Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/702 E. 2026/1649 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/702
Karar No
2026/1649
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/702 KARAR NO : 2026/1649

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 02.02.2024 NUMARASI : 2022/545 Esas - 2024/80 Karar DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 16.10.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 16.10.2026

İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 02.02.2024 tarih 2022/545 Esas - 2024/80 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafından müvekkili aleyhine İzmir 28. İcra Müdürlüğünün 2020/9339 E. sayılı dosyasında 15.03.2020 düzenleme, 30.10.2020 vade tarihli ve 600.000,00-TL bedelli bonoya dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlatıldığını, bono üzerindeki iki imzanın müvekkiline ait olmadığını ve taklit edildiğini, imzaların müvekkilinin gerçek imzalarıyla örtüşmediğinin yapılacak bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkacağını ileri sürerek takibin tedbiren durdurulmasına, müvekkilinin borçlu olmadığının tespitiyle takibin iptaline ve davalı aleyhine takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; takibin kesinleştiğini ve takip sırasında senetteki imzaya itiraz edilmediğini, senetteki imzanın davacının diğer senet, sözleşme ve tebligat belgelerindeki imzalarıyla benzer olduğunu, senedin düzenlenmesinden önceki ve sonraki resmi imza örnekleri getirtilerek yapılacak incelemeyle aidiyetin ortaya çıkacağını, davacının 01.02.2020 tarihli sözleşmeyle borcunu kabul ettiğini, borcunu 30.10.2020 tarihinde ödemek üzere dava konusu senedi verdiğini, davanın alacağın tahsilini geciktirmek amacıyla kötü niyetli olarak açıldığını savunarak davanın reddine, davacı aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına ve %10 oranında para cezasına karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı tarafından 06.11.2020 tarihinde başlatılan takipte 600.000,00-TL asıl alacak ve 1.166,67-TL işlemiş faiz olmak üzere 601.166,67-TL istendiği, takibin 15.03.2020 düzenleme, 30.10.2020 vade tarihli bonoya dayandığı, davalının sunduğu 01.02.2020 tarihli sözleşmede arsa alımı için verilen 450.000,00-TL'nin iadesinin düzenlendiği, el yazılı bölümde ise 250.000,00-TL'nin 15.06.2020, 300.000,00-TL'nin 15.10.2020 tarihinde ödeneceğinin belirtildiği, davacının sözleşmedeki imzayı kabul etmekle birlikte içeriğe ve sonradan eklendiğini ileri sürdüğü yazılara itiraz ettiği, sözleşmenin bono ile bağlantısının bulunmadığını ve sözleşme borcunun sona erdiğini savunduğu, İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 31.10.2023 tarihli raporunda bonodaki imzalar ile davacının mukayese imzaları arasında tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi yönlerinden farklılıklar tespit edilerek imzaların davacının eli ürünü olmadığının bildirildiği, incelemenin bononun düzenleme tarihinden önceki imza asılları üzerinden yapıldığı ve kesin kanaat içerdiği için yeniden rapor alınmasının sonuca katkısının bulunmayacağı, sözleşmede dava konusu bonoya atıf yapılmadığından bu belgeye dayalı savunmaya itibar edilemeyeceği, bonodaki imzaların davacıya ait olmadığının anlaşıldığı, davalının doğrudan lehtar ve takip alacaklısı olması nedeniyle sahteliği bilebilecek durumda olduğu gerekçeleriyle davanın kabulüne, davacının takip ve takip konusu bono nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, 601.166,67-TL'nin %20'si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının 01.02.2020 tarihli sözleşmeyle 250.000,00-TL'yi 15.06.2020, 300.000,00-TL'yi 15.10.2020 tarihinde ödemeyi taahhüt ettiğini, sonradan bu bedelleri zamanında ödeyemeyeceğini bildirerek dava konusu 600.000,00-TL bedelli bonoyu kendi el yazısıyla doldurup imzaladığını, ödeme yapılmadığından takip başlatıldığını, davacının farklı imzalar atarak kötü niyetli şekilde imza inkârında bulunduğunu, 31.10.2023 tarihli ATK raporunun eksik ve hatalı olduğunu, 30.11.2023 tarihli itiraz dilekçesiyle sözleşme ve diğer belgelerin sunulduğunu, bunların bilirkişiye gönderilip ek rapor veya yeni bir heyetten rapor alınmasının istendiğini, özellikle sözleşmedeki imzanın incelenmediğini, kira sözleşmesi, bilgi güncelleme formu, taahhütname, dilekçe pusulası, talep belgesi, elektrik belgesi ve adres formlarındaki imzaların birbirinden farklı, kimlik kartı başvuru belgesi ile adres formundaki bazı imzaların ise senettekilerle uyumlu olduğunu, bu hususların göz ardı edildiğini, ATK raporunun kurumdan alınmış ve heyetçe düzenlenmiş olmasının üstünlük sağlamayacağını, imzanın aidiyetini ispat yükü kendisinde olduğu halde delillerinin incelenmemesinin hukuki dinlenilme ve savunma hakkını kısıtladığını, dayandığı Yargıtay ve Hukuk Genel Kurulu kararları doğrultusunda yeniden uzman incelemesi yapılması gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını, dosyanın yeniden inceleme için mahkemesine gönderilmesini ve davanın reddini istemiştir. GEREKÇE :Dava, bonoya dayalı icra takibi nedeniyle menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Menfi tespit davalarında kural olarak ispat yükü alacaklıya ait olup, alacak ilişkisi kambiyo senedinden kaynaklanıyorsa senede karşı senetle ispat kuralı gereği borçlu tarafından, aynı mahiyette bir