Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/311 E. 2026/1059 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/311
- Karar No
- 2026/1059
- Karar Tarihi
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi 2023/311 Esas 2026/1059 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/311 KARAR NO : 2026/1059 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR
İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 15/12/2022 NUMARASI : 2022/576 Esas 2022/837 Karar
DAVA : Genel Kurul Kararının ve Yönetim Kurulu Kararının Yok Hükmünde Olduğunun Tespiti, İptali DAVA TARİHİ : 15/08/2022 KARAR TARİHİ : 17/07/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 17/07/2026 Taraflar arasındaki genel kurul kararının ve yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespiti, iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davalı şirket hakkındaki davanın reddine, diğer davalı hakkındaki davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin kanunun açık hükümlerine aykırı ve konusu suç teşkil eder nitelikte bazı faaliyetlerde bulunduğu için yapılan genel kurullar ve alınan kararları ile buna bağlı alınan diğer kararların yok hükmünde olduğunu, alınan kararların keyfi nitelikte, hukuki hiçbir niteliği bulunmayan şekil ve içerikte olduğunu, SPK mevzuatına tabi olan ve halktan çok yüklü miktarlarda para toplayan, yani kitlesel olarak fon toplayan bir şirketin bu kadar hukuksuz, keyfi ve kötü yönetilmesinin son derece tehlikeli olduğunu, bu nedenle ivedilikle şirkete kayyım atanması gerektiğini, davalı şirketin yönetiminde, kanuna aykırı şekilde fiktif sermayenin oluşturulduğunu, Kanunun emredici hükümlerine aykırı şekilde ana sözleşme değişiklikleri yaptığını, keyfi şekilde haksız hukuksuz imtiyazlı payların oluşturulduğunu ve gruplarının değiştirildiğini, ortaklardan birinin bütün ortakların paylarını azaltıp kendi payını arttırdığını, ortaklara devredilmiş bulunan payları pay defterine işlemeyerek sonradan sonraya gerçeğe aykırı şekilde pay dağılımı ve pay grubu oluşturduğunu, bütün bu hususlarda SPK’na gerçek dışı bildirimlerde bulunduğu gibi mevzuat gereği pay dağılımındaki değişiklikleri anında SPK’na bildirmesi gerektiği halde yıllarca -gerçeğe aykırı şekilde- pay dağılımı varmış gibi göstererek SPK’nu ve ortakları da aldattığını, anlaşıldığı kadarıyla YK üyesi adına gerçek dışı imzaların atıldığını, bilgi ve belge isteyen şirket ortaklarına ve yönetim kurulu üyelerine bilgi ve belgeleri vermediğini, münhasıran kitle fonlama faaliyetinde bulunması gerektiği halde yan şirketler kurarak veya aynı şirket içinde faaliyet göstererek girişimcilerden haksız kazanç elde ederek SPK mevzuatını ihlal ettiğini, şirketi son derece kötü ve hukuka aykırı yönettiğini, Sermaye Piyasası Kanununa tabi şirketlerden olan davalı şirketin genel kurullarında hükümet komiseri bulundurulmadığı için genel kurulun yok hükmünde olduğunu, şirkette pay dağılımı yapıldıktan sonra payları pay defterine işlemeyerek evrakta sahtecilik, dolandırıcılık suçu işleyerek ve SPK’na bilgi vermeden paylarda ve gruplarında değişiklik yapmasının hukuka aykırı olduğunu, şirketi suistimallerle yöneten ortağın şirkette eşitlik ilkesini ihlal edecek şekilde rüçhan hakkı oluşturduğunu ve bu yolla kendisine %40 haksız menfaat sağladığını, davalı şirket Sermaye Piyasası Kanunu’nu suistimal ederek girişimcilerden haksız gelir elde ederek kanuna aykırı iş yaptığını, davalı şirketin kuruluş aşamasında asgari sermaye şartını sağlamadığı halde sağlıyormuş gibi göstererek SPK’yı aldatarak faaliyet lisansı aldığını belirterek davalı şirketin 16/05/2022 tarih ve 10578 sayılı, 16/10/2020 tarih ve 10183 sayılı, 17/10/2020 tarih ve 10204 sayılı, 24/01/2020 tarih ve 10001 sayılı ve 22/12/2021 tarih ve 10478 sayılı Ticaret Sicil Gazeteleri'nde yayımlanan ve ilana tabi olmadığı için ilan edilmemiş olan genel kurul kararı dahil olmak üzere genel kurullarının yok hükmünde olduğunun tespitine, aksi kanaat halinde genel kurullarda alınan kararların butlanla malul olduğunun tespitine, aksi kanaat halinde ise genel kurullarda alınan kararların kanuna, iyiniyet