Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1173 E. 2026/1258 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1173
- Karar No
- 2026/1258
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1173
KARAR NO : 2026/1258
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 18/11/2025
NUMARASI : 2025/649 D.İş E - 2025/665 K
DAVANIN KONUSU: İhtiyati Haciz
KARAR TARİHİ: 30/04/2026
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İhtiyati haciz talep eden vekili tarafından sunulan 12/11/2025 tarihli ihtiyati haciz talep dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin gerçekleştirdiği çalışmalar ve kontroller sırasında borçlu tarafından yazılı adreste sayaçsız/direk bağlı şekilde elektrik enerjisi kullanıldığı tespiti üzerine 11.10.2025 tarihinde ... seri numaralı kaçak tespit tutanağı tanzim edildiğini ve bu tutanağa istinaden borçlu hakkında 357.465,72 TL tutarlı 23-10-2025 son ödeme tarihli fatura tahakkuk ettirildiğini, ilgili faturanın son ödeme tarihinin üzerinden uzun süre geçmesine rağmen halen ödenmediğini, düzenlenen faturanın mevzuat kapsamında ve EPDK tarafından belirlenen kriterlere göre tahakkuk ettirildiğini, bu alanda müvekkili şirketi'n herhangi bir inisiyatifi söz konusu olmadığını, saha personellerinin yaptığı kontroller ve çevre araştırmaları neticesinde borçlunun borcunu ödememek için mal kaçırma hazırlığı içerisinde olduğu haricen öğrenildiğini, borçlu şirket veya bir başkası adına kaçak tespit edilen adreste herhangi bir abonelik kaydı mevcut olmadığını, karşı tarafın kaçak kullanmayı alışkanlık haline getirdiğini, bu sebeplerle; müvekkilinin, borçludan olan vadesi geçmiş, belirli ve rehinle temin edilmemiş 357.465,72 TL tutarındaki fatura alacağının tahsili için, ihtiyati haciz talebinin öncelikle teminatsız olarak, bunun mümkün olmaması halinde ise uygun görülecek teminat karşılığında kabul edilmesini, davalı adına kayıtlı bulunan menkul ve gayrimenkul mallara, alacak ve haklara, üçüncü kişiler nezdindeki malvarlığına ve banka hesaplarına ihtiyaten haciz konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece;
"1-Talebin İ.İ.K'nun 257. ve devamı maddeleri gereğince yerinde olduğu anlaşılmakla TALEBİN KABULÜ İLE, Alacaklının iddia ettiği yukarıda belirtilen alacak miktarı ile sınırlı olmak kaydıyla, borçluların menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarının İHTİYATEN HACZİNE,
2-Alacağın %15 oranında 53.619,85-TL nakdi veya kesin ve süresiz banka teminat mektubunun alacaklı tarafından 10 gün içerisinde Mahkememiz veznesine teminat olarak yatırılmasına, yatırılmadığı takdirde ihtiyati haczin kalkmasına,
3-Teminat yatırıldığında kararın süresinde infazı için İstanbul İcra Müdürlüğüne tevdiine,
4-Peşin alınan harç yeterli olduğundan başkaca harç alınmamasına,
5-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre ilerde haksız çıkacak tarafa yükletilmek üzere ihtiyati haciz talep eden yararına 10.000,00-₺ vekalet ücreti taktirine,
6-İhtiyati haciz talep eden tarafından yatırılan başvuru ve peşin harç toplamı olan 1.629,30-₺'nin aleyhine ihtiyati haciz istenenden alınarak, ihtiyati haciz talep edene verilmesine,
7-İhtiyati haciz talep eden tarafından peşin yatırılan ve kullanılmayan 3.550,00 TL gider avansının ihtiyati haciz talep edene iadesine" dair itirazı kabil olarak 18/11/2025 tarihinde karar vermiştir.
Karara karşı taraf vekili itiraz etmiştir.
