Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/356 E. 2026/1693 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/356
Karar No
2026/1693
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2024/356 Esas

KARAR NO:2026/1693 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI:2020/707 Esas - 2023/848 Karar

TARİHİ:13/12/2023

DAVA:Menfi Tespit ( Ticari Satımdan Kaynaklanan )

KARAR TARİHİ:24/09/2026

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili .... A.Ş. ile davalı şirket arasında alım-satımdan kaynaklanan ticari ilişkinin mevcut olduğunu ve diğer müvekili şirketlerle aralarında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığını, işbu ticari ilişkiye istinaden müvekkili .... A.Ş. ile davalı şirket arasında karşılıklı faturalar tanzim edilmiş ve faturalar ticari defter ve kayıtlara işlendiğini, faturaların bir kısmı mal alım-satımı için kesilmiş olduğunu, söz konusu faturaların işlenmesinden sonra oluşan cari hesap ekstresine istinaden müvekkili .... A.Ş. tarafından davalı şirkete ödemeler yapıldığını, ayrıca müşteri evraklarından çek ve senetlerin davalı yana ciro edilerek teslim edildiğini, davalı şirket tüm müşteri çek ve senetleri borca karşılık teslim aldığını, bu müşteri evraklarının çoğunu tahsil ettiğini, bir kısmının icra takibi yaparak cebri icra ile tahsil edildiğini, ancak yapılan tahsilatların davalı şirket tarafından cari hesaptan düşülmediğini, davalı tarafından müvekkillerinin başka belgelerde kullandığı imzalar kullanılmak ve/veya taklit edilmek suretiyle 07/08/2019 tarihli "Sulh ve Yapılandırma Protokolü" başlıklı belge düzenlendiğini, bu belgenin üç ayrı dosyadan icra takibine konulduğunu ve müvekkillerinin tamamının hiçbir borcu olmadığı halde borçlandırıldığını, söz konusu protokol müvekkilleri tarafından imzalanmadığı gibi belgenin tamamı sahte olarak düzenlendiğini, bu hususta belgenin incelenmesi için bilirkişiye rapor tanzim ettirildiğini, .... A.Ş. dışındaki davacıların davalıyla bir ilişkisini olmadığını, işbu bu sahte protokole istinaden başlatılan 5. İcra müdürlüğünün ... ve ...Sayılı dosyaları, İstanbul 37. İcra müdürlüğünün.... Sayılı dosyalarından müvekkilinin borçlu olmadığını, 07/08/2019 tarihli protokolün sahte olarak düzenlendiğini, davacının davalıya bir borcunun da bulunmadığını, borcun ödendiğini beyanla, öncelikle HMK. 209. Maddesi uyarınca teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve takiplerin durdurulmasını, nihayetinde davacıların işbu takipler nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davacılardan .... A.Ş. arasında emtia alım satımına dayalı ticari ilişki olduğunu, müvekkili şirket tarafından davacı .... A.Ş.'ye tamamı farklı tarihlerde olmak üzere yaklaşık 10 milyon TL'yi aşkın bobin kağıt, dergi, kitap ve benzeri emtia satılmasına rağmen satış bedelinin zamanında, tam ve gereği gibi ödenmemesi üzerine tarafların 2018 yılının başlarından itibaren bir araya gelerek görüşmeler yaptığını, alacaklının alacağının ödenmesi, kur farkı faturasının da kesilerek denkleştirmenin yapılması ve ödemenin ne şekilde yapılacağı konusunda görüş birliğine varıldığını, müvekkili tarafından bir kısım fark faturası kesilerek davacı şirkete gönderildiğini ve davacı şirket tarafından da faturaların ticari defter kayıtlarına işlendiği, 2019 yılının Haziran Temmuz aylarında müvekkilinin alacağının ne zaman ve şekilde ödeneceği ve teminat alınması için görüşmeler yapıldığını ve 07.08.2019 tarihinde bir Sulh ve İbra Protokolü imzalandığını, protokolde yazıldığı gibi davacı şirketin 4.764.195,62TL borcunun olduğu konusunda mutabakata ve borcun 30.08.2019 tarihinde tek seferde ödeneceği konusunda kesin olarak anlaşmaya varıldığını, .... A.