Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/530 E. 2025/1879 K. – Tazminat
Konu: Tazminat
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/530
- Karar No
- 2025/1879
- Karar Tarihi
- Konu
- Tazminat
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/530
KARAR NO : 2025/1879
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 30/12/2021
NUMARASI : 2019/388 E. - 2021/1077 K.
DAVANIN KONUSU: Tazminat
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 2015 yılında...müşterek iş ortaklığı ile imzalamış olduğu sözleşme ile İsrailin Haifa Limanının büyütülmesi projesi kapsamında 30 ay sürecek ana mendireğin uzatılması, yeni bir tali mendirek yapılması işleri kapsamında gerekli olan taş ve beton blokun müvekkili şirketin gemileri ile taşınmasının taahhüt edildiğini, davacının bir kısmı kendisine ait gemilerle bir kısmı da boreboat charter yani gemilerin işletmesini üstlenen şirket olarak bu iş için çalıştırılmak üzere Romanya'dan kiralanmak suretiyle dökü gemileri temin ettiğini, bu işte kullanılacak gemilerden daha iyi randıman alabilmek ve yakıt tasarrufu sağlamak için eski makinalarının yenilenmesi için tedarikçi firmalarla görüştüğünü, FPT (ıveco) marka makinaların Türkiye'deki tek temsilcisi olan davalı şirket ile irtibata geçerek gemilere temin edilecek ... makinalarını, makinalara takılacak redüktörler dahil olmak üzere bir paket halinde gemilere monte edilmesi koşulu ile anahtar teslim satın almaya karar verdiğini, müvekkili şirketin makinalara takılacak olan redüktörlerin de teknik olarak uygun özelliklerini tekliflerini sunmadan önce davalı şirkete ilettiğini, davalı şirketin de gemilerin mevcut durumunu yerinde görüp söz konusu redüktörleri uygun vasıfta temini ile montajını yapmayı taahhüt ettiğini, davalının 25/08/2015 tarihinde ... makinaları ve makinalara takılı redüktörler, makine ve kardan mafsal bağlantısı ve layn işlerinin montajı da dahil paket halinde teslimi garantisi ile sunduğu ve sözleşme yerine geçen tekliflerinin müvekkili firma tarafından onaylanarak toplam 300.000,00 EURO'luk makine ve H3 tipi redüktörlerin satın alındığını, satın alınan redüktörlerin ... gemisi hariç diğer gemilere takıldığını, redüktörlerin uygun vasıflarda temin edilerek imalat dahil montaj ve bağlantı işlerinin tamamıyla davalı tarafa ait olduğunu, davacı yanca makinelerin satın alınmasından evvel gemilerdeki mevcut sistemin resminin ve satın alınacak olan makinelerin takılacağı ... tipi pervanenin teknik özelliklerinin davalıya verildiğini, davalının gemilerdeki mevcut sistemi bilerek makine ve redüktörlerin montajını yapıp davacıya sattığını, gemilerin İsrail'e doğru yola çıkmasından sonra redüktörlerde problemler ortaya çıktığını, gemilerden ... 5, ... 8 ve ... 13 gemilerinin 09/11/2015 tarihinde İsrail'de bulunması gerekirken redüktörlerde ortaya çıkan arızalar nedeniyle gemilerin bir hayli geç zamanda İsrail'e varabildiğini, ... gemisinin makinasına takılı redüktörün ise ... 5 gemisinin bir an önce İsrail'de olması gerektiği için ... 5 için kullanıldığından ... gemisinin 22 gün tersanede beklemek zorunda kaldığını, gemilerin seferleri sırasında önceden tetkik ile anlaşılması mümkün olmayan arızalar ortaya çıkması nedeniyle müvekkili şirketin söz konusu gemilere yönelik tersane masrafları, gemilerin bekleme kiraları ve buna bağlı diğer beklenmedik masrafların ortaya çıktığını, davacının davalı tarafla olan ticari ilişkisi ve redüktörlerde meydana meydana gelen söz konusu arızaları bir şekilde basiretli tacir gibi hareket edeceği düşüncesi ile ve yine ... ismine duyduğu güvenle davalının 16.03.2016 tarihinde sunduğu teklif ve 15.04.2016 tarihli sipariş formu ile bu kez ... 6 gemileri için davalıdan 2'şer adet ... 