Mahkeme bu kez; verilen ihtiyati haciz kararının verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesi ile;
"1-İhtiyati hacze İTİRAZIN REDDİNE,
2-Talebin mahiyeti itibariyle harç alınmasına yer olmadığına,
3-Yapılan giderlerin ihtiyati hacze itiraz edenler üzerinde bırakılmasına,
4-İhtiyati haciz talep eden vekili yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince belirlenen 12.500,00-TL maktu vekalet ücretinin ihtiyati hacze itiraz edenlerden alınarak ihtiyati haciz talep edene verilmesine" dair tarafların yokluklarında kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere 24/12/2025 tarihinde karar vermiştir.
Kararı ( ... Limited Şirketi ) karşı taraf vekili istinaf etmiştir.İstinaf dilekçesinde; İİK 257.maddedeki koşulların oluşmadığını,yaklaşık ispatın gerçekleşmediği,kaçak tespit tutanağının özel hukuk tüzel kişileri tarafından düzenlendiğini,aksi sabit olana kadar geçerli belgelerden olmadığını,uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiği,mahkeme gerekçesinin yetersiz olduğu,mal kaçırma kastının somut delillerle ispatlanması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
6100 sayılı HMK'nun 355 md gereğince, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre;
Talep , kaçak elektrik tahakkukuna dayalı ihtiyati haciz istemine ilişkindir.
İstinafa gelen uyuşmazlık ise ihtiyati haciz koşullarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 257/1. Maddesine göre, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. İİK'nın 258/1. maddesi hükmüne göre ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için mahkemenin ''alacağın varlığı hakkında kanaat edinmiş olması'' yeterlidir. Mahkemenin ''alacağın varlığına kanaat edinmiş olmasından'' anlaşılması gereken alacağın usul hukuku kurallarına göre kesin veya tam olarak ispat edilmesi değildir. Diğer hukuki himaye tedbirlerinde olduğu gibi ihtiyati hacizde de amaç davaya ilişkin yargılamadan farklı olarak, maddi hukuka dayanan hak bakımından nihai bir karar verip, uyuşmazlığı esastan sona erdirmek değildir. Yani ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için ispat gerekmez, yaklaşık ispat için delil sunulması yeterli olup, alacaklının ilişkisinin varlığını ve muaccel olduğunu tam ve kesin olarak ispat etmesi aranmamaktadır (Yargıtay 19.HD'nin 12/12/2019 Tarih, 2019/2300 E-2019/5531 K). Yaklaşık ispat konusunda, ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez. Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın, bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. Tam ispatın arandığı durumlarda, bu ölçü tereddütsüz ortaya konmalıdır. Yaklaşık ispat durumunda ise hâkim o iddianın ağırlıklı/kuvvetli ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğu ihtimalini göz ardı etmez."6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 204. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca; "İlgililerin beyanına dayanılarak noterlerin tasdik ettikleri senetlerle diğer yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılırlar."Özel hukuk tüzel kişisi olan davacı şirkette hizmet akdiyle çalışan görevliler tarafından düzenlenen kaçak tespit tutanaklarının, 6100 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin ikinci fıkrasında sayılan belgelerden olmadığı tartışmasızdır. Eş söyleyişle, kaçak elektrik tutanağı, aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden değildir. ( Y.3.HD 2021/4894 E., 2021/10580 K.; 2022/8164 E-2023/954
sayılı ilamları da aynı yöndedir.)