Ş. dışındaki diğer grup şirketler ile bu şirketlerin yetkilileri olan ..., ... ve ...'ın da şirketleriyle birlikte müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla söz konusu protokole imza attıklarını, .... A.Ş. tarafından müvekkiline sahte ve ödeme kabiliyeti olmayan müşteri evraklarının verildiğini, yeterli tahsilat yapılamadığını, protokolün imzalanmasından sonra tevdi edilen çek ve senetlerin peyderpey davacıya iade edildiğini, taraflar arasındaki sözleşmeye göre ödeme günü geldiğinde davacılar tarafından ödeme yapılmadığını, müvekkili tarafından tüm davacılar aleyhine 16.01.2020 tarihinde İstanbul 5. icra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, sözleşme gereği kararlaştırılmış bulunan 1.500.000,00 TL'lik cezai şartın da tahsili için davacılar aleyhine 07.02.2020 tarihinde İstanbul 5. icra Müdürlüğünün ...sayılı icra dosyasında ikinci bir takip başlatıldığını, davacıların borca, dava açıldığı tarihe kadar hiç itiraz etmediğini, borçtan haberdar olduklarını ve ödeme yaptıklarını, söz konusu protokolün davacılar tarafından imzalandığını, sahtecilik iddiasının asılsız olduğunu, sahtecilik iddiasının bugüne kadar öne sürülmemesi kötü niyetli olduğunu beyanla, davanın reddine ve kötü niyetli davacıların takip toplamının %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmelerine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 13/12/2023 tarih ve 2020/707 Esas - 2023/848 Karar sayılı kararında;".......Bu çerçevede mahkememizce yapılan değerlendirmelerde, davacıların imza inkarına ve sahteciliğe yönelik iddiaları ıspatlanamadığından, yapılan hesaplama uyarınca davanın İstanbul 5. İcra müdürlüğünün ...sayılı dosyası yönünden faiz oranı dışında reddine, ... sayılı dosya yönünden kısmen kabulüne, İstanbul 37. İcra müdürlüğünün... sayılı dosyası yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine, kötü niyet sabit olmadığından ve takipte tedbir uygulanmadığından kötü niyet tazminatına yer olmadığına karar vermek gerektiği anlaşılmış ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.Mahkememizce duruşmada kısa kara kurulurken yazım hatası nedeniyle ikinci bentte belirtilen icra dosya numarasının son rakamı olan 9 yerine 3 olarak yazılmış ise de, fark edilen bu hata gerekçeli kararda düzeltilmiş ve doğru dosya numarası yazılmıştır." gerekçesi ile,''Davacının davasının KISMEN KABUL VE KISMEN REDDİ İLE;

1-İstanbul 37. İcra Müdürlüğünün... sayılı takip dosyasına yönelik davanın, pasif husumet yokluğu nedeni ile USULDEN REDDİNE,

2-Davanın, İstanbul 5. İcra müdürlüğünün ...sayılı dosyasındaki alacak miktarı yönünden reddine, ancak faiz oranı yönünden kabulü ile takibin 1.500.000,00 TL asıl alacak ve takipten itibaren avans faizi ile birlikte devamına,

3-Davanın, İstanbul 5. İcra müdürlüğünün ...sayılı dosyası yönünden kısmen kabulü ile; takip öncesi yapılan ödemelerin mahsubu ile takip tarihi itibari ile alacak miktarının 4.514.203,49 TL olduğunun tespitine ve bu miktara takipten itibaren avans faizinin uygulanmasına, geri kalan kısım yönünden davacıların davalıya borçlu olmadığının tespitinin, takipten sonraki ödemelerin (gerekçe kısmında ödeme tarihleriyle birlikte belirtilmiş olan toplam 1.714.709,51TL) infaz aşamasında icra müdürlüğünce değerlendirilmesine,

