Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1265 E. 2026/528 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1265
- Karar No
- 2026/528
- Karar Tarihi
T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1265 KARAR NO : 2026/528
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN : MAHKEMESİ :DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DAVANIN KONUSU :İtirazın İptali
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ :16/04/2026
Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; müvekkili şirket nezdinde bulunan ... no'lu ... poliçesi ile sigortalı ... plakalı araç maliki ve sürücüsü ...'un, ... tarihinde, yaya geçidi üzerinde karşıdan karşıya geçmekte olan ...'a çarptığını ve yaralanmasına neden olduğunu, meydana gelen bu yaralamalı trafik kazası nedeniyle yaralanan ...'ın vekili aracılığıyla Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetine ... tarih, ....E.... no'lu dosya ile başvurarak maluliyet tazminatı talep ettiğini, Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararı sonucunda müvekkili şirketin hak sahibine ... tarihinde ...TL tazminat, ...TL vekalet ücreti stopajı, ... TL KDV tevkifatı olmak üzere toplam ... TL ödeme yaptığını, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... hazırlık sayılı dosyasında alınan kusur bilirkişisi raporuna göre davalının kazada %100 kusurlu olduğunun tespit edildiğini, davalının yaya geçidi üzerinde karşıdan karşıya geçmekte olan ...'a çarparak kazaya sebebiyet verdiğini, davalının kazada ağır kusurlu olması sebebiyle müvekkilinin rücu talebinden Trafik Sigortası Genel Şartlarının B.4.a maddesi gereği sorumluluğu olduğunun açık olduğunu, hak sahibine ödenen tazminatın davalıdan rücuen tahsili amacıyla Diyarbakır İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, takibe davalı tarafça itiraz edildiğinden takibin durduğunu, borçlunun itirazını haksız olduğunu ileri sürerek davanın kabulü ile davalı tarafından yapılan itirazın iptaline, davalının %20 icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; davayı kabul etmediklerini, müvekkilinin Diyarbakır İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı takip dosyası ile başlatılan icra takibine borcunun bulunmadığından bahisle itiraz ettiğini, itiraz dilekçesinde de belirttiği üzere söz konusu borcun müvekkili ile ilgisinin bulunmadığını, kaza yapan aracın adına kayıtlı olmadığını, ayrıca her ne kadar kazada kusurlu olduğu yönünde bir rapor tutulmuş ise de bu raporu kabul etmediklerini, yeninden rapor alınması gerektiğini, olay tarihinde havanın yağmurlu olmasından dolayı kaygan zeminde meydana gelen bu olayda müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, olay yerinde meydana gelen kazada kamera kayıtlarının yağmur nedeniyle görünmediğinden müvekkilinin önüne çıkan mağdurun akıbeti hakkında da bilgi sahibi olamadığını, olay tarihinde müvekkilinin herhangi bir şekilde kusurlu olmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; somut olayda meydana gelen trafik kazasında davalının tam kusurlu olduğu, Sigorta Tahkim Komisyonunun ....E.... sayılı dosyasına mübrez bilirkişi raporunun incelenmesinden kaza mahallinin meskun mahal olduğu, karayolunun tek yönlü bölünmüş yol olduğu, yolun iki şeritli yol olduğu, yol şerit çizgilerinin olduğu, yaya geçidi levhasının olduğu, kazanın yaya geçidinin üzerinde meydana geldiği zeminin asfalt ve genişliğinin 7 metre olduğu, 1.60 metre genişliğinde asfalt barketin olduğu, 4.20 metre genişliğinde yaya kaldırımının olduğu, havanın yağmurlu olduğu, yüzeyin ıslak olduğu, kazanın gece vakti meydana geldiği, yatay güzergahın düz yol olduğu, düşey güzergahın eğimsiz olduğu, sürücü görüş mesafesinin açık olduğu, yoldan kaynaklanan herhangi bir sorunun olmadığı, davalının sevk ve idaresindeki ... plakalı ticari otomobili kaza mahalline gelmeden önce havanın yoğun yağmur yağışlı ve zeminin ıslak olmasını dikkate almadan yolda bulunan yaya geçidi levhasına rağmen yaya ve araç trafiğine gerekli özeni göstermediği, kaza mahallinin meskun mahal olması ve yayaların gelişi güzel yola çıkması hususunun gerektirdiği şartlara hızını uydurmadığı, kaza mahallinin yaya ve araç trafiği bakımından yoğun ve sıklıkla yayaların kontrolsüz olarak yola çıkmalarını dikkate almadığı, yaya geçidi üzerinde yolu karşıdan karşıya geçmekte olan yayaya ilk geçiş hakkı vermediği, yayaya çarpmadan önce yayayı gördüğü ve fren terlibatına