kurallarına, eşitlik ilkesine ve müktesep haklara aykırı olduğu için iptaline, şirketi yöneten “şirketi ben kurdum, ben yönetiyorum” diyerek diğer ortakları ve yöneticileri yok sayan yöneticisi, keyfi şekilde ana sözleşme değişiklikleri ve imtiyazlar belirleyen ve imtiyazları değiştiren kararlar aldığını, ancak bu kararları neye dayalı, nasıl aldığını konusunda da yöneticilere ve ortaklara bilgi vermediği için işlemin dayanağını tam olarak tesbit etmek mümkün olamadığını, son olarak 20 Mayıs 2022 tarihli yazı ekini içeren 20/05/2022 tarihli eposta ile eşitlik ilkesine aykırı rüçhan hakkı kullanımına ilişkin bir yönetim kurulu kararı alındığını belirtilerek bu işlemin ve dayandığı her türlü kararın öncelikle yok hükmünde olduğunun tespitine, mahkeme farklı kanaatte ise alınan kararların kanuna, iyiniyet kurallarına, eşitlik ilkesine ve müktesep haklara aykırı olduğu için iptaline, SPK mevzuatına tabi olan bir şirketin ne olduğu belirsiz usullerde ve açıklık içermeyen şekilde yönetilmesi mümkün olmadığından davalı şirkete kayyım Atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin ticari faaliyetlerinde "..." markasını kullandığını, bu platformun Anadolu'nun kadim geleneği imeceyi online platformlarda yeniden canlandırarak, Türkiyede girişimcilik ve yatırımcılık ekosistemini geliştirmek ve sermayeyi tabana yaymak amacıyla 2016 yılında kurulduğunu, ilk olarak ödül ve bağış temelli kitle fonlama modeliyle fikir, proje ve buluş sahiplerini, girişimlere finansal destek sağlayanlarla bir araya getirdiğini, müvekkili şirketin 2019 yılında kurulan Türkiye'nin ilk ve en başarılı kitle fonlama platformu olduğunu ve 08/04/2021 tarihinde SPK tarafından kitle fonlaması platformu olarak yetkilendirilerek Türkiye'de paya dayalı kitle fonlamasını hayata geçiren ilk platformdan oluştuğunu, müvekkili şirketin idari teşkilatının tamamen ilgili tebliğe uygun şekilde hazırlandığını, müvekkili şirketin daha sonra güncellenen Kitle Fonlama Tebliği'ne uyumlu biçimde gerekli düzenlemeleri bünyesine uyguladığını, bu kapsamda etkin bir iç kontrol ve risk yönetimi sistemi oluşturduğunu, iç kontrol biriminin yıl içinde periyodik olarak merkez ve merkez dışı örgütlerin tüm iş ve işlemlerinde, yönetim tarafından onaylanmış olan strateji ve politikalara uygun, müvekkili şirketin risk algısına göre tesis ettiği iç kontrol prosedürleri ile düzenleyici ve denetleyici kurumların belirlediği yasal kurallar çerçevesinde verimli ve etkin bir şekilde iç kontrol faaliyetlerini yürüttüğünü, iç kontrol ve risk yönetim biriminin; SPK tarafından belirlenen yasal sınırlar ile kurumun risk algısına göre hazırlanan iç kontrol prosedürlerinin düzenli bir şekilde uygulanmasını tesis edecek şekilde faaliyetlerini yürüttüğünü, müvekkili şirketin çok sayıda özel ve kamu kuruluşu ile ortak çalışmalar yürüttüğünü, müvekkili şirketin iştiraki olan ve aynı şekilde faaliyetlerini yürüten başka şirketlerin de bulunduğunu, kendisine yapılan başvuruları ince elemeden geçirdikten sonra uygun olanların fonlanması için piyasaya sunduğunu, davacı tarafın haksız ve kötü niyetli olduğunu, davacının müvekkili şirketin kurucusu, hakim pay sahibi ve yönetim kurulu başkanvekili olan müvekkili ...’ın çok eski arkadaşı olduğunu ve şirketin kuruluşunda, davacı tarafın hukuki süreçlerin yürütülmesi, şirketin sağlıklı bir şekilde kurulması, faaliyetlerini yürütmesi amacıyla henüz pay bedeli ödememesine karşın ortak yapılarak yönetim kurulu üyesi olarak atandığını, davacının başlarda uzaktan katıldığı yönetim kurulu toplantılarına daha sonra hiç katılmamaya başladığını ve şirkete katkı vermemesi üzerine defalarca uyarılarak yönetim kurulu üyesi olduğunun kendisine hatırlatıldığını, bunun üzerine yönetim kurulu üyeliğinden istifa etmesinin talep edildiğini, kendisi de eğer gerekiyorsa azledilmesinin söylendiğini, müvekkili şirketin tüm faaliyetlerinin hukuka uygun şekilde yürütülerek başarılarının ödüllendirildiğini, müvekkili şirketin genel kurul toplantılarının usulüne uygun şekilde yapıldığını ve hemen hemen tüm kararlara karşı 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde iptal davası