4-Kötü niyet sabit olmadığından tazminata yer olmadığına,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılardan ..., .... Ltd., ... A.Ş. (Eski Unvanı:... Şirket) vekili ile davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacılardan ..., .... Ltd., ... A.Ş. (Eski Unvanı:... Şirket) vekili vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu takibe dayanak 'Sulh ve Yapılandırma Protokolü'nün geçerli olmadığını, işbu protokolün sahtecilik sureti ile gerçekleştirildiğini, işbu belgenin müvekkiller tarafından imza edilmediğini, davalı şirket yetkilisi ya da davacı şirket ile müvekkilin yetkilisi olduğu dönemde Av. ... tarafından düzenlendiğini, belgenin incelenmesi için rapor talebinde bulunulduğunu, düzenlenen rapora göre imzaların olgunluk derecelerinin uyumsuz olduğunun belirlendiğini,Yerel mahkemece yalnızca imzalara ilişkin inceleme yapılmışsa da icra takiplerine dayanak protokolde tahrifatlar mevcut olduğundan söz konusu belgenin tamamen sahte olarak düzenlendiğini, buna ilişkin bilirkişi incelemesi taleplerinin yerel mahkemece değerlendirilmediğini, söz konusu protokolde imza ve tahrifatlar olmasa idi dahi geçerli kabul edilmesinin mümkün olmadığını, müvekkil firmanın adına protokolü imzalayan kimsenin şirketi temsile yetkili olmadığını, bu nedenle şirketin borçlanmasının hukuka aykırı olduğunu,Protokolde yer alan kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için geçerli bir asıl borcu bulunması, kefalet sözleşmesinin yazılı olması, kefilin sorumlu olacağı azami miktar ve kefalet tarihi belirtilmesi gerektiğini, ayrıca kefalet tarihinin kefalet sözleşmesinin olmazsa olmaz unsurlarından biri olduğunu, kefalet sözleşmesine kefalet tarihinin yazılmaması veya yazılsa dahi kefilin el yazısıyla yazılmamasının kefalet sözleşmesini geçersiz hale getireceğini, nitekim kefilin, borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumlu olacağını, bu çerçevede kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihin açıkça yazması gerektiğini, yerel mahkemenin hiçbir şekilde değerlendirme yapmadan kefalet sözleşmesinin geçerli olduğunu kabul ettiğini, netice itibariyle ortada geçerli bir kefalet sözleşmesi bulunmadığını, dolayısıyla kefil olduğu belirtilen şirketler yönünden davanın kabul kararının açıkça hukuka aykırı olduğunu ve kaldırılması gerektiğini, Protokol hükümlerinin çelişki içerisinde olduğunu, işbu hükümlerin uygulanabilirliği olmadığını, protokolün geçersiz olduğunu, taraflar arasında yapıldığı iddia edilen "Sulh ve Yapılandırma Protokolü"nün alacak-borç ilişkisinin taraflarını, her iki tarafın yapmış olduğu fedakarlığı, söz konusu protokole uyulması ve uyulmaması halindeki sonuçlarını açık, net ve tartışmaya mahal vermeyecek şekilde uygulanması gerektiğini, sözleşmenin uygulanmasında tereddüt bulunan hallerde, işbu tereddüt giderilmeksizin sözleşmeyi geçerli kabul etmenin açıkça hukuka aykırılık oluşturacağını, nitekim yerel mahkeme tarafından geçerli kabul edilen protokolde zamanında ödeme yapılmamasına ilişkin farklı düzenlemeler getiren iki ayrı madde bulunduğunu, işbu sözleşme hükümleri birbirine açıkça aykırı olmasına rağmen; davacı ve davacının vekili olan Av. ...tarafından öncelikle verilmiş olan kıymetli evrak olan çek ve bonoların takibe konu edildiğini, icra takibi başlatıldığını, bu durumun yerel mahkeme tarafından görmezden gelindiğini, hatta mahkemenin yapılan ödemelerin işbu kıymetli evraklara istinaden yapılmış ödemeler olabileceğinden bahisle, tahsilde tekerrüre sebebiyet vererek müvekkilin mağdur olmasına sebep olduğunu, işbu sözleşme hükümlerinin kabulünün mümkün olmadığını,Takibe dayanak protokolün hile yolu ile tanzim edildiğini, yerel mahkeme tarafından; takibe konu dayanak belgenin hazırlandığı ileri sürülen tarihte Av. ...'