Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/240 E. 2024/240 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/240
- Karar No
- 2024/240
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/240 - 2026/737 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31. HUKUK DAİRESİ (İnceleme aşamasında / Duruşmasız) (HMK. 353/1-b.2 Mad. Uyarınca Kararın Kaldırılarak Yeniden Hüküm Kurulmasına)
ESAS NO : 2024/240 KARAR NO : 2026/737
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14/12/2023 NUMARASI : 2022/643 Esas - 2023/786 Karar
DAVACI : ADRES : VEKİLİ : Av.
DAVALI : VEKİLİ : Av.
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 08/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 08/09/2026
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin davada, mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dairemize gönderilen dosyanın yapılan inceleme neticesinde; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İSTEM; Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin alt üstlenici olarak üstlenmiş olduğu işi sözleşme gereği süresinde teslim etmesine ve hak edişinin karşılığı olan 43.282,47 TL bedelli 17.06.2020 tarihli GİB2020000000003 nolu fatura ve 164.956,72 TL bedelli 08.12.2020 tarihli GİB 20200000000020 nolu faturayı davalı şirkete iletmesine rağmen uzunca süre söz konusu alacağının ödenmediğini, bu sebeple davalı hakkında Ankara 28. İcra Dairesinin 2022/10371 E. sayılı dosyası kapsamında başlatılan icra takibinde 43.282,47 TL ve 164.956,72 TL iki adet fatura bedelinin faiziyle birlikte ödenmesi talep edildiğini, davalı şirket tarafından da takibe itiraz edilmeksizin 07.07.2022 tarihinde icra dosyasına ödemede bulunulduğunu, 2020 yılında kesilen fatura bedellerinin vadesinin üzerinden yaklaşık 2 yıl geç ödenmesi nedeniyle müvekkili nezdinde işbu dava konusu munzam zararların oluşmasına sebebiyet verildiğinden sonuç olarak emsal yargı kararları göz önünde bulundurularak, davalı şirketin tanzim tarihinden yaklaşık iki yıl sonra fatura bedellerini ödemesi nedeniyle faturalara ilişkin temerrüt tarihinden ödeme tarihine kadar meydana gelen munzam zararın dava tarihi itibariyle hesaplanarak TTK. 1530 uncu maddesi uyarınca temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile, müvekkili davacıya ödenmesini talep ve dava etmiştir. YANIT: Davalı vekili tarafından verilen davaya cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın sözleşme gereği hak edişi karşılığı düzenlemiş olduğu fatura bedellerinin süresi içerisinde ödenmediğini, alacağın tahsili amacıyla Ankara 28. İcra Dairesinde 2022/10371 Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan ilamsız icra takibinde fatura bedellerinin ödendiğini ancak, takip konusu edilen fatura bedellerinin iki yıl geç ödenmiş olunması nedeniyle oluşan munzam zararın karşılanmasının dava konusu edildiğini, davacının iki yıl sonra alacağını takibe koyduğunu, geçen bu süre içerisinde alacağın tahsili bakımından hiçbir girişimi bulunmayan davacının takip tarihinde var olan ekonomik koşullara sığınarak zararı olduğu iddiası ile kendi lehine menfaat talep etmesinin dürüstlük kurallarına uygun olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14/12/2023 tarihli ve 2022/643 Esas ve 2023/786 Karar sayılı kararında özetle; Dava, fatura alacağının geç ödenmesinden kaynaklı munzam zararın tahsili isteminden ibarettir. Ticari defter ve kayıtlar, bilirkişi raporu, müzekkere cevapları, icra dosyası, tarafların beyanları ile getirtilmesi gerekli tüm deliller dosyaya celp edilmiştir. Ankara 28. İcra Müdürlüğü'nün 2022/10371 esas sayılı dosyası incelendiğinde; davacı