Güncel Yüksek Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 25.03.2024 tarih ve 2024/83 Esas, 2024/1218 Karar sayılı ilamında gerekçeleri belirtilmek suretiyle kaçak elektrik tutanaklarının aksi sabit oluncaya dek geçerli belgelerden olmadığı, kaçak elektrik enerjisi tüketiminin tespit edilmesinde, ilgili tüzel kişinin tespitini doğru bulgu ve belgelere dayandırması ve tüketici haklarının ihlal edilmemesinin esas olduğu, ispat yükünün kaçak elektrik kullandığı yönündeki tespite dayanarak davaya konu bedeli talep eden şirkete ait olduğu, kaçak elektrik kullanımının çeşitli yöntemlerle yapılabilmesi nedeniyle tespit işlemleri için farklı usuller ve buna bağlı olarak yapılacak çeşitli işlemler öngörüldüğünden her uyuşmazlıkta somut olayın özellikleri ile bildirilen delillerin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği, kaçak elektrik kullandığı tespiti üzerine ilgili mevzuat uyarınca tahakkuk ettirilen faturalar nedeniyle yapılan ihtiyati haciz başvurularında; somut olayın özellikleri ile bildirilen delillerden, alacağın ve 2004 sayılı Kanun’un 257 ve devamı maddelerinde öngörülen ihtiyati haciz koşullarının varlığı kanaatine varan mahkemenin, ölçülülük ilkesine uygun düşecek şekilde ihtiyati haciz kararı verebileceğini belirtmiştir.
Yukarıda belirtilmiş olduğu üzere, haksız fiile dayalı davalarda alacağın haksız fiil tarihinde muaccel olacağı nedeniyle koşulları bulunması halinde ölçülülük ilkeleri de nazara alınarak talep edilen alacağın tamamı üzerine olmasa da bir miktar alacak için ihtiyati haciz kararı verilebileceği tartışmasızdır.
Somut uyuşmazlıkta, ihtiyati haciz talep eden elektrik dağıtım şirketi olan alacaklının kaçak tespit tutanaklarına dayanarak yaptığı hesaplama kapsamında tahakkuk eden fatura alacağına dayalı talepte bulunmaktadır. Sunulan kaçak tespit tutanağı, hesap bülteni gibi belgelerin takdiri delil niteliğinde olduğu, gerek kaçak kullanım gerekse süre, gerekse alacağın miktarı yönünden ispat yükünün talep eden üzerinde olduğu noktasında duraksama yoktur.
İİK'nın 258/1. maddesi hükmüne göre ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için mahkemenin ''alacağın varlığı hakkında kanaat edinmiş olması'' yeterli olduğunun yukarıda açıklandığı, bu haliyle takibe konu alacağın miktar olarak varlığının yargılama aşamasında sunulan deliller ve bilirkişi raporuyla belirleneceği, gelinen aşamada takip konusu alacağın yaklaşık olarak ispatlanamadığını kabul zorunludur. Yukarıda yer verilen Yüksek Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 25.03.2024 tarih ve 2024/83 Esas, 2024/1218 Karar sayılı ilamında esasen aynı ilkeler benimsenmiş olup somut olayın özellikleri ile bildirilen delillerden, alacağın ve 2004 sayılı Kanun’un 257 ve devamı maddelerinde öngörülen ihtiyati haciz koşullarının varlığı kanaatine varan mahkemenin, ölçülülük ilkesine uygun düşecek şekilde ihtiyati haciz kararı verebileceğinin belirtilmiş olduğu, talep eden tarafından alacağın varlığını "yaklaşık ispat"a elverişli başkaca delil sunulmamış olduğu, uyuşmazlık konusu kaçak kullanım ve kullanım sonucu tahakkuk edecek miktarın yargılamaya muhtaç olduğu açıktır. Borçluların kaçak kullanım yaptığının kabulü halinde dahi talep edilen alacak miktarının tek taraflı düzenlenen belgelere dayalı olması nedeniyle yargılama sonunda belirlenecektir.
Borçlunun taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisinin kaçmaya hazırlandığını ya da kaçtığını ve yahut da alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunduğunu ispata yarar iddia ve delil de sunmadığı anlaşılmaktadır. Somut olayda, özel hukuk tüzel kişisi olan şirket tarafından düzenlenen kaçak elektrik tespit tutanağı ve bu tutanağa dayalı tahakkuk ettirilen faturalar nedeniyle alacağın muaccel olduğu ileri sürülmüş, talep eden delil olarak kaçak zabıt tutanağı,tanık, fatura, hesap bülteni kaydına dayanmıştır.
