Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1271 E. 2026/1867 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1271
Karar No
2026/1867
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/1271 KARAR NO : 2026/1867

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/06/2026 NUMARASI : 2026/159 Esas 2026/162 Karar TALEP : İHTİYATİ HACİZ KARAR TARİHİ :10/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ :11/09/2026

İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2026/159 Esas 2026/162 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda ihtiyati haciz talebinin reddine dair verilen karara karşı İhtiyati haciz talep eden vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İhtiyati haciz talep eden vekili dilekçesinde özetle; Taraflar arasındaki ticari mal satış ilişkisi kapsamında, müvekkili şirket tarafından borçlu şirkete çeşitli malların teslim edildiğini ve bu teslimlere ilişkin olarak faturaların düzenlendiğini, 22.10.2025 tarihl 586.146,00 TL tutarlı (Vade Tarihi: 21.11.2025), 21.01.2026 tarih 9.628,80 TL tutarlı (Vade Tarihi: 22.03.2026), 09.03.2026 tarih 82.670,67 TL tutarlı vade farkı faturası (Vade Tarihi: 08.05.2026) düzenlendiğini, açıkça görüleceği üzere 22.10.2025 tarihinde 586.146,00 TL bedelle düzenlenen faturada son ödeme tarihi 21.11.2025 olarak belirlendiğini, bu tarihte ödeme yapılmadığından alacağın 21.11.2025 tarihi itibarıyla muaccel hale geldiğini, 21.01.2026 tarihinde düzenlenen 9.628,80 TL tutarındaki faturanın son ödeme tarihi 22.03.2026 olup ödeme yapılmaması nedeniyle alacak bu tarihten itibaren muaccel olunduğunu, Vade Farkı Faturası: 22.10.2025 tarihli ve 586.146,00 TL bedelli faturanın vadesinde ödenmemesi nedeniyle sözleşmede kararlaştırılan aylık %5 oran esas alınarak 09.03.2026 tarihinde 82.670,67 TL tutarında vade farkı faturası düzenlendiğini, bu faturanın son ödeme tarihi 08.05.2026 olup ödeme yapılmaması nedeniyle söz konusu alacak da bu tarihte muaccel hale geldiğini, taraflar arasında düzenlenen faturalarda ödeme vadeleri açıkça kararlaştırılmış olup, söz konusu malların borçlu şirkete teslim edildiği sevk irsaliyeleri ve teslim tutanakları ile sabit olduğunu, düzenlenen faturaların borçlu şirkete usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş olmasına rağmen, borçlu şirket tarafından ticari teamüllere ve basiretli tacir yükümlülüğüne aykırı olarak yasal süresi içerisinde herhangi bir itirazda bulunulmadığını, bu nedenle fatura içerikleri kesinleşmiş olup, müvekkili şirketin borçlu şirketten toplam 678.445,47 TL tutarında muaccel alacağı bulunduğunu, ne var ki faturalarda belirtilen vade tarihlerinin geçmiş olmasına rağmen borçlu şirket tarafından bugüne kadar herhangi bir ödeme yapılmadığını, açıklanan nedenlerle müvekkili şirket alacağı muaccel para alacağı niteliğinde olup 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 257. maddesinde düzenlenen ihtiyati haciz şartları somut olayda gerçekleştiğini, müvekkili tarafından yapılan araştırmalar ve ticari çevreden edinilen bilgiler neticesinde davalı şirketin uzun süredir borçlarını düzenli şekilde ödemediğini, davalı şirket aleyhine diğer alacaklılar tarafından da icra takipleri başlatıldığını, davalının faaliyetlerinde kullandığı depo kira sözleşmelerini sonlandırarak elindeki stokları süratle elden çıkarmaya başladığı, şirket ortaklarının kendi adlarına kayıtlı bazı taşınır ve taşınmaz malvarlıklarını üçüncü kişilere devrettikleri hususları öğrenildiğini, söz konusu olguların bir bütün halinde değerlendirildiğinde borçlu şirketin malvarlığını azaltmaya, gizlemeye veya alacaklıların haklarına ulaşmasını güçleştirecek tasarruflarda bulunmaya yönelik bir eğilim içerisinde olduğu anlaşıldığını, bu durum karşısında, müvekkilinin alacağının ileride yürütülecek icra takibi yoluyla tahsil edilmesinin önemli ölçüde güçleşeceği, hatta imkânsız hale gelebileceği açık