Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1540 E. 2026/1531 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1540
- Karar No
- 2026/1531
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/1540 KARAR NO : 2026/1531
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 03/07/2025 NUMARASI : 2022/1077 Esas 2025/607 Karar DAVANIN KONUSU : İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) BAM KARAR TARİHİ : 23/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 23/06/2026
Taraf vekilleri tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında geçerli ve ticari örf adet kurallarına uyan bir sözleşme bulunmadığını, buna karşın davalı işletmenin davacı yanın bağlı olmadığı bir sözleşmeyi dayanak göstererek alacak iddiasında bulunduğunu, Davacı işletmenin imza yetkilisi ve dolayısıyla sözleşme yapma yetkisi ...'e ait iken, bahsi geçen sözleşmede imza atan kişinin .... isimli şahıs olduğunu, ....'ın müvekkili şirket kapsamında sözleşme yapma yetkisinin bulunmadığını, bu hususun davacı işletmeye ait ticaret sicil kayıtlarının incelenmesi sonucundan anlaşılabileceği,adı geçen kişinin davacı işletmede, herhangi bir pozisyona sahip olmadığını, İSG çalışanı olduğu ve birkaç projede beraber çalışıldığını, ... ile imzalanan sözleşmenin yetkisiz kişi ile imzalandığının anlaşılması üzerine davalı işletme yetkililerinin davacı işletmeyi aradığı, yapılan görüşmede sözleşme konusu satın almanın yapılmaması durumunda zarara uğrayabileceklerini aktardıklarını, bunun üzerine taraf yetkililerince, davacı yan tarafından yazılı sözleşme devir alınmaksızın yeni bir sözlü sözleşme kurulduğunu ancak davalı işletmenin sözlü anlaşma hükümlerine dair yazılı bir sözleşme metni göndermediğini, bir başka anlatımla davalı yanca davacı işletmeye sözleşmede yer alan hüküm maddeleri hakkında bilgi verilmediğini, davalı işletmenin bu süreçte sadece satın alınacak klimaların sayısı, klimaların fiyatı ve teslim masraflarının ne kadar olduğu hakkında bilgi verdiğini, taraflar arasındaki sözlü anlaşmanın 24/09/2021 tarihinde kurulduğu bu kapsamda davacı yanca 31/01/2022 tarihinde 5.000,00 TL nakit olacak şekilde aynı vadeli 83.000,00 TL tutarlı çek ile, 26/02/2022 vadeli 88.000,00 TL tutarlı çek keşide edilerek, sözlü anlaşma bağlamında davacı işletme tarafından toplam 176.000,00 TL tutarında ödemenin, davalı işletmece henüz ürünler teslim edilmeden yapıldığını, - Ancak buna rağmen davalı işletmenin kur farkı oluştuğuna dair herhangi bir ihtar veya bilgi vermeksizin, sözleşme ile teslim tarihi arasındaki kur farkını tahsil etmek amacıyla icra takibi başlattığını, davacı işletmece sözleşme tarihinde borcun ödenmesine rağmen, davalı işletmenin kendilerine menfaat sağlamak için ürünleri istedikleri kadar geç gönderebilme imkanının bulunduğu ve bunu da kendilerine zenginleşme yolu olarak kullandığını, icra yolu ile tahsil edilen kur farkı tutarını davalı işletmenin kendince hesapladığını, nasıl hesaplandığına ilişkin takip dosyasında da herhangi bir açıklama bulunmadığını, davalı işletmenin, takip işlemini başlatabilmesi için, öncesinde davacı yanı temerrüde düşürmesi gerektiği halde, bu şartın da yerine getirilmediğini, iş bu dava dosyası açılmadan önce, tebligatın muhtara yapılması sonucunda kesinleşen Torbalı İcra Dairesinin 2022/1685 Esas sayılı takip dosyasından, bankalara gönderilen haciz ihbarnameleri sonucunda haberdar olunduğu, bunun üzerine davacı işletmenin banka hesaplarından takip dosyasına ödeme yapılmaması için Torbalı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/25 Değişik İş dosyası ve İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/209 Değişik iş dosyaları ile