Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/609 E. 2026/1548 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/609
Karar No
2026/1548
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/609 KARAR NO : 2026/1548

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 19/01/2024 NUMARASI : 2021/394 Esas 2024/16 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) KARAR TARİHİ : 08.10.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 08.10.2026

Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.01.2024 tarih 2021/394 Esas 2024/16 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili ile davalılar ... ve ... vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 12.12.2017 tarihinde müvekkilinin kullandığı .... plakalı motosiklet ile davalı ...'ya ait, davalı ...'in kullandığı ... plakalı aracın çarpışması sonucu müvekkilinin ağır kemik kırıkları meydana gelecek şekilde yaralandığını, ceza yargılamasında davalı sürücünün kırmızı ışık ihlaliyle kazaya sebebiyet verdiğinin ve asli kusurlu olduğunun belirlendiğini, sigorta şirketiyle yürütülen arabuluculuk sonucunda 39.500,00-TL ödendiğini ancak bu ödemenin gerçek zararı karşılamadığını, müvekkilinin çalışma ve hareket gücünün azaldığını, kazadan dolayı acı, elem ve psikolojik sorunlar yaşadığını ileri sürerek 100,00-TL maddi tazminatın davalılardan, 30.000,00-TL manevi tazminatın davalılar ... ve ...'dan kaza tarihinden itibaren yasal faiziyle müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı.... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; 17.09.2019 tarihli arabuluculuk anlaşmasıyla sürekli ve geçici iş göremezlik, bakıcı, tedavi, ilaç ve yol giderleri konusunda anlaşmaya varıldığını, 04.10.2019 tarihinde ödeme yapılarak poliçeden kaynaklanan sorumluluğun sona erdiğini, üzerinde anlaşılan hususlarda yeniden dava açılamayacağını, bu nedenle davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, aksi halde sorumluluğun sigortalı sürücünün kusuru, gerçek zarar ve 330.000,00-TL poliçe limitiyle sınırlı olduğunu, kusur ve maluliyet yönünden ATK'dan rapor alınması gerektiğini, koruyucu ekipman kullanılmaması nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılmasını, geçici iş göremezlik ve tedavi giderlerinden sorumluluğunun bulunmadığını, SGK ödemelerinin araştırılmasını, temerrüde düşürülmediğini ve ancak dava tarihinden itibaren yasal faizden sorumlu tutulabileceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; ceza davasının bekletici mesele yapılmasını, tanık beyanlarına göre davacının araç manevrasını beklemeksizin motosikletle çarptığını, kusurun yeniden belirlenmesi gerektiğini, davacının geçici ve sürekli iş göremezliğinin araştırılmasını, hesaplanacak zarardan sigorta şirketince ödenen 39.500,00-TL'nin mahsup edilmesini, manevi tazminat isteminin fahiş olduğunu ve sebepsiz zenginleşmeye yol açacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, ATK Trafik İhtisas Dairesinin 16.05.2022 tarihli raporunda davalı sürücünün %90, davacının %10 kusurlu olduğunun belirlendiği, ATK 2. Adli Tıp İhtisas Kurulunun Nisan 2023 tarihli raporunda kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre davacının engellilik oranının %3, iyileşme süresinin kaza tarihinden itibaren dokuz aya kadar uzayabileceğinin tespit edildiği, aktüer bilirkişinin 08.10.2023 tarihli raporunda kusur ve maluliyet oranları gözetilerek sigorta şirketinin ödeme tarihi olan 04.10.2019 itibariyle geçici ve kalıcı iş göremezlik zararının 37.198,74-TL olarak hesaplandığı, sigorta şirketince yapılan 39.500,00-TL ödemenin hesaplanan zararı aştığı ve bakiye maddi zararın bulunmadığı, kazanın oluşu, yaralanmanın derecesi, %3 kalıcı maluliyet, dokuz aylık iyileşme süresi, kusur oranları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile paranın satın alma gücü gözetildiğinde 15.000,00-TL manevi tazminatın uygun olduğu gerekçeleriyle maddi tazminat davasının reddine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 15.000,00-TL'nin kaza tarihinden itibaren yasal faiziyle davalılar ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili ile davalılar ... ve ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ATK raporunda %3 engellilik belirlenmesine karşılık Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi raporunda sürekli engel oranının %8 olduğunu, bu çelişkinin giderilmesi isteminin 16.06.2023 tarihli duruşmada reddedildiğini, düşük maluliyet oranı