olduğunu, bu nedenle, alacağın güvence altına alınabilmesi ve ileride telafisi güç zararların doğmasının önlenebilmesi amacıyla, İİK'nın 257. maddesi ve devamı hükümleri uyarınca borçlu şirketin menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesi zorunluluğu doğduğunu, açıklanan ve re'sen tespit edilecek nedenlerle fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla; Müvekkilinin davalıdan olan 678.445,47 TL tutarındaki muaccel para alacağının teminat altına alınması amacıyla asıl alacak, faiz, masraf ve fer’iler dahil olmak üzere toplam 800.000 TL’ye kadar olmak üzere, davalı borçlunun taşınır ve taşınmaz malları, üçüncü kişiler nezdindeki her türlü hak ve alacakları, banka hesapları, menkul kıymetleri ve sair malvarlığı unsurları üzerine ihtiyaten haciz konulmasına, verilecek ihtiyati haciz kararının, süresi içinde icraya konulabilmesi için tarafımıza tebliğine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince " İhtiyati haciz, alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak için mahkeme kararı ile borçlunun mallarına önceden geçici olarak el konulmasıdır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 406/2. fıkrasında "İhtiyati haciz, muhafaza tedbirleri ve geçici düzenleme niteliğindeki kararlar gibi geçici hukuki korumalara ilişkin diğer kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır." hükmü yer almaktadır. Yukarıda yer verilen fıkranın gerekçesinde "özellikle uygulamada farklı geçici hukuki korumaların birbirinin yerine kullanılmasının hatta -ihtiyati tedbir zımmında ihtiyati haciz kararı verilmesi- gibi aslında kanuna tamamen aykırı geçici hukuki koruma kararı oluşturulmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır." denilmektedir. İhtiyati haciz, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 257. maddesinde; “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir: 1-Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa, 2-Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisini kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcu alacaklısının ihtiyati haciz talebinde bulunabileceği anlaşılmaktadır. Yine 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 265. maddesinde; ''Borçlu kendisi dinlenmeden verilen ihtiyati haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı; huzuriyle yapılan hacizlerde haczin tatbiki, aksi halde haciz tutanağının kendisine tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde mahkemeye müracaatla itiraz edebilir. (Ek fıkra: 17/07/2003 - 4949 S.K./63. md.) Menfaati ihlal edilen üçüncü kişiler de ihtiyati haczi öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde ihtiyati haczin dayandığı sebeplere veya teminata itiraz edebilir. Mahkeme, gösterilen sebeplere hasren tetkikat yaparak itirazı kabul veya reddeder. İtiraz eden, dilekçesine istinat ettiği bütün belgeleri bağlamaya mecburdur. Mahkeme, itiraz üzerine iki tarafı davet edip gelenleri dinledikten sonra, itirazı varit görürse kararını değiştirebilir veya kaldırabilir. Şu kadar ki, iki taraf da gelmezse evrak üzerinde inceleme yapılarak karar verilir. (Ek fıkra: 17/07/2003 - 4949 S.K./63. md.; Değişik fıkra: 02/03/2005-5311 S.K./17.mad) İtiraz üzerine verilen karara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir. İstinaf yoluna başvuru, ihtiyatî haciz kararının icrasını durdurmaz.'' hükmü bulunmakta olup, maddenin 5. fıkrasında ihtiyati haciz kararına itiraz sonucunda verilen karara karşı istinaf yoluna başvurabileceği belirtilmiştir. İhtiyati haciz kurumunun amacı, niteliği ve düzenleniş sebepleri 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 257. maddesi gerekçesinde; "İhtiyati haciz borçlunun alacaklısından mal kaçırması ihtimaline karşı en etkili tedbirdir. Eldeki kanun muaccel alacaktan dolayı da borçlunun bir malına karşı bu tedbire müracaat edebilmesini, borçlunun muayyen ikametgahı olmamasının