Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/876 E. 2026/1115 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/876
Karar No
2026/1115
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

45. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2022/876

KARAR NO: 2026/1115

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: (KAPATILAN) İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 15/02/2022

NUMARASI : 2021/246 Esas - 2022/120 Karar

DAVA: İtirazın İptali

KARAR TARİHİ: 16/09/2026

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı lehine müvekkilinin yayın alma hakkına haiz olduğu ... televizyon kanalında yayın hizmet borcunu ifa edilmesine rağmen davalı tarafın sözleşme karşılığı belirlenen borcu ifa etmediğini, tarafların cari hesaplarının uyuştuğunu, davalı şirketin müvekkiline 47.200,00 TL borcu bulunması nedeniyle başlatılan İstanbul Anadolu 9. İcra Dairesi'nin ... E. sayılı dosyasına davalının itiraz ettiğini beyanla, itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin dava dilekçesinde bahsi geçen faturalara ilişkin hizmeti almadığını, müvekkili şirket ile davacı taraf arasında fatura tanzimini gerektirir sözleşmesel ilişki bulunmadığını, davacı taraf bir kısım mail yazışmalarını faturalarla ilişkilendirmekte ise de şirket yetkilisi ile usulüne uygun bir sözleşme yapılmadıkça ilgili yazışmaların sözleşmesel ilişkinin varlığını göstermediğini ve hizmetin verildiği anlamına da gelmeyeceğini, müvekkilinin davacıya hiçbir borcunun bulunmadığını, müvekkilinin temerrüde düşürülmediğinden faiz talebi ve faiz oranı yerinde olmadığını savunarak davanın reddi ile kötüniyet tazminatı ve idari para cezasına hükmedilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacı tarafça cari hesap alacağına istinaden başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptalinin talep edildiği, davalı tarafça davanın reddinin savunulduğu, davacı tarafça takip konusu 1 adet fatura düzenlenerek ticari defterlerine kayıt edildiği, davacı yanın ticari defter kayıtlarının usulüne uygun olarak tutulduğu, takip konusu faturanın ticari defterlerine kayıt edildiği, davalı yanın usulüne uygun yapılan ihtara rağmen ticari defterlerini incelemeye sunmadığı, takip konusu faturanın davalı tarafından Ba formu ile vergi dairesine beyan edildiği, ticari defter kayıtlarının bir uzantısı olduğu kabul edilen Ba formunda yer alan faturanın davalı yanın ticari defterlerinde kayıtlı olduğunun kabulünün gerektiği, davalı tarafça dava konusu faturaya itiraz edildiğine ilişkin olarak herhangi bir delilin dosyaya ibraz edilmediği, bu hali ile davalı tarafça faturaya süresinde itiraz edildiğinin kanıtlanamadığı, anılan Yargıtay içtihadında da belirtildiği üzere; davalının dava konusu faturayı ticari defterlerine kayıt etmesinin fatura konusu hizmetin verildiğine karine teşkil ettiği, bu hali ile taraflar arasında akdi ilişkinin kurulduğu, davacının fatura konusu hizmeti davalı tarafa verdiğinin kabulünün gerektiği, davacı tarafça ilk olarak Bakırköy 14. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmış olup, davalı yanın yetki itirazı sonucu icra takibine İstanbul Anadolu 9. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile devam edildiği, Bakırköy 14. İcra Müdürlüğü dosyası ile davacı tarafça 47.200,00 TL asıl alacak üzerinden icra takibi başlatıldığı ve alacak miktarına takip tarihinden itibaren yıllık %19,75 oranında avans faizi talep edildiği, İstanbul Anadolu 9. İcra Müdürlüğü dosyasından gönderilen ödeme emrinde ise 47.200,00 TL asıl alacak, 12.355,73 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 59.555,73 TL'nin, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %13,75 oranında avans faizi ile birlikte tahsili talep edildiği ve bu hali ile ödeme emrinin davalı yana tebliğ edildiği, yetki itirazı sonrası açılan ikinci icra dosyası ilk icra takibinin devamı niteliğinde olduğu, ilk icra takibi ile talep edilmeyen bir alacağın yetki itirazı sonrasında talep edilmesi mümkün olmadığı, bu nedenle davacı yanın işlemiş faiz istemi yerinde görülmediği, kaldı ki, ikinci icra takibi ile talep edilen işlemiş faiz alacağının detay açıklamasında işbu faizin; Bakırköy 14. İcra Müdürlüğü'ndeki takip talebinde yer alan tarih ile yetki itirazı sonrası İstanbul Anadolu 9. İcra Müdürlüğü'ne verilen takip talebinin tarihi arasındaki faize ilişkin olduğu anlaşılmakla, davacının işbu isteminin mükerrer faiz teşkil ettiği, ancak davacı taraf ikinci takip talebi ile yıllık %13,75 oranında faiz isteminde bulunduğu ve ödeme emrinin de buna göre düzenlendiği, bu durumda, taleple bağlılık ilkesi gereğince; asıl alacağa takip tarihinden itibaren artan azalan oranlarda uygulanacak ve yıllık %13,75 avans faizi oranını aşmayacak şekilde hüküm kurulması gerektiği, takibe konu alacağın miktarı kesin ve belirli olduğu gibi hesaplanması bir tespit yapılmasını gerektirmediğinden davalının haksız itirazı nedeniyle alacaklının alacağına geç kavuşmasına neden olduğu gerekçesiyle Davanın KISMEN KABULÜ İLE Sabit olan 47.200,00 TL alacağın takip tarihinden itibaren artan azalan oranlarda uygulanacak ve yıllık %13,75 oranını aşmayacak avans faizi ile ve isabet eden takip giderleri ile birlikte, davalıdan alınıp davacıya verilmek üzere, borçlu davalının İstanbul Anadolu 9.İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın KISMEN İPTALİNE takibin belirtilen şekilde devamına, Aşan istemin REDDİNE, Kabul olunan alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacının kötü niyeti sabit olmadığından davalı yanın kötü niyet tazminatı isteminin REDDİNE karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı vekili tarafından süresinde sunulan istinaf dilekçesinde; salt fatura düzenlenmiş olmasının davada haklılığın kabulü için yeterli olmadığını, yerleşik Yargıtay kararları ile de kabul edildiği üzere davacının alacağına dayanak yaptığı faturaya konu hizmeti/malı verdiğini de ispat etmesi gerektiğini, alacak talebinde bulunan davacı tarafın öncelikle kendi edimini ifa ettiğini ispat etmesi gerektiğini, davacının iddiasını ispatlar bir belge ve delil bulunmamasına rağmen verilen kararın hukuka aykırı olup kaldırılması gerektiğini, mahkeme kararında yer alan faiz başlangıç tarihleri, faiz miktar ve oranının yerinde olmadığını, davacının alacak iddiasının yargılamayı gerektirmekte olup bilirkişi raporuyla tespit edilebilmiş olduğundan likit olmadığını icra inkar tazminatı talebinin kabulü yönünde verilen kararın da yerinde olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