ın hem davacı hem de davalı tarafın vekili olduğunu, işbu konumdan faydalanarak müvekkili zarara uğratacak şekilde tanzim edildiğinden söz konusu protokolün geçersiz olduğunun mahkemece değerlendirilmediğini, bu yönüyle raporun son derece eksik ve hatalı olduğunu, Yerel mahkemece müvekkil tarafından takip öncesi ve sonrasına ilişkin yapılan ödemelerin eksik olarak tespit edildiğini, protokol tarihinden sonra 672.435,00-TL bedelli çek, 25.259,61-TL bedelli senet, 1.800.000,00-TL bedelli nakit ödemesi yapılmış olduğunu, ayrıca davacının elindeki çek, senetlere ilişkin müvekkil aleyhine başlatılmış takiplere konu ödemeler de yapıldığını,işbu icra dosyasına ilişkin davacı vekiline 969.750,00 TL ödenmesi neticesinde takiplerin alacaklı vekilinin talebi ile kapatıldığını, ayrıca İstanbul 5. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasına 06.03.2020 tarihinde 33.631,69 TL, 07.04.2020 tarihinde 34.400,00 TL, 07.05.2020 tarihinde 10.100,00 TL, 04.06.2020 tarihinde 25.000,00 TL ve 16.07.2020 tarihinde 104.709,51 TL olmak üzere toplam 243.141,20 TL ödeme yapıldığını, işbu icra dosyasına ilişkin yapılan ödemenin düşülmesi gerektiğini, sözde borçtan mahsup edilmesi gerektiğinden dosyada yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğini,Yerel mahkemenin hangi somut verilen ödemelerin işbu dosyalara müteakiben yapıldığı ve tahsilde tekerrüre sebebiyet verileceğinden mahsup işleminin yapılmayacağı kanısına varıldığının anlaşılamadığını, sözleşmede faiz türüne ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığını, dolayısıyla kanuni faize hükmedilmesi gerektiği hususu göz ardı edilerek avans faizine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, söz konusu protokolde vade tarihinde ödeme yapılmaması halinde hangi oranda faize hükmedileceğinin düzenlenmediğini, bu durumda TTK 8. ve 9. maddesi ile 3095 sayılı Kanununun 1. maddesine göre kanuni faiz işletilmesi gerektiğini,Yerel mahkemece eksik inceleme ile tanzim edilen bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, kur farkı ve vade farkının talep edilebilmesi için taraflar arasında bir fatura verilmesini gerektiren bir ilişki bulunması, bu ticari ilişkiye konu bedelin peşin veya belli bir tarihte ödenmesi kararlaştırılmış olması, bedelin vadesinde ödenmemiş olması, vade farkının alınacağına dair sözleşmede açık hüküm bulunması veya vade farkı uygulaması, taraflar arasında sürekli uygulanan teamül haline gelmiş olması gerektiğini, taraflar arasındaki cari hesap ekstresine konu faturaların bir kısmının davalı firma tarafından vade farkına istinaden kesilmiş olduğunu, müvekkil firma ile davalı firma arasında vade farkı alınacağına dair herhangi bir sözleşme yahut ticari teamül bulunmadığını, dolayısıyla davalı tarafından kesilmiş olan toplam 1.300.442,99 TL bedelli faturanın kabulünün mümkün olmadığını, ayrıca müvekkilin davalı tarafa vermiş olduğu 3 adet çekin "...-...