Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/584 E. 2026/1572 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/584
- Karar No
- 2026/1572
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/584 KARAR NO : 2026/1572
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/05/2023 NUMARASI : 2015/1161 Esas - 2023/440 Karar BİRLEŞEN İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2015/1119 E 2015/942 K SAYILI DAVANIN KONUSU : Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtirazın İptali) KARAR TARİHİ : 09/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 09/10/2026
İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25/05/2023 tarih 2015/1161 Esas 2023/440 Karar sayılı kararının Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili asıl dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı ... Şti. arasında 28.05.2014 tarihli fason ürün üretim sözleşmesi düzenlendiğini, sözleşme uyarınca sipariş edilen süt ürünleri karşılığında avans çekleri verildiğini, ürünler teslim edilmedikçe çeklerin herhangi bir borca karşılık gelmeyeceğinin ve teslim edilmeyen ürünlere ilişkin çeklerin iade edileceğinin kararlaştırıldığını, dava konusu çek karşılığındaki ürünlerin teslim edilmediği gibi çekin de iade edilmediğini ileri sürerek, ....Bankası... . Şubesine ait 30.09.2015 tarihli, 71.960,00 TL bedelli çekin bedelsiz kaldığının tespiti ile iadesine, bunun mümkün olmaması halinde bedelinin keşide tarihinden itibaren ticari işlerde uygulanan en yüksek faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde özetle; aynı fason üretim sözleşmesi kapsamında avans olarak verilen çek karşılığındaki ürünlerin teslim edilmediğini, çekin diğer davalı ... Ltd.'ye kullanılan krediye teminat olmak üzere verildiğini, bankaya durum bildirilerek çekin iadesi istenmesine rağmen sonuç alınamadığını ileri sürerek, .... Bankası... . Şubesine ait 22.11.2015 tarihli, 75.000,00 TL bedelli çekin bedelsiz kaldığının tespiti ile iadesine, çek tutarının keşide tarihinden itibaren ticari işlerde uygulanan en yüksek faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı .... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin KKTC kanunlarına göre kurulmuş bir banka olup faktoring şirketi olmadığını ve 6361 sayılı Kanun kapsamında faktoring faaliyeti yürütmediğini, diğer davalıyla 23.09.2014 tarihli cari hesap sözleşmesine dayalı kredi ilişkisi bulunduğunu, dava konusu çekin iştira kredisi kapsamında temlik cirosuyla devralındığını, işlemin olağan bir bankacılık işlemi olduğunu, müvekkilinin çeki iyiniyetli üçüncü kişi olarak iktisap ettiğini savunarak davanın reddine ve ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Gönderilen evrakta, davalı ....Şti. ile birleşen davalı ... Ltd.'nin cevap dilekçelerinin içeriğine ayrıca yer verilmemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ile ... Şti. arasındaki fason üretim sözleşmesi uyarınca çeklerin avans olarak verildiği, ürünler teslim edilmedikçe borç doğmayacağının ve teslim edilmeyen siparişlere ilişkin çeklerin iade edileceğinin kararlaştırıldığı, davacının usulüne uygun ticari defterlerinde davalı şirketin 1.319.688,29 TL borçlu göründüğü, dava konusu çekler karşılığında ürün teslim edildiğinin davalı şirketçe ispatlanamadığı ve çeklerin bedelsiz kaldığı, buna karşılık çeklerin bankalara kredi ilişkisi çerçevesinde ciro edildiği, 71.960,00 TL bedelli çek karşılığında .... tarafından 30.07.2015 tarihinde iştira kredisi kullandırıldığı, temel ilişkiden doğan bedelsizlik definin üçüncü kişi hamile karşı ileri sürülebilmesi için hamilin