Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1360 E. 2026/1102 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1360
- Karar No
- 2026/1102
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2024/1360 Esas 2026/1102 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/1360 KARAR NO : 2026/1102
TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR
İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 8.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 19/04/2024 NUMARASI : 2022/736 Esas 2024/270 Karar
DAVA : Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan Alacak DAVA TARİHİ : 02/11/2022 KARAR TARİHİ : 11/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 11/09/2026
Taraflar arasındaki alacak istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 6036 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun gereği ... parseldeki taşınmazda anlaşma sağlanamaması üzerine açık arttırma usulüyle satışına karar verilerek 11.07.2013 tarihinde satışın yapıldığını, anlaşma sağlanamayan paydaşların hisselerine düşen meblağın davalı bankanın ... Şubesi'ne yatırıldığını, ilgili şubenin 31.07.2013 tarihli yazısı incelendiğinde paydaş olan müvekkilinin 9/256 hissesine 382.365,00 TL, ...'nun 9/256 hissesine 382.365,00 TL ve diğer paydaş ...'nun 6/256 hissesine 254.925,00 TL yatırıldığının belirtildiği, paydaşlardan ...'nun 11.07.2006, ...'nun ise 26.07.2007 tarihinde vefat ettiğini, müvekkilinin elbirliği ile mülkiyetin paylı mülkiyete çevrilmesine ilişkin dava ile satış işleminden haberdar olduğunu ve bu davaların 25.05.2022 tarihinde sonuçlandığını, ...'nun mirası 4 pay kabul edildiğinde 3 payın, ...'nun mirası 2 pay kabul edildiğinde 1 payın müvekkiline ait olduğuna karar verildiğini, miras payları da dahil edildiğinde müvekkilinin toplam asıl alacağının 884.378,00 TL ve davalı banka tarafından ödenen toplam tutarın ise 1.032.500,00 TL olduğunu, buna göre davalı banka tarafından 9 yıl için ödenen faiz toplamının 188.102,00 TL ve müvekkiline ödenen faiz tutarının eksik olduğunu ileri sürerek ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 18.03.2024 havale tarihli dilekçesi ile talebini 657.436,63 TL olarak ıslah etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; bankaların mevduata uygulanacak sabit veya değişken faiz oranlarını serbestçe belirleyebileceğini, davacının hesabına 31/07/2013 tarihinde 382.365,00 TL aktarıldığını, davacının itirazı üzerine 29/12/2021 tarihinde 144.253,47 TL'nin "Kentsel Dönüşüm Kapsamında Açılan Hesaba Verilmeyen Faiz" açıklamasıyla faiz farkı olarak davacının bilgisi dahilinde yatırıldığını ve bu kapsamda açılan hesaba faiz ödendiğini, ancak sonrasında davacının hesabının vadeliye çevrilmesi yönünde bir talebi olmadığını ve bu nedenle 29/12/2021-15/04/2022 tarihleri arası dönem için faiz talep edemeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davalı bankaya dava dışı idare tarafından gönderilen yazı ile vadeli hesap açılması talimatı verilmesine rağmen talimat gereğinin yerine getirilmediği, bu nedenle davalı bankanın oluşan faiz zararından sorumlu olduğu, davacının hesapların açıldığı tarih olan 31.07.2013 ile hesapların vadeliye çevirebileceğini öğrendiği tarih olan 29/12/2021 tarih aralığına ilişkin faiz talebinde bulunabileceği, 29/12/2021 tarihinden sonra ise faiz isteminde bulunamayacağı, taleple bağlı kalınarak yasal faiz oranı esas alınmak suretiyle hesaplama yapıldığı, davacının alacaklı olduğu toplam ana para tutarı olan 796.601,25 TL üzerinden 31.07.2013-29.12.2021 tarihleri arasındaki süre için yapılan (Anapara*gün*faiz oranı/36500 formülü üzerinden) hesaplamada toplam faiz alacağının 849.776,34 TL olarak belirlendiği, davalı banka tarafından 29.12.2021'de davacının kendi hesabına 144.253,50TL fark faizi ve murisi ... hesabına ise 96.172,63 TL fark faizi ödendiği (davacının miras hissesi 1/2 olduğundan fark faizi tutarının 96.172,63TL/2=48.086,31TL) olduğu, davalı banka tarafından ödenen faiz toplamının buna göre 144.253,50+48.086,31=192.339,81TL olup, davacının bakiye faiz alacağının 849.776,34-192.339,81=657.436,63TL olarak tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 657.436,63 TL'nin davalıdan tahsiline davacıya ödenmesine, hükmedilen tutarın faiz alacağına ilişkin olduğu anlaşılmakla ayrıca hükmedilen tutara faiz işletilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yetki, görev, husumet ve zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmayacağını, bankaların mevduata uygulanacak sabit veya değişken faiz oranlarını serbestçe belirleyebileceklerini, bankaların Merkez Bankasına bildirdiği mevduat faiz oranlarının azami oranlar olduğunu, davacının hesabına 31/07/2013 tarihinde 382.365,00 TL aktarıldığını, davacının itirazı üzerine 29/12/2021 tarihinde 144.253,47 TL'nin "Kentsel Dönüşüm Kapsamında Açılan Hesaba Verilmeyen Faiz" açıklamasıyla faiz farkı olarak davacının bilgisi dahilinde yatırıldığını ve bu kapsamda açılan hesaba faiz ödendiğini, ancak sonrasında davacının hesabın vadeliye çevrilmesi yönünde bir talebi olmadığını ve bu nedenle 29/12/2021-15/04/2022 tarihleri arası dönem için faiz talep edebileceğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte eğer bir talep söz konusu olacak ise ancak % 9 faiz oranı üzerinden 30/12/2021-15/04/2022 tarih aralığı için 526.623,47 TL anapara üzerinden yapılan hesaplamaya göre 13.076,13 TL fark faizi çıkacağını, müvekkilinin işlemlerinin hukuka uygun olduğunu beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; bankacılık işleminden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzenine aykırılık yönünden incelenmesinde; görev, kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi taraflarca ileri sürülmese dahi mahkemelerce resen göz önünde bulundurulması gereken usul kurallarındandır. Bu çerçevede somut olayda tüketici mahkemesinin mi yoksa asliye ticaret mahkemesinin mi görevli olduğunun tartışılması gerekir. 