tarafından davalı aleyhine 16/06/2022 tarihinde başlatılan ilamsız icra takibinde toplam alacağın 257.983,88 TL olduğu, dosyada mevcut 07/07/2022 tarihli tahsilat makbuzuna göre davalı tarafından dosyaya 310.577,14 TL yatırıldığı anlaşılmıştır. Davacının HMK'nın 222 maddesi uyarınca ticari defter ve kayıtlarının yerinde incelenmesi için Elazığ Asliye Hukuk Mahkemesine talimat yazılarak Bilirkişi ...'den 20/03/2023 tarihli bilirkişi raporu aldırılmıştır. Rapora göre; Davalının faturalı borcunu sözleşmede belirtilen süre içerisinde ödemediği, takip öncesi alacağın tahsili yönünde davacı tarafından davalıya herhangi bir ihtarda bulunulmadığı, davacının, alacağını zamanında tahsil edemediği nedeniyle uğramış olduğu zararını temerrüt faiziyle karşılayamadığı yönündeki iddiasında somut bilgiler ortaya koyamadığı, davacıya ait 2020-2021-2022 ticari defterlerinin talep yönünde tetkikinde; 2020 yılı sonu itibariyle 2021 yılına devreden 208.633,86 TL davalı şirketten olan bakiye alacak tutarının takip öncesi 2021 yılında gerçek bir belgeye dayalı olmadan hayali bir kayıtla hesabın kapatılmış olduğu ve takip tarihi olan 2022 yılında defter kayıtları üzerinde davalı şirkete ait herhangi bir alacak kaydının bulunmadığı, defter kayıtları üzerinde tahakkuk etmiş herhangi bir vergi, ceza ve yapılandırma kaydının da bulunmadığı, 2020-2021 yılı Gelir Vergisi Beyannameleri eki Bilançolar da herhangi bir Öz Varlık eksilmesinin görülmediğini ve defter kayıtlarının usulüne göre tutulmadığı ve gerçeği yansıtmadığından defter kayıtlarına dayanılarak davacının alacağını geç tahsil nedeniyle munzam zararının olup olmadığı yönünde bir tespit ve hesaplamanın yapılamadığını rapor etmiştir.
Davacının itirazı üzerine Elazığ 6. Asliye Hukuk Mahkemesine 18/05/2023 tarihinde ek talimat yazılarak bilirkişi ...'den ek rapor aldırılmıştır. Rapora göre; Usulüne göre tutulmamış olan davacıya ait ticari defter kayıtlarının tetkikinde; Takip tarihi itibariyle defter kayıtları üzerinde davalı şirketten takip konusu alacakla ilgili olarak herhangi bir kaydın bulunmadığı, defter kayıtları üzerinde tahakkuk etmiş herhangi bir vergi, ceza ve yapılandırma kaydının da bulunmadığı, mahkemece Ergani Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan müzekkereye verilen cevabi yazı ile de doğrulanmakta olan, davacı ...”ın 2020 yılı faaliyet döneminde 3.029,72 TL, 2021 yılı faaliyet döneminde ise 27.934,89 TL net kar elde etmiş olduğu, mahkeme tarafından Ergani Vergi Dairesine yazılan müzekkereye verilen cevabi yazıda; 31273424286 kimlik no.lu ...” ın 20.12.2022 tarihi itibariyle 2020 yılından buyana vadesi geçmiş 85.978,28 TL vergi aslı, 21.565,50 TL gecikme faizi olmak üzere toplam 107.543,78 TL vergi borcu ve 7326 sayılı kanun kapsamında 25.000,24 TL tecilli borcunun olduğu bilgilerinin verilmiş olduğu, Dava konusunun 2020 yılında kesilen fatura bedellerinin yasal süreleri içerisinde ödenmeyip geç ödenmiş olması sebebiyle yargı kararları da göz önünde bulundurularak faturalara ilişkin tutarların temerrüt tarihinden ödeme tarihine kadar meydana gelen munzam zararın temerrüt faizi ile birlikte ödenmesi talebi olduğu, davacı yanın davalı şirketten olan iki adet fatura karşılığı toplam 208.239,19 TL tutarındaki alacağını yasal süreleri içerisinde tahsil edemeyip yaklaşık iki yıl gibi bir süre geç ödenmiş olması sebebiyle borçlarını ödeyemediği nedeniyle, faturalara ilişkin tutarların temerrüt tarihinden dava tarihi itibariyle çeşitli ekonomik verilere göre hesaplanan güncel değerler toplamının 482.152,20 TL olarak hesaplanmış olduğu, UYAP sistemi üzerinden gönderilen dava