açılmadığını, müvekkili şirketin yönetim kurulu 6102 sayılı TTK ve 6362 sayılı SERPK’ya uygun şekilde oluşturulduğunu, müvekkili şirketin ortaklarının pay defterinde kayıtlı olup SPK’ya da muntazaman bilgi verildiğini, dava konusu edilen sermaye artırımının hukuka uygun şekilde gerçekleştirildiğini, müvekkili şirketin kurulduğu günden bu yana sermaye yeterliliklerine sahip olduğunu belirterek arabulucuk dava şartına tabi talepler yönünden arabuluculuk başvurusunun yapılmaması sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan reddini, davanın görev, derdestlik, hak düşürücü süre itirazları ve zamanaşımı def'i yönünden usulden reddini, aksi kanaat halinde ise haksız ve mesnetsiz açılan davanın esastan reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davalı şirketin SPK'nın 35/A maddesindeki kitle fonlama işini yapmak için kurulduğu, şirketin kuruluş ve esas sözleşme değişikliği bakanlık iznine tabi olan şirketlerden olmadığı, davalı şirketin genel kurullarında hükümet komiseri bulunma zorunluluğunun bulunmadığı, bu nedenle davacının söz konusu genel kurulların hükümet komiseri bulunmadığından bahisle yok hükmünde olduğu yönündeki iddiasına itibar edilmediği, genel kurul kararlarının iptali yönünden ise en son yapılan genel kurul kararının 26/04/2022 tarihinde yapıldığı, söz konusu mevcut davanın ise 15/08/2022 tarihinde açıldığı, TTK.nın 445/1'de yer alan 3 aylık hak düşürücü sürenin tüm genel kurullar yönünden geçtiği , yine davacı tarafından 26/04/2022 tarihli genel kurul toplantısının usulüne uygun çağrı yapılmadan yapıldığı belirtilmiş ise de söz konusu toplantıya ilişkin tutanağın incelenmesinde söz konusu toplantının TTK.nın 416.madde kapsamında çağrısız genel kurul şeklinde yapıldığı, tüm hissedarların toplantıya katıldığı ve tüm kararların oy birliği ile alındığı, herhangi bir itirazın bulunmadığı, bu nedenle davacının söz konusu toplantının usulüne uygun çağrı yapılmadan yapıldığı yönündeki iddiasına itibar edilmediği, anonim şirketlerde sermaye artırım hususunda esas sözleşme değişikliği gerektiğinden TTK.nın 408.maddesi gereğince bu yetkinin genel kurulda olduğu, yönetim kurulunun sermaye artırma hususunda herhangi bir yetkisinin bulunmadığı, davacı tarafından dosyaya yönetim kurulunca sermaye artırım kararı alındığına dair bir yönetim kurulu kararının dosyaya sunulmadığı, kaldı ki zayi istenen yönetim kurulu karar defterinin incelemesinde 2022 Mayıs ayı içerisinde alınmış sermaye artırımına yönelik herhangi bir yönetim kurulu kararının bulunmadığı, aksine 26/04/2022 tarihinde yapılan genel kurulda sermaye artırımına yönelik bir karar alındığı bu suretle davacı tarafından sermaye artırımına yönelik yönetim kurulunca alınmış bir kararın varlığı ispat edilemediği gerekçesiyle davalı şirket hakkındaki davanın reddine, davalı ...'a yönelik davanın konusunun davalı şirkete ait genel kurul kararlarının ve yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu, mahkemece yokluk kabul edilmediği takdirde iptali talebine yönelik olduğu, mevcut talepler yönünden davalı ...'a husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle sıfat yokluğundan reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin gerekçeli kararı kendi içinde çelişkili olduğunu, SPK'ya tabi olan şirketlerin genel kurullarında hükümet komiseri bulundurulması gerektiğini, davalı şirketin de Sermaye Piyasası Kanunu'na tabi olduğunun tespit edilmesine rağmen, mahkemece kendi kendisi ile çelişerek hüküm kurulduğunu, mahkemenin gerekçeli kararındaki "SPK'nın 35/a maddesindeki işi yapan şirketlerin sayılmadığı ve dolayısıyla genel kurullarında hükümet komiseri bulundurulmamış olmasının yoklukla malul olmayacağı" gerekçesinin açıkça mevzuata aykırı olduğunu, yönetmeliğin 32 .maddesinin " "a) kuruluş ve esas sözleşme değişikliği işlemleri bakanlık iznine tabi olan şirketlerin bütün genel kurul toplantılarında, diğer şirketlerde ise gündeminde, sermayenin arttırılması veya azaltılması, kayıtlı sermaye sistemine geçilmesi ve kayıtlı sermaye sisteminden çıkılması, kayıtlı sermaye tavanının arttırılması veya faaliyet konusunun değiştirilmesine ilişkin esas