Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/493 E. 2026/1304 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/493
- Karar No
- 2026/1304
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/493 KARAR NO : 2026/1304
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 21.09.2023 NUMARASI : 2019/486 E. - 2023/724 K. BİRLEŞEN İZMİR 6 ATM'NİN 2019/449 E.SAYILI DOSYASINDA; DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 10.09.2026 KARAR YAZIM TARİHİ :10.09.2026
İzmir 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.09.2023 tarih 2019/486 E. - 2023/724 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi birleşen davada davacılar vekili ile davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Asıl dosya yönünden davacı vekili özetle; müvekkilinin bir çiftçi olduğunu, davalı banka ile traktör almak için genel kredi sözleşmesi imzalandığını,ve traktörün üzerine rehin konulduğunu, davalı bankanın rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapmadan İzmir 19.İcra Müdürlüğünün 2012/14970 Esas sayılı ilamsız takip yolu ile takip yaptığını,takip yasada belirtilen şekilde yapılmamış olduğundan bu takip nedeni ile müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen dosya yönünden davacılar vekili, müvekkillerinin oğulları ...'ın davalı bankanın İncirliova şubesinde 09/10/2008 tarihinde imzalamış olduğu genel kredi ve teminat sözleşmesine müteselsil kefil olarak imza attığını, 09/10/2008 tarihinde yıllık ödemeli olarak müvekkilleri oğluna kredi kullandırıldığını, kredinin konusunu oluşturan ... plakalı traktörün üzerine kredinin teminatı olarak davalı banka tarafından 03/12/2008 tarihinde alacağı teslime bağlı taşınır rehini konulduğunu, ancak kredi taksitlerinin ödeme tarihinde taksit miktarının davalı banka tarafından müvekkilleri ve oğluna bildirilen miktarın çok ve çok üzerinde belirtildiğini, bu hususla ilgili olarak Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/89 E. Sayılı dosyası ile ceza davası açılıp halen derdest olduğunu, davalı banka tarafından müvekkilleri aleyhine İzmir 19. İcra Müdürlüğü'nün 2012/14970 sayılı dosyası ile 7 Örnek ilamsız icra takibi başlatıldığını, icra takibinde, 09/10/2008 tarihli genel kredi ve teminat sözleşmesi ile eklerine dayanıldığını ancak genel kredi sözleşmesi... plakalı traktör üzerindeki alacağı teslime bağlı taşınır rehini ile teminat altına alındığını, her ne kadar sözleşme 2008 tarihli olup 818 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olduğu dönemde yapılmış ise de sözü edilen sözleşmeden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla Aralık 2012 tarihinde müvekkilleri aleyhine icra takibine girişildiğini, takip tarihi itibari ile yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 586/2 maddesi hükmünün somut olayda uygulanması gerektiğini, bu yasa hükmüne göre alacak, teslime bağlı taşınır rehini veya alacak rehini ile güvenceye alınmış ise, rehinin paraya çevrilmesinden önce kefile başvurulamayacağını, müvekkillerinin kefil oldukları genel kredi ve teminat sözleşmesi nedeniyle asıl borçluya açılan kredi alacağı teslime bağlı taşınır rehini olup (traktör) ile teminat altına alınmış ve teslim koşulu alacaklı banka tarafından traktörün yediemin ....’a muhafaza amacıyla bırakılmak suretiyle yerine getirilmiş olduğundan müvekkilleri aleyhine ilamsız takibe girişilmek suretiyle alacağın tahsilinin istenemeyeceğini, davalı bankanın kusuru ve davalı bankanın personelinin kötüniyeti ve haksız fiili sonucunda müvekkillerinin zarar uğradığını, haksız ve yersiz icra takibine maruz kaldıklarını, ayrıca dava TTK m.5 