dosyası içerisinde “İcra Dosyası Hesap Özeti'nin bulunmadığı nedeniyle miktarı bilinemediğinden 482.152,20 TL olarak hesaplanan güncel değer tutarından takip tarihi itibariyle ödenmiş olanı gecikme faizinin tenzil edilmesinin gerektiği, takip tarihi itibariyle gecikme faizi hesaplanarak tahsil edilmiş olduğundan mahkemece takdir olunacak munzam zarar miktarına takip tarihinden dava tarihine kadar gecikme faizi işletilmesinin gerektiğini rapor etmiştir. Deliller değerlendirilmiştir. Davacının yazılan vergi dairesi yazı cevaplarına göre tacir olduğu kabul edildiğinden ve mahkememiz davaya bakmakla görevli olduğundan yargılamaya devam olunmuştur. Somut olayda; Davacı vekili dava dilekçesinde taraflar arasında yapılan taşeronluk sözleşmesine istinaden müvekkilinin davalıya karşı üstlendiği edimi zamanında yerine getirmesine karşın fatura bedellerinin icra takibi başlatılarak geç ödendiğini belirtmiş olup, munzam zararının tahsilini talep etmiştir. Munzam zarar, davanın dayanağı sözleşme ile davanın açıldığı tarihlerde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122/1. maddesinde düzenlenmiştir. TBK'nın 122/1. maddesinde aşkın zarar adı altında ifade edilen düzenleme ile, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa borçlu kendisinin hiçbir kusuru olmadığını ispat etmedikçe, bu zararı gidermekte yükümlüdür." Munzam zarar sorumluluğu kusura dayanan temerrüdün hukuki bir sonucudur ve borçlunun zararının faizi aşan bölümüdür. Diğer bir anlatımla borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının malvarlığınn kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını ve bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. (bkz. Yargıtay 6. HD.'nin 2021/6276 esas ve 2023/112 karar sayılı ilamı) Dava dilekçesinde davacının somut zararının neyden ileri geldiği belirtilmediğinden, hakimin davayı aydınlatma görevi gereğince ön inceleme duruşmasında davacı vekiline zararın somutlaştırması için süre verilmiş, sunulan beyan dilekçesinde müvekkilinin parayı zamanında tahsil edemediğinden vergilerini ödeyemediğini, birikmiş vergi borcu oluştuğunu, ihalelere giremediğini, mevcut ekonomik koşullar nedeniyle zararının oluştuğunu belirtmiştir. Mahkememizce buna istinaden davacının bağlı bulunduğu vergi dairesine yazı yazılarak 2020 ve sonrası yıllara ilişkin davacının vergiye esas geliri sorulmuş, bununla birlikte aynı dönemde oluşan vergi borcu olup olmadığı, varsa ödemeye esas vadesi geçmiş toplam borç miktarı ile buna ilişkin varsa vergi cezası tutarlarının mahkememize bildirilmesi istenilmiştir. Yazı cevapları dikkate alınarak ve davacının ticari defter kayıtları incelenerek 2020 yılı ve sonrası her sene için kar-zarar durumu ortaya çıkarılarak davacının ödenmediği bildirilen vergi borcunu ödeme gücü bulunup bulunmadığı, dava konusu davalı tarafından ödemesi yapılan faturaların ödeme gününden sonra tahsil edilmesinin davacının vergi borcunun ve bu borcun gecikme cezasının ödenmemesine bir etkisinin bulunup bulunmadığı ve davacının bu nedenle munzam zararının oluşup oluşmadığı hakkında mahkememize bilirkişi raporu sunulması istenilmiş, hazırlanan bilirkişi raporunda davacının, alacağını zamanında tahsil edemediği nedeniyle uğramış olduğu zararını temerrüt faiziyle karşılayamadığı yönündeki iddiasında somut bilgiler ortaya koyamadığı, davacıya ait 2020-2021-2022 ticari defterlerinin talep yönünde tetkikinde; 2020 yılı sonu itibariyle 2021 yılına devreden 208.633,86 TL davalı şirketten olan bakiye alacak tutarının takip öncesi 2021 yılında gerçek bir belgeye dayalı olmadan hayali bir kayıtla hesabın kapatılmış olduğu ve takip