Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/950 E. 2026/1064 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/950
- Karar No
- 2026/1064
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2022/950
KARAR NO: 2026/1064
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: (KAPATILAN) İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 10/01/2022
NUMARASI : 2019/759 Esas - 2022/14 Karar
DAVA: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ: 09/09/2026
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin,davacı şirketten bilgisayar ve elektronik makineleri için genel olarak hizmet aldığını, bu doğrultuda taraflar arasında hizmet alışverişinin sürekli olarak fatura üzerinden devam ettiğini, bu ticari alışveriş uyarınca davacının, davalının talep etmiş olduğu bilişim hizmetini kendisine sağladığını, davalıya istediği hizmeti sağladığını ve buna ilişkin faturalarını keserek davalı şirkete teslim ettiğini, davalının 22.02.2019, 01.03.2019, 03.04.2019, 03.05.2019. 27.06.2019 tarihlerinde düzenlenen itiraz etmediği faturalara ilişkin toplamda 13.829,60 TL borcu ödemeyerek üzerine düşen edimi ifa etmemesi üzerine İstanbul Anadolu 6. İcra Dairesi'nin ... E. sayılı dosyası ile başlatılan takibe haksız itiraz ettiğini beyanla, itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; icra takibinde alacaklı gözüken ile itirazın iptali davasında alacaklı gözüken ve faturalardaki alacaklı tarafların farklı olduğunu, davalının herhangi bir borcu olmadığını, davacının davalıya istediği hizmeti sağlamamasına rağmen hizmet sağladığı iddiası ile fatura kestiğini, müvekkiline ait ticari defterlerde iddia edilen borca dair bir kayıt bulunmadığını savunarak davanın reddini ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, taraflar arasında cari hesaptan ve faturadan kaynaklı ticari ilişki olduğu, davacının bu ilişkiden kaynaklı alacağın tahsili amacıyla davalı aleyhine takip başlattığı, bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere dava ve takip konusu faturalar davacının usulüne uygun tuttuğu ticari defterlerinde kayıtlı olduğu halde davalının usulüne uygun bir şekilde tuttuğu ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, bu durumun açıklığa kavuşması bakımından ...'dan gelen müzekkere cevabına göre dava ve takip konusu faturalarda imzası bulunan ...'nun dinlendiği ve kendisi davalı şirkette ön muhasebe olarak çalıştığını, gelen faturaları kendisinin imzalayıp davalı şirketin kaşesini bastığını, bu faturalardan davalı şirket yetkilisinin haberi olduğunu, ancak şirket yetkilisinin işleri beğenmemesi üzerine faturaları defterlere işlemediğini beyan ettiği, ...'nun bu beyanı yine ...'dan gelen cevabi yazıya göre bahse konu tarihlerde davalı şirket çalışanı ...'nin beyanı ile de tasdik edildiği, dolayısıyla her ne kadar davalı şirket yetkilisi ... olsa da, davalı şirkete kesilen faturaları teslim almaya ve imzalamaya şirketin ön muhasebecisi ...'nun yetkili olduğu kanaatine ulaşılmış olup davacı taraf teslim tesellüm olgusunu ve alacağının varlığını ispat etmiş sayıldığı Mahkememizce vicdani kanaat getirildiği, tüm bu nedenlerle davacının incelenen kayıtlarında davalının davacıya 13.829,60 TL tutarda borçlu bulunduğu ve davacının alacağının varlığını ispat ettiği, dosyaya mübrez işbu bilirkişi raporunun dosya kapsamı ile uyumlu, gerekçeli, denetime açık, hüküm kurmaya elverişli ve yerinde olduğu kabul ve takdir edilerek davacının davasının kabulüne karar verildiği, davalının borcunun cari hesap ve ticari defterlere göre açık ve net olarak belirli ve belirlenebilir olduğundan İcra İflas Kanununun 67/2. maddesi gereğince asıl alacağın %20'si olan 2.765,92 TL icra inkar tazminatının da davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle " Davanın KABULÜNE, Davalının İstanbul Anadolu 6. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasına yaptığı İTİRAZIN İPTALİNE, icra takibinin asıl alacak 13.829,60 TL'ye takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle aynen DEVAMINA, Asıl alacağın %20'si olan 2.765,92 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine" dair karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili tarafından süresinde sunulan istinaf dilekçesinde; davacının iddialarını ispatlayamadığını, davalı şirketin temsil ve ilzama yetkilisi olan müdür ...'ın davaya konu edilen faturaları temsil ve ilzama teslim almadığını, dava konusu faturalar üzerindeki şirket kaşesi ve imzasının şirket yetkilisine veya şirket adına bu işlemleri yapmaya yetkilendirilmiş kişiye ait olmadığını, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre faturanın teslim almaya yetkili kişi veya kişilere teslim edilmesi gerektiğini, aksi yöndeki mahkeme kabulünün haksız ve hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda dava konusu faturaların müvekkilin ticari defter ve kayıtlarına yer almadığına dair tespitin yok sayılmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, İlk Derece Mahkemesi'nin resen hareket ederek ...'dan şirket çalışanlarını gösterir bilgi ve belgelerin celbini ve gelen cevaba göre çalışanları dinleyerek taraflarca getirilme ilkesini ihlal ettiğini, davalı şirketin süresi içerisinde usulüne uygun olarak teslim edilmeyen faturayı iade etmekle hem faturaları hem de verilen hizmeti kabul etmediğine yönelik iradesini ortaya koyduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
Dava, hizmet alım sözleşmesinden kaynaklı fatura alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı icra takip dosyasındaki borcun sebebi beş ayrı fatura nedeniyle alacaklı olduğunu iddia etmiş, davalı ise faturaların teslim edilmediğini ve fatura konusu hizmetlerinde yerine getirilmediğinden borcu bulunmadığını savunmuş olup İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde faturalardaki teslim alan imzalarına yönelik şirket çalışanlarının beyanları itibariyle davacı tarafça hizmetin ifa edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir.
Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.
Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).
Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya ... aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.
Somut uyuşmazlıkta takibe konu edilen faturalar ve takip talebinde bu faturalar nedeniyle alacaklı olunan tutarlara yönelik yapılan açıklamalar aşağıdaki gibidir;
22.02.2019 tarihli, ... seri nolu, 1.888,00 TL bedelli "Hizmet bedeli klavye laptop" açıklamalı,
01.03.2019 tarihli, ... seri nolu, 1.770,00 TL bedelli "Hizmet bedeli" açıklamalı,
03.04.2019 tarihli, ... seri nolu, 1.911,60 TL bedelli "Hizmet bedeli yandex alan alımı" açıklamalı,
03.05.2019 tarihli, ... seri nolu, 1.770,00 TL bedelli "Hizmet bedeli" açıklamalı ve
27.06.2019 tarihli, ... seri nolu, 6.490,00 TL bedelli "Hizmet bedeli web tasarım" açıklamalı şeklindedir.
Taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde; faturaların davacı defterlerinde kayıtlı olduğu ancak davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca davalı şirkete ait BA formları celp edilmiş, miktar itibariyle BA formu bildirimine tabi 27.06.2019 tarihli faturanın beyan edilmediği tespit edilmiştir. Yukarıda detayları yer verilen beş ayrı faturanın hepsinin sol alt kısmında yer alan eksiksiz teslim alan bölümünde davalı şirkete ait kaşe ve üzerinde imzanın bulunduğu tespit edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince isticvap edilen şirket yetkilisi ...'ın 10.01.2022 ve davalı şirket ön muhasebe bölümünde görevli tanık ...'nun 15.11.2021 tarihli duruşmadaki aynı mahiyette olup faturaların ... tarafından teslim alındığı sabittir. Bu durumda, dava dışı şirket çalışanı ... her ne kadar davalı şirketi temsile yetkili olmasa dahi süregelen işlemlerin adı geçen tarafça yerine getirilmiş olması ve davalı şirket yetkilisi ...'ın isticvabındaki faturaların iade edildiğine dair beyanı itibariyle yetkilerce onaylanmış olması da göz önünde bulundurulduğunda TBK'nın 46. maddesinin değerlendirilmesi gerekecektir. Takibe konu faturaların davacı tarafça davalı tarafa teslim edilmesine rağmen davalı şirket yetkilisinin isticvabında ve davalı vekilinin beyanlarında geçen faturaların kanuni süre içerisinde iade edildiğine dair savunmayı ispata elverişli bir belge ve delil bulunmaması karşısında davacı tarafın üzerinde bulunan ispat yükünü yerine getirdiği kanaatine varılmıştır. Davalı vekili İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırmanın taraflarca getirilmesi ilkesine aykırı olduğunu istinaf sebebi yapmış ise de, dava konusu faturalardaki mevcut teslim alan imzalarının sıhhatine yönelik kime ait olduğuna ilişkin ... kayıtlarının celbi ve tanıkların bu kapsamda dinlenilmesinin iddianın genişletilmesi yasağına aykırı olmayıp delillerin taraflarca getirilme ilkesini de aşan bir boyutu bulunmamaktadır.
İlk Derece Mahkemesince, yargılamanın HMK'da düzenlenen usul kurallarına uygun olarak yapılmış olmasına, kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip yasal düzenlemelere uygun isabetli, yeterli gerekçeyle karar verilmiş olmasına, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmıştır.
Açıklanan sebeplerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı tarafından yatırılan 220,70 TL istinaf başvurma harcının Hazine'ye gelir kaydına,
3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından yatırılan 236,20 TL'nin mahsubu ile bakiye 495,80 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına,
5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,
6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 09/09/2026