talepte bulunulduğu, fakat usule ilişkin nedenler ile taleplerin reddedilmesi sonucunda davalı işletmenin haciz kanalıyla tahsilatı gerçekleştirdiğini, devamında 10/10/2022 başvuru tarihli ve 2022/114 başvuru dosya numarası ile başvurucusunun davacı yan olduğu arabuluculuk sürecinin işletildiği, bir oturumdan oluşan bu süreçte, 21/10/2022 tarihli oturuma taraf vekillerinin telekonferans yolu ile katıldığı ve yapılan müzakereler neticesinde bu sürecin “anlaşmama” ile neticelendiğini iddia ederek 44.035,97 TL'nin ödendiği tarih olan 10/10/2022 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı işletmeden alınarak davacıya ödenmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iş bu davayı, icra takibinde yapılan tebligatın usulsüz olduğu iddiasına dayandırdığını, oysa söz konusu tebligatın, ilk olarak iş bu dava dosyasına sunulan dava dilekçesindeki davacı yan adresine (Ticaret Sicilindeki yasal adresine) normal tebligat olarak çıkarıldığını, ancak tebligatın 16/03/2022 tarihinde geri döndüğünü, bunun üzerine usulüne uygun olacak şekilde davacının yasal adresine TK 35'e göre tebligat çıkarıldığı, tebligat sonrasında davacı tarafından süresi içerisinde itirazda bulunulmadığından Torbalı İcra Dairesinin 2022/1685 Esas sayılı takibin kesinleştiğini, davacı tarafından ileri sürülen iddiaların kabulünün mümkün olmayacağını, taraflar arasında, davacı yanca imzalanmış sözleşme bulunduğu ve sözleşmenin yetkisiz kimse tarafından imzalandığı hususunda davacı tarafından herhangi bir bilgilendirme yapılmadığını, bu nedenle davalı tarafın sözleşmeden kaynaklanan tüm edimlerini yerine getirdiği ve sözleşme uyarınca davacı tarafından ödemenin büyük oranda gerçekleştiğini, ayrıca davacı yanca davalı işletmeye sözleşme istemi noktasında herhangi bir talep iletilmediğini, Davacı işletmeye ilk olarak teklif formu gönderildiğini, formun onaylanması sonrasında karşılıklı olarak sözleşme imzalandığını, 24/09/2021 tarihli TM21-04765-R1 referans numaralı teklif onay formunda yer alan "Döviz olarak verilen fiyatlarımız, sevkiyat tarihindeki TCMB efektif satış kuru ile çarpılacaktır" ibaresinin davacı yanca imzalanarak kabul edildiğini, sözleşmenin 3.md.sinde işin bedeli olarak 17.110,00 Euro (174.500,00 Euro +KDV) belirlendiği ve Sözleşmede “... Türk Lirası rakam, SATICI nın cihazları sevk ettiği günkü kur olan TCMB efek satış kuruna göre belirlenerek faturalandırma yapılacaktır...” hususuna uygun şekilde davalı işletmece faturalandırma yapıldığını, dolaysıyla 19/11/2021 tarihinde gerçekleşen sevkiyat nedeniyle fatura üzerinde davalı yanca belirtilen 18/11/2021 tarihli TCMB kapanış kuru olan Efektif Döviz Satış Kuru üzerinden hesaplanarak EAF2021000000020 numaralı faturanın KDV Dahil 208.100,39 TL (17.110,00 Euro x 12,1625 — 208.100,39 TL) tutarında fatura edildiğini, davacı yandan 24/09/2021 tarihinden alınan 176.000,00 TL çek tutarı ile 19/11/2021 tarihli, EAF2021000000020 numaralı ve 208.100,39 TL tutarlı fatura arasındaki fark olan 32.100,39 TL tutarında davalı işletme açısından alacak bakiyesi kaldığını, işin süresinin ise dava dilekçesinde belirtildiğinin aksine, kur farkına sebebiyet verecek şekilde salt davalı işletme tarafından belirlenmediğini, 24/09/2021 tarihli sözleşmede taraflarca teslim süresi olarak 15/11/2021 tarihi üzerinde mutabık kalındığını davalı işletmenin ise bu süreye uyar şekilde 19/11/2021 tarihinde edimini yerine getirmek suretiyle ürün teslimini yaparak, faturalama işlemini gerçekleştirdiğini, dolayısıyla ödeme öncesinde davalı yanca teslimin gerçekleştiği, bir başka anlatımla davacı işletme tarafından teslim öncesinde yapıldığı yönündeki beyanlara karşın 19/11/2021 