yahut Türkiye'de ikamet etmemesinin bir de takipten kaçmak veya malın gizlemek gibi kötü niyetin zahiri delilleri olan hallerin anlaşılması yolunda bazı şartlara bağlı tutmaktadır. Halbuki haczi kabil malı, yani kudreti olduğu halde, vadesi gelmiş borcunu ödemeyen kimse iyi niyetinden şüphe olunmasına hak vermiş ve ihtiyati haciz muamelesine müstahak olmuş sayılabilir. Alacağı, mahkemeye oldukça kanaat verecek bir vesikaya bağlı olan alacaklıyı iyi niyetinden şüphe caiz olan borçlusuna karşı, eskiden olduğu gibi mal kaçırmaya meydan vermeyecek bir tedbiri mahkemeden istemek yetkisi ile teçhiz etmek icap eder. Alacaklının elindeki belge kesinleşmiş bir ilam bile olsa, bazı hallerde icrai hacizden evvel ihtiyati haciz kararı almayı tercih etmesine ihtiyaç hasıl oluyor ve belge bu mahiyette olunca, borçlunun her hangi bir suretle borçtan kurtulmuş olması gibi zayıf ihtimale mebni alacaklıdan teminat aramak bize zait görünür. Yalnız ilam henüz kesinleşmemiş ise yahut alacaklının elindeki belge, sahteliği veya cebir, hile gibi rızayı ortadan kaldıran hallerden birine müstenit olduğunu iddia edilebilmek ve mukabilindeki ödemelerin adi makbuzlarla vuku ihtimalden uzak ve adeta muhalif sayılmamak itibariyle, ilam kuvvetini tamamıyla haiz olmayan resmi senetlerden ise haciz isteyenlerden teminat aramak lazım gelip gelmediğinin takdirini mahkemeye bırakmak uygun olur. Bunlar haricinde bir belgeye dayanarak haciz isteyen alacaklının, şayet takip veya dava neticesinde haksız çıkarsa aleyhine ihtiyati haciz kararı verilen kimsenin bu yüzden uğrayacağı zarar ve ziyana karşı geçerli teminat göstermesi gerekliliği söz götürmez. Haciz isteyenin gerçekten muaccel bir alacağı bulunduğuna mahkemede oldukça kuvvetli bir kanaat hasıl olması yeterli bir şart olduğundan, mahkemenin iki tarafı dinleyip dinlememekte serbest bırakılması uygundur. Mahkemenin bu serbestlik hakkını alacaklı tarafından arz edilen delillerin mahiyetine ve halin icabına göre kullanılması lazım geleceğini söylemeye hacet yoktur" şeklinde açıklanmıştır. Bu açıklamalara göre ihtiyati haciz "Alacaklının, bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence (garanti) altına almak için, mahkeme kararı ile, borçlunun mallarına önceden geçici olarak el konulması" şeklinde tanımlanabilir. Ancak ihtiyati haczin hukuki niteliği, gerek doktrin ve gerekse uygulamada tartışma konusudur. Yabancı doktrinde ihtiyati haczin, zamanından evvel yapılan peşin bir icra, bir muhafaza tedbiri, bir nevi ihtiyati haciz, yardımcı ve feri bir muhafaza tedbiri, cebri bir teminat, geçici bir emniyet tedbîri, geçici haciz olduğu belirtilmektedir. Yerli doktrinde de ihtiyati haczin; muhafaza ve emniyet tedbiri, ihtiyati tedbirin özel bir nevi, koruma tedbiri, teminat tedbiri olduğu ifade edilmektedir. (Talih Uyar-İcra Hukukunda Haciz. Şubat 1983) Yargıtay ise içtihatlarında ihtiyati haczin geçici bir haciz, dava veya icra takiplerine takaddüm eden emniyet tedbiri olduğunu belirterek, ihtiyati haczi bir icra takip işlemi olarak görmemektedir. İhtiyati hacizde alacaklı borçlunun mallarına önceden geçici olarak el konulduğundan ihtiyati haciz kesin (icrai) hacze çevrilip, takip kesinleşmeden, alacaklı ihtiyaten haczedilen malların satılmasını ve bedelinin kendisine ödenmesini isteyemez. Alacaklının ihtiyati haciz koydurduğu mallar üzerinde bir öncelik (rüçhan) hakkı yoktur. Bu mallar, kendisinden sonra başka alacaklılar tarafından haciz ettirilebilir ve borçlu iflas ederse iflas masasına girer. (Talih Uyar, İcra Hukukunda Haciz) Vadesi gelmiş ve rehinle temin edilmemiş alacakların zamanında ödenmesinin sağlanması amacıyla borçlunun mallarına geçici olarak hukuken el konulması şeklinde ifade edilebilecek olan ihtiyati haczin, kanunda düzenlenen istisnai hallerde vadesi gelmemiş alacaklar için tatbiki de mümkündür. Bu istisnalardan biri de 2004 sayılı İİK'nun 257/2. maddesinde