Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/869 E. 2026/1497 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/869
Karar No
2026/1497
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/869 KARAR NO : 2026/1497

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 19/01/2023 NUMARASI : 2021/87 Esas 2023/31 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 18/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ :18/06/2026

İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/87 Esas ve 2023/31 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; aşağıda yer verilen maddi vakıalar ve olay örgüsü ile hukuki sebepler kapsamında detayları açıklanacağı üzere davalı .... Şti.'nin müvekkil şirket ile olan ticari ilişkisi gereği satın aldığı ürünlere ilişkin fatura bedellerini ödememesi nedeniyle davalı hakkında 20/08/2020 tarihinde İzmir 13. İcra Müdürlüğü'nün 2020/6714 E. Sayılı dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalı başlatılan ilamsız icra takibine konu edilen borca 29/08/2020 tarihli dilekçesi ile itiraz ettiğinden İcra Müdürlüğü tarafından 31/08/2020 tarihinde takibin durdurulmasına karar verildiğini, davalı tarafın başlatılan icra takibine haksız olarak itiraz etmesi nedeniyle, haksız itirazın iptali ve takibin devamı ile alacağın likit olması ve davalı tarafın kötüniyetli olması nedeniyle İİK m. 67/2 uyarınca alacağın %20'sinden aşağı olmayacak şekilde icra inkar tazminatı ödemesine karar verilmesi için işbu davayı açma gereği hasıl olduğunu, ... .... A.Ş. ile davalı arasındaki ticari ilişki gereği müvekkili şirket tarafından davalıya mal satışı yapılmış ve söz konusu mallar ekte yer alan sevk irsaliyeleri ve kargo takip formları uyarınca davalı şirkete teslim edildiğini, ayrıca söz konusu satılan mallara ilişkin olarak; SERİ A 017465 SIRA NOLU 07/08/2017 tarihli 22.864,68-TL miktarlı EAA2020000000228 no.lu 05/03/2020 tarihli 76.579,55-TL miktarlı faturalar düzenlenerek davalıya gönderildiğini ve toplam 99.444,23-TL alacağın cari hesap ilişkisine eklendiğini, davalı şirket söz konusu borcuna ilişkin 18/03/2020 tarihinde müvekkili şirket hesabına 5.000,00-TL ödeme yapıldığını, davalı taraf 5.000,00-TL kısmi ödeme yapmış olmasına rağmen kalan borcunu ödemediği için söz konusu faturaların ve cari hesap ilişkisi dayanak gösterilerek hakkında 20/08/2020 tarihinde İzmir 13. İcra Müdürlüğü'nün 2020/6714 E. Sayılı dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığını, ancak davalı tarafın yaptığı 5.000,00-TL ödemeye ilişkin dekontta açıkça takibe konu faturaya atıfta bulunup yapılan ödemenin bu faturaya ilişkin olduğu ve fatura bakiye borcunun 17.864,68-TL olduğunu kabul etmesine rağmen haksız ve kötüniyetli bir şekilde gönderilen ödeme icra emrine itiraz etmiş ve takibinin durduğunu, yer verilen olay örgüsü ve maddi vakıalar gereği davalı şirketin, ticari ilişki gereği akdedilen satım sözleşmesi uyarınca satın aldığı ve kendisine gönderilen mallara ilişkin kesilen faturada yer alan bedeli müvekkil şirkete ödeme borcu altında olduğunu, nitekim davalı şirket bu borcuna ilişkin 5.000-TL'lik kısmi ödeme yapmış olmasına rağmen bakiye borcunu ödemediğini, bu durumda davalı EFT dekontunda açıkça kabul ettiği borcunu ödememiş durumda olduğunu, ileri sürdükleri yasal hukuki deliller kapsamında yapılacak bilirkişi incelemesi ve tespitler sonrasında