uyarınca zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğundan, öncelikle arabulucuya müracaat edildiğini ancak 18/02/2019 tarihinde yapılan görüşmede anlaşma sağlanamadığını belirterek öncelikle takibin durdurulması yönünden teminatsız olarak ihtiyati tedbi taleplerinin kabulü ile davanın kabulü ve müvekkillerin İzmir 19. İcra Müdürlüğü'nün 2012/14970 E. sayılı dosyası yönünden borçlu olmadığının tespitine, davalı bankanın söz konusu takibi haksız ve kötüniyetli yaptığı %20’sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatının davalı bankadan tahsiline, yargılama gideri ile vekâlet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı .... vekilinin asıl davaya ilişkin cevap dilekçesinde özetle; davacı ... .. , traktör satın almak için kredi kullanmak üzere müvekkili bankanın ...Şubesi nezinde 09/10/2018 tarihli kredi sözleşmesi ile 72.000-TL bedeli kredi kullandırıldığını kredi taksitlerinin ödeme tarihi geldiğinde alacağın tahsil edilmeyen banka her ne kadar....plakalı traktör üzerine rehin şerhi bulunsa da asıl borçlu ve kefilleri aleyhine İzmir 19. İcra Müdürlüğünün 2012/14970 esas sayılı dosyası ile takibe geçildiğini, icra takibi için altı ay sonra menfi tespit davasına girilişmesi ve müvekkili bankanın alacağının tahsilini daha da ertelemeye yönelik kötü niyetli eylem olarak nitelendirdiklerini, davacını iddiasının takip hukukuna ilişkin olduğunu, bu nedenle menfi tespit davası açılamayacağını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen dosya yönünden davalı vekili davaya ilişkin cevap dilekçesinde özetle; dava dışı üçüncü kişi ....'ın traktör satın almak için kredi kullanmak isteyip başvurusu üzerine müvekkili bankanın ... Şubesi nezdinde davacı ... ve ...'ın müteselsil kefaletleriyle 09/10/2008 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi ile 72.000,00 TL bedelli kredi kullandırıldığını, sözleşmenin 2008 tarihli olup 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükte iken imza altına alındığını, icra takibinden önce Genel Kredi Sözleşmesine müteakip kredi borçlusuna hangi tarihte ne miktar ödeyeceğini açık şekilde belirten "Taksitli Krediler Detaylı Ödeme Planı"nın iş bu sözleşmenin imzalanması ile birlikte verilmiş olup, dava dışı asıl borçlu ve davacı kefillerin bu belgeye de isimlerini yazarak ıslak imza attıklarını, bunun yanı sıra dava dışı üçüncü kişi ....'ın kendi el yazısı ile doldurup imzaladığı müvekkili bankanın ... Şubesi'ne sunulan, ilgili traktörün 04/12/2008 tarihinde dava dışı asıl borçlu tarafından teslim alındığına ilişkin belgeye göz atıldığında kredi limitinin 72.000,00 TL şeklinde yazıldığının görülebileceğini,kredi taksitlerinin ödeme tarihi geldiğinde alacağını tahsil edemeyen müvekkili bankanın, her ne kadar lehine .... plakalı traktör üzerine rehin şerhi bulunsa da dava dışı asıl borçlu ve davacı kefiller aleyhine İzmir 19. İcra Müdürlüğü'nün 2012/14970 E. Sayılı dosyası ile ilamsız icra takibine başvurduğunu, davacı tarafların bunca zaman sonra giriştiği menfi tespit davası ile 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 45. maddesi gereği rehinle teminat altına alınan alacağın ilamsız icra takibine konu edilemeyeceğini ileri sürmüş ve nihayetinde Genel Kredi Sözleşmesi'nin imzalandığı tarih 2008 olsa da sözleşmeden kaynaklı alacağın tahsili 2012 yılında olduğu için 818 yerine 6098 sayılı T.B.K.'nun 586/2 maddesinin uygulanması gerektiğini belirtmiş ise de, ilgili takibe Aralık 2012'de geçilmiş olsa da takibin 2008 tarihli bir Genel Kredi Sözleşmesi'nden kaynaklanıyor olması sebebiyle yasaya uygun olarak kurulan kefalete ilişkin hükümlerin 818 sayılı Borçlar Kanunu'na tabi olacağını, uygulanacak kanun hükmü noktasında mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ilgili icra dosyası ile 6098 sayılı T.B.K.'nın müteselsil kefalet başlıklı 586. maddesi gereğince dava dışı asıl borçlu ....'