Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1141 E. 2026/1266 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1141
Karar No
2026/1266
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1141 - 2026/1266 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/1141 KARAR NO : 2026/1266 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 26/04/2023 NUMARASI : 2022/322 E. - 2023/154 K.

DAVANIN KONUSU : Marka Tecavüz- Marka Hükümsüzlüğü

Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 26/04/2023 tarih ve 2022/322 E. - 2023/154 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin yoğun bir şekilde kullanarak, tanıttığı “...” markasının müvekkili şirket ile tamamen özdeşleşmiş olduğunu, davalı adına tescil edilen markanın, müvekkilinin 30 seneyi aşkın süredir tescilli markası olduğunu, davalının “...” ibaresini kullanması halinde tüketici nezdinde işletmesel köken anlamında bir bağlantı kurulma ihtimali olduğunu, görsel, fonetik, anlamsal, okunuş ve işitsel olarak ayniyet derecesinde benzer bulunuğunu, markaların kapsadığı mal/ hizmetlerin de benzer olduğunu, davalı adına “alia ...” ibaresinin kullanılması halinde tüketici nezdinde işletmesel köken anlamında bir bağlantı kurulma ihtimalinin yüksek bulunduğunu, müvekkilinin karkasının tanınan bir marka haline getirildiğini ileri sürerek, davalıya ait 2021/067112 sayılı markanın 29. ve 30. sınıflarda hükümsüzlüğü ile davalının müvekkiline ait markayı haksız kullandığının tespiti ile tecavüzün önlenmesine, sonuçların ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, davacının dava konusu markalarını, dayanak gösterdiği ve tescil ettirdiği emtia grubu, mal ve hizmetler bakımından, dava tarihinden önceki beş yıl süresince ciddi şekilde kullandığına ilişkin delil sunması ve bu hususu ispat etmesinin gerektiğini, davacıya ait 30. ve 32. sınıf mal ve hizmetler barındıran tüm markalar yönünden kullanmama def'inde bulunduklarını, davacıya ait 29. sınıf mal ve hizmetler barındıran tüm markalar yönünden de kullanmama def'inde bulunduklarını, markalar arasında benzerlik veya herhangi bir karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, müvekkiline ait “... ...” markası ile davacıya ait “...” ibareli markalar arasında herhangi bir görsel, biçimsel, anlamsal veya işitsel benzerlik bulunmadığını, mal ve hizmetler bakımından markalar arasında benzerlik bulunmadığını, davacı markasının tanınmış marka olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının redde gerekçe 2014 56351, 2015 46242 sayılı markaları haricinde kalan markaları bakımından kullanım ispatı talebinin değerlendirilmesi gerektiği, davacının dosya kapsamına sunduğu, sertifika belgeleri, işletme onay belgelerinin incelenmesi neticesinde, davacının “...” esas unsurlu markasını “işlenmiş et ürünleri” için kullanımının ispatlandığı, söz konusu malların dava konusu markanın kapsamındaki “Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri.” alt grubunda yer aldığı, öte yandan, davacının redde gerekçe markalarından 2014 56351, 2015 46242 sayılı markalarının kullanım ispatı talebine konu olmadığı, dava konusu 2021/067112 sayılı ve şekil unsurlu markanın kapsamındaki malları ile davacıya ait redde mesnet markaların kapsamındaki mallar incelendiğinde, davalıya ait dava konusu markanın kapsamında yer alan “Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri.” mallarının kullanım ispatı talebine konu ve “işlenmiş et ürünleri” malları bakımından kullanımının ispatlandığı, davacının redde gerekçe markalarından 89143, 80215, 2004 09203, 2005 10126, 2005 32974, 2005 32975, 2005 37180, 2006 12040, 2005 10714, 2007 38387, 2007 38388, 2007 38390, 2007 40968, 2007 51243, 2007 51257, 2011 26634 sayılı markalarının kapsamında aynı/aynı tür/benzer olarak yer aldığı, davalıya ait dava konusu markanın kapsamında yer alan mallarının davacının redde gerekçe markalarından 2014 56351, 2015 46242 sayılı markalarının kapsamında aynı/aynı tür/benzer olarak yer aldığı, taraf markaları arasında benzerliği tespit olunan 29. ve 