-... seri nolu dava dışı prizma tarafından tahsil edilmesi, çeklerin vade tarihlerinin protokol tarihinden önce olması" nedeniyle bilirkişi tarafından hesaplamaya dahil edilmediğini, söz konusu çeklerde davalılar tarafından yapılmış olan tahrifatlar bulunduğu ve tahsilat yapılmış olan firmanın davalı ile arasında organik bağ bulunan muvazaalı şirket tarafından yapıldığı açık olmasına rağmen bu yöndeki itirazlarının hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, Yerel mahkeme tarafından bilirkişinin yasal faiz hesaplamasının hatalı olduğu kanaati belirtilmişse de, işbu kanaatin taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu, söz konusu ilke uyarınca mahkemenin talep sonuçlarıyla bağlı olduğunu, fazlasına veya başka bir şeye karar verilemeyeceğini, somut olayda borçlu olunmadığının tespitinin istendiğini, lehe olan yasal faizin kaldırılarak avans faizine hükmedilmesinin müvekkillerce hiçbir surette talep edilmediğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE;yerel mahkemece faiz konusunda hatalı hüküm tesis edildiğini, taraflar arasında imzalanan protokolde yazıldığı gibi davacı şirketin 4.764.195,62 TL borcunun olduğu konusunda mutabakata varıldığını, borcun 30.08.2019 tarihinde tek seferde ödeneceği konusunda kesin olarak anlaşmaya varıldığını, yine protokole göre davacılar tarafının borcu erken ödeyip kapatması halinde aylık %3,5 oranında hesaplanacak faizin mahsup edileceğinin kararlaştırıldığını, ödenmemesi ve ödenmemesi durumunda da bu oranın uygulanacağına dair konsensüs varken mahkemenin aksi istikametten hareketle avans faiz oranın uygulanmasına hükmetmiş olmasının hatalı olduğunu, yine icra takibinde talep edilen aylık %3.5 faiz oranına borçlular tarafından bir itiraz ileri sürülmediğine göre takip kapsamında istenen aylık %3.5 oranın uygulanması gerekirken mahkemenin bunu atlamış olmasının hatalı olduğunu, Yerel mahkemece icra inkar tazminatı yönünden hatalı bir karar verildiğini, asıl alacak yönünden ret kararı verilirken icra inkar tazminatı talebi yönünde de ret kararı verildiğini, halbuki davacıların kötü niyetli olduğunu, tüm bu hususlar bir arada düşünüldüğünde davacıların oldukça kötü niyetli oldukları ve icrayı inkar ettikleri açık olmasına rağmen yerel mahkemenin icra inkar tazminatına hükmetmemiş olmasının eksiklik olduğunu, kararın bu yönüyle düzeltilmesi ve icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, Mahkemece yapılan değerlendirmelerde, davacıların imza inkarına ve sahteciliğe yönelik iddiaları ispatlanamadığı gibi tam aksine davacıların kötü niyetli oldukları ortada olduğundan davacıların kötü niyet tazminatına da mahkum edilmesi gerektiğini, mahkemenin aksi istikamette değerlendirmede bulunmuş olması hatalı olduğundan kararın bu yönüyle kaldırılması ve davalı müvekkil lehine icra inkar tazminatına hükmedilecek şekilde düzeltilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa re'sen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, icra takibinden sonra İİK. 72 madde uyarınca açılan menfi tespit davasıdır.Mahkemece, davanın kısmen kabulüne,karar verilmiş ve karara karşı davacılardan ..., .... Ltd., ... A.Ş. (Eski Unvanı:... Şirket) vekili ile davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut olayda, davacı .... A.Ş. ile davalı .... A.Ş. arasında ticari alım satım ilişkisi olduğu, taraflar arasında 07.08.2019 tarihinde Sulh ve İbra Protokolü imzalandığı, protokolde yazıldığı gibi asıl borçlu şirketin 4.764.195,62-TL borcunun olduğu konusunda mutabakata ve borcun 30.08.2019 tarihinde tek seferde ödeneceği konusunda kesin olarak anlaşmaya varıldığı, .... A.