bilerek borçlunun zararına hareket etmesi gerektiği, bankaların bu şekilde hareket ettiklerinin kanıtlanamadığı, her iki bankanın KKTC hukukuna göre kurulmuş olması nedeniyle aralarındaki ilişkinin 6361 sayılı Kanuna tabi faktoring sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceği gerekçesiyle, asıl davada 30.09.2015 tarihli, 71.960,00 TL bedelli çek yönünden davacının .... Şti.'ye borçlu olmadığının tespitine, .... hakkındaki davanın reddine; birleşen davada 22.11.2015 tarihli, 75.000,00 TL bedelli çek yönünden davacının .... Şti.'ye borçlu olmadığının tespitine, ... hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece ek kararla, hükümde sehven “....” olarak yazılan davalı unvanının “.. . Ltd.” olarak düzeltilmesine karar verilmiştir. Kararın asıl ve birleşen davalarda davalı bankalar hakkındaki davaların reddine ilişkin kısımlarına karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; çeklerin bedelsiz kaldığının belirlenmesi ve .... Şti. hakkındaki davaların kabulünün yerinde olduğunu, başvurularının bankalar hakkındaki ret hükümlerine ilişkin bulunduğunu, dava dilekçelerinde yalnız faktoring ilişkisine değil çeklerin krediye teminat olarak verilmesine de dayanıldığını, mahkemenin bu iddiayı incelemeden yalnız faktoring şirketi bulunmadığı gerekçesiyle değerlendirme yaptığını, bankaların çekleri nakit kredi karşılığında devralmalarının faktoring niteliğinde olduğunu, ayrıca teminat amacıyla devrin de alacağın temliki hükümlerine tabi bulunduğunu, TBK'nın 183 ve devamı maddeleri ile 188. maddesi uyarınca lehtara karşı ileri sürülebilen bedelsizlik dahil bütün şahsi defilerin bankalara karşı da ileri sürülebileceğini, devralanların iyiniyetli olmasının buna engel oluşturmadığını, 6361 sayılı Kanun'un 9/3. maddesinin faktoring işleminin tarafları dışındaki kambiyo borçluları bakımından uygulanabileceğini, emsal Yargıtay kararlarının gözetilmediğini, basiretli tacir olarak hareket etmek zorunda olan bankaların çeklerin dayandığı temel ilişkiyi bilmeleri gerektiğini, çekler yönünden borçlu olunmadığı kabul edilirken bankalar hakkındaki davaların reddedilmesinin çelişkili olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın bankalara ilişkin ret hükümlerinin kaldırılarak bu davalılar yönünden de davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :Dava ve birleşen dava, kambiyo senedi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın davalı ... Şirketi yönünden kabulüne, asıl ve birleşen dosyalarda yer alan davalı bankalar yönünden reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacı ile davalı ...Şti. Arasındaki sözleşmeden doğan ve dava konusu çekin bedelsizliğine yol açan bedelsizlik definin çeki ciro yoluyla devralan asıl ve birleşen dosya davalısı bankalara karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “Faktoring (Factoring)” kavramı üzerinde durulması ve kurum olarak nasıl islediğinin açıklanmasında fayda bulunmaktadır. Factoring (mevzuatta kullanılan şekliyle Faktoring) Latince “Factor” kelimesinden türetilmiştir. Faktoring; “Müşterinin üçüncü şahıs olan borçlu karşısındaki mal tesliminden veya işgörme/hizmet ediminden ileri gelen alacaklarının karşılığını, alacağın tahsilinden önce avans olarak ödeyerek alacağın tahsil edilmemesi riskinin ve müşteri için borçlunun muhasebesinin tutulması, ihtar işlemleri gibi işgörme/hizmet edimlerinin üstlenilmesi suretiyle devir ve satın alınması” olarak tanımlanmaktadır (Kocaman A: Faktoring İşlemlerinin Hukuki Niteliği, Ankara 1992, s.21). Konuyu düzenleyen Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş Ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğe göre Türkiye’de bu işlemler ancak Faktoring Şirketleri tarafından yapılabilir. Faktoring’in amacı, firmalara satışlarının ve karlarının artması konusunda yardımcı olmaktır. Kapsam olarak faktoring; bir mali kuruluş (factor/faktor) ile ticari borçlular (müşteriler) ve mal satan veya hizmet arz eden bir ticari işletme arasında (satıcı) üç taraflı bir sözleşme olup, genelde rücu hakkı olmaksızın alıcının borçlularının hesap hasılalarını factor satın alır ve bu suretle müşterilere tanınan kredileri kontrol altında tuttuğu kadar, muhasebe ve tahsilatını da yürütür. Faktoring işleminin üç tarafı vardır. Bunlar; a)Müşteri (firma):Faktoring hizmetlerini talep eden ve alacaklarını faktoring şirketine devreden (satan) işletme, b)Faktoring Şirketi (Factor): Müşterinin alacaklarını devir ve satın alarak karşılığında nakit olarak ödeyen şirket, c)Borçlu: Müşterinin alacaklı olduğu kişi veya işletmedir. Faktoring’in en önemli çeşitleri; tam servis factoring; rücu hakkı saklı factoring; gayri kabili rücu factoring; ödeme vadesinde factoring; fatura iskonto yöntemi; tahsilat yöntemi; ihracat factoringi; ithalat factoringi; örtülü factoring; acenta factoringi olarak sıralanabilir. Faktoring hizmetleri ise; kredi riskini karşılama; tahsilat ve muhasebe; fonlardan avans, şeklinde özetlenebilir. Faktoring şirketlerinin kambiyo senedine dayalı olsa bile, bir mal satışından veya hizmet arzından doğmayan alacakları devralamayacakları kanunla düzenlenerek, kambiyo senedinin içerdiği hakkın soyutluğu ilkesi ortadan kaldırılmıştır. Buna göre faktoring şirketleri, ancak bir mal satışından ya da hizmet arzından doğan alacağın ifası için verilen kambiyo senetlerini, ciro ve teslim yolu ile devralabilmektedirler. Burada kambiyo senedindeki hakkın devri için yapılan ciro ve teslim, alacağın devrinin hukukî sonuçlarını doğurmaktadır. Senet borçlusu, faktoring işleminden haberdar olduğu andan itibaren, faktoring müşterisine karşı ileri sürebileceği şahsî defileri, faktöre karşı da ileri sürebilmektedir. Şahsî defilerin faktoring şirketine karşı ileri sürülebilmesi, işlemin taraflarının, kambiyo ilişkisinin sıralı tarafları olmasına bağlıdır. Buna göre, senette düzenleyen ya da keşideci, lehtar ile faktoring şirketi arasında faktoring sözleşmesinin bulunması ve senedin de ciro ve teslim yolu ile lehtardan faktoring şirketine geçmesi hâlinde, lehtar ile arasındaki temel ilişkiden kaynaklanan şahsî defıleri, faktoring şirketine karşı ileri sürebilmektedir. Ciro ve teslim yoluyla devraldığı bir senedi, aradaki temel ilişki nedeniyle devreden borçlu, senedi kendisinden devralan ile faktoring şirketi arasında faktoring sözleşmesinin bulunması ve senedin, ciro ve teslim yoluyla kendisinden devralandan faktoring şirketine geçmesi hâlinde, temel ilişkiden kaynaklanan şahsi defileri faktoring şirketine karşı ileri sürebilmektedir. Özetlemek gerekirse; factoring işlemi içinde yer alan kambiyo borçlusu, 818 sayılı BK'nın 167/1 (TBK, md. 188/1) maddesi uyarınca temlik eden durumundaki önceki alacaklısına yani satıcı firmaya (müşteriye) karşı ileri sürebileceği defi ve itirazları faktoring şirketine karşı da ileri sürebilir. Burada Yönetmeliğin 22/2 ve yürürlük tarihine göre 6361 sayılı FKFFŞK'nun 9/2 maddesi uyarınca kambiyo senedi sebebe bağlandığından kambiyo senetlerinin soyutluk ve kamu güvenliği ilkesi ortadan kalkacak ve bunun sonucu olarak şahsi defilerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için 6762 sayılı TTK'nın 599. (6102 sayılı TTK ,md.687) maddesinde