Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/992 E. 2026/1097 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/992
Karar No
2026/1097
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2024/992

KARAR NO: 2026/1097

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İstanbul 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

TARİHİ: 26/03/2024

NUMARASI: 2022/36 E. - 2024/76 K.

DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/06/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Tarafların İddia ve Savunmaları:

DAVA: Davacı dava dilekçesinde özetle; Davacı dava dilekçesinde davalının yaptığı hizmetin tüm dünyada yaygın olarak kullanılan bir hizmet olduğunu ancak davalının, bu hizmeti yapan onlarca firma ve insan olmasına rağmen ismi tescil ettirip özellikle internet aramalarında tehdit unsuru haline getirdiğini, ... kelimesin tüm dünyada motosikletin kısaltılması ve ... kelimesinin de araç park eden kişilere verilen ad olması sebebiyle ismin özel bir tarafı tescil edilebilir bir marka hali olmadığını, bu hizmeti kendisi gibi yapan başka bir sürü insan olduğunu ve sitesinde ... ... olarak söz etmesine rağmen hakkında 16/ 07/2018 tarih 2019/ 51 E. Ve 2019/446 K. Sayılı dosya ile suçlanıp mahkum edildiğini, yargılandığı mahkemeye ilgili firmanın ...

hesabında (... hizmeti) olarak söz edilen bazı paylaşımlarının resimlerini sunmuş olmasına rağmen dava konusu marka hakkına tecavüz olması sebebiyle mahkemece bu delillere bakılmadığını, trafik güvenliğinin ve alkol alan araç sahiplerine hayatı kolaylaştırma amaçlı yapılan bu hizmetin rekabete açık hale getirilmesi açısından söz konusu tescilin kaldırılması gerektiğini ve konu ile alakalı almış olduğu mahkumiyetin kaldırılmasını talep

ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı yanın tazminat talebine gerekçe olarak müvekkilin "..." markasının tanımlayıcı olduğunu iddia ettiğini, Söz konusu husus gerçeği yansıtmadığını , kendine özgü figüratif özellikler içeren, "motorsiklet" ve "..." kelimelerinden türetilmek sureti ile oluşturulmuş, entelektüel bir çaba neticesinde ortaya çıkmış bir marka olduğunu , Müvekkili söz konusu markayı, kesintisiz, 14 yıldır kullandığını davalının işbu marka altında, müşterilerine İstanbul dâhil Türkiye’nin belli bölgelerinde ... hizmeti veren bir işletme olduğunu, alanında İstanbul

Ticaret Siciline kayıtlı ilk ve tek şirket olduğunu , Bünyesinde 20’den fazla ... hizmeti veren personel çalıştırdığını bankalar, özel müşteri hizmet servisleri, araç kiralama şirketleri, restoran

ve gece kulüpleri ile anlaşmaları bulunduğunu davalı yan, Marka nitelik olarak sicilde gösterilebilir olmasına rağmen ilgili mal veya hizmetler için tüketiciler nezdinde ayırt edicilik şartını sağlamıyorsa tescil edilmeyeceğini, Kullanım sonucu ayırt edicilik kazanabilmesi için; markanın/markasal kullanımın piyasada kendisini kabul ettirmiş, tüketiciyi kendisine bağlamış, kendisini o markayla tanıtmış olması gerektiğini, Diğer taraftan uygulama ve doktrinde, bu şartın gerçekleşebilmesi için, söz konusu ibarenin markasal anlamda kullanılmış olması, ticarete sunulması, söz konusu kullanımın yoğun bir şekilde, tanıtımının yapılması, bu doğrultuda belli bir emek harcanması, markasal kullanımın makul bir sürede, kesintisiz devam etmesi şartlarının arandığını Bu şartları taşımayan, tüketicide belli bir benimsenme oranına ulaşmayan markasal kullanımın, kullanım yolu ile ayırt edicilik kazanamadığını, Davalının markasının tescilli sınıfları bakımından ayırt edicilik vasfına sahip olduğunu, gerek sahip olduğu figüratif özelliği, gerek de "..." ibaresinin davalıca türetilmiş bir kelime olduğunu, Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü dahil, bir anlamının olmayışı karşısında herhangi bir tanımlayıcılık unsuru içermediğini Bu nedenle davacı yanın talebinin kabul edilmesi gerektiğini , müvekkilinin söz konusu marka ile piyasa edinmiş olduğu yer ve tanınmışlık karşısında, işbu davanın zamanaşımına uğradığını davalı ile başlayan bu hizmetin yayılması ve bilinir hale gelmesi üzerine, bir çok kişi, davacı dahil, davalının markasını kullanmaya başladığını ve müvekkilinin markasından haksız bir şekilde fayda elde etme gayreti içine girdiğini davalı yan , müşterilerinden gelen şikayetler üzerine davacının eylemlerinden dolayı kendisi hakkında şikayette bulunmuş olduğunu , davacı bu nedenle de İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi aracılığı ile ceza aldığını daha sonra istinaf aşamasında da kesinleştiğini davacının 6.000,00 tl adli para cezası ile cezalandırıldığını Davacı yanın almış olduğu cezaya rağmen, eylemlerinin haklı olduğu iddia ettiğini ve Davacı yanın dilekçesinde haklı olduğu hiçbir husus olmadığını Kanuna aykırı, suç teşkil eden eylemlerini meşrulaştırma gayretinde olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı ile; "Davanın REDDİNE," karar verilmiştir.