tarihinde teslim edilen ürünlerin ödemelerinin 2-3 ay sonrasına denk gelecek şekilde Ocak/2022 ve Şubat/2022 tarihlerinde gerçekleştiğini, yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda davalı işletmenin alacaklı olduğunun belirlenebileceğini iddia ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...Dava, Davalı şirket tarafından davacı aleyhine başlatılan icra takibinin kesinleştiği ve takibe konu bedelin davacıya ait banka hesabından tahsil edildiği, tahsil edilen bedelin haksız olarak tahsil edildiği ve davalı tarafından iddia edilen şekilde kur farkı alacağının doğmadığı iddiası ile açılan istirdat davası olduğu görülmüştür. Davacı tanıkları ve davalı tanıklarının yönerge mahkemesi yoluyla beyanlarının alındığı görülmüştür. Taraflar arasında alım satıma ilişkin sözleşmenin hangi şekilde kurulduğu, davalı tarafça dayanılan sözleşmenin davacıyı bağlayıp bağlamayacağı ve buna göre kur farkı alacağı yönünden davacı şirket ile davalı şirket arasında usulüne uygun şekilde iradelerin uyuştuğunu gösterir bir sözleşme veya anlaşmanın var olup olmadığı, bu anlaşmanın hangi koşullarda var olduğunun kabulü gerektiği, sonuç itibari ile davacıdan tahsil edilen bedelin istirdadının mümkün olup olmadığı hususlarının tespiti için dosya 1 SMMM bilirkişisine tevdi edilmiştir. 26/03/2025 tarihli raporun yapılan incelemesinde, davalı işletmenin, sayın Mahkemenin incelenmesini istediği döneme ait ticari defterlerini sunduğu ve bahsi geçen ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulduğu, bunun yanı sıra davacı yanın salt 2021 yılı defter kayıtlarını sunduğu fakat keşide ettikleri çeklere defter kayıtlarında rastlanılamadığı, dolayısıyla somut olay bağlamında değerlendirildiğinde davacı yanca 2021 yılı defter kayıtlarının usulüne uygun tutulduğunun söylenemeyeceği, zira TTK md.65/2'ye göre defter kayıtlarının zamanında, doğru ve eksiksiz yapılması gereğinin belirtildiği, bu bağlamda 6100 sayılı HMK'nın 222.md.sine göre ticari defter kayıtları “Takdiri Delil” sayılacağından delil niteliği hususunda takdirin sayın Mahkemeye ait olduğunu, tarafların iddia ve savunmaları ile birlikte dosya kapsamı kül halinde dikkate alınarak incelendiğinde; Davacı için doğrudan kur farkı faturası olarak düzenlenen bir faturanın olmadığı, salt 17.110,00 Euro bedelinde anlaşmaya varılan (TL cinsinden çeklerin keşide edildiği tarih olan 24/09/2021 tarihinde TCMB Efektif Satış Kuru dikkate alındığında davacı yanca yapılan ödemenin 176.000,00 TL'ye tekabül ettiği için anlaşmaya varıldığı değerlendirilmektedir) 19/11/2021 tarihli ürün faturası bulunmakta ve bu faturanın her iki tarafa ait ticari defter kayıtlarında yer aldığı, takibe konu edilen fark tutarının ise, 24/09/2021 tarihinde keşide edilen çeklerin TL tutarı ile teslim tarihindeki 19/11/2021 tarihli kurdan tanzim edilen fatura tutarı arasındaki farktan kaynaklandığı, bu hususun takip talebinde ve ödeme emri belgesinde, takibe dayanak niteliğindeki açıklamalardan da anlaşılabileceği, taraflar arasında satışa konu ticari ilişki haricinde süre gelen başkaca bir ticari ilişkiye rastlanılamadığını, dolayısıyla davacı tarafından davalı işletmeye kur farkı adı altında başkaca bir ödemenin yapılmadığını, ancak takdiri sayın Mahkemeye ait olmak üzere, iş bu rapor içeriğinde paylaşılan İlamlar nazara alınarak her ne kadar taraflar arasındaki ticari ilişki bakımından davalı işletmenin takip tarihi itibariyle davacı işletmeden takip tutarı kadar bir alacak bakiyesi görünüyor olsa da, 24/09/2021 tarihli sözleşmenin geçerliliğinden bağımsız olarak, aynı tarihte davacı yanca keşide edilen TL çeklerin sözleşme kapsamında davalı işletmece tahsilat