Dava, hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı reklam hizmetine yönelik cari hesap ekstresine konu bir adet fatura alacağı nedeniyle alacaklı olduğunu iddia etmiş, davalı ise taraflar arasında sözleşme bulunmaması nedeniyle davacıya borçlu olmadığını savunmuş olup İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın icra takibindeki asıl alacak yönünden kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddesinde; "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı kararı; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir.

Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.

Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).

Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 26/12/2024 tarihli 2023/1909 E. 2024/5226 K. sayılı kararı; "Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir..." şeklindedir.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 21/10/2019 tarihli 2018/3083 E. 2019/4860 K. sayılı kararında; "...Dava faturadan kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece Dairemizin bozma ilamına uyulmasına karar verildikten sonra SGK’dan gelen yazı cevabı ve bilirkişi raporu da dikkate alınmak suretiyle karar verilmiş olmakla birlikte davacı taraf dava dilekçesinde ticarî defterlerine delil olarak dayanmış olup bu ticarî defter kavramı içerisinde BA-BS formları da girmektedir. Buradan hareketle davacı vekilince 15.02.2018 havale tarihli dilekçe ile vergi dairesine müzekkere yazılmak suretiyle BA formlarının istenilmesi talep edilmiş, mahkemece tahkikatın tamamlanmış olduğu ve sözlü yargılamaya geçildiği gerekçesiyle bu talebin reddine karar verilmiş ise de bu gerekçe yerinde değildir. Zira sözlü yargılama aşamasına geçildikten sonra dahi eksik olan hususun yerine getirilmesi talebi hâlinde bu talep dikkate alınıp sözlü yargılama aşamasına ikinci kez de geçilebilecektir. Yukarıda belirtildiği gibi BA formları ticarî defter kavramı içerisine girdiğinden mahkemece bu husus araştırılmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir..." yönünde kararı ile ticari defter kavramı içerine taraflara ait BS-BA formlarının da dahil olduğuna,