30. Sınıflara giren mallarının yani gıda maddelerinin hitap ettiği nihai tüketici kitlesinin dikkat seviyesi açısından ortalama düzeyde olduğu, dava konusu marka ile davacı markasında yer alan “...” ibaresinin toplumda yaygın olarak bilinen ve kullanılan ayırt edici niteliği zayıf bir ibare olduğu, her ne kadar dava konusu marka ile davacı markalarında “...” ibaresi ortak olarak yer alsa da, dava konusu markanın tüketici tarafından bütüncül olarak isim tamlaması şeklinde algılanacağı, “...” ibaresinin ayırt edici niteliğinin zayıf olduğu, nitekim zayıf ibarelerin küçük eklemelerle ortalama tüketici nezdinde farklılaşabileceği, dava konusu markada yer alan “...” ibaresinin, tüketici tarafından bilinen bir kelime olmadığı, fantezi bir ibare olarak algılanacağı, ayrıca marka örneğinde ilk ibare olması nedeniyle tüketici tarafından görsel, işitsel ve kavramsal olarak algılanacak ilk ibare olacağı, dolayısıyla bu durumun işletmeler arasında bir farklılığa yol açacağı, “...” ibaresinin ayırt edici niteliği zayıf bir ibare olması nedeniyle küçük eklemelerle oluşturulacak yeni ibarenin farklılaşabileceği, somut uyuşmazlıkta da bu durumun gerçekleştiği hususları dikkate alındığında, dava konusu marka ile davacının redde gerekçe markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak karıştırılmaya yol açacak düzeyde bir benzerlik bulunmadığı, dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şartın dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olması olduğu, somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, davalı başvurusunun davacıya ait “...” ibareli markalarının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığına yönelik somut bir kanaat oluşmadığı, sonuç olarak davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı, dosya kapsamında sunulan belgelerin incelenmesi neticesinde, dosya kapsamında davalının kullanımlarına ilişkin herhangi bir belge sunulmadığı, dolayısıyla davacıya ait marka hakkına tecavüz edildiğine ilişkin iddianın ispat edilemediği gerekçesi ile hükümsüzlük ve tecavüz nedeniyle açılan davanın ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalının markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini, davalının "..." ibaresini kullanması halinde tüketici nezdinde işletmesel köken anlamında bir bağlantı kurulma ihtimali olduğunu, görsel, fonetik, anlamsal, okunuş ve işitsel olarak ayniyet derecesinde benzerlik bulunduğunu, markaların kapsadığı mal/ hizmetlerin de aynı/ benzer olduğunu, müvekkilinin markasının ayırtedici ve sektöründe tanınan bir marka haline getirildiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda çelişkiler bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : Dava, markaya tecavüz ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, "Şekil + ... ..." ibareli marka ile mesnet."..." esas unsurlu markalar arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunmadığı, zira “...” ibaresi markalarda ortak olarak yer alsa da, dava konusu markanın tüketici tarafından bütüncül olarak isim tamlaması şeklinde algılanacağı, diğer yandan “...” ibaresinin ayırt edici niteliğinin zayıf olduğu, küçük eklemelerle oluşturulacak yeni ibarenin farklılaşacağı, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makul düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve dava konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar için ayırdığı satın alma süresi içinde, dava konusu markayı gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden, karşı tarafın tescilli markasından farklı bir marka olduğunu algılayacağı, öte yandan SMK'nın 6/5. maddesindeki koşulların da bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 427,60-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 304,40-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 18/06/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 03/07/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1141, K. 2026/1266, T. 03.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1141-e-2026-1266-k-82e126dc50d6