Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1149 E. 2026/902 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/1149
Karar No
2026/902
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

16. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

DOSYA NO:2025/1149 Esas

KARAR NO:2026/902 Karar

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ: 27/03/2025

NUMARASI: 2024/93 E. - 2025/101 K.

DAVANIN KONUSU:Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ:16/06/2020

KARAR TARİHİ:04/06/2026

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;

G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2002 yılında faaliyetine başladığını, faaliyetlerini yurt içinde ve yurt dışında sürdürdüğünü, müvekkilinin dava konusu "..." ibaresini, TPMK nezdinde tescil edip kullandığını, davalıların iki ayrı şubede "..." ibaresini ticari olarak kullandığını, kullanımların iltibas yaratacak nitelikte olduğunu, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini, davalılara marka kullanımlarının "marka hakkına tecavüz" fiilini oluşturduğunun ihtarname ile bildirildiğini, davalı ...'ın cevabi ihtarnamede özetle, markaların kendi adına tescilli ve koruma kapsamında olduğunun belirtildiğini, davalı markalarının müvekkilinin markası ile benzer olduğundan hükümsüzlüğünün gerektiğini belirterek, davalının, müvekkilinin marka haklarına tecavüzünün ve haksız rekabetin tespitine ve men'ine, 10.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili dosyaya sunduğu sonuç talebinin açıklanmasına ilişkin 08/02/2021 tarihli dilekçesi ile, dava dilekçesinde marka hükümsüzlüğüne ilişkin açıklamalara yer verilmişse de, marka hükümsüzlüğü taleplerinin bulunmadığını beyan etmiştir.

CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın Asliye Ticaret Mahkemelerinde açılması gerektiğini, bu nedenle görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, ayrıca zaman aşımı itirazlarının bulunduğunu, esasa yönelik olarak davacının tescilli markası ile müvekkilinin tescili markası arasında şekil, telaffuz ve anlam olarak iltibas yaratacak hiç bir benzerlik bulunmadığını, ortalama tüketici nezdinde karıştırmaya sebebiyet vermeyeceğini, müvekkilinin haksız rekabet oluşturacak şekilde bir eyleminin olmadığını, müvekkilinin markasının hükümsüzlüğü iddialarının da tamamen haksız olduğunu belirterek, davanın öncelikle usulden reddine, aksi takdirde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstanbul 2.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 02/11/2021 tarih ve 2020/177 Esas - 2021/336 Karar sayılı kararıyla; davalının kullandığı markanın davacının markası ile iltibas yaratmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf isteminde bulunulduğu görülmüştür.

İSTİNAF KARARI:Dairemizin 21/03/2024 tarihli 2022/848 E. - 2024/577K.sayılı kararıyla; ''...Davacı vekilinin davalının kullandığı markalanın müvekkiline ait marka ile iltibasa neden olacak derecede benzer olduğuna ilişkin istinaf talebinin incelenmesinde; davacının markasının “...”, davalının markasının “... ...” kelimelerinden oluştuğu, davalı vekilinin cevap dilekçesi ekinde sunulan ve davalı tarafın marka kullanımlarına ilişkin fotoğraflarda görüldüğü gibi davalının işyeri tabelasındaki kullanımının “...” şeklinde olduğu, davalının tescilli markasında yer alan şekil unsurunun kullanılmadığı, her iki markada da ortak unsurların aynı şekilde telaffuz edilen ve İngilizce dili ile Almanca dilinde “...” anlamına gelen “...” ve “...” ibareleri ile tanımlayıcı nitelikte “...” ibaresi olduğu, davalının markasında yer alan “...” ibaresinin İngilizcede “...” anlamına geldiği, bu ibarenin davalının markasını davacının markasından farklılaştırmaya yetmediği, her iki tarafın da 43. sınıf kapsamında kafe ve restoran hizmeti vermeleri nedeniyle ortalama tüketiciye hitap ettikleri, davacının markası ve davalının marka kullanımını aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, davalının işletmesinde kullanılan markayı gördüğünde bunun davacının tescilli markasından farklı bir marka olduğunu algılayamayabileceği, tescilli markanın bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olduğu, bu nedenle davalının iş yerinde kullandığı “...” ibaresi ile davacının “...” markası arasında görsel, işitsel ve anlamsal olarak benzerlik bulunduğundan, davalının kullanımlarının davacının marka haklarına tecavüz teşkil ettiğinin kabul edilmesi gerektiği halde,Mahkemece davalının marka kullanımına ilişkin cevap dilekçesi ekindeki fotoğrafı görmeyerek, yalnızca tarafların tescilli markaları üzerinde değerlendirme yapan bilirkişilerin hazırladıkları ve eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı kanaatine varılmakla, davacı vekilinin haksız rekabete ilişkin istinaf talepleri bu aşamada incelenmeksizin istinaf talebinin kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalının "..." şeklindeki iş yeri tabelasındaki kullanımının davacının marka hakkına tecavüz teşkil etmesi nedeniyle, eylemin aynı zamanda haksız rekabet teşkil edip etmediği de değerlendirilmek suretiyle, davacının maddi tazminat talepleriyle ilgili inceleme yapılarak karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine..." karar verilmiştir.

