Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1093 E. 2026/1202 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1093
Karar No
2026/1202
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/1093

KARAR NO : 2026/1202

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 14/01/2022

NUMARASI : 2019/154 Esas - 2022/24 Karar

DAVA: Menfi Tespit

DAVA TARİHİ: 22/03/2019

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/06/2026

Davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA: Davacı vekili; davalı banka tarafından müvekkili aleyhine içeriği belli olmayan kredi ilişkisi dayanak gösterilerek İstanbul 3. İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, takip dayanağı genel kredi sözleşmesinde davacının isim ve imzası bulunmadığından, sözleşmenin davacıyı bağlayıcı olmadığını belirterek, davacının söz konusu takipte davalıya borçlu olmadığının tespiti ile davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili; müvekkili bankaca... ... Ltd. Şti'ne genel kredi sözleşmelerine istinaden krediler kullandırıldığını, davacının bu sözleşmeleri müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, kredi borçlarının ödenmemesi üzerine kredi hesapları kat edilerek 21.06.2018 tarihli ihtarname ile borçların ödenmesinin ihtar edildiğini, ihtara rağmen ödeme yapılmaması üzerine ilamsız takip başlatıldığını ve takibin davacı yönünden 23.11.2018 tarihinde kesinleştiğini, genel kredi sözleşmelerinde davacının imzasının bulunduğunu, müvekkilinin defter ve kayıtları incelendiğinde alacağın varlığının sabit olacağını belirterek, davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece; somut olayda davalı banka ile dava dışı kredi asıl borçlusu arasında iki adet kredi sözleşmesi bulunduğu, davacı kefilin 11/07/2012 tarihli 300.000-TL limitli kredi sözleşmesine kefil olduğu, ancak 21/04/2017 tarihli 1.000.000-TL limitli kredi sözleşmesine kefil olmadığı, sözleşmeler incelendiğinde de sonradan akdedilen sözleşmede davacının imzasının bulunmadığının sabit olduğu, davaya konu takip dayanağı alacağın da (çek sorumluluk depo bedeli haricinde) davalının kefil olmadığı 21/04/2017 tarihli 1.000.000-TL limitli kredi sözleşmesinden kaynaklandığı, davalı bankanın, davacının kefaletinin bulunduğu 11/07/2012 tarihli kredi sözleşmesinden kaynaklandığına ilişkin herhangi bir belge sunmadığı, dava dışı asıl borçlunun borcunun (çek sorumluluk depo bedeli haricinde) davalının kefil olmadığı 21/04/2017 tarihli 1.000.000-TL limitli kredi sözleşmesi ile kullandırılan krediden kaynaklandığı, davacının kefil olduğu 11/07/2012 tarihli genel kredi sözleşmesi ile asıl borçluya kullandırılan krediden (çek sorumluluk depo bedeli haricinde) kaynaklanmadığı, buna göre davalı banka ile dava dışı asıl borçlu arasında imzalanan ve davacının kefil olduğu 11.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan çek sorumluluk bedeli haricinde bir talebin bulunmadığı, bu kredi sözleşmesinden sonra davalı banka ile asıl borçlu arasında 21.04.2017 tarihli yeni bir sözleşmenin imzalandığı, davacının bu sözleşmede kefaletinin bulunmadığı, bu sözleşmede ilk sözleşmenin devamı niteliğinde olduğuna dair bir hüküm bulunmadığı, davacının kefil olduğu kredi sözleşmesinden kaynaklı takibe konu bir borcun bulunmadığı, bu nedenle davacının kefil olarak imzası bulunmayan ikinci sözleşmeden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, davacı kefilin imzasının