makbuzu düzenlemek suretiyle teslim alınmış olması, ticari defter kayıtlarına alınması ve nihayetinde çek bedellerinin davacı yanca ödenmiş olması nedenleri ile davalı işletmenin davacı işletmeden kur farkı alacağı isteyemeyeceği yönünde kanaat bildirildiği görülmüştür. Raporun taraflara tebliğ edildiği, taraf vekillerinin rapora karşı beyan dilekçelerini dosyaya sundukları görülmüştür. Davacı vekilinin ıslah dilekçesi sunduğu, davalı tarafa tebliğ edildiği, davalı vekilinin beyan dilekçesini dosyaya sunduğu görülmüştür. Dosyada yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davacı aleyhine Torbalı İcra Müdürlüğünün 2022/1685 E sayılı takip dosyasında davacıdan kur farkı tutarının tahsili istemiyle icra takibi başlatıldığı ve takibin kesinleşmesi sonucu haciz tehtidi altında davacının 44.035,97 TL ödeme yaptığı, yapılan ödemenin haksız olduğu ve buna göre davalı tarafa yapılan ödemenin istirdadına karar verilmesi isteminde bulunulduğu anlaşılmıştır. Davalı tarafça davanın reddinin istendiği, davacı tarafın başlatılan takibe itiraz etmemesiyle takibin kesinleştiği ayrıca taraflar arasındaki anlaşma uyarınca düzenlenen kur farkı faturasına itiraz edilmediğini ve buna göre de davanın reddinin gerektiğini beyan ettiği anlaşılmıştır. Taraflara ait ticari defterler üzerinde yapılan bilirkişi incelemesine göre, taraflar arasındaki ticari ilişkinin açıklandığı, sonuç olarak da davalı tarafça kur farkı bedeli olarak davacıdan talep edilen bedelin istenmesini haklı gösterecek herhangi bir teamülün taraflar arasında olmadığı, ayrıca davalı ve davacı taraf arasında mevcut sözleşme uyarınca yapılan ödemelerin çek ile yapıldığı buna göre kur farkı alacağının doğmayacağının belirtildiği anlaşılmıştır. Mahkememizce yapılan incelemeye göre davacı tarafın davalı tarafa çek keşide etmek suretiyle Türk Lirası üzerinden ödeme yaptığı ve sözleşme kapsamında davalı tarafça tahsilat makbuzu düzenlendiği ve buna istinaden de çeklerin ticari defter ve kayıtlarda gösterildiği, davacı tarafından çek bedellerinin de ödendiği görülmekle, kur farkı alacağının doğmasının mümkün olmadığı ancak mahkememizce sehven kısa kararda davanın reddine karar verildiği görülmekle, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği kuralı dikkate alınarak bu hususta değişiklik yapılmaması gerektiği anlaşılmış aşağıdaki hüküm kurulmuştur.'' gerekçesi ile; HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Davanın REDDİNE," şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Sehven yanlış verilen kararın düzeltilmesini, davanın istirdat davası olmakla beraber karşı taraf kurumun çeklere dayanarak açmış olduğu kur farkı alacağından ibaret olduğunu, müvekkilinin bu kur farkından haber olmadan kendisine iletilen toplam ücreti çekler ile ödeyerek zaten borcunu kapattığını, müvekkiline ödeme borcu dışında hiç bir şekilde kur farkından bahsedilmediğini, davalı şirket nezdinde ki sözleşmenin müvekkili şirketi temsil etmeyen biri tarafından imza edildiğini, bu sözleşmeden müvekkilinin hiç bir şekilde haberinin olmadığını, müvekkilinin sözlü olarak arandığını ancak sözleşme örneğinin müvekkili şirkete hiç bir şekilde gönderilmediğini, gönderildiği iddiasını karşı taraf kanıtlamak zorunda iken dosyaya buna ilişkin delil de sunmadıklarını, karşı tarafın sözleşme hükümlerini, sözleşme örneğini müvekkiline tacirler arasında geçerli kabul edilen yollar ile gönderilmediğini, çekten dolayı kur farkının istenmeyeceği hususunda da yargıtayın yerleşik içtihatlarının olmasından ötürü iş bu kararın kaldırılmasının gerektiğini beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararı isabetli olmakla birlikte, "mahkememizce