da işbu davanın haklılığının sabit olacağını, bu nedenle likit alacak nedeniyle davalının hakkında başlatılan icra takibine yaptığı itirazın da haksız ve açıkça kötüniyetli olduğunu, bu nedenlerle fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla; davalının İzmir 13. İcra Müdürlüğü'nün 2020/6714 E. Sayılı icra takibine yaptığı haksız itirazının iptaline ve takibin devamına, alacağın likit ve itirazın açıkça kötüniyetli olması nedeniyle %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan alınarak müvekkile ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın haksız ve kötü niyetli olduğunu, davacı şirketin de alınan mallara ilişkin ödemelerin yapıldığını gayet iyi bildiğini, müvekkili şirket, .... ile yıllarca çalışmış, onun gerek şahsı ile gerek kurucusu-çalışanı olduğu şirketler ile iş yaptığını, ...A.Ş. (DAVACI) ....'nın sahibi ve tek imza yetkilisi olduğu tek ortaklı bir şirket olarak işletilmekte iken bu şirket ile alışverişler yapıldığını, bu şirketten çeşitli alımlar olmakla birlikte tarafımızca alınan malların bedellerinin de ödendiğini, banka kanalı ile yapılan ödemelerin 10.000,00 TL. - 01.02.2018 tarihinde müvekkil şirketin .... Bankası hesabından TR.... İban numaralı ... hesabına "CİHAZ VE TEST KARŞILIĞI" açıklaması ile gönderildiğini; 5.000,00 TL. - 02.02.2018 tarihinde müvekkil şirketin ... Bankası hesabından TR... İban numaralı ... hesabına "CİHAZ VE TEST KARŞILIĞI" açıklaması ile gönderildiğini; 5.000,00 TL. - 19.03.2018 tarihinde müvekkil şirketin ... Bankası hesabından TR... İban numaralı ... hesabına "CİHAZ VE TEST KARŞILIĞI" açıklaması ile gönderildiğini; 2.864,68 TL. - 13.06.2018 tarihinde müvekkil şirketin ... Bankası hesabından TR.... İban numaralı ... hesabına "CİHAZ VE TEST KARŞILIĞI" açıklaması ile gönderildiğini; 15.000,00 TL. - 01.02.2019 tarihinde müvekkil şirketin ... Bankası hesabındanTR.... İban numaralı ....A.Ş. Hesabına "EMANET OLARAK" açıklaması ile gönderildiğini, bu ödemenin bu şekilde gönderilme sebebinin de henüz hesap görülmemiş olması sebebi ile belki de alacaklı çıkacak olma ihtimalleri olduğunu, elden yapılan ödemelerin 17.11.2015 5.000,00 TL. ...'ya İmza karşılığı elden ödendiğini; 09.03.2016 10.000,00 TL. ...'ya İmza karşılığı elden ödendiğini; 07/10/2017 10.000,00 TL. ...'ya İmza karşılığı elden ödendiğini; 19/02/2018 5.000,00 TL. ...'ya İmza karşılığı elden ödendiğini; yukarıda yapılan ödemelerin dışında müvekkili şirketçe ...'ya çeşitli tıbbi cihazlar da verilmiş olup bunların da müvekkili ile ... arasında yapılan hesaplaşmada dikkate alındığını davacı şirket ile alışveriş yapılan dönemde şirketin tek imza yetkilisi ... olduğunu, bu bağlamda ödemelerin ... hesabına yapıldığını, şirket cari hesap kayıtlarında eksik ödeme var ise de bu durumdan müvekkilinin sorumlu tutmasının mümkün olmadığını, yukarıda açıklananlar bir tarafa müvekkili şirkete gönderilen malların gönderildiği tarihlerin belli olduğunu, bir malın gönderilip de faturasının aradan 2 yıldan daha fazla bir süre geçtikten sonra düzenlenmesinin hayatın olağan akışına-ticaret hayatının işleyişine uygun olmadığını, bu noktada sorunun ...'nın şirket hisselerini devretmiş olması olduğunu, Davacı şirketin yeni sahipleri ile müvekkili şirketin iş yaptığı dönemdeki imza yetkilisi ... arasındaki sorunların, şirket müşterisi olarak taraflarına da yansıdığını, anlaşmazlığın