500 model FPT marka model ... motorları dahil redüktörleri paket halinde satın aldığını, ancak satın almadan sonra ... isimli gemide 09.06.2016 tarihinde İsraile giderken yolda redüktörlerde yolda arız çıktığını, ... gemisi ile yedekleme yapıldığını, akabinde ... 6 gemisinde de 21.06.2016'da makine krank sarması sebebiyle kusurlu redüktörden dolayı zararların doğduğunu, kira kayıpları ve bağlı zararların ortaya çıktığını, davacının ... 5, ... 6, ... 8, ..., ... ve ... gemilerinin redüktörlerinde giderilemeyen çeşitli arızalar meydana geldiğini, bu sebeple bir çok zaman gemilerin sefer yeterliliğini yitirdiğini, davacının kendisinin tamir ekibi kurup müdahalelerde bulunduğunu, arızaların vakit geçirmeksizin e-mail yoluyla davalı şirkete bildirildiğini, davalı tarafından kusurlu redüktörler geri alınarak tamir edilmiş ve gecikmeli olarak gemilere montajı yapılmış ise de tekrardan arıza yaşandığını, bu sebeple gizli ayıplı mal tesliminden kaynaklı olarak müvekkilinin uğradığı ve uğraması muhtemel zararların tazmini için dava açma zarureti hasıl olduğunu, müvekkili şirketin maliki ve işletmecisi olduğu gemilerin redüktörlerdeki arıza nedeniyle beklenen süre yönünden kira kayıpları ile tersane masraflarının ve diğer munzam zararların, söz konusu arızadan dolayı müvekkilinin İsrail'de yapımını üstlendiği projenin gecikmesi sebebiyle maruz kalacağı tüm maddi zararlardan davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek, şimdilik 528.000,00 EURO'nun 18/04/2017 tarihli ihtarname ile oluşan temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; dava konusu redüktörlerin üreticisinin dava dışı ... ... Limited Şirketi olduğunu, malın ayıplı olması halinde ayıptan kaynaklanan zararlardan dolayı üretici firmanın sorumlu olması gerektiğini, bu nedenle de müvekkilinin pasif husumet ehliyeti bulunmadığını, satılan motorların bazılarının ...'ya satılıp fatura edildiğini, bu sebeple davacının aktif husumet ehliyetinin de bulunmadığını, dava konusu redüktörlerin tam ve eksiksiz olarak davacıya teslim edildiğini, dava tarihi itibariyle ticari satışlar için geçerli olan 6 aylık zamanaşımı süresinin dolduğunu, süresinde ayıp ihbarının yapılmadığını, taraflar arasındaki teklifin 4.maddesine göre redüktörlerin garanti sürelerinin 12 ay olduğunu, davanın garanti süresi geçtikten sonra açıldığını, garanti süresi geçmiş olduğundan müvekkili şirkete sorumluluk yüklenemeyeceğini, ayıp ihbarlarının süresinde yapılmadığını, redüktörlerin teslim tarihi ile gönderilen ihtarname tarihi arasında iki yıla yakın süre olduğunu, müvekkili şirketin distribütörü olduğu ürünleri davacı şirketten gelen bilgiler ve talepler doğrultusunda seçerek teklif sunduğunu ancak, davacı firmanın müvekkiline herhangi bir teknik detay bildirmediğini, sunulan teklif metninin bizzat davacı şirketin taleplerini içerdiğini, bu nedenle davacı tarafın isteği ve talepleri doğrultusunda satış yapıldığını, bu nedenle ürünlerin birbirlerine uyumlu olup olmadığı konusunda müvekkili şirkete sorumluluk atfedilemeyeceğini, ürünlerin tam, kusursuz, eksiksiz ve ayıpsız şekilde teslim edilerek buna ilişkin tutanak düzenlendiğini, onarım ve deneme süresi aşamasındaki sorunların yeni bir arıza olarak ileri sürülemeyeceğini, henüz deneme süresi tamamlanmadığı için nihai teslimin yapıldığının söylenemeyeceğini, davacı yanca ileri sürülen arızaların müvekkili şirketten kaynaklı olmayıp, aşırı yüklemeden kaynaklandığını, bu hususun davacı tarafa gönderilen raporlarda da belirtildiğini, gemilerin inşa yollarının çok eski olmasından ötürü ani yüklemelerin redüktörlere kapasitesinin üstünde yük gelmesine neden olabileceğini, davacının hem H 6 redüktör talep ettiğini hem de bunların teslimi beklenemeyeceğinden H 3 redüktörlerin tamirini talep ettiğini, ancak