Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/781 E. 2026/866 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/781
- Karar No
- 2026/866
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
15.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/781
KARAR NO:2026/866
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:09/12/2021
NUMARASI:2019/272 Esas, 2021/1000 Karar
DAVA:Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:08/05/2019
BİRLEŞEN İSTANBUL 18 ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN
2020/284 ESAS SAYILI DOSYASI
DAVA:Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:23/06/2020
KARAR TARİHİ:18/06/2026
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:ASIL DAVADA;Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında Beyoğlu ... Noterliğinin 07.05.2013 tarih ve ... yevmiye numaralı düzenleme şeklinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmenin teknik şartname hükümlerine göre arsa sahiplerinin ihtiyaçlarını karşılayacak sayıda açık ve kapalı otopark yapılmasının, yeterli sığınak inşa edilmesinin ve projede mal sahibinin onayının alınmasının kararlaştırıldığını, ancak sözleşme eki proje ile belediyeye sunulan ve onaylanan proje arasında önemli farklılıklar bulunduğunu, A Blok bağımsız bölümlerinin ihtiyacını karşılayacak sayıda açık ve kapalı otopark yapılmadığını, onaylı projenin müvekkiline bildirilmediğini ve onayının alınmadığını, açık otopark alanlarının üçüncü kişiler tarafından da kullanılabildiğini, 73 bağımsız bölümlü yapıda yalnızca 13 araçlık kapalı otopark bulunduğunu, sözleşmede öngörülen otopark yükümlülüğünün yerine getirilmediğini, ayrıca yapılan sığınağın amacına uygun olmadığını ve dışarıya çıkış kapısının bulunmadığını, bu eksiklikler nedeniyle A Bloktaki bağımsız bölümlerin değer kaybına uğradığını ileri sürerek uğradıkları zararın tazminini talep etmiştir.Davacı vekili 10.07.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 3.582.069,01 TL olarak belirlediklerini bildirmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın eser sözleşmesinin ayıplı ifasından kaynaklanan tazminat davası olması nedeniyle görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, davanın hak düşürücü süreler içerisinde açılmadığını ve usulüne uygun ayıp ihbarında bulunulmadığını, taraflar arasında 23.05.2018 tarihli Sulh ve İbra Sözleşmesi imzalandığını ve bu sözleşme ile davacının dava ve alacak haklarından feragat ettiğini, inşaatın sözleşme ve mevzuata uygun şekilde tamamlandığını, otopark yükümlülüğünün yerine getirildiğini, su depoları ile yangın söndürme sistemlerinin yeterli olduğunu, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
BİRLEŞEN DAVADA;Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 07.05.2013 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi bulunduğunu, davalının inşaatı sözleşmeye uygun şekilde tamamlamadığını, proje uygulanmadan önce mal sahibinin onayının alınmadığını, A Blok girişinin projeye aykırı olarak arka cepheden yapıldığını, binanın eksik teslim edildiğini, çatıdan su aktığını, yük asansörünün yapılmadığını, girişte güvenlik turnikesi bulunmadığını, ısıtma ve soğutma sistemlerinin projeye uygun şekilde ayrı ayrı çalışmadığını ileri sürerek eksik ve ayıplı işler nedeniyle uğradıkları zararın tazminini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, inşaatın sözleşme, proje ve teknik şartnamelere uygun şekilde tamamlandığını, teslim sırasında herhangi bir ayıp veya eksiklik ileri sürülmediğini,davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.İlk Derece Mahkemesince; Dava ve birleşen davanın eser sözleşmesine aykırılık sebebine dayalı alacak istemine ilişkin olduğu, taraflar arasında Beyoğlu ... Noterliğinin 07.05.2013 tarih ve ... yevmiye numaralı düzenleme şeklinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin imzalandığının sabit olduğu, TBK'nın 112. maddesi uyarınca borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde alacaklının uğradığı olumlu zararını isteyebileceği, davacının da her iki dava dilekçesinde otopark sayısının eksik olması, terastaki yalıtım çatlamaları ve su akıntıları, merdivenlerin eksik yapılması ile ısıtma ve soğutma tesisatındaki eksikliklerden kaynaklanan müspet zararlarının tazminini talep ettiği, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu ve ek raporda dava konusu taşınmazdaki teknik inceleme sonucunda davacının ileri sürdüğü kalemler yönünden toplam 2.973.022,80 TL zarar alacağının bulunduğunun belirlendiği, davalı tarafça ise 23.05.2018 tarihli Sulh ve İbra Sözleşmesi uyarınca davanın reddinin savunulduğu, anılan sözleşmenin taraf vekillerince imzalandığı ve vekâletnamelerinde