ın ödeme güçlüğü içerisinde olup ifada gecikmesi endeni ile sadece iki müteselsil kefil sıfatını taşıyan davacılar .... ve .... aleyhine değil dava dışı-asıl borçlu ....aleyhine de aynı takip üzerinden icrai işlemlere girişildiğini,İ.İ.K.'nun 45. maddesindeki şartın takip hukukuna ilişkin bir düzenleme olup bu madde esas alınarak menfi tespit davası açılamayacağından davanın reddi gerektiğini,ayrıca 17/12/2012 tarihinde girişilmiş ve borçlununda bu durumdan haberdar olduğu bir icra takibi için altı yıl sonra menfi tespit davasına girişilmesinin, müvekkili bankanın alacağının tahsilini daha da ertelemeye yönelik kötüniyetli bir eylem olarak nitelendirilmesi gerektiğini, mahkememizce verilen ihtiyati tedbir kararında kendileri dinlenmeyerek icra dosyası üzerinden değerlendirme yapılmamış olup dava dilekçesi üzerinden sadece davacı tarafın beyanları doğrultusunda hareket edildiği ve başkaca borçlu olmasına rağmen davacının talebini de aşarak dava açmayan diğer asıl borçluyu da kapsayacak biçimde ihtiyati tedbir kararı verildiğinden ihtiyati tedbir kararına itiraz ettiklerini ve kaldırılmasını talep ettiklerini, davacı tarafın tanık dinletme talebine muvafakat etmediklerini belirterek davacı tarafın iş bu menfi tespit davasını açmada hukuki yararının bulunmaması sebebiyle davanın usulden reddine, mahkeme usul hususunda aksi kanaate varır ise, yazılı ikrar edilen borcun mevcudiyeti sebebiyle menfi tespit davasının reddine,davacı aleyhine dava değerinin %20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine,yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacı tarafına yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davada davacı ile davalı arasında 09/10/2008 tarihli 72.000 YTL bedelli genel kredi ve teminat sözleşmesinin bulunduğu, işbu sözleşme ile 2 adet vasıtanın rehin verildiği, birleşen davada davalıların sözleşme bedeli olan 72.000 YTL tutarında müteselsil kefil sıfatıyla sözleşmeyi imzaladığı, tarafların bedel yönünden açık bir itirazlarının bulunmadığı, asıl ve birleşen davada davalı banka, rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusu iflasa tabi şahıslardan olsa bile yalnız rehinin paraya çevrilmesi yoliyle takip yapabileceğinden ilamsız icra takibi başlatmış olmakla İİK'nun 45/1. maddesine aykırı davrandığı, sözleşme tarihi itibari ile olaya uygulanması gereken 818 syl. BK' nun 487. Maddesi gereği alacaklı banka takip dayanağı kredi sözleşmesi içeriğinde kefaletin müteselsil olduğunun yazılmasına göre, kefil olan (birleşen davada) davalılar hakkında genel haciz yolu ile takip yapılabileceği gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile davacının İzmir 19. İcra Müdürlüğü' nün 2012/14970 Esas sayılı takip dosyasında borçlu olmadığının tespitine, davacının tazminat talebinin reddine, birleşen dava yönünden davacıların davalarının reddine karar verilmiştir. Karara karşı birleşen davada davacılar vekili ile davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Birleşen davada davacılar vekili, mahkemece ret gerekçesi yapılan hususun, yasa maddesi olarak işbu davada doğru olarak uygulanmadığını, davanın temelini oluşturan icra takibinde, 09/10/2008 tarihli genel kredi ve teminat sözleşmesi ile eklerine dayanıldığını, görüleceği üzere genel kredi sözleşmesi .... plakalı traktör üzerindeki alacağı teslime bağlı taşınır