sözleşme değişikliği ile birleşme, bölünme veya tür değişikliği konuları bulunan genel kurul toplantılarında." hükmüne göre bakanlık temsilcisi bulundurulması zorunlu olduğunu, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’na 28/11/2017 tarih ve sayılı kanun ile eklenen madde 35/a ve 99 maddeleri ile sermaye piyasası kanununa tabi olarak faaliyette bulunmak üzere kitle fonlama platformlarının kurulması düzenlendiğini, bu maddenin uygulanması için sermaye piyasası kurulu tarafından 03/10/2019 tarihli Resmî Gazetede paya dayalı Kitle Fonlaması Tebliği (seri: ııı – 35/a.1) yayınlanarak yürürlüğe girdiğini, davalı şirketin, Sermaye Piyasası Kurulu’nca paya dayalı kitle fonlaması faaliyetinde bulunmak üzere 08/04/2021 tarihinde SPK’dan yetki alarak faaliyete başladığını, kanunun açık hükmü ile davalı şirketin Sermaye Piyasası Kanunu'na tabi şirketlerden olduğunu, davalı şirketin SPK'nın izni ve yetkilendirmesiyle kurularak faaliyete başladığını, faaliyetlerine yönelik kontrol ve denetimlere ilişkin esasların da kurul tarafından belirleneceğini, kurul tarafından mahkemeye yazılan 17.10.2022 tarihli cevabi yazıda; davalı şirketin, kurul karar organının 08.04.2021 tarih ve 19/602 sayılı kararı ile paya dayalı kitle fonlaması faaliyetinde bulunmak üzere kurul tarafından yetkilendirilen platformlar listesine alınarak, anılan faaliyette bulunmak üzere kurulca yetkilendirildiği açıkça bildirildiği halde bu yazı cevabından davalı şirketin Sermaye Piyasası Kanunu'na tabi olmadığını çıkarmanın mümkün olmadığını, dava konusu genel kurulların bazılarında sermaye artırımı da yapıldığını, mahkemenin bu hususu da yok sayarak hukuka aykırı bir karar verdiğini, hükümet komiseri bulunmadan yapılan genel kurullar ve alınan kararların yok hükmünde olduğunu, her ne kadar gerekçeli kararda genel kurul toplantılarının usulüne uygun olduğu ve tüm kararların oy birliği ile alındığı belirtilmişse de defaatle belirtildiği üzere müvekkilinin imzalarının başkaları tarafından atıldığını, müvekkilinin sermaye artırıma yönelik hiçbir karara imza atmadığını, gerekçeli kararda geçen "davacının toplantılara katılarak imza attığı" hususunun doğru olmadığını, buna yönelik savcılık nezdinde soruşturma yürütüldüğünü, 16/05/2022 tarih ve 10578 sayılı, ayrıca 16/10/2020 tarih ve 10183 sayılı, ayrıca 17/10/2020 tarih ve 10204 sayılı, keza 24/01/2020 tarih ve 10001 sayılı, ayrıca 22/12/2021 tarih ve 10478 sayılı ticaret sicil gazetelerinde yayımlanan genel kurul kararında davalı şirketin, “şirketi ben kurdum, ben yönetiyorum” diyerek diğer ortakları ve yöneticileri yok sayan yöneticisi, keyfi şekilde ana sözleşme değişiklikleri ve imtiyazlar belirleyen ve imtiyazları değiştiren kararlar aldığını, son olarak, 16/05/2022 tarih ve 10578 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan genel kurul kararında şirkette hukuka aykırı ve keyfi şekilde sermaye artırımı kararı alındığını, yapılan bu sermaye artırımı kararında davalı ...'ın kendisine %40’lık haksız kazanç sağladığını, diğer ortakların payları %40 azalırken, kendi paylarının azaltılmamasına karar verildiğini, bu durumun çok açık şekilde eşitlik ilkesine de aykırı olduğunu, dosyaya mübrez bulunan müvekkiline gönderilen 20 Mayıs 2022 tarihli yazı ekini içeren 20/05/2022 tarihli e-posta ile eşitlik ilkesine aykırı rüçhan hakkı kullanım kararını yönetim kurulunun aldığının beyan edildiğini, yönetim kurulu karar defterinde böyle bir karar olmadığını, sermaye artırımı bir anasözleşme değişikliği oyması nedeniyle TTK m.616/1/a hükmünde şirket sözleşmesinin değiştirilmesi genel kurulun devir ve terk edemeyeceği yetkileri arasında yer aldığını, anılan kararı yönetim kurulu almış ise yok hükmünde olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dava konusu genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine, bu mümkün görülmezse iptaline, 20 Mayıs 2022 tarihli yazı ekini içeren 20/05/2022 tarihli e-posta ile eşitlik ilkesine aykırı rüçhan hakkı kullanımına ilişkin bir yönetim kurulu kararı ve dayandığı her türlü kararın öncelikle yok hükmünde olduğunun tespitine, aksi kanaat halinde iptaline karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava TTK'nun 445. ve devamı maddeleri uyarınca açılan şirket genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespiti, aksi kanaat halinde iptali, şirket yönetim kurulu kararının yoklukla malul olduğunun tespiti, aksi kanaat halinde iptali istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; İlk derece mahkemesi gerekçesince; kuruluşu ve esas sözleşme değişikliğini bakanlık iznine tabi olan şirketlerin tek tek sayıldığı, söz konusu şirketler içerisinde SPK'nın 35/A maddesindeki işi yapan şirketlerin sayılmadığı, davalı şirketin sadece SPK'nın 35/A maddesindeki fonlama işini yapmasının tek başına söz konusu şirketi Sermaye Piyasası Kanunu'na tabi şirket statüsüne sokmayacağı, kaldı ki Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığı'nın 17/10/2022 tarihli dosyamıza vermiş olduğu yazı cevabında kurum tarafından söz konusu fonlama platformundaki şirketlere lisans ve yetki belgesininde verilmediğinin açıkça belirtildiği, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davalı şirketin SPK'nın 35/A maddesindeki kitle fonlama işini yapmak için kurulması, söz konusu şirketin kuruluş ve esas sözleşme değişikliği bakanlık izne tabi olan şirketlerden olmaması nedeni ile davalı şirketin genel kurullarında hükümet komiseri bulunma zorunluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle yok hükmünde olduğu yönündeki iddiasına itibar edilmediği, en son yapılan genel kurul kararının 26/04/2022 tarihinde yapıldığı, söz konusu mevcut davanın ise 15/08/2022 tarihinde açıldığı, TTK.nın 445/1'de yer alan 3 aylık hak düşürücü sürenin tüm genel kurullar yönünden geçtiğinden ötürü davacının genel kurul kararlarının iptaline yönelik talebinin hak düşürücü süre nedeniyle reddinin gerektiği, yine davacı tarafından 26/04/2022 tarihli genel kurul toplantısının usulüne uygun çağrı yapılmadan yapıldığı belirtilmiş ise de söz konusu toplantıya ilişkin tutanağın incelenmesinde söz konusu toplantının TTK.nın 416.madde kapsamında çağrısız genel kurul şeklinde yapıldığı, tüm hissedarların toplantıya katıldığı ve tüm kararların oy birliği ile alındığı, herhangi bir itirazın bulunmadığı, bu nedenle davacının söz konusu toplantının usulüne uygun çağrı yapılmadan yapıldığı yönündeki iddiasına itibar edilmediği, davacı tarafından dosyaya yönetim kurulunca sermaye artırım kararı alındığına dair bir yönetim kurulu kararının dosyaya sunulmadığı, kaldı ki zayi istenen yönetim kurulu karar defterinin incelemesinde 2022 Mayıs ayı içerisinde alınmış sermaye artırımına yönelik herhangi bir yönetim kurulu kararının bulunmadığı, aksine 26/04/2022 tarihinde yapılan genel kurulda sermaye artırımına yönelik bir karar alındığının görüldüğü, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafında her ne kadar 20 Mayıs 2022 tarihli e-posta içeriğinde sermaye artırımından bahsedilen yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu ve iptali talep edilmiş ise de davacı tarafından sermaye artırımına yönelik yönetim kurulunca alınmış bir kararın varlığının ispat edilemediği, mevcut davanın konusunun davalı şirkete ait genel kurul kararlarının ve yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu, mahkemece yokluk kabul edilmediği takdirde iptali talebine yönelik olduğu, mevcut talepler yönünden davalı ...'a husumet yöneltilemeyeceği gerekçelerine yer verilmiştir. İlk derece mahkemesince davalı şirketin dava konusu genel kurul kararları Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin; -16/10/2020 tarih ve 10183 sayılı ilanında yayımlanan 01/10/2020 tarihinde gerçekleştirilen olağanüstü genel kurul, -17/10/2020 tarih ve 10204 sayılı ilanında yayımlanan 07/10/2020 tarihinde gerçekleştirilen olağanüstü genel kurul, -24/01/2020 tarih ve 10001 sayılı ilanında yayımlanan 13/01/2020 tarihinde yapılan olağan genel kurul, -16/05/2022 tarih ve 10578 sayılı ilanında yayımlanan 26/04/2022 tarihinde gerçekleştirilen olağanüstü genel kurul, -22/12/2022 tarih ve 10478 sayılı ilanında yayımlanan 12/12/2022 tarihinde gerçekleştirilen olağanüstü genel kurul toplantılarında alınan kararlar olduğu saptanmıştır.