temel sebebinin bu olduğunu, bu nedenlerle davanın reddi ile kötü niyeti sabit davacının takip konusu alacağın % 20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini talep etmiştir. DELİLLER: İzmir 13. İcra Müdürlüğü'nün 2020/6714 esas sayılı dosyası, ticari defter ve kayıtlar, bilirkişi raporu delil olarak değerlendirilmiştir. Mahkememizce yazılan talimat sonucunda Balıkesir 3. AHM'nin 2021/48 Tal. Sayılı dosyasından alınan raporun sonuç kısmına göre; "...1- Kanunen açılış ve kapanış tasdikine tabi olan davalının 2017-2018-2019 ve 2020 yıllarına ait defterlerinin noter açılış ve kapanış tasdiklerinin yasal süresinde ve usulüne uygun olarak yaptırıldığı tespit edilmiştir. Ancak, defterler üzerinde bulunan kayıtlar belgelerini teyit etmediğinden, davalının 2017-2018-2019 ve 2020 yıllarına ait yasal defterlerinin usulüne uygun olarak tutulmadığı, dolayısı ile sahibi lehine kesin delil vasıflarını taşımadığı tespit ve kanaatine varılmıştır. Ancak, hukuki nitelikli bu görüş ve kanaatimin değerlendirmesi ve takdiri mahkemeye bırakılmıştır. 2- Takip ve dava konusu fatura içeriklerinde gösterilen malların davalıya satılıp teslim edildiği tespit kanaatine varılmıştır. 3- Davacının takip ve dava konusu yaptığı, 05/03/2020 tarih EAA2020000000228 nolu 76.579,55 TL bedelli faturanfî davalı defterlerine işlenmediği tespit edilmiştir. 4- Detayları yukarıda değerlendirme ve hesaplamalar kısmı 4'üncü maddede belirtildiği gibi, defterler üzerindeki mevcut kayıtlardan ve dosyaya sunulan takip konusu fatura ile davalının ödeme belgelerinden tespit edilenlerden, davalının takip tarihi (21/08/2020) itibariyle davacı şirkete toplam 33.714,87 TL baorçlu, davacı şirketin ise bu miktar kadar davalıdan alacaklı durumda bulunduğu tespit ve hesap edilmiştir. Ancak, bu hesaplama şeklinin ve hesaplama sonucunda bulunan borç ve alacak miktarının değerlendirmesi ve takdiri tamamen mahkemeye bırakılmıştır..." şeklinde rapor sunulduğu görülmüştür. Mahkememizce aldırılan 06/04/2022 tarihli raporun sonuç kısmına göre; "...V-NETİCE VE KANAAT -Sayın Mahkemenin ara kararı gereğince davacının yasal defter ve dayanağı belgelerinde yapılan incelemeler ile dosya kapsamında yapılan incelemelerde; -Davacı ile Davalı taraflar arasında ticari bir ilişkinin mevcut olduğu, -Davacı ve Davalı taraf arasında imzalanmış olan Ticari Bir sözleşmenin dava dosyası içeriğinde bulunmadığı, -Davacı ....A.Ş.'nin 2018-2019-2020-2021 yılı Yasal Defterlerinin Lehine Delil Teşkil edebilecek vaziyette olduğu, -Davalı ....ŞTİ.'nin 2018-2019-2020 yılı yasal defterlerinin Lehine Delil Teşkil edemeyecek vaziyette olduğuna dair tespitte bulunulmuş olduğu, -İzmir 13. İcra Müdürlüğü 2020/6714 Esas Sayılı takip dosyası ile, Alacaklı/Davacı....A.Ş. firması tarafından Borçlu/Davalı .....ŞTİ. firmasına karşı 21.08.2020 tarihli (örnek 7) ödeme emri ile, 94.444,00.- TL asıl alacağa istinaden (İcra Takip tarihine kadar gecikme faizi talep edilmeden) takip tarihinden itibaren alacağın tahsili tarihine kadar işleyecek % 9,00 oranında Yasal Faizi ile birlikte ilamsız takip yoluyla takipte bulunulduğu, Borçlu vekili tarafından 29.08.2020 tarihinde icra dairesine verilen itiraz dilekçesi ile; BORCA, FAİZE, TÜM TAKİBE VE FERİLERE DE AÇIKÇA İTİRAZ ediyoruz şeklindeki beyanına istinaden, 31.08.2020 tarihli icra takibinin durdurulmasına ilişkin kararın taraflara tebliğ edilmiş olduğu görülmüştür. İcra Takip Dosyasındaki Alacak Bedelinin; “05/03/2020 TARİHLİ EAA2020000000228 NO.LU 76.579,55-TL BEDELLİ VE 07/08/2017 TARİHLİ SERİ A 017465 SIRA NO.LU 22.864,68-TL BEDELLİ FATURALARDAN OLUŞAN CARİ HESAP ALACAĞI 94.444,00 TL” açıklamasına dayandırılmış olduğu görülmüştür. 