Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1336 E. 2026/1338 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1336
- Karar No
- 2026/1338
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1336 KARAR NO : 2026/1338
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2026/628 TALEP TARİHİ : 18.06.2026 ARA KARAR TARİHİ : 25.06.2026 TALEP : İhtiyati Tedbir KARAR TARİHİ : 29.09.2026 KARARIN YAZ. TARİH: 29.09.2026
İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2026/628 Esas sayılı dosyasından verilen 25.06.2026 tarihli ara kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesi ile özetle; "Taraflar arasında davalı şirketin yürütmekte olduğu inşaat projeleri kapsamında; çeşitli şantiye sahalarında temiz su ve pis su tesisat işlerinin yapılması, mekanik altyapı uygulamalarının gerçekleştirilmesi, teknik tadilat, montaj ve revizyon işlerinin yerine getirilmesine ilişkin ticari ilişki kurulduğunu, müvekkili şirketin davalı şirketin uhdesindeki proje ve şantiyelerde ihtiyaç duyulan mekanik tesisat uygulamalarını fiilen yerine getirdiğini, temiz su ve atık su hatlarının oluşturulması, saha içi tesisat imalatlarının yapılması, mevcut sistemlerin revizyonlarının gerçekleştirilmesi ve muhtelif tadilat işlerinin tamamlanması suretiyle davalı şirketin projelerine teknik hizmet sağladığını, müvekkilinin üstlenilen işleri eksiksiz yerine getirerek faturalar düzenleyerek davalı tarafa teslim ettiğini, faturalara yasal süresi içerisinde itirazda bulunulmadığını, davalının cari hesap bakiyesinden kaynaklanan borcunu tam ve gereği gibi ifa etmediğini, yapılan kısmi ödemeler sonrası bakiye alacağın muaccel hale geldiğini, davalının haksız ve kötü niyetli olarak takip dosyasına itiraz ederek takibin durduğunu, taraflar arasında düzenlenen faturalar, cari hesap kayıtları, ticari defterler, banka hareketleri ve fiilen gerçekleştirilen işler birlikte değerlendirildiğinde davalının borçlu olduğunu, yapılan arabuluculuk görüşmelerinin anlaşamama ile sonuçlandığını, davalı şirketin malvarlığını azaltmaya, aktiflerini üçüncü kişilere devretmeye, şirket varlığını tahsil kabiliyetini ortadan kaldıracak şekilde tasarruf etmeye yönelik girişimlerde bulunması halinde, yargılama sonunda verilecek hükmün icrasının güçleşeceğini belirterek davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin devamına, davalı şirketin alacak miktarını karşılayacak malvarlığı unsurları üzerinde öncelikle teminatsız, aksi kanaatte teminatlı olarak ihtiyati tedbir konulmasına, davalı aleyhine % 20 icra inkar tazminatına" karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 2026/628 Esas sayılı dosyasından verilen 25.06.2026 tarihli ara kararı ile özetle; "davacının sadece faturalara ve cari hesap kaydına dayandığı, davalıya karşı yaptığı icra takibine davalının itiraz ettiği, davacının davalıya karşı alacağın muaccel olduğunu gösterir bir kaydın bulunmadığı, cari hesaptan doğan alacağın yargılamayı gerektirdiği, İİK m. 257/1f de yer alan vadesi gelmiş muaccel ise bir para alacağının bulunduğunun ispatlanamadığı gibi İİK m. 257/2f'ya göre vadesi gelmemiş müeccel alacaklarda ise borçlunun mallarını kaçırmaya, gizlemeye, kaçmaya veya bu yönde işlemler yapmaya kalkışması halinde ihtiyati tedbir kararı verilebileceği, ancak bu durumun da ispatlanamadığı belirlenerek, davacının ihtiyati tedbir talebinin şartları gerçekleşmediğinden reddine" dair karar verilmiştir. İSTİNAF EDEN: Davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili tarafından verilen istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; "Yaklaşık ispat koşullarının oluştuğunu, alacağın kesin olarak ispatı aranmadığını," ifade ederek istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır. DEĞERLENDİRME: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, Asıl dava eser sözleşmesinden kaynaklı itirazın iptaline ilişkindir. İlk derece mahkemesince verilen ihtiyati tedbir taleplerinin reddi ara kararının istinafı bakımından yapılan incemede; 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389/1. Maddesinde: "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." Hükmü düzenlenmiştir. Aynı kanunun 392/1. Maddesinde ise: "İhtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmi belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. Adli yardımdan yararlananın teminat göstermesi gerekmez." Hükmü düzenlenmiştir. Anılan yasal düzenlemelere göre; hukuki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce ya da dava sırasında geçici hukuki koruma olarak istenen ihtiyati tedbir kararının yasal koşulları