rehini ile teminat altına alındığını, bu hususun tüm dosya kapsamından sabit olduğunu, asıl alacağın rehin ile teminat alınması halinde kefillere başvurulabileceğini, ancak rehnin teslime bağlı taşınır rehni olarak tesis edilmesi halinde, rehin paraya çevrilmeden kefillere başvurulamayacağının açıkça hüküm altına alındığını, asıl alacağın temini olarak alınan rehin, rehnedilen traktörün dava dışı galeriden müvekkili tarafından teslimi şartı ile tesis edilmiş olup; dava konusu alacak ile ilgili olarak rehin paraya çevrilmeden kefillere de müracaat edilmesinin mümkün olmadığını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı vekili ise istinaf dilekçesinde, İ.İ.K.'nun 45. maddesindeki şart takip hukukuna ilişkin bir düzenleme olup bu madde esas alınarak menfi tespit davası açılamayacağını, İ.İ.K.'nun 72. maddesinde de belirtildiği üzere icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasının konusu borçlu olunmadığının tespiti istemli olacağını, dava dilekçesinde görülebileceği gibi davacı tarafın müvekkili banka nezdinde traktör kredisi kullandığını zaten ikrar ettiğini, genel mahkemede takip hukukuna ilişkin bir nedenle iş bu menfi tespit davasının açılamayacağını, davanın bu yönden reddedilmesi gerektiğini, davacı tarafın yazılı ikrarına rağmen açtığı menfi tespit davası kötüniyetli olup tazminata hükmedilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, yazılı ikrarı bulunan davacının altı sene sonra menfi tespit davası açmasının, müvekkili bankanın alacağının tahsilini uzatmaya yönelik bir tutum olup ayrıca davacının hukuken de bir yararı bulunmadığından iş bu davanın usulen reddolunması gerektiğinin sebepleri toplandığında haksız ve kötüniyetli davacı aleyhine dava değerinin %20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerekmekteyken hatalı bir şekilde davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Asıl dava, taraflar arasındaki genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan asıl borçlunun açmış olduğu menfi tespit, birleşen dava ise aynı genel kredi sözleşmesine ilişkin kefiller tarafından açılan menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Tarafların istinaf talepleri incelendiğinde asıl davada davalı vekilinin istinaf talebinde bulunduğu buna karşılık birleşen davada ise davanın reddi sebebiyle davacının istinaf talebinde bulunduğu belirlenmiştir. Asıl dava yönünden yapılan incelemede; davaya konu olan kredi sözleşmesinin davalı banka tarafından düzenlenerek bu davanın davacısı olan ...'ın davalı bankanın .. şubesinden kredi çekildiği .... plakalı traktörün ise rehin olarak verildiği, 03. 12. 2008 tarihinde taşınır rehni sözleşmesi yapıldığı ve kredinin kullanıldığı belirlenmiştir . Kullanılan kredinin usulsüz ve yasaya aykırı olması nedeniyle bankaların şikayeti üzerine Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/14970 Esas Sayılı dosyasında sanıklar hakkında soruşturma ve yargılama yapılarak cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Mahkemece asıl dava yönünden yapılan yargılamada İcra İflas Kanunu madde 45'e göre rehinle temin edilmiş olan alacağın borçlusu iflasa tabi şahıslardan olsa bile yalnız rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılabileceğinden ve yapılan takibin rehnin paraya çevrilmesi yoluyla değil de genel haciz yoluyla takip olması ve rehnin bu alacağı karşılayıp karşılamadığı belirlenmeksizin takip yapılması nedeniyle davanın kabulüne karar verildiği belirlenmiştir. İİK madde 45'te yer alan bu hükümle asıl borçlunun öncelikle verilen rehin üzerinden takip yapılması bu rehnin borcu karşılamaması durumunda