bulunduğu 11/07/2012 tarihli sözleşmenin yürürlükte olduğu tarihte dava dışı asıl borçluya çek karneleri teslim edildiği ve bu çek karnelerinden 30831 seri no'lu çekin deposu talebinin yerinde olduğu, davalı banka takipte kötü niyetli olmadığından kötü niyet tazminatı talep koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davacının İstanbul 3. İcra Dairesi'nin ... esas sayılı dosyasında takip tarihi itibarıyla 27.378,10-TL asıl alacak, 12.473,44- TL işlemiş faiz, 623,67-TL BSMV, 485-TL ihtiyati haciz vekalet ücreti ve 100,20-TL ihtiyati haciz harcı olmak üzere toplam 42.660-TL yönünden davalıya borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin 1.787,20-TL ihtarname masrafı nakdi alacağı ve 1.600-TL 1 adet çek yaprağı sorumluluk bedelinin depo edilmesi talebine ilişkin istemlerin reddine, davacının kötü niyet tazminatı talebi ile davalının tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Mahkemece verilen 20.02.2023 tarihli ek karar ile; temlik alan davalı vekilinin yatırılmış olan istinaf harçlarının iadesi talebinin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili; temlik eden banka ile dava dışı asıl borçlu... arasında imzalanan 11.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinde davacının müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğunu, davacı borçlunun kefaletini sonlandıran herhangi bir hukuki işlem bulunmadığını, dava dışı asıl borçlu... ile imzalanan 20.04.2017 tarihli genel kredi sözleşmesi ile 11.07.2012 tarihli sözleşmenin ortadan kaldırılmadığını, yeni kefillerle sözleşmenin kapsamının genişletildiğini, kaldı ki davacı genel kredi sözleşmesinin imza tarihinde aynı zamanda asıl borçlu şirketin ortağı konumunda olup, bu nedenle de icra takibine konu alacaktan sorumlu olduğunu, müvekkili şirketin alacağının eksik ve hatalı hesaplandığını, bilirkişi raporlarında temerrüt tarihi yanlış tespit edilmiş olup, İİK 68/b maddesi gereğince hesap kat ihtarnamesinin borçluların adresine ulaştığı anda tebliğ edilmiş sayılacağını, bu nedenle kat ihtarnamesi tebliğ edilmeyen davacının temerrütünün takip tarihi itibarı ile başlayacağı yönündeki tespitin hatalı olduğunu, davacının sözleşme kapsamında bankaya bildirdiği adrese gönderilen tebligat iade edilse bile temerrütün gerçekleştiğini, bu nedenle mahkemece alacağa 21.06.2018 tarihi itibariyle temerrüt faizi işletilmesi gerekirken 07.11.2018 tarihi itibariyle işletilmesinin hatalı olduğunu, hesap kat ihtarnamesi ile birlikte borcun tamamının muaccel hale geldiğini, bu nedenle hesap katından sonra yapılan tüm ödemelerin, TBK 100 maddesi uyarınca öncelikle faiz ve masraflardan mahsup edilmesi gerektiğini, mahkemece bu doğrultuda yeniden rapor alınması gerekmekte olup, eksik incelemeye dayalı raporun hükme esas alınamayacağını, yine itiraz konusu olmadığı halde faiz incelemesi yapılamayacağını, bilirkişi tarafından belirlenen temerrüt faizi oranının sözleşme hükmüne aykırı olduğunu, bu nedenle temerrüt faizi oranının %50 olarak kabulünün gerektiğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili 13.03.2023 tarihli istinaf başvuru dilekçesiyle; müvekkili harçtan muaf olduğu halde mahkemece tahsil edilmiş olan istinaf harçlarının iadesi istemlerinin mahkemece verilen ek karar ile reddedildiği, müvekkilinin 5411 sayılı kanunun 143/5 maddesi hükmü gereğince harçtan istisna olduğunu belirterek, ek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