1- 07/08/2017 tarih A-017465 seri ve sıra nolu 22.864,68 TL bedelli, ve, 2- 05/03/2020 tarih EAA2020000000228 nolu 76.579,55 TL bedelli 2 adet 99,444,23.-TL Toplam Tutarlı satış faturaları ve içeriğinde yazılı olan malların Davacı ....AŞ. tarafından Davalı ....ŞTİ. firmasına teslim edilmiş olduğu görüş ve kanaatine varılabileceği, -....bankası tarafından 24.04.2021 ve 06.01.2022 tarihinde beyan yazılarının ekinde dava konusuna esas olarak davalı....şti. Firması adına talep edilen 5 adet ödeme belgesi üzerinden yapılan yukarıdaki tespitlere göre, Davalı ....ŞTİ. Firması tarafından Davacı .....A.Ş. firmasına banka aracılığı ile 37.864,68.-TL tutarında ödeme yapılmış olduğu görüş ve kanaatine varılabileceği, Davalı .... tarafından davaya cevap dilekçesinin ekinde sunmuş olduğu Elden Ödeme Makbuzlarının incelemesine göre Davacı .....A.Ş. firmasının temsilcisi ...'ya 4 adet imza karşılığı makbuz ile; Davalı .....ŞTİ. Firması tarafından Davacı ....A.Ş. firmasına elden makbuz karşılığı 30.000,00.-TL ödeme yapılmış olduğu görüş ve kanaatine varılabileceği, Bu Minvalde Yukarıda yapılan tespitlere istinaden Davacı ...A.Ş. firmasının Davalı .. . .ŞTİ. firmasından 21.08.2020 icra takip tarihi itibari ile (99.444,23 - 37.864,68 - 30.000,00 -) 31.579,55.-TL tutarında alacaklı olduğu görüş ve kanaatine varılabilecek olup nihai takdir sayın mahkemenindir.." şeklinde rapor sunulduğu görülmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; 1-Dava İİK 67.maddesi uyarınca açılmış itirazın iptali davasıdır. 2-Davacı vekili dava dilekçesinde davalı şirketin ticari ilişki nedeniyle aldığı ürünlerin bedelini ödemediğini, davalı şirketin aldığı ürünler için 07/08/2017 tarihli 22.864,68-TL tutarlı ve 05/03/2020 tarihli 76.579,55-TL tutarlı olmak üzere toplam 99.444,23-TL miktarlı ürün teslimi yapıldığını, buna karşılık davalı tarafça yalnızca 18/03/2020 tarihli 5.000,00-TL tutarlı EFT ile kısmi ödeme yaptığını, dekont açıklamasında "22.864,68-TL tutarlı faturadan düşülmesi, ve kalan 17.864,68-TL" EFT açıklaması girildiğini, bu şekilde davalının bakiye borç miktarını kabul ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamını, davacı lehine %20 oranında inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. 3-Davalı vekili cevap dilekçesinde davanın haksız ve kötü niyetli olarak açıldığını, davalı şirketin davacı şirketle ticari ilişki yürüttüğü dönemde davacı şirketin yetkilisi ve ortağının ... olduğunu, ...'nın şahsi İBAN hesabına ve elden nakit olarak yapılan ödemelerle alınan ürün bedellerinin ödendiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. 4-Kural olarak alacaklı, alacağın kaynağını oluşturan fatura içeriğinde yer alan mal veya hizmetin davalı borçluya verildiğini ispat külfeti altındadır. Alacaklı bu husustaki ispatı imzalı fatura veya sevk irsaliyesi ile sağlayabileceği gibi mal veya hizmetin borçluya verildiğini ispat eden diğer yazılı, görsel delillerle ispat edebilebilir. Yine kendi ticari defterlerinde lehine olan kayıtların davalı ticari defterleri ile doğrulanması veya davalının ticari defterlerini ibraz etmemiş olması halinde de alacağın varlığı ispat olunabilir. Zira Yargıtay'ın artık istikrar kazanmış uygulamasına göre bir tacirin ticari defterlerine bir faturayı kaydetmiş olması, fatura içeriği mal veya hizmetin kendisine sağlandığının ispatı olarak kabul edilmektedir. 