yine aynı maddede yer aldığı üzere alacaklının kalan alacağı için iflas veya haciz yoluyla takip yapması mümkün olduğundan derdest dosyada da kalan alacak miktarı üzerinden doğrudan haciz yoluyla takip yapıldığından davanın davanın kabulü yönünde karar verildiği belirlenmiştir . Yine birleşen dava yönünden ise ;Birleşen dosya davacılar vekili davanın taşınır rehni olmasına rağmen kefiller yönünden davanın reddinin hukuka aykırı olduğunu ve 6098 sayılı TBK madde 586 ya göre "m. 586- Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. Alacak, teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvenceye alınmışsa, rehnin paraya çevrilmesinden önce kefile başvurulamaz. Ancak, alacağın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla tamamen karşılanamayacağının önceden hâkim tarafından belirlenmesi veya borçlunun iflas etmesi ya da konkordato mehli verilmesi hâllerinde, rehnin paraya çevrilmesinden önce de kefile başvurulabilir." hükmüne göre kefiller yönünden rehnin paraya çevrilmesi gerektiğini belirtilerek istinaf talebinde bulunmuştur. Ancak 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m.1 e göre "(1) Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir." önceki kanun hükümlerine göre değerlendirme yapılması gereklidir. Bu halde ise " 818 sayılı BK madde 487 –1.f- Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir. 2-f. Bu babın hükümleri, bu nevi kefalete de tatbik olunur." hükmünde yer aldığı üzere alacaklının asıl borçluya müracaat etmeksizin doğrudan kefile başvurma hakkı bulunmaktadır . Bu nedenle 818 sayılı BK madde 487'nin uygulanması gerekmektedir. TBK madde 586 uygulanma şartları ise bulunmamaktadır. Önce rehne başvurma zorunluluğu bulumamaktadır. Asıl borçluya başvurmadan veya rehni paraya çevrilmek sizin kefile karşı takip yapma hakkı bulunmaktadır. Bu halde davanın reddi şartları oluşmuştur. Ancak somut olayda uygulanması gereken rehin türü TMK .940/2 de yer alan hükme göre " Gerçek veya tüzel kişilerin alacaklarının güvence altına alınması için, kanun gereğince bir sicile tescili zorunlu olan taşınır mallar üzerinde, zilyetlik devredilmeden de, taşınır malın kayıtlı bulunduğu sicile yazılmak suretiyle rehin kurulabilir. Rehnin kurulmasına ilişkin diğer hususlar Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir." trafik siciline konulacak rehinle mal teslim edilmeden dahi rehin sözleşmesi yapılabılecektir. Yani teslim şartına bağlı bir rehin sözleşmesi yoktur. Bu halde İİK m .45 de yer alan sınırlama kefiller hakkında uygulanmayacaktır. Ayrıca 818 sayılı BK da eş rızası aranmadığından bu tarihte yapılan kredi sözleşmesi de geçerlidir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranların dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Asıl dava yönünden davalı banka vekilinin, birleşen dava yönünden ise davacılar vekilinin istinaf başvurularınn Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN AYRI AYRI REDDİNE, 2-Asıl davada davalı yönünden istinaf karar harcı olan 8.537,37 TL'den peşin alınan 2.131,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 6.406,37 TL harcın asıl davada davalı bankadan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Birleşen davada davacılar yönünden istinaf karar harcı olan 732,00 TL'den peşin alınan 269,85 TL'nin mahsubu ile bakiye 462,15 TL harcın birleşen davada davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf başvurusu nedeniyle istinaf yoluna başvuranlar tarafından yapılan giderlerin kendi üzerlerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 10.09.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.