İleri Sürülen İstinaf Sebepleri:

Davacı tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; Davalı şirketin 2009 yılında "..." ibaresini herhangi bir ayırt edici ek koymaksızın tescil ettirdiğini, bu kelimenin zamanla "..." ve "..." kelimelerinin birleşimiyle oluşan, alkollü sürücülerin araçlarını eve ulaştıran hizmetin genel ve jenerik adı haline geldiğini, davanın her aşamasında hizmetin başka bir ismi olmadığının ve hatta bankaların dahi bu terimi bir hizmet türü olarak kullandığının ispatlandığını, bilirkişi raporunda sadece Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğünde olup olmadığına bakılmasının hatalı olduğunı, her meslek adının (motokurye örneğinde olduğu gibi) TDK'da yer almayabileceği ancak bunun ismin jenerikleştiği gerçeğini değiştirmeyeceğini, Uzman Ümit Saymaz'ın tezinde de belirtildiği üzere markanın hizmetin tanımına yaklaşmasının ayırt ediciliği zayıflattığı, ..., ... ve ...gibi kurumların bu ismi bir firmayı işaret etmekten ziyade bir hizmet türünü (Vip transfer gibi) tanımlamak için kullandıklarını, "..." gibi benzeri başvuruların hizmeti tanımladığı gerekçesiyle reddedildiğini, mahkemenin sadece ...'daki bir görseli inceleyip diğer delilleri görmezden geldiğini belirterek söz konusu tescilin kamu yararı ve rekabet ortamı için iptal edilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacının, müvekkilinin sahibi olduğu, ... sayılı "..." + şekil markası nedeni ile haksız mahkum edilmesi nedeni ile ödemiş olduğu cezanın tamamını faizi ile birlikte iadesini talep ettiğini, yerel mahkemece davanın reddine karar verildiğini, davacının istinaf talebinin haksız ve kötü niyetli olduğunu, mahkemece aldırılan bilirkişi raporu da savunmalarının kanıtlandığını belirterek davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Gerekçe ve Sonuç:

Dava, davalı adına tescilli “... + şekil” markasının hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.

Davacı dava dilekçesinde; “...” ibaresinin motosikletin yaygın kullanılan kısaltması, “...” ibaresinin ise araç park hizmeti veren kişileri ifade eden bir kelime olduğunu, “...” ibaresinin bu nedenle ayırt edici nitelik taşımadığını, ... ... hizmetinin dünya genelinde yaygın bir hizmet olduğunu, buna rağmen davalının bu ismi marka olarak tescil ettirerek özellikle internet aramalarında tehdit unsuru hâline getirdiğini, sektörde aynı hizmeti sunan çok sayıda kişi ve firma bulunduğunu, buna rağmen markaya dayanılarak hakkında İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi’nin 2019/51 Esas, 2019/446 Karar sayılı dosyası kapsamında mahkûmiyet kararı verildiğini davalının kendi sosyal medya hesaplarında da “... hizmeti” ibaresini kullandığını, buna ilişkin ekran görüntülerini ceza dosyasına sunduğunu ancak dikkate alınmadığını dava konusu marka tescilinin rekabeti engellediğini, hizmete erişimi zorlaştırdığını ve fiyat artışına yol açtığını ileri sürerek markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; “... + şekil” markasının tanımlayıcı olmadığını, “....” ve “...” kelimelerinden türetilmiş, figüratif özellikler taşıyan ve entelektüel çaba sonucu oluşturulmuş özgün bir marka olduğunu savunmuştur. Davalı, markayı yaklaşık 14 yıldır kesintisiz kullandığını, İstanbul Ticaret Sicili’ne kayıtlı bu alandaki ilk ve tek şirket olduğunu, 20’den fazla personel çalıştırdığını, banka, restoran, gece kulübü, araç kiralama şirketleri ve özel servislerle ticari ilişkileri bulunduğunu belirtmiştir. Davalı taraf, kullanım yoluyla ayırt edicilik kazanılması için yoğun kullanım, tanıtım, piyasada kabul görme ve tüketici nezdinde marka ile özdeşleşme gerektiğini, müvekkili markasının bu şartları taşıdığını ileri sürmüştür. Ayrıca “...” ibaresinin Türk Dil Kurumu sözlüğünde yer almadığını, bu nedenle tanımlayıcı sayılamayacağını savunmuştur. Davalı, markanın sektörde tanınmış hâle geldiğini, sonradan piyasaya giren kişilerin davalının markasından faydalanmaya çalıştığını, davacının da bu kapsamda marka hakkına tecavüz nedeniyle ceza aldığını, cezanın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiğini ve davacının 6.000 TL adli para cezasına mahkûm edildiğini belirtmiştir. Davanın kötü niyetli olduğunu ve reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece ,... numaralı markanın ayırt edici unsur taşıdığı, özellikle markanın görsel kompozisyonunun ayırt edicilik sağladığı, hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı asil istinaf talep etmiştir.