sehven kısa kararda davanın reddine karar verildiği görülmekle, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği kuralı dikkate alınarak bu hususta değişiklik yapılmaması gerektiği" anlaşılarak davanın reddine karar verildiği gerekçesinin isabetli olmadığını, müvekkili şirket ile davacı şirket arasında kurulan sözleşme kapsamında, müvekkili şirketin edimini sözleşme konusu malların teslimi ile ifa ettiğini, davacı yanın ise çek bedellerini ödemekle birlikte sözleşmede hüküm altına alınan döviz bedelinden kaynaklı oluşan kur farkını ödemediğini, ödenmeyen kur farkı bedeli üzerinden müvekkili şirket tarafından başlatılan icra takibinin kesinleşmesinin sonunda ödemeyi yapan davacının haksız olarak istirdat davası açtığını, davacı yanın, dava dilekçesinde müvekkili şirket ile aralarında herhangi bir ticari ilişki olmadığı beyanına dayanarak bir kısım iddialara dayandığını, davacı ile müvekkili şirket arasında cevap dilekçeleri ekinde ibraz olunan sözleşme içeriği incelendiğinde davacı taraf ile sözleşme imzalandığının açık olduğunu, her ne kadar davacının işbu sözleşmenin geçersiz olduğunu şirket yetkilisi tarafından imzalanmadığı iddiasında bulunmuş ise de, müvekkili şirkete bu hususa ilişkin herhangi bir bilgilendirme yapılmadığını ve sözleşme uyarınca müvekkili şirket tarafından yüklenilen tüm edimlerin yerine getirildiğini, davacı yana söz konusu teklif formu iletilmekle, onayının alınması akabinde, sözleşme imzalandığını, 24/09/2021 tarihli TM21-04765-R1 referans numaralı teklifin onay formunda açıkça "Döviz olarak verilen fiyatlarımız, sevkiyat tarihindeki TCMB efektif satış kuru ile çarpılacaktır" ibaresi imza ile davacı yanca kabul edildiğini, davacının dava dilekçesinde defaten kur farkının neye istinaden alındığını bilmediklerini iddia etmiş ise de bu hususun sevk tarihindeki kur üzerinden denmekle teklif-onay formunda ve sözleşmede açıkça düzenlenmiş olup, fatura açıklamasında sevk tarihi itibariyle kur bedeline de yer verilmekle, davaya konu ödeme emrinde de aynı husus açıklamalarda yer aldığını, davacının, icra takibinin kesinleşmesinin ardından ödemeyi yaptığını ancak ardından haksız işbu davayı açtığını belirterek yerel kararının gerekçesinin düzeltilerek davanın esastan reddine karar verilmesini, istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava: istirdat istemine ilişkindir. HMK'nun 355. Maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlarda res'en gözetilerek yapılmıştır. Yargıtay HGK nun 2026/12-342 esas, 2026/316 karar sayılı kararında: "...3. Hukuk muhakemeleri usulünde yargıcın inceleme ve yargılama sonucu taraflara yükletilen külfeti, görevi ve tanınan haklar ile yetkileri gösteren beyanı, yani uyuşmazlığı sonuçlandıran karar olarak tanımlanan (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 507) hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada oluşturulur ve tefhim edilir. 4. Hükmün tefhimi, hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle gerçekleştirilir. Mahkemece yargılama sonunda verilen bu kısa karar, bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son karardır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. 5. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 321. maddesi; "Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez. Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir" hükmünü, Basit yargılama usulüne tabi dava ve işlerde uygulanması gereken aynı Kanun'un 297/2. maddesi ise; "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir" hükmünü içermektedir. 