Talep eden tarafından dayanılan kaçak tespit tutanağı yukarıda açıklandığı üzere aksi sabit oluncaya dek geçerli olan belgelerden değildir. Bunun sonucu olarak sunulan mevcut deliller kaçak kullanım ve faturalardaki bedel yönünden talep edenin iddiaları yönünden yaklaşık ispata elverişli değildir.
Alacağın varlığını " yaklaşık ispat"a elverişli başkaca delil sunulmamış olup uyuşmazlık konusu kaçak kullanım ve kullanım sonucu tahakkuk edecek miktar yargılamaya muhtaçtır. Talep eden borçluların kaçma ve borçtan mal kaçırma ihtimalinin yüksek olduğunu ileri sürmüş ise de borçluların taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisinin kaçmaya hazırlandığını ya da kaçtığını ve yahut da alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunduğunu ispata yarar iddia harici başkaca delil de sunmadığı anlaşılmaktadır. Dosyanın bulunduğu aşama itibariyle İİK 257. madde gereği ihtiyati haciz şartlarının oluşmadığı gözetilerek talebin reddine karar verilmesi gerekirken,ihtiyati haciz kararı verilmesi ,sonrasında ihtiyati hacze itirazın reddine karar verilmesi usul ve hukuka uygun bulunmamıştır.
Bu itibarla, istinaf edenler ( ... Limited Şirketi ) karşı tarafın istinaf talebinin kabulüne, ihtiyati hacze itirazın reddine ilişkin 24/12/2025 tarihli ara kararının HMK 353/1b-2.madde gereği kaldırılmasına, ihtiyati hacze itirazın kabulü ile 18/11/2025 tarihli ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki şekilde yeniden karar verilmesi gerekmiştir.
K A R A R : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Karşı tarafın istinaf talebinin kabulü ile kararın HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılması ile yeniden esas hakkında;
İhtiyati hacze itirazın reddine ilişkin 24/12/2025 tarihli ara kararının HMK 353/1b-2.madde gereği kaldırılmasına, ihtiyati hacze itirazın kabulü ile 18/11/2025 tarihli ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına,
Peşin alınan istinaf karar harcının, istinaf edene isteği halinde ilk derece mahkemesince iadesine,
Karşı taraflarlar kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden 10.000,00 TL vekalet ücretinin talep edenden alınarak karşı taraflara verilmesine,
Karşı taraflarca istinaf aşamasında yapılan 320,00 TL yargılama giderinin talep edenden alınarak karşı taraflara verilmesine,
İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa, karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,
Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 362/1-f maddesi gereğince kesin olmak üzere oyçokluğu ile karar verildi. 30/04/2026
KARŞI OY
Dava, kaçak elektrik kullanımı nedeniyle tahakkuk eden faturalara dayalı başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece ihtiyati haciz talebi reddedilmiş ve bu karar istinafa getirilmiş olmakla bu aşamada uyuşmazlık ihtiyati haciz koşullarının oluşup oluşmadığı ve yaklaşık ispatın sağlanıp sağlan- madığı noktasındadır.
2004 sayılı Kanun’un “İhtiyati Haciz Şartları” kenar başlıklı 257.maddesi şöyledir: Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.
Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:
Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:
1.Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa;
2.Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa;
Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder.”,
Aynı Kanun’un “İhtiyati Haciz Kararı” kenar başlıklı 258. maddesi;
“İhtiyati hacze 50 nci maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verilir. Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur.
Mahkeme iki tarafı dinleyip dinlememekte serbesttir.
İhtiyati haciz talebinin reddi kararı gerekçeli olarak verilir ve bu karara karşı istinaf yolunu başvurulabilir.
Yüzüne karşı aleyhinde ihtiyati haciz kararı verilen taraf da istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruları öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir.” hükmünü içermektedir.
6100 sayılı Kanun’un “İhtiyati Tedbir Talebi” kenar başlıklı 390. maddesinin (3) numaralı fıkrası; “Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.” hükmünü içermektedir.