üzerinden düzenlenen aktüer raporunun gerçek zararı karşılamadığını, ağrı ve hareket kısıtlılığının devam ettiğini, motorlu kurye olarak çalışan müvekkilinin işini gereği gibi yapamadığını, maluliyetin ATK üst kurulunca belirlenmesi gerektiğini, ekonomik koşullar ve paranın satın alma gücü gözetildiğinde 30.000,00-TL manevi tazminatın tamamına hükmedilmesi gerekirken yarısının reddinin ve bu nedenle aleyhine vekalet ücreti ve gider yükletilmesinin hatalı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle duruşmalı inceleme yapılarak kararın kaldırılmasını ve taleplerinin kabulünü istemiştir. Davalılar ... ve ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; 17.09.2019 tarihli arabuluculuk anlaşmasıyla davacının tüm hak ve alacaklarını tahsil ettiğini, müvekkillerini her türlü tazminat istemi yönünden ayrı ayrı ibra ettiğini, Arabuluculuk Kanunu'nun 18/5. maddesine göre üzerinde anlaşılan konularda dava açılamayacağını, bu nedenle manevi tazminata hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, trafik kazası sonucu bedeni zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 91/1. 85/1. ve 85/son maddeleri ile Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına göre trafik kazası nedeni ile oluşan davacının maddi zararından davalı sigorta şirketi ile işleten sıfatına haiz araç maliki ve sürücünün, sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında sorumlu olduğu amirdir. Bununla birlikte ZMMS sigortacısının sorumluluğu ise poliçe limitleri dahilinde olacaktır. Buna karşın, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85 ve 90. maddeleri kapsamında davacıların manevi zararından ise işleten sıfatını haiz araç maliki ile araç sürücüsü kusuru oranında sorumlu olacaktır. (Yargıtay HGK'nun 15.6.2011 tarih ve 2011/17-142 E. - 2011/411 K., 17. HD' nın 20/05/2013 tarih ve 2012/8984 E. - 2013/7276 K.) Maluliyete ilişkin alınacak raporlar 11/10/2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008-01/09/2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013-01/06/2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/06/2015 tarihi ile 20/02/2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine, 20/02/2019 tarihinden sonra da Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Türk Medeni Usul Hukukuna yön veren en önemli ilkelerden biri teksif ilkesidir. Teksif ilkesi tarafların bütün iddia ve savunma sebeplerini belli bir usul kesitine kadar mahkemeye sunmalarını öngörmektedir. Bu ilke uyarınca taraflar dava malzemelerini yargılamanın herhangi bir aşamasında değil, ancak kanunca öngörülen süre dâhilinde mahkemeye hasredeceklerdir. Teksif ilkesiyle davaların gereksiz ve kötü niyetli olarak uzamasının önlenmesi ve yargılamanın sürüncemede bırakılmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Teksif ilkesi hem tarafları hem de Hâkimleri kanunda belirtilen süreye uymaya zorlayarak yargılanmanın hızlanmasını sağladığından usul ekonomisi ilkesinin gerçekleşmesine de hizmet etmektedir. Teksif ilkesinin yargılamadaki en önemli yansıması iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağıdır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 141/1. maddesinde tarafların yargılamada iddia ve savunmalarını ne zamana kadar değiştirebilecekleri düzenlenmiştir. Buna göre, taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Bu düzenleme ile kural olarak dilekçeler aşamasında tarafların iddia ve savunmalarını sunmaları istenmektedir.(Yargıtay 4.Hukuk Dairesi'nin 25.01.2023 tarih 2021/23884 Esas 2023/1032 Karar sayılı ilamı) Davacı vekilinin maluliyet oranı ve raporlar arasında çelişki bulunduğuna yönelik istinaf istemlerinin incelenmesinde; kaza tarihi 12.12.2017 olup mahkemece hükme esas alınan ATK 2. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunun kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre düzenlendiği, davacının engellilik oranının %3, iyileşme süresinin kaza tarihinden itibaren dokuz aya kadar uzayabileceğinin belirlendiği, davacı tarafça dava dilekçesinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi raporuna delil olarak dayanılmadığı gibi, hükme esas alınan ATK raporuna karşı hangi sekellerin değerlendirilmediği, hangi tıbbi bulguların göz ardı edildiği veya yönetmelik hükümlerinin hangi yönden yanlış uygulandığı konusunda içerik itibariyle açık ve somut bir itiraz da ileri sürülmediği, yalnızca farklı bir raporda daha yüksek oran bulunduğunun belirtilmesinin