öngörülen "hamilin senedi kötüniyetle iktisap etmesi gerektiği" koşulu aranmayacaktır. Zira, Yönetmeliğin 22/2. ve yürürlük tarihine göre FKFFŞK'nın 9/2. maddesi uyarınca kambiyo senedindeki alacağın mutlaka bir mal veya hizmet satışından kaynaklanması gerekmekte ve senetteki alacak sebebe bağlanmaktadır. Sebebe bağlanan bu alacağın faktoring şirketine devri ciro yoluyla olmakla birlikte işlemin temelinde alacağın temliki hükümleri yatmaktadır. Çek/senette ciro zinciri içinde yer almakla birlikte factoring işlemi içinde yer almayan kambiyo borçlusunun durumunun 818 sayılı BK'nın 167/1. (TBK md 188/1) maddesine göre değil 6762 sayılı TTK'nın 599.(6102 sayılı TTK md 687) maddesi hükmüne göre değerlendirilmesi gerekmektedir (Saraç , s.268, 273, 274vd).(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.05.2019 tarih 2017/19-900 Esas 2019/591 Karar sayılı ilamı) Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Davacı tarafça her ne kadar asıl ve birleşen dosya davalısı bankalar tarafından uyuşmazlık konusu çeklerin, çek lehtarı .... Şti.'nin kredi borçlarına teminat olarak verildiğini, görünürde bir faktoring işlemi bulunmasa dahi bankalar tarafından çekler karşılığında iskonto kredisi kullandırılmasının faktoring işlemiyle aynı mahiyette olduğunu ve bundan dolayı şahsi defilerin bankalara karşı da ileri sürülebileceği istinaf nedeni olarak gösterilmiş ise de; faktoring sözleşmesinin yukarıdaki bölümlerde açıklandığı üzere bankacılık ve kredi sözleşmelerinden farklı unsurlarının bulunduğu, kıymetli evrakın cirolanıp verilmesi suretiyle iskonto kredisi veya başkaca kredilerin kullanılmış olmasının tek başına faktoring sözleşmesinin mevcudiyetini göstermeyeceği, diğer taraftan 6102 sayılı TTK’nun 818.maddesi çekler hakkında uygulanacak poliçe hükümlerine ilişkin atıf maddesi olup TTK’nun 689. maddesinde yer alan poliçe ile ilgili rehin cirosuna atıf yapılmadığından çeklerde rehin cirosunun uygulanması mümkün olmayıp, böyle bir ciro yapılsa dahi yok hükmünde olduğu, somut olayda dava konusu çekler üzerindeki lehtar cirosunun beyaz ciro olduğu ve bu cironun TTK'nun 689.maddesinde açıkça yazıldığı şekilde bir rehin cirosu olmadığı, çek metninde böyle bir ibare olmadığı için davalı bankaların cevap dilekçesinde çekleri kredi müşterisinin borçlarının teminatı olarak aldığı şeklindeki beyanının çekteki beyaz ciroyu rehin cirosu haline getirmeyeceği, cironun temlik cirosu olduğu ve 6102 sayılı TTK'nın 687 maddesi uyarınca keşidece ile lehtar arasındaki hukuki ilişkiden kaynaklanan şahsi def'ilerin ciro yolu ile hamil olan davalı bankaya karşı ileri sürülebilmesinin çekin iktisabında bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olması şartına bağlı olduğu,(Aynı yönde Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 09.07.2020 tarih 2019/407 Esas 2020/1389 Karar sayılı ilamı) dosya kapsamında mevcut bilgi ve belgelere göre davalı bankaların çeklerin iktisabında kusurlu olarak davacı zararına hareket ettiğinin ispat edilemediği anlaşıldığından ilk derece mahkemesince davanın yalnızca davalı lehtar yönünden kabul edilip asıl ve birleşen dosya davalıları bankalar yönünden reddine karar verilmesinde bir hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçelerinde yer verdikleri itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Asıl ve birleşen davada davacı yönünden istinaf karar harcı olan (732,00x2) 1.464,00 TL'den peşin alınan 269,85 TL'nin mahsubu ile bakiye 1.194,15 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 09/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.