redüktörlerini kendisi gemiye monte ederek rızaya sebep olduğunu, bu nedenle davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, talep edilen bedelin fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava; davacının maliki ve işletmecisi olduğu gemiler için davalıdan montaj dahil paket halinde satın alınan redüktörlerde ortaya çıkan gizli ayıp niteliğindeki arızalar nedeniyle maruz kalındığı ileri sürülen zararların tazmini istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki ticari satım ilişkisi her iki tarafında kabulünde olup, davacı taraf, davalı tarafça satışı ve montajı yapılan redüktörlerin gizli ayıplı olduğunu, bu nedenle oluşan arızalardan kaynaklı zarara uğradığını ileri sürmüş; davalı taraf ise, redöktörlerin üreticisinin dava dışı şirket olduğunu, kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığını, arızaların aşırı yüklemeden kaynaklandığını, müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını savunmuştur. Tacirler arası ticari satış sözleşmelerinde 6102 sayılı TTK’nun 23. maddesi ile, bu madde yollamasıyla 6098 sayılı TBK’nun satış sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Dava konusu redüktörlerde açık ayıp veya olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılabilecek bir ayıp değil, gizli ayıp yani kullanımla ortaya çıkan bir ayıp iddiası söz konusu olduğundan ayıp ihbar süreleri bakımından TTK’nun 23.maddesi hükmü değil, yine TBK’nun 223. ve 225.madderi hükümleri dikkate alınacaktır. 6098 sayılı TBK’nun 223/2.maddesi “Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.” şeklinde düzenlenme getirilmiştir. Öte yandan ayıp nedeniyle alıcının seçimlilik haklarına ilişkin TBK’nun 227.maddesinde; "(1)Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme. 2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme. 4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme. (2) Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. (3) Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir. (4) Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması halinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hakim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.(5) Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir." şeklinde düzenleme getirilmiştir. Dava konusu somut olayda çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; taraflar arasındaki ticari satıma konu olan ve davacı taraf gemilerine montajının yapıldığı konusunda çekişme bulunmayan redüktörlerde açık veya gizli ayıp bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise davacının süresinde ihbar yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği, davanın zamanaşımı süresinde açılıp açılmadığı ve dilekçede ileri sürülen nedenlere dayalı davacının davalıdan tazminat talep hakkının bulunup bulunmadığı noktalarındadır. Ticari ilişki ve bu kapsamda malların montajının yapıldığı iki tarafın kabulünde olduğuna göre, ayıp iddia ve ihbarlarının ispatı uzmanlık gerektirdiğinden davacı taraf isteminin yerinde olup olmadığı, yerinde ise miktarının tespiti amacıyla bilirkişi kurulu raporu alınmasına karar verilmiş, taraf ticari defter ve kayıtları, getirtilen-sunulan belgelerle birlikte dosya konusunda uzman bilirkişiler malimüşavir ..., Makine Mühendisi ..., Gemi İnşa ve Makine Mühendisi ..., nitelikli hesaplamalar konusunda uzman Doç. Dr. ... ve Prof. Dr. ...'e tevdi edilmiş, adı geçen bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 27/11/2020 tarihli bilirkişi kurulu raporunun, taraf vekillerinin itirazları üzerine aynı bilirkişi kurulundan alınan 26/04/2021 tarihli ek raporun dosya arasında olduğu görülmüş; bu kez davacı tarafın dava tarihi itibari ile talep edebileceği varsa Euro cinsinden her bir alacak kaleminin