KALDIRMA SONRASI MAHKEME KARARI: İstanbul 2.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 27/03/2025 tarih ve 2024/93 Esas - 2025/101 Karar sayılı kararıyla; "...Tüm dosya kapsamı İstinaf kaldırma ilamı ve yukarıda özetlenen bilirkişi raporu ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının markasının “...”, davalının markasının “... ...” kelimelerinden oluştuğu, davalı vekilinin cevap dilekçesi ekinde sunulan ve davalı tarafın marka kullanımlarına ilişkin fotoğraflarda görüldüğü gibi davalının işyeri tabelasındaki kullanımının “...” şeklinde olduğu, davalının tescilli markasında yer alan şekil unsurunun kullanılmadığı, her iki markada da ortak unsurların aynı şekilde telaffuz edilen ve İngilizce dili ile Almanca dilinde “...” anlamına gelen “...” ve “...” ibareleri ile tanımlayıcı nitelikte “...” ibaresi olduğu, davalının markasında yer alan “...” ibaresinin İngilizcede “...” anlamına geldiği, bu ibarenin davalının markasını davacının markasından farklılaştırmaya yetmediği, her iki tarafın da 43. sınıf kapsamında kafe ve restoran hizmeti vermeleri nedeniyle ortalama tüketiciye hitap ettikleri, davacının markası ve davalının marka kullanımını aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, davalının işletmesinde kullanılan markayı gördüğünde bunun davacının tescilli markasından farklı bir marka olduğunu algılayamayabileceği, tescilli markanın bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olduğu, bu nedenle davalının iş yerinde kullandığı “...” ibaresi ile davacının “...” markası arasında görsel, işitsel ve anlamsal olarak benzerlik bulunduğundan, davalının kullanımlarının davacının marka haklarına tecavüz teşkil ettiği anlaşılmakla marka hakkına tecavüz davasının kabulüne karar vermek gerekmiş,bu doğrultuda taleple bağlı kalınmak suretiyle 10.000,00 TL maddi tazminat isteminin dosya kapsamına göre yerinde olduğu anlaşılmıştır.Davacı taraf marka hakkına ilişkin hükümlerin yanı sıra ayrıca TTK'nın haksız rekabet hükümleri gereğince de istemde bulunmuştur. Bu noktada Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14/03/2022 tarih, 2019/5189 esas ve 2022/1852 karar sayılı içtihadı nazara alınarak TTK'nın 55/1-a-4 bendinin somut olayda uygulama yeri olmayacağı, özel kanun olan SMK'nın uygulanması ve özel kanun hükümlerinin korumasının yeterli olduğu kanaatiyle haksız rekabetten kaynaklanan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis olunmuştur.

HÜKÜM:

1-Davanın kısmen kabulü ile, davalıların, davacının tescilli markasına vaki olan tecavüzün tespitine ve men'ine,

2-Davacının markasına yapılan tecavüz nedeniyle 10.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden karar tarihine kadar faiz işletilerek davalılardan tahsiline,

3-Haksız rekabet davasının reddine..." karar verildiği görülmüştür.