başvurduğu halde aracını durduramayıp yayaya çarptığı, herhangi bir manevra yapmadığı, kazayı önleme ve öngörebilme adına gerekli olan duruma göre hareket etmediği, özen ve dikkat yükümlülüğünü yerine getirmediği, dolayısıyla etkin dikkatli olarak araç kullanmadığından meydana gelen kazada etken kusurlu olduğu sonucuna varıldığı, davada davacı vekilinin sigortalı aracın %100 kusuruna yani ağır kusuru sebebine dayandığı, özel hukuk kavramı olan ağır kusurun kasıt olmamakla beraber kasta yakın bir kusurun mevcudiyetini ifade ettiği, davaya konu kazada sigortalı aracın sürücüsünün tam kusurlu olmasının başlı başına kastı ya da ağır kusuru bulunduğu anlamına gelmeyeceği, ayrıca davalının fren tertibatına başvurduğunun Sigorta Tahkim Komisyonunun ....E.... sayılı dosyası içeriğinden anlaşıldığı, bu durumun kasta yakın ağır kusur kavramı içinde değerlendirilemeyeceği, davacı tarafından diğer rücu sebepleri ileri sürülüp kanıtlanmadığı göz önüne alındığında somut olayda rücu şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf isteminde bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; İlk Derece Mahkemesinde dosyanın yapılan ilk duruşmasında yaya geçidi üzerinde karşıdan karşıya geçen yayaya çarpmanın ağır kusur olmadığı gerekçesiyle reddine karar verildiğini, ancak yaya geçidi üzerinde karşıdan karşıya geçen yayaya çarpan ve bilirkişi raporuna göre %100 kusurlu tespit edilen sürücünün ağır kusurlu olduğunu, aksinin düşünülmesinin trafik kurallarının, yaya geçidinin, yaşam hakkı ve vücut bütünlüğü hakkının ihlal edilmesi ihtimallerinin yargı kararlarıyla hoş görülmesi anlamını taşıdığını, bu hususun hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığını, kişilerin kasdi bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş bir olay nedeniyle sigortacının zarar görene ödemek durumunda kaldığı meblağı kendi sigortalısına rücu edebileceğinin hükme bağlandığını, bu hükümden sigortacının sigortalayana rücu koşulunun, tazminata konu olayın kasti bir hareket veya ağır kusurla gerçekleşmesi olduğunu, açtıkları davanın da ağır kusurun varlığına dayandığını, kusur ve ağır kusur kavramları üzerinde durulması gerektiğini, sürücünün emredici nitelikte olan kanunla düzenlenmiş trafik kurallarına uysa idi yaya geçidi üzerinde karşıdan karşıya geçen birine çarpmayacağını ve yaralanmasına sebep olmayacağını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olmak üzere yapılan inceleme sonunda; Dava, ... poliçesi ile sigortalı olan aracın davalı sürücü idaresinde iken sebep olduğu trafik kazası nedeniyle dava dışı hak sahibine ödenen bedensel zarar tazminatının davalı sigortalıdan rücuen tahsili istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, ... poliçesi kapsamında davacı tarafından zarar görene ödenen tazminatın davalıya rücu edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı sigorta şirketi ile davalı ... arasında ... plaka sayılı araca ilişkin olarak ...-... tarihleri arasını kapsayacak şekilde karayolu motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk (trafik) sigorta poliçesi düzenlendiği, sigortalı aracın ticari taksi olduğu, ... tarihinde sigortalı ... plakalı aracın karıştığı yaralamalı trafik kazasında yaralanan yaya ...'a Sigorta Tahkim Komisyonunun ... tarihli ....E.... K-... sayılı Uyuşmazlık Hakem Heyeti Kararı (davalı sigorta şirketinin uyuşmazlık hakem heyetine karşı itiraz başvurusu ... tarihli ....İ..., .../İHK-... sayılı İtiraz Hakem Heyeti Kararı ile reddedilmiştir) sonucunda ... TL tazminat, ... TL vekalet ücreti stopajı, ... TL KDV tevkifatı olmak üzere toplam ... TL ödendiği, eldeki davada davacı sigorta şirketince ödenen tazminatın davalı sigortalıdan Trafik Sigortası Genel Şartlarının B.4.a maddesi uyarınca rücuan tahsilinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Zorunlu mali sorumluluk sigortasında sigortacının rücu hakkı, 2918 sayılı KTK'nın 95/2 maddesi ile Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında düzenlemeye tabi tutulmuştur. Zorunlu mali sorumluluk sigorta ilişkisinden kaynaklanan rücu davalarında sigortacı 2918 sayılı KTK m. 95/2. Hükmü ile Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B-4.maddesi gereğince tazminat yükümlülüğünün azaltılması veya kaldırılmasına ilişkin halleri üçüncü kişilere karşı ileri süremeyeceğinden zarar görene ödeme yaptıktan sonra sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre kendi sigorta