Mahkemece de belirtildiği üzere davalı şirket tarafından dosyaya sunulan pay defterine göre davacı ...'nin 1.275.000 B Grubu hisse sahibi olduğu, mevcut durumun pay defterinin 8. sayfasında kayıtlı olduğu görülmüştür. İlk Derece Mahkemesince UYAP üzerinden yapılan inceleme ile Ankara 6.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/597 Esas sayılı dosyasında davalı ... ... A.Ş.'nin 15/08/2022 tarihinde ve meydana gelen afet nedeni ile yönetim kurulu karar defterinin zayi olduğundan bahis ile 24/08/2022 tarihinde zayi davası açtığı, söz konusu dosyanın 21/11/2022 tarihinde davanın reddi yönünde karara çıktığı, söz konusu dosya içerisine zayi olduğu iddia edilen yönetim kurulu karar defterinin aslının ibraz edildiği, söz konusu defter aslında ilk derec mahkemesince yapılan incelemede mayıs ayında alınmış herhangi bir yönetim kurulu kararının gözükmediği ancak 18/04/2022 tarihinde alınan 2022/3 sayılı karar ile 10/06/2022 tarihinde alınan 2022/5 karar sayılı kararlar arasında 4 nolu yönetim kararının defterde bulunmadığı belirtilmiştir. Öncelikle sermaye artırım kararlarının yokluğunun ve butlanının ileri sürülmesine ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin değişen ve istikrarlı hale gelen görüşü üzerinde durulmalıdır. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin; -18/10/2022 gün 2021/3144 Esas, 2022/7095 Karar sayılı ilamında, "... döneminde 24.06.1995 T. 559 sayılı KHK ile ilga edilen benzer bir düzenleme olan Kanun’un 299. Maddesinin yürürlükte olduğu dönemde, Dairemizin 17.10.1994 tarih ve 3214/7567 sayılı kararında da zikrolunduğu üzere “sermaye artırımının butlanına karar verilemez” şeklindeki Daire içtihadının yeni dönemde benzer bir düzenleme olan TTK m. 456/4 yollamasıyla aynı yasanın 353. ve 354. Maddeleri uyarınca da devam ettirilmesinin isabetli, bu nedenlesermaye artırımına ilişkin genel kurul kararına karşı butlan ya da yokluk kararı verilmeyecek ve ancak üç aylık sürede açılması koşuluyla iptal davası açılabilecek olmasına (H. Pulaşlı, TTK Şerhi, C.III, s.2583, par.315) ve somut olayda da bu davanın üç aylık sürede açılmamışolduğundan kararın sonucu itibarıyla doğru bulunmasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir." -12/03/2025 gün ve 2024/3257 Esas ve 2025/1763 Karar sayılı ilamında; ".... TTK'nın 456/4 hükmünün yollaması ile aynı Kanun'un 353. maddesi her türlü sermaye artırım kararına uygulanmakta olup bu maddeye göre "Anonim şirketin butlanına veya yokluğuna karar verilemez. Ancak, şirketin kurulmasında kanun hükümlerine aykırı hareket edilmek suretiyle, alacaklıların, pay sahiplerinin veya kamunun menfaatleri önemli bir şekilde tehlikeye düşürülmüş veya ihlal edilmiş olursa, yönetim kurulunun, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, ilgili alacaklının veya pay sahibinin istemi üzerine şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince şirketin feshine karar verilir". Başka bir deyişle sermaye artırım kararının ticaret sicilde tescilinden sonra yokluğu ve butlanına karar verilemeyeceği ve bu nedenle de tescilden sonraki 3 ay içerisinde ancak iptalinin talep edilebileceğinin kabulü gerekir. Bir diğer husus ise ticaret sicil müdürlükleri, ticaret sicilini tutmakla görevli ve yetkili olup; TTK'nın 32. maddesi ve devam hükümleri gereği, kanunun açık hükümlerine aykırılık halinde şirketler bünyesinde alınan genel kurul kararında, kanuni şartlarının bulunup bulunmadığını inceleme ve tescilden kaçınma yetkisine haizdir. Bu durumda somut olayda, dava konusu edilen genel kurul kararının ticaret siciline tescilinden itibaren 3 ay geçmiş olduğundan hareketle davanın yukarıda yazılan kanuni sürede açılmadığından reddine karar verilmesi gerekirken...." -05/02/2025 gün ve 2023/6913 esas ve 2025/5933 karar sayılı ilamında; "...6102 sayılı Kanun'un 456. maddesinin dördüncü fıkrası, "353. ve 354. maddeler ile 355. maddenin birinci fıkrası tüm sermaye artırımı türlerine kıyas yoluyla uygulanır." düzenlemesini, 353. maddesi ise, "(1)Anonim şirketin butlanına veya yokluğuna karar verilemez. Ancak, şirketin kurulmasında kanun hükümlerine aykırı hareket edilmek suretiyle, alacaklıların, pay sahiplerinin veya kamunun menfaatleri önemli bir şekilde tehlikeye düşürülmüş veya ihlal edilmiş olursa, yönetim kurulunun, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, ilgili alacaklının veya pay sahibinin istemi üzerine şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince şirketin feshine karar verilir. Mahkeme davanın açıldığı tarihte gerekli önlemleri alır. (2) Eksikliklerin giderilebilmesi, esas sözleşmeye veya kanuna aykırı hususların düzeltilebilmesi için mahkeme süre verebilir. (3) Dava dilekçesine deliller ile gerekli bütün bilgiler eklenir. Yargılama