İSTİNAF İSTEMLERİ:Davacı vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; Mahkemece marka tecavüzüne ilişkin hükmedilen maddi tazminata hangi tür faizin uygulanacağı hususunda Mahkemece bir hüküm kurulmamış olmasının Anayasa'ya ve usul kurallarına aykırı olduğunu,Maddi tazminat davasının HMK'nın 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak açıldığını, tazminat miktarının belirlenebilir hale geldiği aşamada Mahkemenin bu konuda tarafları bilgilendirmesi gerektiği halde, yerel mahkemenin bu yükümlülüğü yerine getirmediğini,Mahkemece 27/03/2025 tarihli celsede bilirkişi raporuna yaptıkları itirazları değerlendirmediği gibi, bedel artırımı konusunda kendilerine süre verilmeden eksik inceleme ile karar verildiğini, bu durumun Anayasa'nın 36. maddesine, HMK'nın 27. maddesindeki hukuki dinlenilme hakkına ve 31. maddesindeki hakimin davayı aydınlatma ödevine açıkça aykırı olduğunu,Kararın dayanağını teşkil eden 08/11/2024 tarihli bilirkişi raporu eksik ve hatalı hesaplamalar içermesine ve 10/02/2025 tarihli bilirkişi raporu ile ciddi oranda çelişmesine rağmen hükme esas alındığını,Tazminat hesabı konusunda SMK'nın 151. maddesinin 1., 2. ve 3. fıkralarına göre ayrı ayrı hesaplama yapılması ve ortaya çıkacak sonuçlardan lehlerine olanın esas alınarak belirsiz alacaklarının belirli hale getirilmesi gerektiğini, bilirkişi raporundaki hatalı hesaplamalar nedeniyle alacaklarının net olarak belirlenemediğini, Raporlar arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, 08/11/2024 tarihli raporda mahrum kalınan karın 9.404.094,00 TL olduğu hesaplanmışken, 10/02/2025 tarihli raporda mahrum kalınan karın 12.798,43 TL, davalının elde ettiği net kazancın ise 127.984,33 TL olarak hesaplandığını,Müvekkilinin mahrum kaldığı kar hesaplanırken müvekkili ile dava dışı üçüncü kişiler arasında imzalanan lisans sözleşmelerinin de dikkate alınması gerektiğini,Ayrıca neden müvekkilinin mahrum kaldığı karın davalının elde ettiği net karın neden %10'u olarak hesaplandığının izah edilmediğini, denetlenemediğini,Bilirkişiler tarafından SMK'nın 151/2-a maddesi uyarınca yapılan hesaplamanın yanlış yapıldığını, hesaplamanın davalını ticari defter ve kayıtlarına göre yapıldığını, ancak müvekkilinin ticari defter ve kayıtlarının dikkate alınması gerektiğini, SMK'nın 151/2-c maddesi uyarınca hesaplama yapılması adına dosyaya müvekkilinin yaptığı lisans sözleşmelerinin örneklerinin sunulduğunu, bu sözleşmelerdeki lisans bedellerinin de tazminat konusunda yol gösterici olduklarını, Mahkeme kararında yeterli gerekçeye yer verilmediğini, 10/02/2025 tarihli bilirkişi raporuna hiç değinilmediğini, hatta bu raporun UYAP ortamında da taranmadığını, Mahkemece yalnızca 08/11/2024 tarihli rapora atıfta bulunulduğunu, oysa bu raporun yalnızca yüzeysel, düz hesaplamalar içerdiğini, bu hesaplamalarda pandemi dönemindeki olağanüstü koşulların dikkate alınmadığını, sadece müvekkilinin 2017 yılı net karının dikkate alındığını, bu nedenle söz konusu raporun hükme esas alınamayacağını,Ayrıca mahkeme kararında maddi tazminata hangi döneme ait faiz işletileceği belirtilmişse de, işletilecek faiz türünün açıkça gösterilmediğini, faiz türünün ticari temerrüt faizi olduğunun belirtilmesi, aksi takdirde davacı taraf olarak lehlerine olan faiz türünün esas alınması gerektiğini belirterek, arz oluna ve Mahkemece re'sen dikkate alınacak nedenlerle, istinaf başvurularının kabulüne, İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 27/03/2025 tarihli, 2024/93 Esas, 2025/101 Karar sayılı ilamının murafaalı olarak istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasına, talepleri doğrultusunda alacakları belirlendiği ve talep artırım hakları yerine getirilerek davanın kabulüne, aksi kanaatte ise hükmün kaldırılmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; Mahkemece verilen ilk kararla ilgili İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin kararı kesin nitelikte olduğundan karara karşı yargı yoluna