ettirenine rücu edebilir. Davacı sigorta şirketi tarafından düzenlenen poliçenin tanzim tarihi ve olay tarihi itibariyle yürürlükte olan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları B.4. maddesinde sigortacının, sigorta ettirene rücu nedenleri sayılmış olup maddenin (a) bendinde "Tazminatı gerektiren olay, sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise" denilmek suretiyle, bu durumda sigortacının, sigortalı işletene rücu edebileceği kabul edilmiştir. Somut olayda davacı sigortacı; kazanın oluşunda sigortalı araç sürücüsünün ağır kusurlu olduğunu belirtmiş, kendi akidi olan sigortalısından rücuen tazminat isteminde bulunmuştur. Bir başka anlatımla davacı sigortacı, poliçe ve olay tarihindeki Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın B.4.a maddesine dayanmıştır. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü için bu maddelerde düzenlenen “ağır kusur veya kasıt hâli” durumunun açıklanması gerekmektedir. Uyuşmazlık, davalının mâliki olduğu aracın sürücüsünün asli kusuru ile kazaya sebebiyet verdiği olayda 2918 sayılı KTK'nin 95 ve ZMSS Genel Şartlarının B.4.a hükümlerinde belirtilen şekilde "ağır kusurlu" sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre, ağır kusur kavramı bir özel hukuk kavramı olarak; kasıt olmamakla beraber kasta yakın bir kusurun varlığını ifade etmektedir (Bkz. Yargıtay HGK'nın 29/01/2019 tarihli ve 2017/17-1083 E., 2019/26 K. sayılı kararı). Somut olayda, kazadan sonra Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının ... soruşturma sayılı dosyasında sigortalı araç sürücüsü davalı ... hakkında taksirle yaralamaya sebebiyet verme suçundan soruşturma başlatıldığı, soruşturma dosyasında alınan ... tarihli bilirkişi raporunda davalı ...'un 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 74. maddesinde ve Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 146. maddesinde yer alan kuralları ihlal etmiş olduğundan meydana gelen kazada %100 oranında kusurlu olduğu, yaya ...'ın ise herhangi bir kural ihlali olmadığından kusursuz olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirildiği, ...'ın şikayeti olmadığından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının ... soruşturma, ... karar sayılı dosyasında ... hakkında ... tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmaktadır. Olayda; dikkatsiz, tedbirsiz ve nizamlara aykırı davranışı ile kazanın meydana gelmesinde tam kusurlu olduğu tespit edilen sigortalı araç sürücüsü ...'un başlı başına kasıtlı ya da ağır kusuru bulunduğu anlamına gelmeyeceği kanaatine varılmıştır. Zira 2918 sayılı KTK'nin koyduğu kurallara uyulması zorunlu olmakla birlikte, bu kuralların her türlü ihlali, sürücünün, kasta yakın bir kusuru olduğunu göstermez. Anılan Kanunun 52. maddesinde belirtilen kusur hâllerinin hepsinin, aynı zamanda ağır kusur olarak nitelendirilmesini gerektiren bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır. Taraflar arasında akdi ilişkiyi düzenleyen sigorta poliçesinin sigortacının işletene rücu hakkını düzenleyen B.4/a maddesi; sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise sigortacının zarar görene ödeme yaptıktan sonra kendi sigortalısına rücu edebileceği hükme bağlanmış bulunmaktadır. Görüldüğü gibi maddede tam kusurdan değil, kasıt veya ağır kusurdan söz edilmektedir. Kast, ceza hukukunda suçun manevi unsuru olup, yasanın suç saydığı bir fiili bilerek ve isteyerek işlemek iradesi anlamına gelir. Kast, özel hukukta ise kusur çeşitlerinden olup, haksız bir sonucun elde edilmesi için bilerek ve isteyerek yapılan iradi faaliyettir. Kusur ise, tazminatı (ödenceyi) veya cezalandırılmayı gerektiren hukuka aykırı davranış biçimidir. Kusur, ihmal veya tedbirsizlik sonucunda ortaya çıkar. Ayrıca borçlunun sözleşmenin gereklerini yerine getirmemesi akdi kusurdur. İhmal; haksız sonuca yönelmemekle birlikte, durumun ve koşulların gerektirdiği dikkat ve özeni göstermeme hâli, dikkatsizlikten ve/veya özensizlikten kaynaklanan kusur; savsama ve gerekli özeni göstermeme durumudur (Yılmaz, E: Hukuk Sözlüğü, Ankara 1996, s. 363, 451, 490). Öğretide ve yargısal uygulamada yerleşik şekliyle sadece kusurun "ihmal türü" kusur sözcüğü ile ifade edilmekte, "kast türü" ise yine "kast" olarak anılmaktadır. Karayolları Trafik Kanunu'nda, Yönetmelikte ve Tüzükte, karayolundan yararlanan motorlu araç sürücüleri, yayalar ve hayvan güdücülerin hâl ve hareketleri belli