sulh ve ibra yetkisinin bulunduğu, davacı vekilinin alacakların kapsamını veya dava açılıp açılmayacağını bilmemesinin sözleşmeyi hükümsüz hale getirmeyeceği, sözleşmenin 4. maddesinde davacı şirketin 07.05.2013 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan tüm hak ve alacaklarını tahsil ettiğini, davalı şirketi tam ve kesin olarak ibra ettiğini kabul ve beyan ettiğinin düzenlendiği, bu nedenle 23.05.2018 tarihli Sulh ve İbra Sözleşmesi ile tarafların arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan karşılıklı hak ve borçlarının sona erdiği, davacının sözleşmeden kaynaklanan zararlarının tazminini talep edemeyeceği gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.Davacı-birleşen davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
1-)İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın esasına ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, yalnızca bilirkişi raporundaki genel tespitlere yer verilerek davaların reddine karar verildiğini, dosya kapsamında alınan ayrıntılı ve denetime elverişli bilirkişi raporları ile alacak taleplerinin haklı ve yasal olduğunun kanıtlandığını, mahkemenin de bilirkişi raporlarında belirlenen teknik tespitlerin aksine herhangi bir değerlendirme yapmadığını, buna rağmen yalnızca 23.05.2018 tarihli Sulh ve İbra Sözleşmesine dayanılarak davaların reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu,
2-)Mahkemece esas alınan 23.05.2018 tarihli Sulh ve İbra Sözleşmesinin geçerli bir sulh sözleşmesi niteliğinde bulunmadığını, sulh sözleşmesinin kurulabilmesi için taraflar arasında mevcut bir uyuşmazlık veya belirsizlik bulunması ve tarafların karşılıklı fedakârlıklarda bulunmasının zorunlu olduğunu, somut olayda ise yalnızca davacı şirketin inşaat sözleşmesinden kaynaklanan hak ve alacaklarından vazgeçtiğini beyan ettiğini, davalı tarafın herhangi bir karşı edim veya fedakârlık üstlenmediğini, karşılıklı fedakârlık bulunmayan bir sözleşmenin sulh sözleşmesi olarak kabul edilemeyeceğini,
3-)Sözleşmenin ibra sözleşmesi olarak da değerlendirilemeyeceğini, TBK'nın 132. maddesi uyarınca ibranın iki taraflı bir sözleşme olduğunu, henüz doğmamış veya kesinleşmemiş alacaklar bakımından ibra yapılamayacağını, somut olayda hangi alacakların tahsil edildiğinin belirtilmediğini, ortada doğmuş ve kesinleşmiş bir alacak bulunmadığı gibi gelecekte doğabilecek belirsiz alacakların da ibra konusu yapılamayacağını, bu nedenle sözleşmenin ibra sözleşmesi niteliği taşımadığını,
4-)Sulh ve ibra sözleşmesinin taraf şirketler arasında değil vekiller arasında imzalandığını, sözleşmenin düzenlenme amacının İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/281 Esas ve İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/188 Esas sayılı dosyalarının sulhen sonuçlandırılması olduğunu, buna rağmen henüz dava konusu yapılmamış ve kapsamı belirli olmayan alacaklar yönünden de ibra hükümleri içerdiğini, vekilin taraflar arasındaki tüm uyuşmazlıkları ve doğabilecek tüm alacakları bilmesinin mümkün olmadığını, sözleşmede yer alan “bilcümle hak ve alacaklarını tahsil etmiş olduğu” yönündeki ifadenin tek taraflı nitelikte bulunduğunu ve müvekkilini bağlamayacağını,
5-)Vekâletnamede yer alan sulh ve ibra yetkisinin yalnızca vekilin takip ettiği davalarla sınırlı olduğunu, esas haktan feragat veya henüz dava konusu yapılmamış alacakların sona erdirilmesi sonucunu doğuracak işlemleri kapsamadığını, davadan feragat ile esas haktan feragatin birbirinden farklı hukuki kurumlar olduğunu, esas haktan feragatin maddi hukuka ilişkin ve iki taraflı bir işlem niteliği taşıdığını, bu nedenle somut olaydaki sözleşmenin vekâlet kapsamı dışında kaldığını,
6-)Dosyaya sunulan uzman görüşünde de sulh ve ibra sözleşmesinde hangi alacakların ibra kapsamına girdiğinin belirtilmediğinin, arsa sahibinin ibra beyanının yalnızca inşaatın teslimine ilişkin olarak yorumlanması gerektiğinin, sözleşme hükümlerinin tarafların gerçek iradeleri dikkate alınarak değerlendirilmesinin zorunlu olduğunun belirtildiğini, mahkemenin bu görüşleri dikkate almadığını,
7-)Mahkemece nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin sulh ve ibra sözleşmesini geçerli kabul etmesi halinde öncelikle bu hususta karar vermesi gerektiğini, böyle bir durumda uyuşmazlığın esasına girilmeden karar verilmesi ve maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinin gerektiğini, ayrıca dava açıldığı tarihte asıl ve birleşen davalarda geçici talep sonucunun toplam 20.000,00 TL olarak belirlendiğini, buna rağmen nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,