başvuramadıklarını, ancak bu kararın hukuka aykırı olduğunu,Davanın yalnızca markanın sahibi olan müvekkili tüzel kişiye yöneltilmesi gerekirken, şirket yetkilisine karşı da dava açılması nedeniyle husumet itirazlarının bulunduğunu, şirket yetkilisinin şahsi sorumluluğunu gerektiren kişisel kriterlerin mevcut olmadığını,Müvekkiline ait ..." markası ile davacı tarafa ait "..." markası arasında görsel, işitsel ve anlamsal benzerlik bulunmadığını,"..." ibaresinin ayırt edici nitelikte olduğunu, markaların bütünüyle karşılaştırılması gerektiğini,Markaların tasarım, tema, hedef kitle ve sunum biçimi bakımından da farklı olduklarını, ortalama tüketicilerin bu iki işletmeyi aynı ticari kaynağa aitmiş gibi algılamalarının mümkün olmadığını,Davacının markasının bilinirliği dikkate alındığında, aynı hizmeti sunsalar dahi kafe ve lokanta hizmetlerinde tüketicilerin daha dikkatli olmaları nedeniyle markaların karıştırılmayacağını,bu hususlar göz önüne alındığında, mal ve hizmetlerin de aynı olmadığını,Mahkemece haksız rekabet davasının reddine karar verildiği halde, marka hakkına tecavüzün tespiti davasının kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın tümüyle reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek, arz ve izah olunan ve Mahkemece re'sen dikkate alınacak sebeplerle, İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 27/03/2025 tarihli, 2024/93 Esas, 2025/101 Karar sayılı kararının marka hakkına tecavüz yönünden kabul edilen kısmının esas ve usul açısından hukuka aykırı ve neticede haksız olduğundan (sair tüm hakları mahfuz kalmak kaydı ile) ,istinaf gerekçelerinin ve istinaf taleplerinin kabulü ile İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 27/03/2025 tarihli, 2024/93 Esas, 2025/101 Karar sayılı kararının ortadan kaldırılmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER:Dosyada mevcut TPMK kayıtları incelendiğinde; davacıya ait "...+Şekil" ibareli markanın 43. hizmet sınıfında ... tescil numarası ile 24.03.2005 tarihinde tescil edildiği ve halen geçerli olduğu, davalıya ait "... ...+Şekil"" ibareli markanın ise, yine 43. hizmet sınıfında ... numara ile tescil edildiği, tescil tarihinin 28/12/2017 olduğu ve halen geçerliliğini koruduğu tespit edilmiştir.İlk derece mahkemesine marka uzmanı ... ve gıda sektöründen ...'dan alınan 24/09/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; davalı kullanımlarının, davacının markasıyla ayniyet teşkil eder şekilde olmadığı, karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, iltibas söz konusu olmadığından tecavüz ve haksız rekabet olmadığı görüş ve kanaati bildirilmiştir. Kaldırma ilamından sonra ilk derece mahkemesince mali müşavir bilirkişi ...'ten alınan 08/11/2024 tarihli bilirkişi raporunda; "...Davacı vekilinin "maddi zararın tespiti için seçimlik hak olarak SMK Madde 151/2a seçerek, Sınai Mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir doğrultusunda müvekkilimizin ticari defterleri üzerinde inceleme yapılarak maddi zarar ve tazminatın belirlenmesini" şeklinde beyanda bulunarak davalının haksız rekabeti olmasaydı elde edilecek kazanca göre tazminat talebinde bulunduğu görülmüştür.Davaya konu markanın davalı tarafından tescil tarihi olan 28/12/2017 tarihi baz alınarak 2017 yılında davacı şirketin 700.268,00 TL kar ettiği, 2018 yılında ise 6.764.693,00 TL zarar ettiği, 2019 yılında kar tutarının 56.252,00 TL de kaldığı, 2020 yılında ise 594.848 TL zarar ettiği, şirketin 2021 yılı sonrası tekrar kara geçtiği görülmüştür. Buna Göre davacının her yıl için davalının tescil tarihi olan 2017 yılında elde ettiği karı elde etmesi gerektiğinin kabulüyle yapılan hesaplamada, dava tarihi itibariyle mahrum kalınan kar tutarının 9.404.094,00 TL olacağı hesaplanmıştır..." şeklinde görüş bildirdiği anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesince mali müşavir bilirkişi ...'dan alınan 10/02/2025 tarihli bilirkişi raporunda; "...Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere;