28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Yasanın 73/1. maddesi "Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir" şeklinde düzenlenmiştir. Aynı Yasanın 3. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendinde, "Tüketici işlemi, mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına yada hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık ve benzer sözleşmeler de dahil olak üzere her türlü sözlşme ve hukuki işlemi ifade eder" şeklinde düzenleme getirilmiştir. Tüketici işlemi kavramının sözleşme kapsamındaki her türlü hukuki ilişki kıstasına göre mi yoksa sözleşme ilişkisi olmasa bile tüketiciye yönelik her türlü hukuki işlem ve uygulamanın tüketici işlemi sayılıp sayılmamasına göre mi belirleneceği hususu tartışılmalıdır. 6502 sayılı Yasanın 3. maddesinde "Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi" olarak tanımlanan hukuki işlem madde gerekçesinde; "Buna göre tüketici işlemi; eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere kurulan her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder" şeklinde yeniden tanımlanmıştır. 28/05/2014 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6502 sayılı Yasa'nın 3/k bendinde "Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi" tüketici, 3/ı bendinde ise "Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlem" tüketici işlemi olarak tanımlanmıştır. Aynı Yasa'nın 73/1. maddesinde tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiş, 83/2. maddesinde ise taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve 6502 sayılı Yasa'nın görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceğine değinilmiştir. HMK'nın 1. maddesinde ise görev hususunun kamu düzenine ilişkin olduğu, mahkemece yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği düzenlenmiştir. Somut olayda, Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından davalı bankanın İstanbul ... Şubesine 31/07/2013 tarihinde ..., ... ve ... adlarına üç ayrı hesap açılmış olup, davaya konu ihtilafın iş bu hesap hareketlerinden kaynaklı olduğu, hesap sahiplerinin gerçek kişi tüketici olduğu dikkate alındığında artık davacı tüketici ile banka arasında kurulan ilişkinin bir sözleşme ilişkisi olduğunun kabulü gerekeceği, eldeki davada da davacı ile davacının murisleri olan tüketicilerin davalı bankada bulunan hesaplarına eksik faiz işletildiği iddiası ile eldeki davanın açıldığı, davanın açıldığı 02/11/2022 tarihi itibariyle 6502 sayılı Yasa'nın yürürlükte olduğu, davacının ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket etmesi nedeniyle tüketici, dava konusu bankacılık işlemlerinin de tüketici işlemi sayıldığı, yukarıda belirtilen yasa hükümleri uyarınca davaya bakma hususunda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu gözetilmeksizin davanın esası hakkında karar verilmesinde isabet görülmemiştir. Nitekim Dairemizin diğer mirasçının açmış olduğu davaya ilişkin 30/01/2025 tarih ve 2025/104 Esas-2025/40 Karar sayılı kararında da tüketici mahkemesinin görevli olduğu kabul edilmiştir. Tüm bu nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzenine aykırılık yönünden kabulü ile, HMK'nun 353(1)-a.3 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının görevli mahkemenin tayini yönünden kaldırılmasına, HMK'nun 353(1)-a.3 maddesinin hükmü özel düzenleme içerdiğinden HMK'nın 360. maddesinin atfı ile HMK'nın 20. maddesi hükmü uygulanmaksızın ve talebe bağlı olmaksızın dosyanın görevli Ankara Tüketici Mahkemesine tevzi edilmek üzere Ankara Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna gönderilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19/04/2024 tarih ve 2022/736 Esas 2024/270 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-HMK'nın 353(1)-a.3 maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için dosyanın görevli ve yetkili Ankara Tüketici Mahkemesine tevzi edilmek üzere Ankara Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna gönderilmesine, 3-Bir karar örneğinin bilgi ve UYAP üzerinden dosyanın görevli mahkemesine aktarılması için Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, 4-Davalı ...'ndan peşin alınan (427,60+10.799,78) 11.227,38 TL istinaf karar ve ilam harcının talep halinde anılan davalıya iadesine, 5-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada dikkate alınmasına, 6-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığından davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353(1)-a.3 maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 11/09/2026
Başkan- ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi-...