8-)Mahkemenin hukukçu bilirkişinin görüşünü esas almasının da HMK hükümlerine aykırı olduğunu, hukukçu bilirkişinin hukuki değerlendirme yapmak suretiyle görev sınırını aştığını, bu hususta Bilirkişilik Bölge Kuruluna başvurulduğunu ve çeşitli kararların dosyaya sunulduğunu, buna rağmen mahkemenin bu itirazları değerlendirmediğini belirterek,ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve her iki davanın da kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinin bir türü olan kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmaktadır.Davacı yüklenici, davalılar ise arsa sahibidir.Davacı-birleşen davacı tarafça asıl ve birleşen davalarda, taraflar arasında akdedilen 07.05.2013 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin davalı yüklenici tarafından sözleşme ve eklerine uygun şekilde ifa edilmediği ileri sürülerek,eksik ve ayıplı imalatlar nedeniyle uğradığı zararların tazmini talep edilmiş, davalı-birleşen davalı taraf ise taraflar arasında 23.05.2018 tarihli Sulh ve İbra Sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşme ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan tüm hak ve alacakların tasfiye edildiğini savunarak davaların reddini istemiş, ilk derece mahkemesince de söz konusu Sulh ve İbra Sözleşmesinin geçerli olduğu kabul edilerek davaların reddine karar verilmiştir.Dosya kapsamındaki 23.05.2018 tarihli Sulh ve İbra Sözleşmesinin incelenmesinde, sözleşmenin taraf vekillerince imzalandığı,sözleşmenin düzenlendiği tarih itibarıyla taraf vekillerinin vekâletnamelerinde sulh ve ibra konusunda özel yetkilerinin bulunduğu, sözleşmenin 4. maddesinde davacı şirketin Beyoğlu ... Noterliğinin 07.05.2013 tarih ve ... yevmiye numaralı arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan bilcümle hak ve alacaklarını tahsil ettiğini, davalı şirketten herhangi bir hak ve alacağının kalmadığını ve davalı şirketi tam ve kesin olarak ibra ettiğini açıkça kabul, beyan ve taahhüt ettiği, sözleşme hükümlerinin açık, anlaşılır ve herhangi bir tereddüde yer vermeyecek nitelikte bulunduğu, tarafların iradelerinin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan hukuki ilişkiyi kesin olarak sona erdirmeye ve bu sözleşmeden kaynaklanan hak ve alacakları tasfiye etmeye yönelik olduğu,Sözleşme içeriğinde ibra iradesinin belirli dava dosyaları veya belirli alacak kalemleri ile sınırlandırıldığına ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, aksine arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan tüm hak ve alacakların sona erdirildiğinin açıkça kararlaştırıldığı, sözleşmenin lafzı karşısında kapsamının daraltılmasını gerektirir herhangi bir düzenleme veya olgunun dosya kapsamında bulunmadığı, tarafların serbest iradeleriyle düzenledikleri sözleşmenin kapsamının açık hükümleri esas alınarak yorumlanmasının gerektiği,Eldeki davalarda ileri sürülen taleplerin tamamının taraflar arasındaki 07.05.2013 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklandığı, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında belirlenen eksiklik ve ayıpların da aynı sözleşme kapsamında değerlendirildiği, buna göre davaya konu edilen alacakların Sulh ve İbra Sözleşmesinin kapsamı dışında kaldığının kabulünü gerektiren herhangi bir delil veya sözleşme hükmünün bulunmadığı,Dosyada bulunan uzman görüşlerinin ve bilirkişi raporlarının hâkimi bağlayıcı nitelikte deliller olmadığı, mahkemenin tüm delilleri serbestçe değerlendirerek sonuca ulaşabileceği, ilk derece mahkemesince de tarafların iddia ve savunmaları ile dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek hüküm kurulduğu,Mahkemece hükme esas alınan Sulh ve İbra Sözleşmesinin dava tarihinden önce düzenlenmiş olduğu, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin ve dava konusu edilen alacakların bu sözleşme kapsamında sona erdiğinin kabul edilmesi nedeniyle davanın esastan reddine karar verildiği, bu nedenle karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinde de herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı,Bu itibarla ilk derece mahkemesince delillerin değerlendirilmesinde, vakıaların tespitinde ve hukuki nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, verilen kararın dosya kapsamına ve mevcut delil durumuna uygun olduğu anlaşılmıştır.Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 09/12/2021 tarih ve 2019/272 Esas, 2021/1000 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE,
2-Asıl dava bakımından alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
3-Birleşen dava bakımından alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
4-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,
5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 18/06/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.