tespiti ve yine taraf vekillerinin ek rapora yönelik itirazları da değerlendirilmek suretiyle bilirkişiler SMMM ..., SMMM ... ve SMMM ...'dan mali yönden alınan 24/09/2021 tarihli ek raporun dosya arasında olduğu görülmüştür. Alınan bilirkişi kurulu 24/11/2020 tarihli rapor ve 26/04/2021 tarihli ek raporda özetle; taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davalı tarafça davacıya satışı ve montajı yapılan redüktörlerin ayıplı olduğu, ayıpların teslim sonrası yapılacak incelemeyle tespit edilemeyecek, kullanımdan sonra görülebilecek ve tespit edilebilecek nitelikte olduğu, başka bir ifadeyle ayıbın, teslim anında veya teslimden sonra yapılacak incelemeyle tespit edilemeyen, kullanımla ortaya çıkan gizli ayıp niteliğinde olduğu, bu durumda olaya TBK'nın 223/2.maddesinin uygulanacağı, sonradan ortaya çıkan gizli ayıp nedeniyle teslim tutanaklarında yer alan davacının ürünleri tam, kusursuz, eksiksiz, ayıpsız, iyi bir biçimde teslim aldığına ilişkin ifadesinin öneminin bulunmadığı; davalı tarafça satışı yapılan ürünlerde esnek kaplin yer almaması ve düşük faktörlü redüktör seçimi yapılması gibi unsurların basiretli tacir ve bu konuda meslekte satıcı sıfatına sahip davalı tarafından bilinmesi gerektiği ve bu unsurların yokluğunun arızaya sebep olabileceğinin öngörülmesinin bekleneceği; bu nedenle davalının TTK 225.md gereğince ağır kusurlu kabul edilebileceği; yaşanan redüktör arızaları nedeniyle gemilerin çalışamadığı veya diğer gemileri yedeklemek zorunda kalındığı, dolayısıyla dava konusu gemilerde oluşan arıza nedeniyle ve arızadan dolayı beklenemeden kaynaklı uğranılan zararların davalıdan tazmininin talep edilebileceği yönünde görüş bildirilmiş ve alacak miktarı TL cinsinden hesaplanılmış; Bu kez varsa Euro cinsinden dava tarihi itibariyle alacak kalemlerinin tespiti için en son alınan 24/09/2021 tarihli ek raporda özetle; dava tarihi itibariyle davacının mahrum kalmış olduğu kira gelirleri ile gemi arıza masrafları ve gemi bekleme giderlerinden kaynaklı uğramış olduğu zararın toplam 420.181,92 Euro olduğu bildirilmiştir. Alınan bilirkişi kurulu rapor ve ek raporları gerekçeli, denetlenebilir, dosya içeriğine uygun, uyuşmazlığı çözmeye yeterli görüldüğünden ve gemilerde uzun süre önce belirtildiği şekilde ortaya çıkan arızaların tamir edilmeleri ve arızaların giderilmesi nedeniyle gemiler üzerinde bilirkişilerce yerinde inceleme yapılmasının uyuşmazlığın çözümüne katkısı olmayacağı anlaşıldığından, davalı tarafın bu konudaki ve diğer itirazları yerinde görülmemiş; sunulan tüm delillere göre alınan raporlar Mahkememizce de benimsenmiş ve hükme esas alınmıştır. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, benimsenen bilirkişi kurulu rapor ve ek raporları ve toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; İsrail'in Haifa Limanı'nın büyütülmesi projesini üstlenen davacının, sözkonusu işte taş ve beton blokları taşıyacak gemilerde daha iyi randıman alabilmek ve yakıt tasarrufu sağlamak amacıyla, kendisine ve bu iş için kiraladığı 3.kişilere ait bir kısım gemilerdeki eski makinaları yenilemek istediği; bu amaçla davalı tarafça sunulan 25/08/2015 ve 15/04/2016 tarihli tekliflerin davacı tarafça kabulü ile taraflar arasında ticari satım sözleşmesi kurulduğu; sözkonusu ticari ilişki kapsamında ve kararlaştırılan ücret karşılığında davalı tarafın, satım konusu ... makinaları ile bu makinalara takılı redüktörlerin teminini ve montajını üstlendiği anlaşılmaktadır. Ticari satım konusu redüktörlerin gemilere montajı sonrasında, seyir sırasında gemilerde arızalar oluşmuş ve benimsenen bilirkişi kurulu raporunda dayanak ve gerekçeleriyle açıklandığı üzere sözkonusu arızaların, esnek kaplin bağlanmaması ve olması gerekenden daha düşük servis