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 20/06/2023 tarihli 2022/2329 E. 2023/2427 K sayılı kararında; "...mahkemece yapılacak iş, 19.08.2021 tarihli bilirkişi raporunu hazırlayan bilirkişilerden ek rapor alınarak vergi dairesinden gelen BA formları da eklenip BA formu ile rapor arasındaki çelişkiyi giderici rapor alınıp eğer dava konusu fatura BA beyanında alım olarak gösterilmiş ise akti ilişkinin varlığı ispatlanacağından davanın yazılı olduğu şekilde kabulüne, BA beyanında alım olarak gösterilmemiş ise dosya kapsamında davacının taraflar arasında akti ilişki olduğunu yazılı şekilde ispatlayamaması nedeni ile davanın pasif husumet yönünden reddine karar verilmesinden ibarettir..." yönündeki kararı ile faturaların BA formunda beyan edilmesiyle akdi ilişkinin ve alacağın ispatlanacağına işaret edilmiştir.

Davalı vekilinin icra takibindeki asıl alacak yönünden kabule kısmına yönelik esasa ilişkin istinaf sebebi incelendiğinde; İlk Derece Mahkemesince bilirkişi incelemesi ara kararında ticari defterlerin ibrazı yönünde kesin süre verilerek, sonuçlarının ihtaren bildiren ön inceleme duruşma tutanağının davalı vekiline tebliğ edildiği, davalı tarafından ticari defterlerin bilirkişi incelemesine sunulmadığı, davacının takip talebine esas alacağının davalı adına düzenlenen 21.09.2018 tarihli 47.200,00 TL bedelli "... ... Tur Temmuz-Ağustos-Eylül Ayı Reklam Bedeli" açıklamalı faturadan kaynaklandığı belirlenmiştir. Söz konusu fatura, Anadolu Kurumlar Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 03.06.2021 tarihli yazı cevabına göre davalı tarafından BA formunda beyan edildiğinden faturanın davalı tarafça kabul edildiği tespit edilmiş ancak fatura bedelinin ödendiğine dair bir iddia ve delil olmadığı anlaşılmakla yukarıda yer verilen emsal kararlar ve açıklamalar uyarınca, davacı taraf takip ve dava tarihi itibariyle 42.700,00 TL alacaklı olduğunu ispat ettiğinden aksi yöndeki davalı vekili istinaf sebebine itibar edilmemiştir.

Davalı vekilinin faize ilişkin istinaf sebebi incelendiğinde; İlk Derece Mahkemesince takip öncesi işlemiş faiz kalemine davacı talebi reddedilerek takip tarihinden itibaren tahsil tarihine kadar avans faiz ile birlikte takibin devamına hükmedilmiştir. Davalı vekili faiz başlangıç tarihi, faiz miktar ve oranını istinaf sebebi yapmış ise de TBK'nın 117. maddesi uyarınca takip öncesi temerrüt bulunmadığından iş bu itirazın iptali davasında takip tarihi ile birlikte temerrüt gerçekleşeceğinden bu tarihten itibaren faiz uygulanmasına karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. 3095 sayılı yasanın 2. maddesi adi ve ticari işlere giren bir ayrıma gitmiş olup, adi işler için adi temerrüt faiz oranı ticari işler için ise ticari temerrüt faizi uygulanacağını düzenlemiştir. Davalı tüzel kişi tacirin, ticari işletmesinden kaynaklanan hukuki olaylarda temerrütü nedeniyle uygulaması gereken faizin, 3095 sayılı yasanın 2/2. maddesi uyarınca avans faizi olması nedeniyle davalı vekilinin bu konudaki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.

Davalı vekilinin icra inkar tazminatına ilişkin istinaf sebebi incelendiğinde; İİK'nın 67/2. maddesinde "...borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir." düzenlemesi yer almaktadır. İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Dava konusu hizmet alım sözleşmesi kaynaklı reklam hizmetine konu itiraza uğramayan faturadaki alacak miktarının biliniyor olması karşısında likit bir alacak olduğundan, mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yanlışlık olmadığından davalı vekilinin bu konudaki istinaf sebebine de itibar edilmemiştir.

Açıklanan sebeplerle; incelenen mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,

1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davalı tarafından yatırılan 220,70 TL istinaf başvurma harcının Hazine'ye gelir kaydına,

3-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan 806,06 TL'den alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcının mahsubu ile bakiye 74,06 TL'nin davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,

4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına,

5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,

6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 16/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/876, K. 2026/1115, T. 16.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-876-e-2026-1115-k-06dd5f523490