Ş. dışındaki diğer grup şirketler ile bu şirketlerin yetkilileri olan gerçek kişi diğer davacıların da müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla söz konusu protokole imza attıkları, borcun protokolde belirtilen vade de ödenmemesi üzerine davalı alacaklı tarafından 07.08.2019 tarihli protokole istinaden asıl borçlu olan şirket ve müşterek borçlu müteselsil kefiller hakkında protokolde belirtilen 4.764.195,62-TL alacağın tahsili talebiyle İstanbul 5. İcra müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile, protokolde belirtilen 1.500.000 TL. cezâi şartın tahsili talebiyle de İstanbul 5. İcra müdürlüğünün ...sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, protokolde belirtilen vekalet ücretinin tahsili talebiyle Av. ...tarafından davacılar hakkında İstanbul 37. İcra Müdürlüğünün... sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, davacıların icra takiplerine süresi içerisinde itiraz etmediklerinden takiplerin kesinleştiği ve takip borçluları tarafından istinafa konu menfi tespit davasını açtıkları anlaşılmıştır. Davacılar vekili dava dilekçesi ile; müvekkillerinden .... A.Ş. ile davalı şirket arasında alım-satımdan kaynaklanan ticari ilişki mevcut olduğunu, diğer müvekkil şirketlerle aralarında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığını, cari hesap ekstresine istinaden müvekkili .... A.Ş. tarafından davalı şirkete ödemeler yapıldığını, yapılan tahsilatların davalı şirket tarafından cari hesaptan düşülmediğini, davalı şirket tarafından müvekkillerinin başka belgelerde kullandığı imzalarını kullanmak ve taklit edilmek suretiyle 07.08.2019 tarihli sahte bir protokol oluşturulduğunu, protokol içeriğinde borcun 4.764.195,62- TL olduğunu, ödeme yapılmadığı takdirde 1.500.000-TL cezai şart ödeneceğini, 140.000-TL avukatlık ücreti ödeneceğine yer verildiğini, davalı ile arasında ticari ilişki bulunan tek şirketin .... A.Ş. olduğu halde söz konusu protokolle tüm müvekkillerinin aleyhine; İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasından 4.764.195,62-TL ana borç yönünden icra takibinin başlatıldığını, takipte % 45 faiz uygulandığını, İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün .... Sayılı dosyasında da 1.500.000- TL cezai şart yönünden icra takibinin başlatıldığını, İstanbul 37. İcra Müdürlüğünün.... Sayılı dosyasından da 140.000-TL'lik avukatlık ücreti yönünden icra rakibinin başlatıldığını, icra takip dosyalarında müvekkillerine TK.21'e göre ve TK.35'e göre tebligatların yapıldığını, yapılan ilamsız takiplerin müvekkillerin bilgisi dışında kesinleştiğini ve müvekkillerine haciz işlemlerinin uygulandığını, ancak müvekkillerinin böyle bir borcu bulunmadığını, söz konusu protokolün müvekkilleri tarafından imzalanmadığını, belgenin tamamının sahte olarak düzenlendiğini iddia ederek İstanbul 5.lcra Müdürlüğünün .... Sayılı dosyası, İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün .... Sayılı dosyası ve İstanbul 37. İcra Müdürlüğünün.... Sayılı dosyasından müvekkillerinin borçlu olmadığının tespitine, kötü niyetli davalının % 20'den az olmamak kaydıyla tazminata mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir.Davacılar vekili cevaba cevap dilekçesi ile; Asıl borçlu şirket olan davacılardan .... A.Ş. 'in protokol tarihi itibariyle ... ve ...'ın müştereken temsil yetkilerinin olduğu, ...'