1-)Davalı sayın vekilinin sayın mahkemeye sunduğu dilekçesinde, davalının 2017-2023 yılındaki cirosu beyan edilmemiş olduğundan, tarafların ciroları ile ilgili bir değerlendirme yapılamamıştır.

2-)Geçmiş yıllar zararları, 5020 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'na göre 5 yıl içinde izleyen yıllar karlarından mahsup-tenzil edildiğinden davalı şirketin NET KARI= 196.616,81 — 68.632,48x127.984,33-TL. olarak hesaplanmıştır.

3-) Geçmiş yıllar zararları, 5020 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'na göre 5 yıl içinde İzleyen yıllar karlarından mahsup-tenzil edildiğinden davacı şirketin NET KARI=24.201.380,00 — 7.359.841,00:516.841.539,00-TL. olarak hesaplanmıştır.

4-a) 6769 sayılı kanunun 151/2-a maddesi hükmü gereğince;Tarafımızdan yapılan araştırmalara göre, marka benzerliği, marka kullanımı gibi dava konusu olaya münhasır durumlarda,davalının, davacının markasını kullanması,marka tecavüzü gibi, durumlarda, davacının karında meydana gelen azalma-kar kaybı, davalının net karının %10'u civarında olabileceği tespit ve kanaatine ulaşılmıştır.Buna göre, Davacının 2017-2023 yıllarındaki karında meydana gelen azalma-kardan zarar, davalının karının % 10'u= 127.984,33x% 10=12.798,43-TL.sı olarak hesap ve tespit edilmiştir.

4-b) 6769 sayılı kanunun 151/2-b maddesi hükmü gereğince, “Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç”= 127.984,33-TL. olarak hesaplanmıştır.6769 saylı kanunun 151/2-a,b maddeleri hükmü gereğince yapılan hesaplama sonucunda bulunan zarar-kar azalma tutarlarının takdiri Sayın Mahkemeye aittir.

4-c) 6769 sayılı kanunun 151/2-b maddesi hükmü gereğince,“bir lisans sözleşmesi ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması hâlinde ödemesi gereken lisans bedeli” tespit edilemediğinden bu hususta bir hesaplama yapılamamıştır.

4-d) 6769 sayılı kanunun 151/(4) maddesi hükmü gereğince “Yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında, ikinci fıkranın (a) veya (b) bentlerinde belirtilen değerlendirme usullerinden birinin seçilmiş olması hâlinde, mahkeme ürüne ilişkin talebin oluşmasında sınai mülkiyet hakkının belirleyici etken olduğu kanaatine varırsa, kazancın hesaplanmasında hakkaniyete uygun bir payın daha eklenmesine karar verir. “ gereğince bu husustaki takdirin sayın mahkemeye ait olduğu için bir hesaplama yapılmamıştır.4-d) Davacının, 2018 ve 2020 yıllarındaki toplam=7.359.841,00-TL.sı zararın; davalının 2017 yılından önceki 5 yıllık ciroları ile 2017-2023 yılları ciroları tutarlarına dair bir belge dava dosyasında bulunmadığından, bir done-bir tespit bulunmadığından, bu hususta bir hesaplama yapılamamıştır…" şeklinde görüş bildirildiği tespit edilmiştir.