aşamasında delil sunulamayacağı gibi bir davanın beklenilmesi ve bilgi getirtmesi de mahkemeden istenemez. Ancak, somut olayın haklı göstermesi hâlinde, mahkeme, kesin süreye bağlayarak, davacının delil sunma ve bilgi getirtme istemini kabul edebilir. Dava, acele işlere ilişkin usule tâbîdir. (4) Davanın, şirketin tescil ve ilanından itibaren üç aylık hak düşürücü süre içinde açılması şarttır. (5) Davanın açıldığı ve kesinleşmiş olan mahkeme kararı, mahkemenin bildirimi üzerine, derhâl ve resen ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan olunur. Ayrıca, yönetim kurulu, tescil ve ilanı yapılan hususu, (…) internet sitesine koyar." düzenlemesini içermektedir. Davalı şirketin 07.01.2016 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında sermaye artırımına karar verilmiş olup bu karar, 13.01.2016 tarihinde ilan edilmiştir. Dairemizin 18.10.2022 tarih, 2021/3144 E. ve 2022/7095 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere Bölge Adliye Mahkemesince, 6102 sayılı Kanun'un 456. maddesinin dördüncü fıkrası atfıyla 353. maddesi uyarınca sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının tescilinden sonra bu karar ile ilgili butlan ya da yokluk kararı verilemeyeceği, ancak tescil tarihinden itibaren üç aylık yasal sürede açılması şartıyla iptal kararı verilebileceği gözetilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken sermaye artırımına ilişkin kararın yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir." -20/02/2025 gün ve 2025/1339 Esas ve 2025/6371 Karar sayılı ilamında; "...Davalı şirketin 07.05.2022 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında (7) numaralı karar ile sermaye artırımına karar verilmiş olup bu karar, 31.05.2022 tarihinde tescil edilmiştir. Eldeki dava ise TTK'nın 353. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca tescil tarihinden itibaren üç aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmıştır. Dairemizin 18.10.2022 tarih, 2021/3144 E. ve 2022/7095 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere Bölge Adliye Mahkemesince, TTK'nın 456. maddesinin dördüncü fıkrası atfıyla 353. maddesi uyarınca sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının tescilinden sonra bu karar ile ilgili butlan ya da yokluk kararı verilemeyeceği, ancak tescil tarihinden itibaren üç aylık yasal sürede açılması şartıyla iptal kararı verilebileceği, eldeki davanın da tescil tarihinden itibaren üç aylık yasal sürede açıldığı gözetilerek sermaye artırımına ilişkin kararın iptaline karar verilmesi gerekirken yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmiş olması bozmayı gerektirir. " şeklindeki görüşleri ve gerekçeleri somut davada irdelenmek zorundadır. İçtihatlar irdelendiğinde görüşün yerleşik hale geldiği ve sermaye artırım kararlarının yokluğuna ilişkin davalarda 6102 sayılı Kanun'un 456. maddesinin dördüncü fıkrası, "353. ve 354. maddeler ile 355. maddenin birinci fıkrası tüm sermaye artırımı türlerine kıyas yoluyla uygulanır." düzenlemesinin ve bu suretle; 353. maddesi ise, "(1)Anonim şirketin butlanına veya yokluğuna karar verilemez. Ancak, şirketin kurulmasında kanun hükümlerine aykırı hareket edilmek suretiyle, alacaklıların, pay sahiplerinin veya kamunun menfaatleri önemli bir şekilde tehlikeye düşürülmüş veya ihlal edilmiş olursa, yönetim kurulunun, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, ilgili alacaklının veya pay sahibinin istemi üzerine şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince şirketin feshine karar verilir. Mahkeme davanın açıldığı tarihte gerekli önlemleri alır. (2) Eksikliklerin giderilebilmesi, esas sözleşmeye veya kanuna aykırı hususların düzeltilebilmesi için mahkeme süre verebilir. (3) Dava dilekçesine deliller ile gerekli bütün bilgiler eklenir. Yargılama aşamasında delil sunulamayacağı gibi bir davanın beklenilmesi ve bilgi getirtmesi de mahkemeden istenemez. Ancak, somut olayın haklı göstermesi hâlinde, mahkeme, kesin süreye bağlayarak, davacının delil sunma ve bilgi getirtme istemini kabul edebilir. Dava, acele işlere ilişkin usule tâbîdir. (4) Davanın, şirketin tescil ve ilanından itibaren üç aylık hak düşürücü süre içinde açılması şarttır. (5) Davanın açıldığı ve kesinleşmiş olan mahkeme kararı, mahkemenin bildirimi üzerine, derhâl ve resen ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan olunur. Ayrıca, yönetim kurulu, tescil ve ilanı yapılan hususu, (…) internet sitesine koyar." hükümlerinin kıyasen uygulanması gerektiği gözetilmelidir. Somut dava konusu genel kurul kararlarında alınan genel kurul kararlarındaki sermaye artırımına ilişkin talepler yönünden ilk derece mahkemesince herhangi bir değerlendirme yapılmamış ve gerekçede bu maddelere ilişkin bir tartışmaya