Anılan maddenin gerekçesinin yaklaşık ispata ilişkin bölümü ise şöyledir; “...Geçici hukukî koruma yargılamasını, asıl hukukî korumadan ayıran diğer bir özellik ispat ölçüsü bakımın dadır. Kanunda açıkça öngörülmemişse ya da işin niteliği gerekli kılmıyorsa, bir davada (normal bir yargılamada) yaklaşık ispat değil, tam ispat aranır. Çünkü, hâkim, mevcut ispat ve delil kuralları çerçevesinde, tarafların iddia ettiği bir vakıa konusunda tam bir kanaate varmadan o vakıayı doğru kabul edemez. Örneğin, bir alacak davasında taraflardan biri bir sözleşmenin varlığına dayanıyorsa, hâkim bu sözleşmenin varlığı konusunda (mevcut ispat yükü ve delil kuralları çerçevesinde) tam bir kanaate sahip olmalıdır. Yani, zayıf veya kuvvetli bir ihtimal, karar vermek için yeterli değildir. Söz leşmenin varlığı konusunda tam kanaat uyanmazsa, o zaman, ispat yükü kendine düşen tarafın aleyhine bir karar verilmesi gerekir. Ancak, kanun koyucu, bazen ya doğrudan kendisi düzenleme yaparak ya da işin niteliği ve olayın özelliği gereği hâkime, bu durumu belirterek, ispat ölçüsünü düşürme imkânı vermiştir. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Doktrinde bu yön, karar verilmesi için tam ispat ölçüsü yerine yaklaşık ispat ölçüsü olarak ifade edilmektedir. Ancak, yaklaşık ispatla yetinilmiş ol- ması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez. Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tara- fın, bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. Tam ispatın arandığı durumlarda, bu ölçü tereddütsüz ortaya konmalıdır. Yaklaşık ispat durumunda ise hâkim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğu ihtimalini göz ardı etmez. Bu sebepledir ki, genelde geçici hukukî korumalara özelde ihtiyatî tedbire ve ihtiyatî hacze karar verilirken, haksız olma ihtimali de dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması öngörülmüştür. Geçici hukukî korumalarda, bazen karşı tarafın dinlenmemesi, tüm delillerin ayrıntılı bir biçimde incelenmesine yeterli zamanın olmaması gibi sebeplerle, yaklaşık ispat yeterli görülmüştür. Bu çerçevede, aslında ispat ölçüsü bakımından bir yenilik getirilmemekle birlikte, “yaklaşık ispat” kavramı kullanılarak, doktrinde kabul gören ifade Tasarıya alınmış, ayrıca burada hem tam ispatın aranmadığı belirtilmiş hem de basit bir iddianın yeterli olmadığı vurgulanmak istenmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 204. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca; "İlgililerin beyanına dayanılarak noterlerin tasdik ettikleri senetlerle diğer yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılırlar.
"Özel hukuk tüzel kişisi olan talep eden şirkette hizmet akdiyle çalışan görevliler tarafından düzenlenen kaçak tespit tutanaklarının, 6100 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin ikinci fıkrasında sayılan belgelerden olmadığı tartışmasızdır. Eş söyleyişle, kaçak elektrik tutanağı, aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden değildir (Y.3.HD 2021/4894 E., 2021/10580 K.; 2022/8164 E-2023/954
sayılı ilamları da aynı yöndedir.).