GEREKÇE: Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağa dayalı olarak başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.

Kefalet sözleşmesi, alacaklı ile kefil arasında kurulan ve alacaklıya kişisel güvence sağlayan bağımsız nitelikte bir borç ilişkisidir. Kefalet sözleşmesi kişisel bir teminat sözleşmesidir. Diğer sözleşmeler gibi kefil ile alacaklının karşılıklı ve birbirine uygun iradelerinin birleşmesi ile meydana gelir. Bu sözleşme ile kefil, asıl borçlunun borcunu alacaklıya karşı ifa edememesi tehlikesini kişisel olarak üstlenmektedir. Müteselsil kefil kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumlu olup, kefilin temerrüdü için hesap kat ihtarının tebliğ edilmesi gereklidir. Kefiller, kendi temerrüdünün sonuçlarından kefalet limiti kapsamında asıl borçlunun borcu kadar sorumludur.

Somut olayda; temlik eden banka ile dava dışı asıl borçlu... ... Ltd. Şti. arasında 300.000-TL limitli 11.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmeyi davalının da müteselsil kefil olarak imzaladığı, sonrasında yine aynı borçlu ile temlik eden banka arasında 21.04.2017 tarihli 1.000.000-TL limitli genel kredi sözleşmesinin imzalandığı, ancak davalının sonradan imzalanan işbu sözleşmede kefaletinin bulunmadığı, asıl borçluya kullandırılan kredi borçlarının ödenmemesi üzerine temlik eden banka tarafından keşide edilen 21.06.2018 tarihli kat ihtarnamesi ile 36.928,60-TL nakit borcun 24 saat içinde ödenmesinin, 1.600-TL gayrı nakit borcun aynı süre içerisinde depo edilmesinin ihtar edildiği, ihtarnamenin asıl borlu şirkete 25.06.2018 tarihinde tebliğ edildiği, davacı kefile çıkarılan tebligatın ise tebliğ edilemeden iade edildiği, bankaca asıl borçlu ile davacının aralarında yer aldığı kefiller aleyhine İstanbul 3. İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile 07.11.2018 tarihinde 27.378,10-TL asıl alacak, 12.473,44-TL işlemiş faiz, 623,67-TL BSMV, 1.787,20-TL masraf, 485-TL ihtiyati haciz vekalet ücreti 100,20-TL ihtiyati haciz harcı olmak üzere toplam 42.847,61-TL alacağın tahsili ile 1.600-TL çek sorumluluk bedelinin depo edilmesi istemiyle ilamsız takip başlatıldığı, takibin davacı kefil bakımından kesinleşmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Mahkemece alınan 16.03.2020 tarihli bilirkişi raporunda; davacının 11.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinde kefil olarak yer almasına karşılık 21.04.2017 tarihli sözleşmede kefaletinin bulunmadığı, takip konusu alacağın banka tarafından asıl borçluya kullandırılan 14.02.2018 tarihli 41.300-TL tutarlı taksitli ticari krediden kaynaklandığı, davacının imzasının bulunduğu 11.07.2012 tarihli sözleşmenin yürürlükte olduğu dönemde asıl borçluya çek karnesi verildiği, bu çeklerden 30831 numaralı çeke dayalı sorumluluk bedelinin de takip konusu olduğu, genel kredi sözleşmesinin 22. maddesinde bankanın TCMB'ye uygulayacağını bildirdiği en yüksek kredi faiz oranına bu oranın yüzde yüzünün ilavesiyle bulunacak oranın temerrüt faizi olarak düzenlendiği, bankaca fiilen uygulanan en yüksek faiz oranının sunulmadığı, bu durumda kredi kartları için uygulanması zorunlu olan %27 akdi faiz oranının %100 fazlası olmak üzere %54 oranında temerrüt faizi talep edilebileceği, davacı bankanın ise %50 oranında temerrüt faizi talep ettiği, davacıya gönderilen kat ihtarı tebliğ edilemediğinden davacı kefilin takip tarihi olan 07.11.2018 tarihinde temerrüde düştüğü, buna göre bankanın davacıdan 25.237,27-TL asıl alacak, 3.995,90-TL işlemiş faiz, 199,80-TL BSMV, 1.787,20-TL masraf, 485-TL ihtiyati haciz vekalet ücreti ve 100,20-TL ihtiyati haciz harcı olmak üzere toplam 31.805,37-TL nakit alacak talep edilebileceği, sözleşmenin 23. maddesi gereğince bankanın 1.600-TL çek sorumluluk bedelini davacı kefilden talep edebileceği bildirilmiştir.