yer verilmemiştir. Genel kurul kararlarının alınmasından itibaren üç aylık hak düşürücü zaman gözetilmiş ve yokluk şartları oluşmadığı gerekçelendirilmiştir. Bu durumda her bir genel kurul kararlarındaki sermaye artırım kararlarının ve tescil tarihlerinin gözetilerek tescil tarihinden itibaren (Yargıtay 11 HD"nin kararlarında açıkça belirtilmekte olup 353/4 maddesinin yansımasıdır) süresinde açılmış olan dava bulunması halinde Yargıtay 11 HD'nin kararlarındaki gerekçelerinde yer alan ".. TTK'nın 456. maddesinin dördüncü fıkrası atfıyla 353. maddesi uyarınca sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının tescilinden sonra bu karar ile ilgili butlan ya da yokluk kararı verilemeyeceği, ancak tescil tarihinden itibaren üç aylık yasal sürede açılması şartıyla iptal kararı verilebileceği," izahat çerçevesinde sermaye artırım içeren her bir genel kurul kararı yönünden sermaye artırım kararın tescil tarihlerine göre değerlendirme yapılması gerekir. Öte yandan davacının ortak olduğuna ilişkin kayıt tarihine göre iptal davası açma hakkı da değerlendirmelidir. Yokluk ve butlan davası için ortak şartı olmamakla birlikte iptal davasını ancak ortak açabilir. Bu durumda davacının kendi iddiasına göre ortak olduğuna ilişkin tarih bir yana şirketin SPK bildirimi ve pay defterine göre ortaklık hukuki durumu belirlenerek bunun çağrısız genel kurul yapılmasına etkisinin de tartışılması gerekir. Diğer taraftan da çağrının usulsüzlüğü veya yokluk müeyyidesine tabi olup olmadığı da karar yerinde tartışılmalıdır. Özellikle 26/04/2022 ve 12/12/2022 tarihli genel kurul toplantılarının TTK.nın 416.madde kapsamında çağrısız genel kurul şeklinde yapıldığı, tüm hissedarların toplantıya katıldığı ve tüm kararların oy birliği ile alındığı, herhangi bir itirazın bulunmadığı, yönündeki gerekçe ise davalı şirketin 2021 tarihinde SPK'ya bildirdiği ortaklık yapısı ile çelişmektedir. Öte yandan bu genel kurul kararları yönünden çağrıya ilişkin YK kararlarının yokluk müeyyidesine tabi olup olmadığına ilişkin değerlendirme yapılması da zorunludur. Diğer taraftan, genel kurullara çağrının yokluğunun çağrısız genel kurul istisnası dışında bu çağrı ile yapılan genel kurul kararlarının da yokluğuna neden olduğuna dair Yargıtay 11 HD içtihatları da gözletilmelidir Şüphesiz bu hususlar genel kurullarda alınan kararların sermaye artırımına ilişkin kararlar ve diğer kararlar olmak üzere ayrım yapılarak değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme yapılırken de davacının inkarında bulunan dayanak belgelerin de alınan kararlara etkisi tartışılmalıdır. İlk derece mahkemesince izah edilen hukuki duruma göre bir değerlendirme yapılmamış ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin uygulamalarına göre sermaye artırım kararının tescilden itibaren sürenin başladığı gözden kaçırılmıştır. Bu durumda 26/04/2022 tarihli genel kurul kararının 16/05/2022 tarihinde tescil edildiği ve eldeki davanın ise 15/08/2022 tarihinde açıldığı bu suretle sermaye artırım kararı maddesi yönünden 3 aylık süre içinde davanın açıldığı gözetilerek iddia ve savunmaya göre anılan genel kurulda alınan sermaye artırım kararı hakkında esasa ilişkin bir gerekçeli değerlendirme yapılmalıdır. Öte yandan TTK 353 maddesi nedeniyle yokluk ve butlan sermaye artırımı kararları için tescilden itibaren ileri sürelemez ise de diğer kararlar TTK 353. maddeye tabi olmadığından aynı genel kurulda alınan diğer kararlar yönünden yukarıda açıklanan hususlar araştırılıp değerlendirilerek yokluk ve butlan incelemesi yapılmalıdır. Diğer taraftan ilk derece mahkemesi kararından sonraki süreçte SPK tarafından davalılar hakkında alınan kararların ve takip eden hukuki süreçlerin dayanakları ile birlikte dosyaya getirtilerek davalı şirketin SPK'ya tabi olup olmadığı hususu da bu hukuki durumlara göre tartışılmalıdır. Tüm bu nedenlerle davacı vekilinin diğer istinaf itirazları incelenmeksizin istinaf başvurusunun kamu düzenine aykırılık gözetilerek kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve taktiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzenine aykırılık gözetilerek 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6, 355. maddeleri gereğince KABULÜNE, davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 2-Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/12/2022 tarih 2022/576 Esas 2022/837 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 4-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden yapılacak yargılamada dikkate alınmasına, 5-Davacı tarafından yatırılan 179,90 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 6-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 17/07/2026
Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi -