Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1201 E. 2026/1532 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1201
Karar No
2026/1532
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1201 - 2026/1532 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/1201 KARAR NO : 2026/1532 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 21/12/2023 NUMARASI : 2022/209 E. - 2023/252 K.

DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü

Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 21/12/2023 Tarih ve 2022/209 Esas - 2023/252 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, davalının başvuru konusu yaptığı markanın müvekkilinin markası ile aynı kelime unsurlarından oluştuğunu, müvekkilinin markasının görsel kullanım yönüyle davalı markası ile aynı renk skalasında bulunduğunu, kıyasa konu markaların kullanıldığı ürün grubunun, basit tüketim ürünleri arasında yer alan mallara ilişkin olup tüketici kitlesi düşük-ortalama düzeyde bilince sahip olduğunu, müvekkili adına tescilli markaları oluşturan kelime unsurlarının "..." ve "..." ibareleri olduğunu, davalı adına tescilli markanın da aynı kelime unsurlarından oluştuğunu, davalının müvekkilinin tanınırlık ve ticari itibarından haksız suretle yararlandığını, tanınırlığından yararlanmak isteyen davalı yan markasının tüm emtia yönünden terkini gerektiğini ileri sürerek, ... Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun 2022-M-4405 sayılı kararının iptali ile 2020/129809 başvuru numaralı markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ..., markaların karıştırılma ihtimalinin olmadığını, bütüncül izleniminin farklı olduğunu, bu sebeple davacının tanınmış marka olmasının anlam ihtiva etmeyeceğini, “...”, “...” ve “...” gibi genel nitelikte ve birçok tescilli markada mevcut olan ibareler üzerinde tekel hakkının sağlanamayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalının başvurusunda yer alan 30. sınıf; “Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler. Makarnalar, mantılar, erişteler. Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar: Ekmek, simit, poğaça, pide, sandviç, katmer, börek, yaş pasta, baklava, kadayıf, şerbetli tatlılar, puding, muhallebi, kazandibi, sütlaç, keşkül. Bal, arı sütü, propolis. Yiyecekler için çeşni/lezzet vericiler, vanilya, baharatlar, domates sosları dahil olmak üzere soslar. Mayalar, kabartma tozları. Her türlü un, irmikler, nişastalar. Toz şeker, kesme şeker, pudra şekeri. Çaylar, buzlu çaylar. Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler. Sakızlar. Dondurmalar, yenilebilir buzlar. Tuz. Hububattan (tahıl) imal edilmiş çerezler, patlamış mısır, yulaf ezmeleri, mısır cipsleri, kahvaltılık hububat ürünleri, işlemden geçirilmiş buğday, arpa, yulaf, çavdar, pirinç. Pekmez” malları ve 35. Sınıfta yer alan tüm hizmetlerin davacının redde mesnet gösterilen 2011 109307, 2012 111484, 2018 95420, 2018 95423, 2018 97743, ve 2019 22063 tescil numaralı markaları ile aynı ve aynı tür olduğu, davacının 30. sınıfta tescilli 2006 07435, 2008 44375, 2017 36057, tescil numaralı markaları ve yine 30. Sınıfta “Kahve, salep, kakao.” Mallarında tescilli 130377, “kahve, sahlep, kakao, çay” emtiasında tescilli 145700, 146051, 146050, 153998, 153944, 153957, 158409, 158405, 161492 numaralı markaları ile davalının 30. Sınıf mallarından “Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler, Çaylar, buzlu çaylar” mallarının aynı, aynı tür olduğu, davacının 43. sınıfta tescilli; 2008 19966, 2011 109307, 2018 95423, 2018 97743, ve 2019 22063 tescil numaralı markaları ile davalının 43. Sınıf “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri” hizmetlerinin aynı ve aynı tür olduğu, SMK'nın 6/1. maddesi yönünden tescil engellerinde aranan şartlardan birinin belirtili emtia yönünden gerçekleştiği, davalının markasının "... ... ... ..." şeklinde olduğu, markadaki baskın unsurun “... ...” ibaresi olup “...” ibaresinin yapılan işi tanımladığı, davacının markalarının ise, ... ..., ... ... ..., ... ..., ... ... gibi marka işaretlerinden oluştuğu, davacı markalarında baskın unsurun “... ...” ibaresi olduğu, davalı markasında yer alan ... isimlerinin Türkiye’de sıklıkla kullanılan ve anlamı bilinen bir erkek ismi olup, ortalama tüketici nezdinde davacının mesnet gösterdiği ... isminden tamamen farklı algıya yol açacağı, taraf markalarında yer alan “...” ibaresi sektörde ürün çeşidini ifade etmekte olup markalar arasında ortalama alıcılar ve tüketiciler nezdinde birbiri ile iltibas yaratma, aynı ticari işletme veya gruba ait birbiri ile bağlantılı markalar olarak algılanma ihtimali bulunmadığı, bu durumun “...” ibaresi için de geçerli olup özellikle gıda sektöründe sıkça kullanılan ayırt ediciliği düşük, zayıf bir ibare olduğu, dolayısıyla tüketici konumundaki halk bu iki isim arasındaki farkı kolaylıkla algılayabilecek ve her iki markanın anlamını bilebilecek dikkate sahip olduğu, bu halde, taraf marka ve işaretleri arasında ortalama tüketici nezdinde bıraktıkları genel izlenim itibariyle karıştırılma ihtimali bulunmadığı, tüketicilerin markalarda yer alan şekil ve ek ibarelerle karşılarında iki farklı marka olduğunu kolaylıkla algılayacağı, taraf markaları kapsamında bir kısım mal ve hizmetler aynı, aynı tür ve benzer olmakla birlikte, marka işaretleri arasında benzerlik bulunmadığı, iltibas tehlikesinin bulunmaması halinde 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının uygulama alanı bulmayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, markaların bölünerek inceleme yapılmasının mümkün olmadığını, markaların benzerliği değerlendirilirken tüm unsurların birlikte değerlendirilerek markanın ayırt ediciliği ve özellikle ilgili sektördeki tanınmışlığının göz önünde bulundurulmasının gerektiğini, davalı yan adına tescil edilen "... ... ..." markasının, müvekkili adına tescilli markalar arasında iltibas meydana getirerek tüketiciler nezdinde karıştırılmaya neden olacağını, kararın emsallere aykırı olduğunu, müvekkilinin markaları tanınmış olup, davalının marka başvurusunun, müvekkilinin markalarından haksız olarak yararlanma amacını ihtiva ettiğini, davalının başvurusunin kötüniyetli olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE :1-Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, "... ... ..." ibareli marka başvurusu ile itiraza mesnet markalar arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunmadığı, zira davalının markasının baskın unsurunun “... ...” ibaresi olduğu, "..." ibaresinin yapılan işi tanımladığı, davacının markalarının baskın unsurunun da “... ...” ibaresi olduğu, “...” ibaresinin de özellikle gıda sektöründe sıkça kullanılan bir ibare olduğunun belirlendiği, bu kapsamda davalı markasında yer alan "..." ibaresi ile davacının mesnet gösterdiği "..." ibaresinin benzer olmayacağı, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makul düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar için ayırdığı satın alma süresi içinde, dava konusu marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden, karşı tarafın tescilli markasından farklı bir marka olduğunu algılayacağı, iltibas tehlikesinin bulunmaması halinde 6769 sayılı SMK'nın 6/5. maddesinin uygulama alanı bulmayacağı anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak, davacı tarafça, dava konusu başvurunun kötüniyetli olduğu da ileri sürülmüş olup, bu hususta ilk derece mahkemesince olumlu-olumsuz bir değerlendirme yapılmamıştır. SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Yargıtay HGK'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Kötü niyetin varlığı, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. Bu açıklamadan sonra somut olay değerlendirildiğinde, yukarıda 1 nolu bentte açıklandığı üzere, dava konusu marka ile davacı adına tescilli marka arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında bir benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı mahkemece isabetli şekilde belirlenmiş olup, davacı markası ile benzerlik taşımayan dava konusu markanın, kötü niyetli olduğundan söz etmek mümkün değildir. Bunun dışında, davalı markasının tescilinin kötüniyetli olduğuna dair başkaca bir husus iddia ve ispat edilemediğinden, davacının kötüniyet iddiası yerinde görülmemiştir. Diğer yandan, mahkemece, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira, harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda ve bu Kanun'a bağlı 1 sayılı Tarife'de gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesinde; "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". hükmü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun Mükerrer Madde 138/2. maddesinde de; "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". hükmü bulunmaktadır. Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harç olup, dava açılırken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı, nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşit olup, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise, davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı 1 sayılı Tarife'nin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiş olup, Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Ayrıca yargılama harçları kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, harçlar konusunda kazanılmış haktan söz edilemeyeceği ise tabiidir (Yargıtay 5. HD.'nin 22/01/1982 tarih ve 12534/240).

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 21/12/2023 gün ve 2022/209 Esas - 2023/252 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00.TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70.TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30.TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5-Davalı ... kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan ve istinafa gelen davacı aleyhine hüküm kurulamayacağından, ilk derece karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500,00.TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 7-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 9-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 427,60.TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 11/09/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/09/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1201, K. 2026/1532, T. 25.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1201-e-2026-1532-k-55943d75d508