6-Somut olayda mahkememizce davacı ve davalıya ait ticari defter ve kayıtlar ayrı ayrı incelenmiş, davacıya ait ticari defter ve kayıtların incelenmesinde dava konusu 2 adet faturanın davacı ticari defterlerine kayıtlı olduğu, davacı şirketin kayıtlarına göre 5.000,00-TL tutarlı ödeme yapıldığı, bakiya alacak miktarının 94.444,23-TL alacak bakiyesi bulunduğu, yalnızca 5.000,00-TL tutarlı EFT ödemesinin davacı ticari defterlerinde yer aldığı, davalının diğer ödemeye yönelik savunmalarına ilişkin ticari defter ve kayıtlarda bir kayıt yer almadığı görülmüştür. Davalıya ait ticari defterlerin incelenmesinde dava konusu faturalardan yalnızca 22.864,68-TL tutarlı faturanın kayıtlı olduğu, 76.579,55-TL tutarlı faturanın davalı ticari defterlerinde kayıt altına alınmadığı görülmüştür. Davalı cevap dilekçesinde; 01/02/2018 tarihinde EFT ile ... hesabına 10.000,00-TL, 02/02/2018 tarihinde EFT ile ... hesabına 5.000,00-TL, 19/03/2018 tarihinde EFT ile ... hesabına 5.000,00-TL, 13/06/2018 tarihinde EFT ile ... hesabına 2.864,68-TL, 01/02/2019 tarihinde EFT ile davacı şirket hesabına 15.000,00-TL, 17/11/2015 tarihinde ...'ya elden 5.000,00-TL, 09/03/2016 tarihinde ...'ya elden 10.000,00-TL, 07/10/2017 tarihinde ...'ya elden 10.000,00-TL, 19/02/2018 tarihinde ...'ya elden 5.000,00-TL, Olmak üzere toplam 67.864,68-TL ödeme yaptığını savunmuştur. 7-Yukarıda da açıklandığı üzere, öncelikle fatura içeriği ürünlerin davalı borçluya teslim edildiğinin ispat külfeti davacı üzerinde olup, davalı şirket tarafından fatura içeriklerinin ödendiğine yönelik savunma kapsamına göre fatura içeriğinin teslim edildiğine yönelik bir itiraz bulunmadığı, bunun yanında davalı tanığı ...'nın da beyanında fatura içeriği malların fatura düzenlenmeksizin davacıya teslim edildiğini beyan ettiği, kural olarak mal teslim olgusu tanıkla ispat edilemez ise de davalının kendi delili olan tanığının mal teslimine yönelik beyanları ve davacı vekilince dosyaya sunulan kargo gönderi kayıtlarının incelenmesinde fatura ve sevk irsaliyesi içeriğini oluşturan toplam 76.579,55-TL tutarlı fatura içeriği ürünün davalıya teslim edildiğinin ispat edildiği, 22.864,68-TL tutarlı fatura yönünden ise zaten davalı ticari defterlerinde bu faturanın kayıtlı olması nedeniyle ihtilaf bulunmadığı, bu haliyle davacının davalıya toplam 99.444,23-TL tutarlı ürün teslimatı yaptığı kabul edilmiştir. Davalı tarafça mal teslim tarihlerinden çok geç şekilde fatura düzenlenmiş olmasının olağan hayat akışına uygun olmadığı, ticari ilişkinin sona ermesinden uzun bir süre sonra 76.579,55-TL tutarlı faturanın düzenlendiğini, bu hususun fatura içeriği ürünlerin ücretinin ödendiğini gösterdiği savunulmuş ise de davalı tanığı olarak dinlenen davacı şirketin önceki yetkilisi ...'nın beyanına göre davalı şirkete yapılan satışların fatura düzenlenmeksizin yapıldığı, yine bu şekilde yapılan satışların davacı tanığı tarafından da doğrulandığı dikkate alındığında satışı önceden gerçekleştirilen ve şirket kayıtlarına işlenmediği anlaşılan ürün satışlarının toplu olarak sonraki bir tarihte faturalandırılmasının alacak zamanaşımına uğramadığı müddetçe takipte bulunulmasına engel olmayacağı değerlendirilmiştir. 