yer alan, borçlunun taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını gizlemesi, kaçırması veya kendisinin kaçmaya çalışmasıdır. İhtiyati hacze karar vermenin ön koşulu 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 258/1. maddesi ikinci cümlesinde de belirlendiği üzere ihtiyati haciz sebeplerinin varlığının istekçi tarafından mahkemede kanaat oluşturacak şekilde dosyaya sunulmasıdır. Bu anlamda ihtiyati haczin olağan haciz yolu olmaması nedeniyle her vadesi gelen alacak ya da ilamla hükmedilmiş bir alacak doğrudan ihtiyati haciz kararına konu olmaz. İstekte bulunanın alacağın varlığı ile borçlunun mal varlığına önceden el konulmasını gerektiren nedenlere ilişkin ikna edici nitelikte ihtiyati haciz sebeplerini bildirmesi ve bu konudaki delil ve belgelerini istemine ekli olarak sunması zorunludur. Nitekim 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 260/3. maddesinde de ihtiyati haciz kararında haciz konulmasının sebebinin yazılmak zorunda olduğu gösterilmiştir. Bu düzenlemeden ister vadesi gelsin ister gelmesin olağan haciz yolu dışında ihtiyati haciz kararı vermeyi gerektirir nedenlerin kararda gösterilmesinin zorunlu olduğu, bu bağlamda talep eden tarafın bu nedenleri dosyaya sunması gerektiğinin arandığı açıktır. Dosya kapsamı, talep eden vekilinin iddiaları, talep dilekçesi ekinde sunulan talep eden şirket tarafından düzenlenen 22.10.2025 tarihli, KCA2025000000054 nolu, 586.146,00 TL tutarlı fatura (Vade Tarihi: 21.11.2025), 21.01.2026 tarihli, KCA2026000000007 nolu, 9.628,80TL tutarlı fatura (Vade Tarihi: 22.03.2026), 09.03.2026 tarihli, KCA2026000000022 nolu, 82.670,67TL tutarlı vade farkı faturası (Vade Tarihi: 08.05.2026) düzenlendiğini, bedelli fatura örnekleri ile sair hususlar birlikte değerlendirildiğinde; 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 257. maddesinde düzenlendiği üzere rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısının borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebileceği, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için talep konusu alacağın varlığına dair yaklaşık ispat koşulunun sağlanması gerektiğini, her ne kadar talep eden vekilince aleyhinde ihtiyati haciz talep edilen şirket arasında düzenlenen faturaların tanzim edildiğinden bahisle talep eden şirketin aleyhinde ihtiyati haciz talep eden şirketten 678.445,47 TL tutarında alacaklı olduğu iddiası ile aleyhinde ihtiyati haciz talep edilenin taşınır, taşınmaz mallarıyla, üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulması talep edilmiş ise de; faturanın, tek taraflı olarak ve her zaman düzenlenmesinin mümkün olan belgelerden olması sebebiyle tek başına alacağın varlığını göstermeye yeterli delil kuvvetine haiz olmadığı, faturalardan kaynaklanan alacağın hali hazırda varlığı ve miktarının ispata elverişli olmadığı, alacağın muaccel ve talep edilebilir nitelikte olup olmadığı hususlarının yargılamayı gerektirdiği, yaklaşık ispat kuralına uygun mahkememizde kanaat oluşturacak nitelikte ve yeterlilikte delil ve belge sunulmadığı, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu 257. vd. maddelerinin ruhuna uygun ihtiyati haciz koşullarının gerçekleşmediği"...şeklindeki gerekçe ile; ihtiyati haciz talep eden vekilinin, aleyhinde ihtiyati haciz talep edilenin taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine 678.445,47-TL alacak bedelini karşılar miktarda ihtiyati haciz konulması talebinin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: İhtiyati haciz talep eden davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket adına borçlu şirketin taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasını talep ettiklerini, ancak yerel mahkeme tarafından ihtiyati haciz koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle taleplerinin reddine karar verildiğini, hukuka aykırı olan bu kararın kaldırılarak ihtiyati haciz