faktörlü redüktör seçiminden kaynaklandığı görülmüştür. Satıcı satış sözleşmesini yaparken, alıcının göz önünde tuttuğu tahsis ve kullanma amacı bakımından onun değerini ve elverişliliğini ortadan kaldıran ya da azaltan bir eksikliğin bulunmamasını sağlama borcu altındadır. Bu açıdan somut olaya bakıldığında, davacının yüklendiği işe ve gemilerin kullanım amacına göre, gemilerde hangi nitelikte redüktörlerin kullanılması gerektiği konusunda davalı satıcının yükümlülüğü sözkonusudur. Açıklanan şekliyle gemilerde oluşan motor arızalarına esnek kaplin bağlanmamasının ve düşük servis faktörlü redüktörlerin seçimi ile montajlarının yapılmasının sebebiyet vermiş olması karşısında, satılan malların ayıplı oldukları sonucu doğmaktadır. Bu şekliyle ortaya çıkan ayıp, teslim sırasında açıkça belli olmadığı gibi; mal teslim alındıktan sonra gözden geçirmek, incelemek veya inceletilmek suretiyle ortaya çıkartılabilecek nitelikte de değildir. Somut olay bakımından gemilerde montaj sırasında kaplin kullanılmaması ve düşük faktörlü redüktörlerin kullanılması nedeniyle ortaya çıkan arızalar ancak gemilerin kullanılmalarıyla ortaya çıkabileceğinden gizli ayıp niteliğindedirler. Dosyaya sunulan belgelere, alınan ve benimsenen bilirkişi kurulu raporuna göre, yukarıda özetlendiği şekilde gemilerde oluşan arızalar nedeniyle davacı tarafça bakım ve onarım masrafları yapıldığı, gemi bekleme süreleri nedeniyle kira kayıpları ve tersane giderleri oluştuğu; 24/09/2021 tarihli mali yönden alınan bilirkişi kurulu raporunda etraflıca açıklandığı üzere davacının dava tarihi itibariyle toplam 420.181,92 Euro zararının bulunduğu belirlenmiştir. 6098 sayılı TBK'nın 219.maddesi gereğince davalı taraf (satıcı), davacıya (alıcıya) satıp montajını yaptığı redüktörlerden kaynaklı arızalar nedeniyle doğan tüm zararlardan, aynı yasanın 227.maddesi gereğince sorumlu olduğundan; belirlenen zararın 18/04/2017 tarihli ihtarnamenin tebliği ile verilen süre bitimi olan 26/04/2017 tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar vermek gerekmiştir. Davalı taraf, dava konusu redüktörlerdeki ileri sürülen ayıp iddiası nedeniyle sorumluluğun, dava dışı üretici firmada (ihbar olunan ... ... Ltd. şti.) olduğunu, dolayısı ile kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürerek husumet itirazında bulunmuş ise de; dava konusu redüktörlerin davalı tarafça temin edilerek 25/08/2015 ve 15/04/2016 tarihli ticari satım sözleşmeleri ile davacı tarafa teslim edildiği, sözleşmelerin taraflarının eldeki davanın tarafları olduğu; dava dışı üretici firmanın imalat hatasından kaynaklı sorumluluğunun, ürünü satan davalının 3.kişilere (olayımızda ürünü satın alan davacıya) karşı ayıp nedeniyle sorumluğunu kaldırmayacağı (TBK'nın 219.md) ve bu hususun üretici ile satıcı arasındaki iç ilişkide değerlendirilebileceği, dolayısı ile sözkonusu satım sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkta davalıya husumet yöneltilmesinde yasaya aykırılık bulunmadığı ve bu nedenle davalının pasif husumetinin bulunduğu anlaşıldığından, davalının husumet itirazı yerinde görülmemiştir. Davalı taraf, ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını ve eldeki davanın da yasada öngörülen sürede açılmadığını ileri sürerek zamanışımı def'inde bulunmuş ise de; Yukarıda ayrıntılı olarak tartışılıp değerlendirildiği üzere, dava ve taraflar arasındaki ticari satım konusu redüktörlerdeki ayıbın gizli nitelikte olduğu, bu durumda ihbar süresine ilişkin olarak 6098 sayılı TBK'nın 223/2.maddesinin uygulanmasının gerektiği; somut olay bakımından da redüktörlerde sonradan ortaya çıkan arızaların (ayıbın), ortaya çıktıktan hemen sonra (dosyaya sunulan belgelerle ve yazışmalara göre) e-mail ortamında davalı tarafa