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 25.03.2024 tarih ve 2024/83 Esas, 2024/1218 Karar sayılı ilamında gerekçeleri belirtilmek suretiyle kaçak elektrik tutanaklarının aksi sabit oluncaya dek geçerli belgelerden olmadığı, kaçak elektrik enerjisi tüketiminin tespit edilmesinde, ilgili tüzel kişinin tespitini doğru bulgu ve belgelere dayandırması ve tüketici haklarının ihlal edilmemesinin esas olduğu, ispat yükünün kaçak elektrik kullandığı yönündeki tespite dayanarak davaya konu bedeli talep eden şirkete ait olduğu, kaçak elektrik kullanımının çeşitli yöntemlerle yapılabilmesi nedeniyle tespit işlemleri için farklı usuller ve buna bağlı olarak yapılacak çeşitli işlemler öngörüldüğünden her uyuşmazlıkta somut olayın özellikleri ile bildirilen delillerin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği, kaçak elektrik kullandığı tespiti üzerine ilgili mevzuat uyarınca tahakkuk ettirilen faturalar nedeniyle yapılan ihtiyati haciz başvurularında; somut olayın özellikleri ile bildirilen delillerden, alacağın ve 2004 sayılı Kanun’un 257 ve devamı maddelerinde öngörülen ihtiyati haciz koşullarının varlığı kanaatine varan mahkemenin, ölçülülük ilkesine uygun düşecek şekilde ihtiyati haciz kararı verebileceğini belirtmiştir.
Yukarıda belirtilmiş olduğu üzere, haksız fiile dayalı davalarda alacağın haksız fiil tarihinde muaccel olacağı nedeniyle koşulları bulunması halinde ölçülülük ilkeleri de nazara alınarak talep edilen alacağın tamamı üzerine olmasa da bir miktar alacak için ihtiyati haciz kararı verilebileceği tartışmasızdır.
Somut uyuşmazlıkta ;
Elektrik dağıtım şirketi olan ... kaçak tespit tutanaklarına dayanarak yaptığı hesaplama kapsamında tahakkuk eden fatura alacağına dayalı talepte bulunmaktadır.
1-... ekiplerince yapılan kontroller sonucu, karşı tarafın işletmekte olduğu ticarethane binasında bulunan elektrik tesisatında sözleşmesiz ,kayıtsız sayaçtan enerji kullanarak elektrik enerjisi tükettiği tesbit edilmekle kaçak tespit tutanaklarının düzenlendiği,
2- Borçlunun icra dosyalarına sundukları dilekçeler ile : "Alacaklı görünen tarafa bir borcumuz yoktur. Bu nedenle takibe, borca, asıl alacağa, ödeme emrine, faize, faiz başlangıç tarihine, KDV'sine, gecikme zammına, faiz oranına, işlemiş faize ve tüm ferilerine açıkça itiraz ediyoruz." şeklinde itirazda bulundukları , fiili kullanım yönünden bir itiraz ileri sürmedikleri anlaşılmaktadır.
3- Davacı tarafından sunulan kaçak tespit tutanakları borçlu veye temsilcisinin huzu runda düzenlenmiş, tutanak altına "imzadan imtina kaydının ''alındığı görülmüştür.
4-Davalılar vekillinin cevap dilekçesindeki beyanlarında;... mah ve Yıldız mahallesindeki işyerlerinin davalı limited şirkete ait işletmeler olduğu beyan edilmiştir.
Sonuçta bu tutanağa dayalı tutanak ve faturaların, video görüntüsü ve uzman görüşünün takdiri delil niteliğinde olduğu, gerek kaçak kullanım türü ve yerinin niteliği, süresi, hesaplamada esas alınacak diğer unsurların ispat yükünün davacı üzerinde olduğu noktasında duraksama yoktur.
İİK'nın 258/1. maddesi hükmüne göre ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için mahkemenin ''alacağın varlığı hakkında kanaat edinmiş olması'' yeterli olduğu hususu yukarıda açıklanmış olup takiplere konu alacağın varlığı ve miktarının yargılama aşamasında sunulan deliller ve bilirkişi raporuyla belirleneceği de tartışmasızdır.
Ancak, borçlu şirketin kullanımında bulunan sayaca müdahale edildiği kaçak elektrik kullanıldığına dair fotoğraf kayıtları vs hususlar gözetildiğinde eldeki davada yaklaşık ispatın sağlandığı, alacağın muaccel olup faturanın son ödeme tarihinde ödenmediği ve rehin ile temin edilmediği gözetildiğinde şirket yönünden ihtiyati haciz koşullarının oluştuğu kanaatinde olmam nedeniyle sayın çoğunluğun gerekçe ve görüşüne katılmamaktayım. 30/04/2026