20.05.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda ise; davanın menfi tespit davası olması nedeniyle dava tarihine kadar yapılan faiz hesabı neticesinde bankanın davacıdan 25.237,27-TL asıl alacak, 8.727,89-TL işlemiş faiz, 436,40-TL BSMV, 1.787,20-TL ihtar masrafı, 485-TL ihtiyati haciz vekalet ücreti ve 100,20-TL ihtiyati haciz harcı olmak üzere toplam 35.173,96-TL nakit alacak talep edilebileceği, davacının 1.600-TL depo talebinden sorumlu olduğu bildirilmiştir.

Davacının kefalet imzasının bulunduğu kredi sözleşmesi mevcut ve aynı sözleşmeye dayalı olarak davalı kefilin sorumluluğu devam ederken, davacı bankanın yeni kredi sözleşmesi düzenlemesi nedeniyle, iradesinin önceki sözleşmenin devamı değil, yeni sözleşme yapmak olduğu kabul edilmelidir. Somut olayda davacının kefalet imzasının bulunduğu genel kredi sözleşmesi döneminde kullandırılmış bir krediden kaynaklanan borç bulunmamakta olup, takip ve dava konusu nakit alacak da davacının imzasının bulunmadığı yeni sözleşme kapsamında kullandırılmıştır. Bu nedenle davalının imzasının bulunmadığı yeni sözleşmenin, önceki sözleşmenin devamı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bu durumda davalının, kefalet imzasının bulunmadığı sonraki sözleşmelerden kaynaklanan dava konusu borçtan sorumlu tutulamayacağı yönündeki ilk derece mahkemesi kararı yerindedir (emsal Yargıtay 19. HD'nin 2018/695 esas, 2019/5550 karar sayılı ilamı).

Diğer yandan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/12-342 esas 2020/1030 karar sayılı 15.12.2020 tarihli ilamında; 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 143. maddesindeki düzenlemede muaflıktan değil istisnadan söz edilmekte olup, varlık yönetim şirketlerinin yaptıkları işlemleri ve bununla ilgili olarak düzenlenen kağıtları, kuruldukları takvim yılı ve bunu izleyen beş yıl süresince, 492 sayılı Harçlar Kanununa göre ödenecek harçlardan, maddede sayılan diğer vergilerden ve kesintilerden istisna tuttuğu, bu hükmün varlık yönetim şirketlerinin vergiden istisna olacağı halleri istisna kurumunun doğası gereği kendilerinin yaptıkları işlemlerden ve bu işlemlerle ilgili olarak düzenlenen kağıtlardan dolayı, hükümde sayılan kanunlar uyarınca vergi, harç veya kesinti borçlusu durumunda bulunacakları hâllerle sınırladığı, varlık yönetim şirketinin yaptığı bir işlem veya bununla ilgili düzenlenmiş bir kağıt söz konusu olmadığında, kendisinin ya da işleminin harçtan istisna veya muafiyetinin bulunmadığının kabulü gerektiği belirtilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 2023/110 esas 2024/35 karar sayılı 01.02.2024 tarihli kararı ile de; 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 143. maddesinin 14/10/2021 tarihli ve 7338 sayılı kanunun 58. maddesi ile ibare değişiklikleri yapılan altıncı fıkrasında yer alan; "492 sayılı Harçlar Kanununa göre ödenecek harçlardan" ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline hükmedilmiştir. Bu durumda somut olayda temlik alan davalı istinaf harçlarından muaf olmayıp, mahkemenin temlik alan davalının yatırmış olduğu istinaf harçlarının iadesi isteminin reddine ilişkin 20.02.2023 tarihli ek kararında da bir isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle:

Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

Alınması gereken 2.914,10-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 908,42-TL harcın mahsubu ile kalan 2.005,68-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,

Davalı tarafından yapılan giderlerin kendisi üzerinde bırakılmasına, davacı tarafından yapılan 78-TL istinaf yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 25/06/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1093, K. 2026/1202, T. 25.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1093-e-2026-1202-k-862615345c7b