hükme esas alınan raporun yetersizliğini ortaya koymadığı, geçerli yönetmeliğe göre düzenlenen, hüküm kurmaya ve denetime elverişli ATK raporunun hükme esas alınmasında ve ayrıca üst kuruldan rapor alınmaksızın karar verilmesinde bir hukuka aykırılık bulunmadığından davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Mahkemece hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporunda belirlenen kusur, maluliyet ve iyileşme süresi esas alınarak ödeme tarihi itibariyle geçici ve sürekli iş göremezlik zararının 37.198,74-TL olarak hesaplandığı, sigorta şirketince ödenen 39.500,00-TL'nin bu zararı karşıladığı, hesaplamanın düşük maluliyet oranına dayandığı yönündeki itirazın yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde olmadığı dikkate alındığında, bakiye maddi zarar bulunmadığı gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalılar vekilinin arabuluculuk anlaşması ve ibraya yönelik istinaf istemlerinin incelenmesinde; 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/5. maddesi uyarınca arabuluculuk faaliyeti sonunda üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz. Somut uyuşmazlıkta 17.09.2019 tarihli arabuluculuk anlaşmasının maddi tazminat istemlerini kapsadığı, manevi tazminat yönünden bir anlaşma bulunmadığı, bu nedenle maddi tazminata ilişkin anlaşma ve ibra beyanlarının manevi tazminat istemini de kapsadığı sonucuna varılamayacağı, üzerinde anlaşılmayan manevi tazminat istemi bakımından dava açılmasına engel bulunmadığından, davalılar vekilinin arabuluculuk anlaşması nedeniyle manevi tazminat davasının da reddi gerektiğine yönelik istinaf itirazları yerinde görülmemiştir. Manevi tazminat miktarına yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde; Manevi tazminat, ne bir ceza ne de gerçek anlamda bir tazminattır. Zarara uğrayan kişinin çektiği acıyı, duyduğu elem ve üzüntüyü bir nebze olsa da dindiren, zarara uğratan olay nedeniyle oluşan ruhsal tahribatı onarmaya yarayan bir araçtır. Manevi tazminatın kapsam ve miktarını takdir hakkı kural olarak hakime aittir. Hakim, manevi tazminatı hak ve nesafete uygun olarak belirlemeli, bu belirlemede hukuk kurallarının yanında tarafların sosyal, ekonomik ve sosyal yapısı ile özellikle de somut olayın koşullarını gözetmelidir. Manevi tazminat olarak takdir edilecek tutar manevi acıları kısmen de olsa gidermesinin yanında kamuoyu ve sosyal vicdanda da kabul görmeli ve zarar gören açısından da bir zenginleşme aracı olmamalıdır. (Yargıtay İBK 22/06/1966 tarih ve 1966/7 E. - 1966/7 K. sayılı ilamı) Somut olayda davacı yararına hüküm altına alınan 15.000,00-TL manevi tazminat miktarı; kazanın oluş şekli, davalı sürücünün %90, davacının %10 kusurlu olması, yaralanmanın ağırlığı, %3 sürekli maluliyet ve dokuz aya kadar uzayabilen iyileşme süresi, kaza tarihi, tarafların sosyal ve ekonomik koşulları, paranın satın alma gücü ve hakkaniyet ilkesi dikkate alındığında makul ve ılımlı bulunmuş, bu nedenle davacı vekilinin ve davalılar vekilinin istinaf istemlerinin yerinde olmadığı kabul edilmiştir. Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları delillere göre, hükme esas alınan kusur raporu, maluliyet raporu ve aktüer bilirkişi raporunun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmalarına, maddi zararın yapılan ödeme ile karşılandığının belirlenmesine, arabuluculuk anlaşmasının manevi tazminat istemini kapsamamasına, hükmedilen manevi tazminatın somut olayın koşullarına uygun bulunmasına, mahkemece uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekili ile davalılar ... ve ... vekilinin istinaf itirazları görülmemiştir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranların dilekçelerinde yer verdikleri itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekili ile davalılar ... ve ... vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 732,00-TL'nin peşin alınan 855,20-TL'den mahsubu ile bakiye fazla 23,20-TL'nin yatırana iadesine, 3-Davalı ... ve ... yönünden istinaf karar harcı olan 1.024,65-TL'den peşin alınan 427,60-TL'nin mahsubu ile bakiye 597,00-TL'nin davalı ... ve ...'dan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf başvurusu nedeniyle davacının ve davalılar ... ve ... 'nın yaptığı giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 08/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/609, K. 2026/1548, T. 08.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-609-e-2026-1548-k-f01ef0c69694