G E R E K Ç E :Dava, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi ile maddi tazminat davasıdır.Mahkemece davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, karara karşı her iki taraf vekili tarafından istinaf yargı yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekilinin istinaf talepleriyle ilgili yapılan incelemede; davacı vekili dava dilekçesinde "müvekkili şirketin, davalının açıkça karışıklık yaratacak işyeri olmasaydı elde edeceği muhtemel gelirin tespiti ile müvekkiline ödenmesi" talebinde bulunmakla, maddi tazminatın SMK’nın 151/2-a bendinde yer alan sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelirine göre hesaplanması seçeneğini tercih ettiği, bu tercihini yargılama sırasında değiştirmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla,Mahkemece maddi tazminatın SMK’nın 151/2-a maddesi uyarınca hesaplanması yönünde ara karar oluşturması yerindedir.Ancak, alınan 08/11/2024 tarihli raporda yalnızca davacının ticari belgeleri incelenerek ve davacının 2017 yılındaki gelirini sonraki yıllarda da elde etmesi gerektiğine dair hatalı görüşle yapılan hesaplama doğru değildir.Mahkemece daha sonra aldırılan ve gerekçeli kararda hiç tartışılmayan 10/02/2025 tarihli bilirkişi raporunda ise, davalının tecavüz teşkil eden kullanımının ne zaman başladığı kesin olarak tespit edilemediğinden, davalının marka tescil başvurusu yaptığı 25/08/2017 tarihinden davanın açıldığı 16/06/2020 tarihine kadar olan dönemde her iki tarafın ticari defter ve belgeleri incelenerek SMK’nın 151/2-a maddesi gereğince hesaplama yapılması gerekirken, dava tarihinden sonraki dönemi de kapsayacak şekilde 2023 yılına kadar olan gelirleri de dikkate alınarak ve SMK’nın 151/2-b ve 151/2-c bentlerine göre hesaplama yapılması da doğru olmamıştır. Her iki taraf vekili de raporlara itiraz ettikleri halde, itirazları karşılayacak ve raporlar arasındaki çelişkiyi giderecek yeni bir rapor alınmadan ve bu konuda gerekçeli kararda hiçbir gerekçeye yer verilmeden karar verilmesi de hatalıdır.Ayrıca, HMK’nın 107/2. maddesinde, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hakim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacının iddianın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebileceği, aksi takdirde davanın, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanacağı düzenlenmiş olup, ilk derece mahkemesince HMK’nın 107/2. maddesi uyarınca davacı vekiline maddi tazminat talebini belirli hale getirmesi için süre verilmeden, dava dilekçesindeki talep sonucuna göre maddi tazminata hükmedilmesi usule aykırıdır.Kabule göre de, davacı tarafça dava dilekçesinde talep edilen faiz türü belirtilmediğinden, yasal faiz talep ettikleri kabul edilerek, buna göre karar verilmesi gerekirken, kararda faiz türünün gösterilmemesi de doğru olmamıştır.Tüm bu nedenlerle, davacı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, Mahkemece davalının marka tescil başvurusu yaptığı 25/08/2017 tarihinden davanın açıldığı 16/06/2020 tarihine kadar olan dönemde her iki tarafın ticari defter ve belgeleri incelenerek SMK’nın 151/2-a maddesi gereğince davacının mahrum kaldığı gelire göre maddi tazminat hesabı yapılması ve önceki bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeni bir bilirkişi raporu alınarak, maddi tazminat tutarı kesin olarak belirlenemediği takdirde TBK’nın 50. maddesi uyarınca değerlendirme yapılması ve maddi tazminat miktarı belirlenebilir hale geldiğinde davacı vekiline HMK’nın 107/2. maddesi uyarınca maddi tazminat talebini belirli hale getirmesi için iki haftalık kesin süre verilerek sonucuna göre değerlendirme yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine, kaldırma gerekçesine göre davalı vekilinin istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

H Ü K Ü M:Yukarıda açıklanan nedenlerle:

1-Davalı vekilinin istinaf talebinin bu aşamada İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,

2-Davacı vekilinin istinaf isteminin esastan kabulüne, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince,İSTANBUL 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ'nin 27/03/2025 tarihli 2024/93 E. - 2025/101 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,

-Yukarıdaki gerekçede belirtildiği şekilde yargılamaya devam olunması için dosyanın mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

3-Davalı vekilinin istinaf talebi incelenmediğinden istinaf harcının talebi halinde davacıya iadesine,

4-Davacı vekilinin istinaf talebi kabul edildiğinden, istinaf peşin harcının talebi halinde davalılara iadesine,

5-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi'nce verilecek nihai karar ile birlikte değerlendirilmesine,

6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,

7-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu 04/06/2026 tarihinde HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/1149, K. 2026/902, T. 04.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-1149-e-2026-902-k-c14da55f0f94