kararı verilmesi gerektiğini, yerel mahkeme kararının gerekçesinde faturanın tek taraflı olarak ve her zaman düzenlenmesinin mümkün olan belgelerden olması sebebiyle tek başına alacağın varlığını göstermeye yeterli delil kuvvetine haiz olmadığının ifade edildiğini, aynı kararda faturalardan kaynaklanan alacağın hali hazırda varlığı ve miktarının ispata elverişli olmadığını, yargılamayı gerektirdiğini ve yaklaşık ispat kuralına uygun kanaat oluşturacak nitelikte delil ve belge sunmadığının belirtildiğini, mahkemenin bu değerlendirmesinin hukuka ve usule açıkça aykırılık teşkil ettiğini, müvekkili şirket ile borçlu şirketin 6102 sayılı TTK kapsamında tacir faaliyetlerini ticari işletmeleri aracılığıyla sürdürdüğünü, taraflar arasındaki ticari mal satış ilişkisi kapsamında müvekkili şirket tarafından borçlu şirkete çeşitli malların teslim edildiğini ve bu teslimlere ilişkin olarak faturalar düzenlendiğini, borçlu şirkete 22.10.2025 tarihli 586.146,00 TL tutarlı fatura, 21.01.2026 tarihli 9.628,80 TL tutarlı fatura ve 09.03.2026 tarihli 82.670,67 TL tutarlı vade farkı faturasının düzenlendiğini, düzenlenen faturalarda ödeme vadeleri açıkça kararlaştırılmış olup, söz konusu malların borçlu şirkete teslim edildiği sevk irsaliyeleri ve teslim tutanakları ile sabit olduğunu, KCA2025000000054 No’lu Faturanın 22.10.2025 tarihinde 586.146,00 TL bedelle düzenlenen faturada son ödeme tarihinin 21.11.2025 olarak belirlendiğini, bu tarihte ödeme yapılmadığından alacağın 21.11.2025 tarihi itibarıyla muaccel hale geldiğini, KCA2026000000007 No’lu Faturanın 21.01.2026 tarihinde düzenlenen 9.628,80 TL tutarındaki faturanın son ödeme tarihinin 22.03.2026 olup, ödeme yapılmaması nedeniyle alacağın bu tarihten itibaren muaccel olduğunu, KCA2026000000022 No’lu Vade Farkı Faturasının 22.10.2025 tarihli ve 586.146,00 TL bedelli faturanın vadesinde ödenmemesi nedeniyle, sözleşmede kararlaştırılan aylık %5 oran esas alınarak 09.03.2026 tarihinde 82.670,67 TL tutarında vade farkı faturasının düzenlendiğini, bu faturanın son ödeme tarihinin 08.05.2026 olup, ödeme yapılmaması nedeniyle söz konusu alacağında bu tarihte muaccel hale geldiğini, düzenlenen faturaların borçlu şirkete usulüne uygun şekilde tebliğ edildiğini, borçlu şirket tarafından ticari teamüllere ve basiretli tacir yükümlülüğüne aykırı olarak yasal süre içerisinde herhangi bir itirazda bulunmadığını, süresi içerisinde itiraz edilmeyen müvekkili şirkete ait faturaların içeriğinin kesinleştiğini, faturanın içeriğinin kesinleşmesiyle birlikte faturada yer alan malların teslim edilmediği veya alacağın doğmadığı yönündeki ispat yükünün yer değiştirdiğini ve tamamen borçlu şirkete geçtiğini, borçlu şirketin 8 günlük yasal itiraz süresini sessiz kalarak geçirdiğinden dolayı faturayı kayıtsız şartsız kabul etmiş sayılmakla beraber aksi ispatının bizzat borçlu tarafa ait olacağını, ihtiyati haciz şartlarının somut olayda gerçekleşmiş olmasına rağmen taleplerinin reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ve kararın kaldırılması gerektiğini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Talep; İlk Derece Mahkemesince verilen ihtiyati haciz talebinin reddine dair kararın kaldırılarak, talep gibi ihtiyati haciz kararı verilmesi istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar res'en gözetilerek ve yine HMK 357/1.maddesindeki, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf incelemesi sırasında dinlenemez ve yeni delillere dayanılamaz hükmü çerçevesinde yapılmıştır. Mahkemece davacı tarafın dava dilekçesinde talep ettiği ihtiyati haciz isteminin reddine karar verilmiştir. İş bu karar ihtiyati haciz talep eden davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İcra iflâs hukukundaki ihtiyati haciz müessesi, medenî usul hukukundaki ihtiyati tedbir ve idare hukukundaki yürütmenin durdurulması müesseseleri gibi bir geçici hukuki koruma