Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1186 E. 2026/1210 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1186
- Karar No
- 2026/1210
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1186
KARAR NO : 2026/1210
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN ARA KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 09/03/2026
NUMARASI : 2026/224 E -
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ: 30/04/2026
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan protokol gereğince borcun 24 taksit halinde ödenmesi kararlaştırıldığını, davalı borçlunun 13. taksitten itibaren 24. taksite kadar olan hiçbir taksit ödemesini gerçekleştirmediğini, ilk 12 taksit için ayrı bir takip başlatılmış olduğunu, protokollerin, hukuki nitelikleri itibariyle yalnızca bir ödeme planı değil aynı zamanda borcun varlığının borçlu tarafından açıkça kabul edildiğini gösteren yazılı bir borç ikrarı niteliğinde olduğunu, davalının protokol ile açıkça kabul ettiği borcunu ödememesi üzerine müvekkil şirket tarafından İstanbul Anadolu 11. İcra Dairesi’nin ... E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, devam eden İstanbul Anadolu 1. İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı takipte haciz ve satış işlemleri tamamlanmak üzere olduğundan, satış bedelinden mezkur dosyaya da para ayrılabilmesi için ihtiyati haciz kararı verilmesi gerektiğini,İstanbul Anadolu 11. İcra Dairesi ... E. sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline ve takibin devamına, Davalının %20’den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine,ihtiyati haczin kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı borçlu vekili, icra takibine yaptığı itirazda, müvekkilinin böyle bir borcu olmadığını beyanla borca, faizlere ve tüm ferilerine itiraz etiklerini beyan etmiştir.
İlk derece mahkemesince tarafından yapılan yargılama sonunda; " davacının alacağının varlığına ve miktarına ilişkin iddialarının yargılamayı gerektirdiği, muaccel bir para alacağın varlığına ilişkin yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği görülmektedir. İİK 257 ve devamı maddeleri koşulları sağlanmadığı" gerekçeleriyle talebin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili istinaf başvurusunda önceki iddialarını tekrarla birlikte özet olarak; ihtiyati haciz koşullarının oluştuğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.
Dava, taksitlendirme protokolü ile kabul edilen borcun tahsili talebiyle başlatılan takip nedeniyle ihtiyati haciz talebine ilişkindir.
İstinafa gelen uyuşmazlık ise ihtiyati haciz koşullarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 257/1. Maddesine göre, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. İİK'nın 258/1. maddesi hükmüne göre ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için mahkemenin ''alacağın varlığı hakkında kanaat edinmiş olması'' yeterlidir. Mahkemenin ''alacağın varlığına kanaat edinmiş olmasından'' anlaşılması gereken alacağın usul hukuku kurallarına göre kesin veya tam olarak ispat edilmesi değildir. Diğer hukuki himaye tedbirlerinde olduğu gibi ihtiyati hacizde de amaç davaya ilişkin yargılamadan farklı olarak, maddi hukuka dayanan hak bakımından nihai bir karar verip, uyuşmazlığı esastan sona erdirmek değildir. Yani ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için ispat gerekmez, yaklaşık ispat için delil sunulması yeterli olup, alacaklının ilişkisinin varlığını ve muaccel olduğunu tam ve kesin olarak ispat etmesi aranmamaktadır (Yargıtay 19.HD'nin 12/12/2019 Tarih, 2019/2300 E-2019/5531 K). Yaklaşık ispat konusunda, ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez. Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın, bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. Tam ispatın arandığı durumlarda, bu ölçü tereddütsüz ortaya konmalıdır. Yaklaşık ispat durumunda ise hâkim o iddianın ağırlıklı/kuvvetli ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğu ihtimalini göz ardı etmez.
Somut olayda, davacı alacaklının protokol hükümlerine dayalı olarak takip başlattığı, takibe dayanak belgenin icra dosyası içinde bulunan örneğinde davalının imzasının bulunmadığı, bu haliyle davalı yönünden borcun miktar ve varlığının yargılamayı gerektirdiği anlaşılmakla mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesi isabetlidir.
Bu itibarla, ilk derece mahkemesince verilen kararda mahkemenin değerlendirilmesi bakımından yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.
K A R A R : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine,
Alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,
İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,
Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 362/1-f maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 30/04/2026