Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1230 E. 2026/1566 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1230
Karar No
2026/1566
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1230 - 2026/1566 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/1230 KARAR NO : 2026/1566 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 27/03/2024 NUMARASI : 2023/215 E. - 2024/157 K.

DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü

Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 27/03/2024 Tarih ve 2023/215 Esas - 2024/157 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, davalı Şirketin 2021/148041 sayılı "..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince adına tescilli "..." markalarına dayalı olarak bu başvuruya yapılan itirazın, davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa müvekkilinin mesnet markaları ile davaya konu markanın ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, kapsadığı mal ve hizmetlerin de aynı ve benzer bulunduğunu, müvekkilinin ticaret unvanının 11.03.1994 tarihinde tescil edildiğini, "..." ibaresinin yalnızca müvekkilinin seri markalarının hakim ve ayırt edici unsuru değil aynı zamanda tescilli ticaret unvanının da hakim unsuru olduğunu, davalı marka başvurusu ile müvekkiline ait markalar arasında iltibas tehlikesi bulunduğunu, müvekkili markalarının tanınmış olduğunu, davalı şirketin kötü niyetli olarak başvuru yaptığını ileri sürerek, YİDK'in 2023-M-1906 sayılı kararının iptaline, davalı markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, markaların bütüncül olarak bıraktığı genel izlenim itibariyle başvuru markasının itiraza mesnet markalardan görsel, işitsel ve anlamsal olarak yeterli düzeyde ayırt edici niteliği haiz bulunduğunu, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, dava konusu başvuru markasının, davacının ticaret unvanının aynısı ya da benzeri olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Diğer davalı, davaya cevap vermemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu marka başvurusunun esas unsurunun "..." ibaresi olduğu, davaya konu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler dikkate alındığında ve "..." ibaresinin üstünde yer alan "..." logosunun varlığı tahtında, bir kısım tüketici kesiminin "-..." ibaresini, "..." kelimesinin kısaltması olarak algılayabileceği, bu durumda söz konusu sözcüğün kimsenin tekeline verilemeyecek ve markasal ayırt ediciliği bulunmayan bir ibare olduğu, başvuru markasının esas unsurunun "..." olarak da algılanabileceği, davacıya ait olup dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile aynı ya da benzer emtialar içeren davacı markasının "..." ibaresinden oluştuğu, "..." sözcüğünün de kimsenin tekeline verilemeyecek ve markasal ayırt ediciliği bulunmayan bir ibare olduğu, mesnet markanın esas unsurunun "..." sözcüğü olduğu, "..." ibaresinin "1.Yunan alfabesinin dördüncü harfi. 2. Bir ırmağın çatallanarak denize veya göle kavuştuğu yerde oluşan üçgen biçimli ova; çatal ağız." gibi anlamlarının bulunduğu, "..." ibaresinin ise bilinen bir anlamının bulunmadığı, anlamsız bir kelime olduğu, her ne kadar "..." ve "..." markaları arasında dört harf ortaklığından kaynaklı görsel ve işitsel benzerlik bulunsa da kavramsal olarak markaların oldukça farklı bulunduğu, başvuru markasının esas unsuru ister "...", isterse "..." olarak algılansın, ilgili tüketici kesiminin daha önce "..." markalı mal ve hizmetlerden faydalandığı varsayımında, daha sonra davaya konu "... ..." ibareli marka ile karşılaştığında, davaya konu mal ve hizmetlerden faydalanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, bu markayı davacıya ait önceki tarihli markadan farklı bir marka olarak algılayacağı, markalar arasında herhangi bir biçimde ilişki kurmayacağı, görsel ve duyusal algının nihayetinde kavramsal algının meydana gelmesinde araç oldukları, somut olayda olduğu gibi kavramsal olarak birbirlerinden oldukça farklı iki markanın, salt görsel ve işitsel olarak benzerlik taşıdıkları nazara alınarak markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesinin bulunduğunun söylenemeyeceği, davacı markalarının tanınmış olduğu iddiasının ispatlanamadığı, davacıya ait ticaret ünvanının ayırt edici unsurunun "..." ibaresi olduğu, davaya konu "... ..." ibareli marka ile "..." ibareli marka arasında iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzerlik bulunmadığı, davacının ticaret unvanını fiili olarak davaya konu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile aynı ya da benzer emtialar üzerinde fiili olarak kullandığını da ispatlayamadığı, dolayısıyla ticaret unvanından kaynaklı üstün hak sahipliği iddiasının yerinde görülmediği, davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, bunun haricinde davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemlerin yerinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun kendi içerisinde çelişkili olduğu gibi eksik incelemeye dayalı bu raporun, denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmadığını, dava konusu marka başvurusunun kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin, müvekkili markalarının kapsamlarında yer alan mal ve hizmetlerle aynı bulunduğunu, müvekkilinin mesnet markaları ile dava konusu markanın ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, müvekkilinin tescilli markalarını oluşturan ibareye yalnızca bir harf eklemek ya da markadan harf çıkartmak sureti ile markaya ayırt edicilik kazandırılamayacağını, buna göre SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca karıştırılma tehlikesinin doğduğunu, müvekkili ticaret unvanının en belirgin kısmı olan "..." ibaresinin, aynı şekilde birebir davalı markasında kullanılmasının ilgili Kanun maddesine aykırılık teşkil ettiğini, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, buna göre "..." ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." asıl unsurlu markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı, özellikle kavramsal olarak ve tertip tarzı itibariyle dava konusu başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı,Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve 2014/11 E., 2016/778 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi iltibas değerlendirmesi, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümleneceğinden, davacı vekilinin bilirkişi raporuna ilişkin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, söz konusu işaretler arasında benzerlik görülmediğinden davacının ticaret unvanına dayalı itirazlarının da yerinde bulunmadığı, dava konusu başvurunun kötü niyetli yapıldığının ispat edilemediği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 427,60-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 304,40-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 17/09/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/09/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1230, K. 2026/1566, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1230-e-2026-1566-k-43754bf481d4