kurallara bağlanmıştır. Bu kurallar kusurun belirlenmesinde önemli bir unsur olup, bunlara aykırı davranış, sorumluluk hukuku açısından kusurlu davranış olarak kabul edilir. Trafik kuralları nitelik açısından iki grupta toplanır. Bunlardan ilkinde, karayolundan yararlanacakların davranış biçimi teknik ve objektif olarak tüm kapsamıyla belirlenip tanımlanmış ve objektif hukuk normu hâline getirilmiştir. İkincisi ise; karayolundan yararlananlara belli durum ve koşullarda özen yükleyen kurallardır. Ayrıca, her kusur, sorumluluk için mutlak bir değer ifade etmez; zararın uygun sebebi olan ve zarar tehlikesi ihtimalini artıran kusurlar önemlidir. İşte bu noktada "ağır kusur" kavramı ve somut olayda ağır kusurun varlığından söz edilip edilemeyeceği irdelenmelidir. Ağır kusur, yargısal kararlarda "aynı durum ve koşullar altında her mantıklı insanın göstereceği en ilkel (basit) dikkat ve özenin gösterilmemesi" şeklinde tanımlanmaktadır. Başka bir anlatımla ağır kusurda; hâl ve şartların yüklediği özen gösterme ve tedbir alma ödevlerine veya bir hareket tarzı emreden kurallara "tam bir aldırmazlık" söz konusudur. Ağır kusur, bağışlanması kesinlikle olanaksız olan irade eksikliği esasına dayanır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre de ağır kusur kavramı bir özel hukuk kavramı olarak; kasıt olmamakla beraber kasta yakın bir kusurun varlığını ifade etmektedir. Yukarıda da açıklandığı gibi, trafik kurallarının büyük çoğunluğu, karayolundan yararlanan sürücü ve yayalara belli durumlarda kesin olarak belirlenmiş (objektif) nitelikte bir hareket tarzı emreder. Bu kurallar karşısında kişinin bir takdir ve değerlendirme hakkı yoktur. Ne emredilmişse ona uymak zorunluluğu vardır; özenin ölçüsü kuralın kendisidir. Ancak, kusurun derecelendirilmesinde somut olayın özelliği de gözetilmelidir; belli bir hareket tarzını emreden mutlak nitelikteki bir trafik kuralı ihlal edilmesine rağmen, ağır kusur kavramından ayrılmak gerekebilir (Bkz. Yargıtay HGK'nın 29/01/2019 tarihli ve 2017/17-1083 E., 2019/26 K. sayılı; 10/12/2003 tarihli ve 2003/11-756 E., 2003/743 K. sayılı karaları). Davacı sigortacı tarafından dayanılan, poliçe ve kaza tarihinde yürürlükte olan Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın B.4.a maddesi yukarıda ayrıntılı biçimde açıklanmıştır. Şimdi davalı sigortalının kazaya neden olan eyleminin niteliği üzerinde durulmasında da yarar vardır. Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili, müvekkili tarafından ZMMS poliçesi ile sigortalanan ... plakalı aracın ... tarihli trafik kazasında ağır kusurlu olduğunu iddia ederek eldeki rücu davasında davalıdan tazminat talebinde bulunmuş ise de; sigortalısı olan ... plakalı araç sürücüsünün kazada tam kusurlu olması durumunda da, yukarıda anılan içtihatlar uyarınca, kusurlu eyleminin "ağır kusur" niteliğinde olmadığı anlaşıldığından; davacının dava dışı hak sahibine ödediği tazminatı davalı sigortalısına rücu edemeyeceği anlaşılmaktadır. Tüm bu gerekçelerle, dava konusu somut uyuşmazlıkta, 2918 sayılı KTK'nun 95/2 maddesi ile poliçe ve kaza tarihinde yürürlükte olan Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.a hükmünde belirtilen rücu koşulları oluşmadığından İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf itirazlarının reddine karar verilmiştir. Açıklanan nedenlerle, Dairemizce yapılan değerlendirmede; İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, incelemenin istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-)Davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-1 hükmü gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-)492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 732,00 TL karar ve ilâm harcından peşin alınan 179,90 TL harcın MAHSUBUNA, bakiye 552,10 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, 3-)İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 4-)İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından davalı yararına vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 5-) Dairemiz kararının kesin olması nedeniyle, 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 362(1)-a ve 7550 sayılı Kanun ile değişik Ek 1. maddesinin 2. fıkrası hükümleri gereğince, dava değerinin (... TL) davanın açıldığı 2022 yılında geçerli olan temyiz kesinlik sınırının (107.090,00 TL) altında olması nedeniyle miktar itibarıyla KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.