tarihi olan 2022 yılında defter kayıtları üzerinde davalı şirkete ait herhangi bir alacak kaydının bulunmadığı, defter kayıtları üzerinde tahakkuk etmiş herhangi bir vergi, ceza ve yapılandırma kaydının da bulunmadığı, 2020-2021 yılı Gelir Vergisi Beyannameleri eki Bilançolar da herhangi bir Öz Varlık eksilmesinin görülmediğini ve defter kayıtlarının usulüne göre tutulmadığı ve gerçeği yansıtmadığı belirtilmiştir. Davacı vekili yaşanan enflasyona bağlı olarak müvekkilinin zararının tefe-tüfe-üfe oranları, mevduat faizleri, tüketici eşya fiyat endeksi, altın kuru, döviz kuru, devlet tahvil faiz oranları, işçi-memur ücretleri ve diğer yatırım araçlarına göre hesap edilerek tespit ettirilmesini talep etmişse de ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. (bkz. YHGK'nun 2021/11-938 esas ve 2022/401 karar sayılı ilamı) Davacı tarafın yukarıda belirtilen şekilde zarar iddiasını ispatlayamadığı" gerekçesi ile, davanın reddine dair karar verildiği görülmüştür. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili tarafından verilen 10/01/2024 tarihli istinaf kanun yolu başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın usul ve yasa hükümlerine aykırı olması sebebiyle istinaf yoluna başvurduklarını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 187/2 maddesinde herkesçe bilinen vakıaların ve ikrar edilmiş vakıaların ispatının gerekmediğini, ülkemizde süregelen enflasyonun belli yıllarda yüzde yüzlerde seyrettiğini, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiğini, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığı, banka kredileri faizlerinin yüzde iki yüze kavuştuğu, paranın iç alım (satım) alma değerinin büyük ölçüde azaldığının tartışmasız olduğunu, böyle bir enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunmasının, örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesinin olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğunu, Anayasa Mahkemesinin 21/12/2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru nolu kararına konu bireysel başvuruya ilişkin kararında belirtmiş olduğu temel ilkeler kapsamında Yargıtayın ilgili Hukuk Daireleri tarafından uyuşmazlıkların somut ispat şartı gibi katı yorumla değil, gelişen ekonomik koşullar, enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenler ve mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması ilkeleri gözetilerek hükme varılması gerektiğini, yine Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2020/967 E., 2021/859 K. Sayılı kararında; "...ülkemizde yaşanan ve herkes tarafından bilinen enflasyon, artan fiyatlar, döviz artışı vs. gibi olgular nedeniyle her zaman alacaklıların zararının temerrüt faizi ile karşılanması mümkün olmayacağından, öncelikle munzam zarar talep edilen alacakla ilgili temerrüt tarihinden tahsil tarihine kadar geçen süredeki enflasyon verilerini gösterir TEFE, TÜFE-ÜFE oranları, banka vadeli mevzuat faiz oranları, döviz kurları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçları ile ilgili getiri bilgilerinin resmi kurumlardan sorulup tesbit edildikten sonra, oluşturulacak munzam zarar hesabı konusunda uzman bilirkişi kurulundan, tahsiline karar verilen davacı alacağının temerrüt tarihinde bu yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması ve değerlendirilmesi halinde tahsil tarihlerinde asıl alacakla birlikte getirisinin ulaşabileceği miktar ile tahsiline hükmedilen asıl alacak ve bu alacak için temerrüt tarihinden tahsil tarihlerine kadar davacının tahsil edebileceği ve tahsil ettiği faiz miktarı ve toplam miktar ve bu şekilde bulunacak toplam miktarlar arasındaki fark konusunda gerekçeli, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp değerlendirilerek faizle karşılanamayan zarar konusunda sonucuna uygun bir karar verilmesi yerine ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/885 E. sayılı dosyası ile davacının tazminat talebini hüküm altına alındığı gerekçesi ile davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.", Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2018/1494 E. 2019/932 K. Sayılı ve 04/03/2019 tarihli kararında; "Öncelikle munzam zarar talep edilen alacakla ilgili temerrüt tarihinden tahsil tarihine kadar geçen süredeki enflasyon verilerini gösterir TEFE, TÜFE-ÜFE oranları, banka vadeli mevzuat faiz oranları, döviz kurları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçları ile ilgili getiri bilgilerinin resmi kurumlardan sorulup tespit edildikten sonra, yeniden oluşturulacak munzam zarar hesabı konusunda uzman bilirkişi kurulundan, tahsiline karar verilen davacılar alacağının temerrüt tarihinde bu yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması ve değerlendirilmesi halinde tahsil tarihlerinde asıl alacakla birlikte getirisinin ulaşabileceği miktar ile tahsiline hükmedilen asıl alacak ve bu alacak için temerrüt tarihinden tahsil tarihlerine kadar davacıların tahsil edebilecekleri ve tahsil ettikleri faiz miktarı ve toplam miktar ve bu şekilde bulunacak toplam miktarlar arasındaki fark konusunda gerekçeli, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp değerlendirilerek faizle karşılanamayan zarar konusunda sonucuna uygun bir karar verilmesi yerine eksik inceleme ile davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.", Anayasa Mahkemesinin 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru nolu kararına konu uyuşmazlık ve emsal Yargıtay kararları göz önünde bulundurularak; davalı şirketin tanzim tarihinden yaklaşık iki yıl sonra fatura bedellerini ödemesi nedeniyle faturalara ilişkin temerrüde düştüğü tarihten ödeme tarihine kadar meydana gelen ve bilirkişi raporuyla somut şekilde ortaya çıkan 222.101,62 TL munzam zararın TTK. 1530.maddesi uyarınca temerrüt faiziyle birlikte müvekkile ödenmesine karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu savunarak, istinaf başvurularının kabulü ile, yerel mahkeme kararının yapılacak istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, taraflar arasındaki eser sözleşmesi kapsamında düzenlenen iki adet fatura bedelinin zamanında ödenmemesi, davalı hakkında başlatılan icra takibi sonucunda ödenmiş olması sebebiyle davacı taşeronun munzam zarara uğradığı iddiası ile talep edilen munzam zarar alacağı talebine ilişkindir. Davacı taşeron, davalı ise yüklenicidir. Mahkemece davacının munzam zarar iddiasının ispatlanamadığı kabul edilerek, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafça istinaf edilmiştir. 1-TBK.'nın 122. maddesi gereğince, alacaklının uğradığı zarar, geçmiş günler yani temerrüt faizinden fazla ise borçlu, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini yasal deliller ile kanıtlamadıkça, sorumluluğu gerektiren genel hükümlerde öngörülen koşulların da gerçekleşmesi ile bu zararı dahi tazminle yükümlüdür. Aşkın (Munzam) zarar, borçlu temerrüdü ile oluşmaya başlayan, asıl borcun ifasına kadarki zaman içinde artarak devam eden, aslı borçtan bağımsız yeni bir maddi tazminat borcu olarak tanımlanabilir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, TBK'nın 122. maddesi gereğince para borcunun geç ödenmesi sebebiyle alacaklı, temerrüt faizi ile karşılanmayan aşkın zararının ödetilmesini istediğinde, temerrüde uğrayan alacağın varlığını, bu alacağın ödenmemesi sebebiyle temerrüt faizini aşan zararı bulunduğunu somut olarak ve yasal deliller ile kanıtlamalıdır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, aşkın zararın varlığı için öncelikle borçlunun borcunu ödemede temerrüde düşmüş olması gereklidir. Davacının, sözleşme kapsamında iş bedeli karşılığı olarak düzenlediği iki adet faturanın 17/06/2020 tarihli ve 08/12/2020 tarihli oldukları ancak, davalı yanın faturaya dayalı bu alacak hakkında icra takibinden önce temerrüde düşürülmediğinden, bu faturalara dayalı olarak hakkında başlatılan Ankara 28. İcra Dairesinin 2022/10371 Esas sayılı takip dosyası ile başlatılan takip nedeniyle davalının temerrüde düşmüş olduğu ve davalı yanın, hakkında başlatılan icra takibine karşı itiraz etmeyerek, takibe konu borcu tüm ferileri ile birlikte icra müdürlüğüne yatırarak, icra takibinin ödeme ile son bulduğu anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte olan TBK.'nın 122. maddesi gereğince para borcunun geç ödenmesi sebebiyle alacaklı, temerrüt faiziyle karşılanmayan munzam zararının ödetilmesini istediğinde; öncelikle temerrüde uğrayan alacağının varlığını yasal delillerle kanıtlamak zorundadır. Davalı yanın da takipten önce temerrüdünün oluşmadığı ve hakkında yapılan takip ile davacıya olan borcunun tamamının ödendiği anlaşılmakla, 6098 sayılı TBK'nın 122. maddesindeki faizle karşılanmayan zararı isteme koşullarından, temerrüt şartının oluşmadığı anlaşıldığından, davacının munzam zarar davasının bu sebeple reddi gerekirken, mahkemece zararın ispatlanamadığı gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiş olması sebebiyle, davacı yanın istinaf başvurusunun bu sebeple kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2018/4118 Esas - 2018/5058 Karar sayılı ilamı.) HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK.'nın 353/1-b.2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davacının munzam zarar talebine yönelik davasının, munzam zarar talebinin koşullarından olan para borcunun temerrüde düşülerek ödenmesi şartının gerçekleşmemiş olması sebebiyle reddine dair dairemizce yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiş, ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/12/2023 tarihli, 2022/643 Esas, 2023/786 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 4-Davacıdan alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcının, başlangıçta peşin olarak alınan 170,78 TL harcın ve 3.622,17 TL tamamlama harcından mahsubu ile bakiye 3.060,95 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan AAÜT uyarınca hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 7-6325 sayılı yasanın 18/A maddesi gereği Adalet Bakanlığı tarafından karşılanan ve yargılama giderinden sayılan Arabuluculuk Ücret Tarifesinde belirtilen ücret tutarı karşılığı 1.560,00 TL ticari arabulucu ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 8-HMK. 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde ve talep halinde, artan gider avansının yatıran tarafa iadesine, İstinaf incelemesi yönünden; 9-Davacı tarafından yatırılan 427,60 TL istinaf karar harcının talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 10-Davacı tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve 165,00 TL dosya gönderme masrafı olmak üzere toplam 1.334,40 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 11-Kararın dairemizce taraflara tebliğine, Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 Sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 08/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan E-imzalıdır
Üye E-imzalıdır
Üye E-imzalıdır
Katip E-imzalıdır