ın 24.04.2018 tarihinden itibaren müvekkil şirketi temsil ve ilzam yetkisi bulunmadığı halde, davaya konu sulh ve ibra protokolünün düzenleme tarihi itibariyle yetkisiz kişi ... tarafından imzalandığını, bu nedenle protokolün geçerli olmadığını, dava konusu İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün...sayılı dosyasından 4.764.195,62-TL ana borç yönünden icra takibi başlatılmış ve % 45 faiz uygulandığını, bir an için dava konusu protokolün taraflar arasında düzenlendiği düşünülse dahi, protokolde %45 oranında faiz uygulanacağına dair bir düzenleme olmadığınından faiz oranına itiraz edildiğini, davalı tarafından İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün .... Sayılı dosyasından da 1.500.000-TL ceza-i şart alacağı yönünden icra takibi başlatıldığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir an için protokolün taraflar arasında düzenlendiği düşünülse dahi, cezai şartın aşırı fahiş olduğunu, zira, ana para borcu 4 milyon olarak düzenlenmiş bir protokol için neredeyse yarısı oranında cezai şart düzenlenmesi TMK.2.maddesi ve hakkaniyet ilkesi ile bağdaşmayacağını, borçlunun ekonomik yönden yıkımına sebep olacağını ileri sürmüştür.Davacılar icra takibine dayanak protokoldeki imzalara itiraz edip sahtecilik iddiasında bulunduklarından mahkemece yapılan yargılama sırasında dosya İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderilmiş ve Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesince düzenlenen 13.06.2022 tarihli raporda özetle; İnceleme konusu belgede ayrı ayrı ..., ... ve ... adına atılı imzalar ile bu kişilerin mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların ayrı ayrı ..., ... ve ...'ın eli ürünü olduğu hususlarının bildirildiği görülmüştür.Davacılar tarafından davalı şirket ve yetkilisi hakkında sahtecilik yaptıkları iddiasıyla İstanbul CBS'ye suç duyurusunda bulunmuşlar, İstanbul CBS'nin 2021/15023 soruşturma sayılı dosyasından yapılan soruşturma sonucu 21.10.2022 Tarihli Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar verildiği anlaşılmıştır.Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin 04.05.2018 günlü 9571 Sayısının 406. Sayfasında “Umumi Heyet Toplantıları” başlığının altında .... A.Ş.'nin Bakırköy ...Noterliğinden 26.04.2018 tarih ve ... sayı ile onaylı 25.04.2018 tarih ve 2018- 1 karar sayılı yönetim kurulu kararının İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünce 27.04.2018 tarihinde tescil edildiği ve yönetim kurulunca ....88 TC. Kimlik nolu ...'ın yönetim kurulu başkanlığının devamına, karar tarihi itibari ile şirketteki temsil yetkisinin sonlandırılmasına, Şirket ortaklarından ... ile ...'ın müştereken temsil yetkilerinin devamına, işbu kararın ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmesine" karar verildiği ve ilan edildiği anlaşılmıştır.Davacılar vekili cevaba cevap dilekçesi ile, asıl borçlu şirket adına yetkisiz kişi ... tarafından atılan imzanın protokolün asıl borçlusu olan .... A.Ş.'nin borçlu sıfatını haiz olamayacağını ve protokolün geçersiz olduğunu iddiasını ileri sürdüğü, mahkemece verilen hüküm gerekçesinde şirketleri temsile yetkili olan ..., ... ve ...'ın tamamının protokolü imzaladığı, dolasıyla protokolün bağlayıcı olduğu belirtilmiş ise de, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyet raporunda; 07.08.2019 tarihli Sulh ve Yapılandırma Protokolünde asıl borçlu .... A.Ş.'nin imza sirkülerinin incelenmesinde, sirketin temsil yetkisinin müştereken ... ve ...'a ait olduğu, Protokolde ise şirket adına ... ve ...'ın imza attığı dosya kapsamından anlaşıldığı belirtilmiş, şirket yetkilileri ... ve ...'ın müşterek temsile yetkili olup ... yerine ...'ın imza attığı tespit edilmiş olmakla, bu durumda mahkemece TBK. 40-46 maddeler uyarınca değerlendirme yapılıp sonucuna göre potokolün asıl borçlu şirketi ve sonucuna göre TBK. 589/IV madde uyarınca da kefillerin kefaletlerinin geçerli olup olmadığına karar verilmesi gerekirken istinaf denetimine elverişli olmayan yetersiz gerekçe ile protokolün bağlayıcı olduğuna yönelik tespiti yerinde olmayıp davacılar vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür.Mahkemece verilen hüküm gerekçesinde, düzenlenen protokol ile borç yenilendiğinden ve tüm davacıların müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak protokolü imzaladığından, kefaletin geçerli olduğu belirtilmiş ise de, TBK. 583-584 madde hükümleri yönünden kefillerin hukuki durumlarının tartışılıp değerlendirilmemesi yerinde olmayıp davacılar vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür.Dava, icra takibinden sonra açılan menfi tespit davası olduğu, davalı alacaklı davaya konu İstanbul 5. İcra müdürlüğünün ...sayılı dosyası ile 1.500.000,00 alacağa yıllık % 9,00 (yasal) değişen oranlarda faiz talep ettiği, davacı tarafın bu yönde talebi olup olmadığına ilişkin gerekçe yazılmadan mahkemece talebi aşar şekilde takipten itibaren avans faizine hükmedilmesi, yine İstanbul 5. İcra müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile de takip tarihinden itibaren asıl alacağa işleyecek (Aylık %3,50 değişen oranlarda) faiz talep edip talep edilen faiz türü belirtilmediği halde yine talebi aşar şekilde takipten itibaren avans faizine hükmedilmesi yerinde olmayıp davacılar vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmüştür. Davalı vekili yargılama aşamasındaki beyanlarında, protokole göre davacı tarafının borcu erken ödeyip kapatması halinde aylık %3,5 oranında hesaplanacak faizin mahsup edileceğinin kararlaştırıldığını, ödenmemesi durumunda da bu oranın uygulanacağına dair konsensüs olduğunu ileri sürüp takip talebinde talep edilen temerrüt faiz oranının protokole göre yerinde olduğunu ileri sürdüğü halde mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu savunmanın ne şekilde aşıldığına ilişkin gerekçe yazılmaması yerinde olmayıp davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür.Hukuki vasıflandırma hakime ait olduğundan bu durumda mahkemece, yukarıdaki açıklamalar ile '' sulh ve yapılandırma protokolü'' başlıklı protokol içeriği de gözetilerek protokolü müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imzalayanların hukuki durumunun 6098 Sayılı TBK.'nın 162 , 201ve 581 maddeleri de gözetilerek tespit edilmesi ve sonucuna göre değerlendirme yapılarak, ayrıca talep edilen ceza-i şartın davacıların ekonomik mahfına neden olup olmayacağı da değerlendirilerek varılacak sonucuna göre istinaf denetimine elverişli davanın menfi tespit davası da olduğu gözetilerek menfi tespit şeklinde hüküm kurulması ve kurulan hükme göre istinaf denetimine elverişli gerekçe yazılarak karar verilmesi gerekmektedir.Açıklanan nedenlerle, istinaf eden davacılar vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nun 353/1-a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-İstinaf eden davacılar ..., .... Ltd., ... A.Ş. (Eski Unvan:... Şirket) ve davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/12/2023 Tarih ve 2020/707 Esas - 2023/848 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,

2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına,

3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde yatıran tarafa iadesine,

4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,

5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine,

6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 24/09/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/356, K. 2026/1693, T. 13.12.2023, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-356-e-2026-1693-k-d34bc9cc80c2