Davacı taraf dava dilekçesi, yargılama aşamasındaki beyanları ve istinaf dilekçesi içeriğinde özetle; davalı adına tescilli ... tescil numaralı “... + şekil” markasının “...” ve “...” ibarelerinin birleşiminden oluştuğunu, söz konusu ibarenin motosikletle verilen ... hizmetini doğrudan tanımladığını, sektörde yaygın ve jenerik şekilde kullanıldığını, bu nedenle ayırt edicilik vasfı bulunmadığını ileri sürerek, markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

Dosyada mevcut bilirkişi raporunda; dava konusu hükümsüzlüğü talep edilen ... tescil nolu “... şekil” markasının şekil+kelime markası olduğu, markanın 39. Sınıfa dahil mal ve hizmetlerde tescilli olduğu ve “...” hizmet sektöründe fiilen kullanılmakta olduğu, davalı markasında hizmetin içeriğine ilişkin bilgi veren “...” ibaresi doğrudan yer almaktaysa da, bir markanın tanımlayıcılık değerlendirmesi sadece her kelimenin ayrı ayrı anlamına göre değil, birlikte oluşturdukları bütüne göre de değerlendirilmesi gerektiği, kelime kombinasyonuyla ve figüratif unsurlarla markaya tescil edilmesini sağlayacak derecede ayırt edicilik kazandırılabileceği, somut olayda .... Sınıfa dahil hizmetler bakımından tanımlayıcı bir kelime olan “...” kelimesinin başına “...” ibaresi getirilerek “...” şeklinde bütün olarak bir anlam ifade etmeyen yeni bir kelime oluşturulduğu, “...” kelimesinin “...” harfinde bir .... figürüne yer verildiği, tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde hükümsüzlüğü talep edilen ... tescil nolu “... şekil” markasının hem görsel, hem işitsel hem de kavramsal bir kullanımıyla ilgili tüketici kitlesi üzerinde bıraktığı etki bakımından ayırt ediciliği haiz olduğu olduğu ve SMK 5/1(c) maddesi gereğince hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.

Dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu ... tescil numaralı “... + şekil” markasının 39. Sınıfta davalı adına tescilli olduğu, markanın yalnızca kelime unsurundan ibaret olmadığı, şekil unsuru ile birlikte oluşturduğu genel izlenim itibarıyla şekil unsuru ile birlikte bütünsel olarak ayırt edici vasıf taşıdığı, ilgili tüketici kesimi nezdinde belirli bir ticari kaynağı gösterme fonksiyonunu haiz olduğu, “...” ibaresinin 39. Sınıftaki tescilli hizmetler bakımından doğrudan hizmetin cinsini, vasfını veya niteliğini bildiren jenerik bir ifade olarak kabul edilemeyeceği, motosikletli ... hizmeti verildiği bilgisinin markasal kullanım teşkil etmeyecek şekilde herkes tarafından açıklayıcı bilgi mahiyetinde kullanılmasına engel bir durum olmadığı bu nedenle dava konusu markanın 6769 Sayılı SMK’nın 5/1-c. maddesi kapsamında hükümsüzlüğü koşullarının bulunmadığı anlaşılmıştır.

İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine dair verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla, davacı tarafın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul .... Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin .../03/2024 tarih ve 2022/... E., 2024/... K. sayılı kararına karşı davacı tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,

3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,

5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 18/06/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/992, K. 2026/1097, T. 18.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-992-e-2026-1097-k-fb2c1667f9ed