olarak; "hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması ya da tamamen imkansız hale gelmesi veya gecikme sebebiyle ciddi bir zarar doğması" olasılıkları belirtilmiştir. Hak iddia eden kişinin, bu olasılıkları ifade ederek geçici hukuki koruma istemesi halinde, iddia ettiği vakıaları tam olarak kanıtlaması kendisinden beklenmez. Çünkü, adı üstünde; "geçici hukuki koruma ve olasılık" bunu gerektirir. İstek sahibinin, iddialarını yaklaşık olarak kanıtlaması, bunun için en azından iddiaya ilişkin bazı verileri mahkemeye sunması gerekir. Bu durumda mahkemece, iddiacı hak sahibinin muhtemel zararlarını önlemek adına tedbir kararı verilmelidir. Uygulamada genellikle tedbir istekleri mahkemelerce olumlu karşılanmakta olup, yerleşik yargı kararlarında da bunun için yaklaşık ispatın yeterli olduğu yaklaşımı mevcuttur. Ancak; tedbir kararı verilirken, dava sonunda haksız olunduğu takdirde karşı tarafın veya üçüncü kişilerin uğraması olası zararların da mahkemece dikkate alınarak, istek sahibinden uygun bir teminat göstermesi istenmelidir. Kural bu olmakla birlikte, istisnaen bazı özel durumlarda hâkim takdiri ile teminat aranmayabilir. Teminatın niteliği ve miktarı da hâkim tarafından, taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliğine ve hakkaniyet dengesine göre uygun ve makul bir şekilde takdir edilmesi gerekir. Ayrıca; bir davada, uyuşmazlığın esasını çözümler nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği gibi, kesinleşmiş mahkeme kararının infazını engeller şekilde de tedbire hükmolunmamalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No : 2017/(7)9-1796 Karar No : 2021/607 K.T.:20/05/2021 Gerek ihtiyatî tedbir, gerekse de ihtiyatî haciz hukukumuzda geçici hukukî koruma tedbirleri olarak düzenlenmiştir. Geçici hukukî koruma tedbiri daha genel ve üst kavram olarak kabul edilirken, ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz geçici hukukî korumaların birer alt türü olarak düzenlenmiştir. Hukuk sistemimizde para alacakları ile para dışındaki haklar bakımından geçici hukukî koruma tedbirlerinin düzenleme yerleri farklılık göstermektedir. Para alacakları için öngörülen geçici hukukî koruma tedbiri olan ihtiyatî haciz 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda (m.257-268), para dışındaki haklar için öngörülen ihtiyatî tedbir ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (m.389-399) düzenlenmiştir. Tekrarlamak gerekirse; para alacakları için ihtiyatî haciz, para dışındaki hak ve alacaklar için ise ihtiyatî tebdir uygulama bulur. Yukarıdaki yasal ve yargısal ilkeler çerçevesinde somut olaya gelince: Eldeki davada; davacı vekili tarafından, davalı şirketin malvarlığını azaltmaya, aktiflerini üçüncü kişilere devretmeye ve şirket varlığının tahsil kabiliyetini ortadan kaldıracak şekilde tasarruf etmeye yönelik girişimlerde bulunması halinde, yargılama sonunda verilecek hükmün icrasının önemli ölçüde güçleşeceği, hatta imkânsız hale gelebileceği bahisle ihtiyati tedbir talebinde bulunulmuşsa da dava konusunun para alacağı olması nedeniyle, para alacaklarında ihtiyati hacze ilişkin hükümler uygulanabilecektir. Somut olayda dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkin olup uyuşmazlığın para alacağından kaynaklandığı, üzerine tedbir konulması istenilen davalının taşınmazlarının ve mal varlığı değerlerinin uyuşmazlık konu olmamasına göre, HMK'nın 389.maddesinde düzenlenen ihtiyati tedbirin yasal şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin ihtiyati tedbir isteminin Mahkemece reddine karar verilmesinde usule ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Yukarıda açıklanan nedenlerle; incelenen dosya kapsamına ve oluşturulan gerekçeye göre usul ve yasaya uygun bulunan mahkeme kararına karşı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 353/1-b/1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2026/628 Esas sayılı dosyasından verilen 25.06.2026 tarihli ara kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin bu ara karara karşı yapmış olduğu istinaf kanun yoluna başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verildiğinden, alınması gereken 1.206,00 TL ihtiyati hacze ilişkin istinaf karar harcından peşin alınan 732,00 TL harç bedelinin mahsubu ile kalan 474,00 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davacı vekili tarafından yatırılan 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 2004 sayılı İİK'nın 258/(3) ve 6100 sayılı HMK'nın 362/(1)-f maddeleri uyarınca kesin olmak üzere 29.09.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.