte düşmüş olup mahkemesince temerrüt tarihi olarak 24.06.2021 tarihinin belirlenmiş olması davalı lehine olduğundan bu husus kaldırma sebebi yapılmamıştır. Mahkemece ıslah edilen kısma, ıslah tarihinden itibaren faiz hükmedilmiştir. Davacılar vekili, fazlaya ilişkin tüm hakları saklı tutarak dava açmış olup alacağın saklı tutulan ve ıslah ile arttırılan kısmının temerrüt tarihi de aynı tarihtir. Alacağı doğuran sebebin esasen haksız eylemden kaynaklanmış olmasına göre, ıslah ile istenilen tazminat için de, aynı tarihten itibaren temerrüt faizi uygulanması gerekir. (Benzer yönde Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/4099 E- 2017/9935 K, 2015/4364 E-2017/10458 K, 2016/4327 E- 2017/10897 K nolu içtihatları) Bu nedenle davalı vekilinin bu yönlü istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. Diğer yandan davalı vekili arabuluculuk ücretinden sorumlu olmadıklarını ileri sürmüş ise de; 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca zorunlu arabuluculuk giderleri yargılama giderlerinden sayıldığından arabuluculuk tutanağının düzenlendiği 08.07.2021 tarihinde yürürlükte bulunan Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına yönelik kurulan hüküm yerinde görülmüş, davalı vekilinin bu yönlü istinaf başvurusunun da reddi gerekmiştir. HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince davanın yazılı şekilde karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 28.007,10 TL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 7.002,00 TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 21.005,10 TL harcın davalıdan 3-Davalı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'ne, yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesi'ne verilebilecek bir dilekçe ile YARGITAY'A TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 20.10.2026
Başkan Üye Üye Katip ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır
İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.