6. Kanun koyucu gerekçenin nihai kararın tefhim edildiği anda düzenlenmesinin her zaman mümkün olmayabileceğini öngörmüş, buna ilişkin olarak da HMK'nın 321/2. maddesinde "Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir" düzenlemesinde yer alan imkânı tanımıştır. 7. Böyle bir durumda sonradan yazılan gerekçenin tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olması zorunludur. Nitekim 298/2. maddede bu durum “Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.” şeklinde açıkça düzenlenmiştir. 8. Tefhim edilen kısa kararda mahiyeti itibariyle hükmün tashihi (md. 304), tavzihi (md. 305) ve tamamlanması (md. 305/A) usulleriyle giderilemeyecek bir hata bulunması hâlinde gerekçeli kararın yazılması aşamasında bu durum fark edilse bile nihai kararı vermekle dosyadan el çeken hâkimin bu hatayı kendiliğinden düzeltmesi mümkün olmadığından yanlışlık ancak kanun yollarına başvurulması hâlinde bu mercilerce düzeltilebilecektir. 9. Hükmün tefhim edilen kısa karara uygun yazılması ve gerekçe taşıması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardandır. Aksi durumda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ve yargılamanın aleniyeti ilkelerine, bu ilkeler gözetilerek HMK'da yer verilen ve yukarıda bahsi geçen hükümlere aykırılık oluşur. 10. Herhangi bir nedenle kısa kararda benimsenen sonucu, gerekçeli kararı yazarken vicdanına ve hukuki görüşüne uygun bulmayan hâkimin gerekçeli kararında kısa kararla çelişen bir durumu benimsemesi hâli ve bunun yarattığı etki, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı kararı gerekçesinde tartışılmış ve böyle bir durumun yargılamanın aleniyetini zedeleyeceği tespit edildikten sonra, yazılan gerekçeli kararın da bu kısa karara uygun olması gerektiğine, aksi hâlde mahkeme kararlarına güvenin sarsılacağına işaret edilerek neticeten bu uygunsuzlukların tek başına bozma nedeni teşkil ettiği kabul edilmiştir. Bu hususular Hukuk Genel Kurulunun 22.06.2022 tarihli ve 2022/12-333 Esas, 2022/981 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır...." şeklinde tespitlerde bulunulmuştur. Dairemizce istinaf incelemesine konu iş bu dosyada da mahkemece ; ..."davacı tarafından çek bedellerinin de ödendiği görülmekle, kur farkı alacağının doğmasının mümkün olmadığı ancak mahkememizce sehven kısa kararda davanın reddine karar verildiği görülmekle, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği kuralı dikkate alınarak bu hususta değişiklik yapılmaması gerektiği ..." belirtilerek davanın reddine karar verilmiş olmakla gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratılmıştır. HMK'nın 297/2. maddesi gereğince taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar yazılması, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratmayacak şekilde hüküm fıkrası oluşturulması gerektiğinden tarafların sair istinaf istemleri incelenmeksizin mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.4 maddesi gereğince kaldırılmasına ve dava dosyasının kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 03/07/2025 tarih, 2022/1077 Esas ve 2025/607 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-4. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 3-Kararın kaldırılma sebep ve şekline göre istinaf kanun yoluna başvuran tarafların sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-İstinaf kanun yoluna başvuran taraflardan alınan peşin harcın istek halinde İADESİNE, 5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından, istinaf kanun yoluna başvuranlar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf kanun yoluna başvuran taraflardan alınan istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 7-İstinaf yargılama giderlerinin esas kararla birlikte ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. 23/06/2026