8-Davalı tarafça cevap dilekçesi ve aşamalarda davacı şirketin önceki yetkilisi ve ortağı olan ...'nın şahsi banka hesabına ve elden yapılan ödemelerin bulunduğu ileri sürülmüştür. Davacı ticari defterlerinde davalı şirket tarafından yapılmış ödemelerden yalnızca 18/03/2020 tarihli 5.000,00-TL bedelli olan kayıtlı olup, diğer ödemelerin kayıtlı bulunmadığı görülmüştür. Davalı tarafça, davacı şirketin önceki yetkilisi ...'ya yapılan ödemeler davacı şirketin kabulünde olmayıp şirket ticari defterlerine de işlenmediği görülmüştür. Kural olarak ödemelerin ticari ilişkinin tarafı olan şirkete yapılması gerekmekte ise de ticari hayat içerisinde borca istinaden şirket yetkilisinin hesabına yapılmış ödemelerin de şirket açısından bağlayıcı olacağı değerlendirilmiştir. Ancak bu hususta elden yapılan ödemelerin niteliği itibariyle her zaman düzenlenebilecek adi senet oldukları dikkate alındığında davalının yalnızca banka vasıtasıyla yaptığı ödemelerin geçerli kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Zira elden yapıldığı ileri sürülen ödeme kayıtlarının delili olarak gösterilen makbuzlar davacı ticari defterlerine işlenmemiş olup, davacı şirketin önceki yetkili tarafından her zaman düzenlenebilecek belgelerle sınırsız şekilde borç altına sokulabileceği ihtimali düşünüldüğünde, bu şekilde ibraz edilen belgelerin şirket açısından bağlayıcı olabilmesi için ödemenin yapıldığı dönemde ticari defterlere işlenmiş olması gerektiği değerlendirilmiştir. Davalı tarafça davacı şirketin önceki yetkilisi olan ... hesabına EFT yoluyla gönderilen ödemeler konusunda ise, ödeme kayıtlarında açıkça "cihaz ve test karşılığı" şeklinde açıklamalarla ödendiği, davalı şirketin önceki yetkilisine yapıldığı sabit olan ödemelerin şirket yetkilisi tarafından ticari defterlere işlenmemiş olmasının ve şirket kayıtlarına girmemesinin davalı aleyhinde yorumlanamayacağı, zira banka kanalıyla yapılan ödemenin her zaman düzenlenebilecek nitelikte belgeler olmadığı ve iyi niyetli olarak borca istinaden yapılan ödemelerin geçerli kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler doğrultusunda davalı tarafça banka kanalıyla yapılan; 18/03/2020 tarihli 5.000,00-TL 01/02/2019 tarihli 15.000,00-TL 13/06/2018 tarihli 2.864,68-TL 19/03/2018 tarihli 5.000,00-TL 01/02/2018 tarihli 10.000,00-TL 02/02/2018 tarihli 5.000,00-TL, Olmak üzere toplam 42.864,68-TL ödeme geçerli kabul edildiğinde, toplam fatura bedeli olan 99.444,23-TL'den mahsubu ile bakiye alacak miktarının 56.579,55-TL olacağı kabul edilmiştir. Her ne kadar bakiye alacak miktarı 56.579,55-TL olarak tespit edilmiş ise de kısa kararda hesap hatası yapılarak alacak miktarının 500,00-TL fazla belirlendiği, bu husustaki hatanın kanun yolu aşamasında giderilebileceği değerlendirilmiştir. 9-Davacı tarafça icra inkar tazminatı, davalı tarafça kötü niyet tazminatı talebinde bulunulmuş ise de, davalının savunmaları ve sunulan belgeler dikkate alındığında davalının sorumlu olduğu bakiye borç miktarının tespitinin yargılamayı gerektirdiği değerlendirildiğinden inkar tazminatına ve kötü niyet tazminatına hükmedilmemiştir." gerekçesi ile, DAVANIN KISMEN KABULÜ İLE, davalının İzmir 13.