belgeyle borçlu olunmadığının ispatlanması gerekmektedir. Sahtelik iddiası yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilecek itiraz niteliğinde olup, mahkemenin davacı tarafından ileri sürülen sahtelik iddialarını HMK'nın 208., 211. ve devamı maddelerine göre tahkik etmesi ve imza inkarına ilişkin itirazın tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirleyip değerlendirmesi, elde edilecek sonucu tüm dosya münderecatı ile birlikte değerlendirerek bir karara bağlaması zorunludur. Dolayısıyla taraflar yargılamanın her aşamasında imza inkarında/sahtelik iddiasında bulunarak belgeye ilişkin sahtelik itirazında bulunabilirler. Takibe dayanak bonodaki imzanın davacı borçluya ait olduğu hususunda ispat yükü davalı alacaklı üzerindedir. Somut olayda; davacı, davalı tarafından İzmir 28. İcra Müdürlüğünün 2020/9339 E. sayılı dosyasında icra takibine konu edilen 15.03.2020 düzenleme, 30.10.2020 ödeme tarihli ve 600.000,00-TL bedelli bono üzerindeki imzaların kendisine ait olmadığı gerekçesiyle İİK'nın 72. maddesi gereğince menfi tespit talebinde bulunmuş, Mahkemece, İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan 31.10.2023 tarihli bilirkişi raporunda, ödeyecek kısmında atılı imzalar ile davacının mukayese imzaları arasında tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi yönlerinden farklılıklar saptandığı, söz konusu imzaların davacının eli ürünü olmadığı yönünde görüş ve kanaat bildirildiği anlaşılmıştır. Davalı vekilinin bilirkişi raporuna ve yeniden inceleme yapılması gerektiğine ilişkin istinaf itirazlarının incelenmesinde; Adli Tıp Kurumu raporunun yalnızca kurum tarafından düzenlenmiş olması sebebiyle diğer bilirkişi raporlarına üstünlüğü bulunmamakla birlikte, somut olayda rapora itibar edilmesinin nedeninin raporu düzenleyen kurumdan kaynaklı olmayıp bononun düzenleme tarihinden önceki imza asıllarıyla karşılaştırma yapılması, imzalar arasındaki farklılıkların inceleme ölçütleri belirtilerek açıklanması ve imza aidiyeti konusunda tereddütsüz kanaat bildirilmesi olduğu, mukayese belgelerindeki imzaların biçimsel farklılıklar göstermesi veya bazı imzaların gözle benzer bulunduğunun ileri sürülmesi, uzmanlık gerektiren imza incelemesinde saptanan farklılıkları tek başına ortadan kaldırmayacağı gibi davacının bilinçli şekilde farklı imza kullandığını da ispat etmediğinden aksi yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Davalı tarafça 01.02.2020 tarihli sözleşmenin ayrıca mukayeseye esas alınması istenmiş ise de, mahkemece davacının imza örnekleri alınarak imzasını içeren belge asıllarının temin edildiği ve bono düzenleme tarihinden önceki imza asılları üzerinde inceleme yaptırıldığı, mevcut raporda imzaların aidiyetine ilişkin kesin kanaat bildirildiği gözetildiğinde, ayrıca bir mukayese belgesine dayanılmasının yeniden rapor alınmasını gerektirmeyeceği, davalı vekilinin belgelerdeki görünür benzerlik ve farklılıklara ilişkin açıklamalarının raporda belirtilen teknik tespitleri çürütmeye yeterli bulunmadığı anlaşıldığından aksi yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Davalı vekilinin sözleşmeyle borcun kabul edildiğine ilişkin istinaf itirazlarının incelenmesinde ise; 01.02.2020 tarihli sözleşmede arsa alımı amacıyla verilen paranın iadesinin düzenlendiği, el yazılı bölümde 250.000,00-TL ve 300.000,00-TL tutarındaki ödemeler ile bunların vadelerinin belirtildiği, buna karşılık dava konusu 15.03.2020 düzenleme ve 30.10.2020 ödeme tarihli 600.000,00-TL bedelli bonoya atıf yapılmadığı, davacının sözleşmedeki imzayı kabul etmesinin farklı tarih ve bedel içeren bonodaki imzaları da kabul ettiği anlamına gelmediği, sözleşmenin varlığının bonodaki imzaların davacıya ait olmadığı yönündeki tespiti ortadan kaldırmadığı, eldeki davanın anılan bono ve buna dayalı takip nedeniyle borçlu olunmadığının tespitine ilişkin olduğu gözetildiğinde, sözleşmeye dayanılarak bono nedeniyle sorumluluk yüklenemeyeceğinden bu yöndeki istinaf itirazlarının da reddi gerekmiştir. Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında, dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları delillere göre, dava konusu bonoda borçlu bölümünde yer alan imzaların davacının eli ürünü olmadığının ATK Fizik İhtisas Dairesi raporu ile tespit edilmesine, söz konusu tespit ve değerlendirmelerin dosya kapsamına uygun olmasına, davalı alacaklının doğrudan bononun lehtarı olup bonoyu davacıdan bizzat aldığını savunması da gözetildiğinde, icra takibine girişmekte kötüniyetli bulunduğunun kabulü ile davacı taraf yararına kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin yerinde görülmesine, imzanın aidiyetine ilişkin ispat yükünün davalı alacaklı üzerinde olduğu gözetilerek yapılan değerlendirme sonucunda da davanın kabulünün gerekmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda sonucu itibariyle bir hukuka aykırılık bulunmamakla, istinaf itirazlarının yerinde olmadığı değerlendirilerek, yerinde görülmeyen istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan 41.065,69 TL'den peşin alınan 10.266,42 TL'nin mahsubu ile bakiye 30.799,27 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 16.10.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/702, K. 2026/1649, T. 16.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-702-e-2026-1649-k-a8cebe8a5af9