önlemidir. İhtiyati haciz isteyen vekilinin ileri sürdüğü vakıalar, dilekçesine eklediği deliller ve ihtiyati haciz istemi dilekçesindeki ifadeleri değerlendirildiğinde; söz konusu talebin, İcra ve İflâs Kanunu'nun ihtiyati haczi düzenleyen İİK’nın 257’nci maddesine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu hükümde ihtiyati haciz talebine ilişkin iki hukukî sebep yer almaktadır. Birincisi, vadesi gelmiş (muaccel) bir para borcunun ödenmemesi hâlinde uygulanması gereken İİK’nın 257/I hükmüdür. İkincisi ise vadesi gelmemiş (müeccel) bir alacak için öngörülen İİK’nın 257/II’deki kuraldır. Bu iki kuralın yanı sıra ispat yüküne ilişkin İİK’nın 258’inci maddesi de somut olay açısından önemlidir. İcra ve İflâs Kanunu'nun 257’nci maddesinin 1’nci fıkrası uyarınca “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.” Bu hükme göre, bir para alacağının vadesinin gelmesi hâlinde alacaklı ihtiyati haciz talebinde bulunabilecektir. İcra ve İflâs Kanunu'nun 257’nci maddesinin 2’nci fıkrası uyarınca “Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir: 1 - Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa; 2 - Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa”. Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder. İcra ve İflâs Kanunu'nun 258’inci maddenin 1’nci fıkrası uyarınca, “…Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur….” Bu hükme göre, alacaklı alacağının varlığı ile birlikte alacağın vadesinin geldiği veya alacağının vadesi gelmemişse, İİK’nın 257/II hükmündeki sebeplerin varlığı hakkında mahkemeye kanaat verecek delilleri göstermek zorundadır. Daha açık bir anlatımla sadece alacağın varlığı, ihtiyati haciz kararı verilmesi için yeterli veya tek şart değildir. İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için kesin bir ispat aranmamakta ise de özellikle hukukî bir işlem söz konusu olduğunda, alacağın varlığının ve muaccel olduğunun yazılı bir belgeye veya belgeler zincirine dayanması tercih edilmesi gereken bir seçenektir. İhtiyati haciz talep eden davacı vekilinin dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden, davacı şirket, ihtiyati haciz istemini 2 adet mal faturası ile 1 adet vade farkı faturalarına dayandırmış ve faturaların birer suretini dava dilekçesi ekinde dosyaya sunmuş olup dayanak mal faturaları içeriği malların teslim edildiğine dair sevk irsaliyeleri dosyaya sunulmamıştır. Bu kapsamda ihtiyati haciz talep eden davacı vekili tarafından dava dilekçesine eklenen faturalar bedeline ilişkin ve haciz sebepleri hakkında İİK'nın 258.maddesi uyarınca ispat ölçüsünde olumlu kanaat oluşmadığı gibi, aleyhine ihtiyati haciz talep edilenin malvarlığını kaçırdığına dair kanaat uyandıracak derecede yeterli delil sunulmadığından İlk Derece Mahkemesince ihtiyati haciz talebinin reddine dair kararın kaldırılması yönündeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Buna göre dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, talep ve istinaf sebeplerine göre talep eden vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2026/159 D.İş Esas ve 2026/162 D.İş Karar sayılı dosyasından verilen 11/06/2026 tarihli ARA KARAR usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan ihtiyati haciz talep eden davacı vekilinin istinaf kanu yolu başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yolu başvurusu sırasında harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan ihtiyati haciz talep eden davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden bu aşama için ihtiyati hacze itiraz eden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın taraflara tebliği ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/(1)-f maddesi uyarınca kesin olmak üzere 10/09/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1271, K. 2026/1867, T. 10.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1271-e-2026-1867-k-39cb59cb230b