İcra Dairesi'nin 2020/6714 Esas sayılı takip dosyasına itirazının 57.079,55-TL yönünden iptali ile takibin bu miktardaki asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, fazlasına dair istemin reddine, alacağın likit nitelikte olmadığı değerlendirildiğinden icra inkar tazminatı ve kötü niyet tazminatı taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, gerekçeli kararın değerlendirme kısmında "her ne kadar bakiye alacak miktarı 56.579,55.TL. olarak tespit edilmişse de kısa kararda hesap hatası yapılarak alacak miktarının 500,00 TL. fazla belirlediği, bu husustaki hatanın kanun yolu aşamasında giderilebileceği değerlendirildiğinden bu aykırılığın giderilmesi gerektiğini, davacının da davalının da tacir olduğu ticari ilişkide; davalının borcunu borçlu olduğu ve aktif olarak kullandığı şirket hesabı yerine, şirketin eski yetkilisi ...'ya ödemesinin makul ve kabul edilebilir bir durum olmadığını, zira vergisel inceleme ve denetim açısından şirketin banka hesabından çıkışı yapılan ödemelerin yasal zemine oturması gerektiğini, her zaman müvekkili şirketin banka hesabına yatırılan ödemenin bir başka seferde ...'nın şahıs hesabına yatırılmasının makul olmadığını, banka kanalı ile bu şahsa yapılan ödemelerin içeriğine "cihaz ve test karşılığı" yazıldığını ancak hiçbir makul açıklamaya yer verilmediğini yani ayırıcı olarak hangi cihazın ne testinin olduğuna dair hiçbir açıklamanın bulunmadığını, icra inkar tazminatına hükmedilmemesinin hatalı olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı şirketin tek yetkilisi olan şirketin sahibine elden iyiniyetle ödeme yapan ve bu ödemelerin belgesini de alan müvekkilinin bu ödemelerinin dikkate alınmamasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, elden yapılan ödemelerle ilgili olarak ...-... yazılı ve imzalı belge şirket yetkilisi olarak verildiğini, ...'nın şahsı ile ilgili olarak alınmadığını, bilirkişi raporuna itirazda gönderdikleri 14 adet konsinye satışı ilişkin sevk irsaliyelerinden 019369 nolu irsaliyedeki iadelerin hiç dikkate alınmamasının haksız olduğunu, konsinye olarak satıdığı irsaliyede uazılı olan mallar için satıştan 2 yıldan fazla bir süre geçtikten sonra fatura keserek olmayan alacağı isteyen davacının talebinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, mahkemece gerekçesi belirtilmeksizin 2 bilirkişi raporuna aykırı şekilde karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, fatura alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 294. ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK'nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında da değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır. 6100 sayılı HMK 297. maddesi (1086 sayılı HUMK. m. 388) uyarınca mahkeme kararında, iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde, hüküm sonucu kısmında da, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Aynı Kanunun 389. maddesinde de “Verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmıyacak surette gayet sarih ve açık yazılmalıdır” hükmüne yer verilmiştir (6100 sayılı HMK m. 297 ve 298). Belirtilen madde hükümlerine göre, hakim gerekçeye uygun karar vermek zorunda olup gerekçe ile hüküm birbirine uygun olmalıdır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır. Bu kural yargıda açıklık ve netlik prensibinin bir gereğidir. Yine Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrası hükmü de mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini düzenlemektedir. Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur. Ayrıca, karar aleyhine yasa yollarına başvurulduğunda kanun yolu incelemesi sırasında gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı denetlenebilir. Diğer bir anlatımla, kanun yolu incelemesi ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir. Dolayısıyla gerekçe, bir hükmün olmazsa olmaz unsurudur. Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan "Gerekçenin, ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği, yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir" şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır. Ayrıca HMK.' nun 26. maddesine göre; ''Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.'' Anılan hususlar kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hakimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz. Bölge Adliye Mahkemeleri'nce ancak ilk derece mahkemesince yukarıda belirtildiği gibi usulünce tefhim edilmiş kısa karar ve bu kısa karara uygun olarak yazılmış gerekçeli karar hakkında istinaf değerlendirmesi yapılabilir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, yerel mahkemece kısa karar ve hüküm fıkrasında "...itirazın 57.079.55.TL yönünden iptali ile takibin bu miktardaki asıl alacak üzerinden devamına..." karar verilmesine rağmen istinaf incelemesi konu kararın gerekçesinde "...bakiye alacak miktarının 56.579,55-TL olacağı kabul edilmiştir. Her ne kadar bakiye alacak miktarı 56.579,55-TL olarak tespit edilmiş ise de kısa kararda hesap hatası yapılarak alacak miktarının 500,00-TL fazla belirlendiği, bu husustaki hatanın kanun yolu aşamasında giderilebileceği..." belirtilerek yerel mahkeme kararının gerekçenin kendi içinde ve hüküm fıkrası ile kısa karar arasında çelişkiler içerecek şekilde HMK'nın 297. ve 298. maddelerine aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan bu durumlar karşısında; istinaf incelemesine konu ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 297., 298., 355. ve 353/(1)-a-4. maddeleri gereğince re'sen kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın HMK’nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın kaldırılma sebep ve şekline göre istinaf yoluna başvuran davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/01/2023 tarih ve 2021/87 Esas 2023/31 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK'nun 297., 298., 355. ve 353/(1).a.4 maddeleri uyarınca RE'SEN KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 3-Kararın kaldırılma sebep ve şekline göre istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına 4-İstinaf başvurusuna konu kararın re'sen kaldırılması nedeniyle istinaf başvurusu sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibi taraflara iadesine, 5-İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi davacı ve davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran taraflar yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 7-İİK 36. maddesi gereğince istinaf aşamasında davalı tarafından tehiri icra talebi uyarınca yatırılan teminatın yatırana iadesine, 8-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 18.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/869, K. 2026/1497, T. 18.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-869-e-2026-1497-k-e9c1141b861e