bildirildiği; eldeki davanın da ayıplı malların davacıya tesliminden itibaren TBK'nın 231.maddesinde öngörülen 2 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde 07/07/2017 tarihinde açıldığı anlaşıldığından, davalı tarafın zamanaşımı def'i yerinde görülmemiştir. Her ne kadar davalı tarafça tahkikat aşaması tamamlanıp sözlü yargılama aşamasına geçildikten sonra mahkememiz heyeti reddedilmiş ise de; reddin yapıldığı yargılama aşaması ile ileri sürülen ret sebeplerine göre, ret talebinin açıkça davayı uzatmaya yönelik olduğu; ileri sürülen nedenlerin, nihai karara yönelik yasa yolu nedeni olarak ileri sürülebilecek nitelikte sebepler olduğu kanaatine varıldığından HMK'nın 41/1-c ve 41/2 maddeleri gereğince geri çevrilmesine karar vermek gerekmiş ve açıklanan nedenlerle aşağıdaki gibi karar verilmiştir. " gerekçesiyle, hâkimin reddi talebinin HMK'nın 41/1-c ve 41/2 maddeleri gereğince geri çevrilmesine, davanın kısmen kabulü ile toplam 420.181,92 EURO'nun temerrüt tarihi olan 26/04/2017 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesi gereğince uygulanacak faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davacının fazlaya ilişkin istemlerinin reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkeme tarafından "Bilirkişilere gerektiğinde taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde dava konusu makinelerin üzerinde yerinde inceleme yetkisi verilmesine…" şeklinde bir ara karar oluşturulmasına rağmen bilirkişi heyetinin yalnızca ve yalnızca dosya üzerinden inceleme yaptığını, dava konusu gemi üzerinde inceleme yapılmadığını, motor ve redüktör arasında kaplin kullanılmış olduğununun ısrarla belirtildiğini, bu konu hakkında yapılması gereken incelemenin dosya üzerinden değil gemi üzerinde yapılacak yerinde bir incelemeyle mümkün olacağını, anacak yerinde inceleme yapılmadığını, mahkemece yerinde keşif de yapılmadığını, bilirkişilerin görev alanlarının dışına çıkan değerlendirmelerde bulunduğunu, sundukları uzman mütalaasında ayıbın üretimden mi yoksa kullanıcı hatasından mı kaynaklandığının tespiti gerektiği belirtilmesine rağmen bu konuda bir tespitin bulunmadığını, uzman görüşü sunmalarına rağmen mahkemece ve bilirkişilerce bunun dikkate alınmadığını, raporla arasındaki çelişkilerin giderilmediğini, davacı tarafça davaya konu redüktörlerin bulunduğu gemilerin bir kısmının bareboat charter olarak, ... firması tarafından kiralanmak suretiyle temin edildiğini belirtiğini, davaya konu... numaralı redüktörler ... ... Hizm. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne, ... numaralı redüktörlerin ise ...’ya satılıp fatura edildiğini, bu hususun delilleri arasında mevcut faturalarla da sabit olduğunu, bu sebeple davacı tarafın yargılama bakımından aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, bu durumun mahkeme tarafından hiç gözetilmeden karar verildiğini, gizli ayıbın gözden geçirme, inceleme ve incelletirme şeklinde yükümlülükleri ortadan kaldırmadığını, mahkemece, basiretli tacir olarak davranma yükümlülüğü bakımından hiçbir değerlendirme yapılmadığını, bunun kesinkes sadece kullanımla ortaya çıkabilecek bir gizli ayıp olduğu konusundaki tavrı ve arızanın davacı tarafın hatalı kullanımı neticesinde oluşmuş olabileceği şeklinde ihtimalleri değerlendirme konusu yapmadan bilirkişilerin eksik ve hukuka aykırı raporlarını tek başına hükme esas tutmasının hukuka aykırı olduğunu, süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığını, mübrez Prof. Dr. ...’un mütalaasında konuya ilişkin olarak: ''Davacının geçerli ve süresinde ayıp ihbarında bulunmadığı kanaatinde olmakla birlikte, davacının geçerli bir ayıp ihbarında bulunduğu kabul edilse dahi, gerek dava öncesi gerekse ilerleyen süreçte dava konusu redüktörleri davalının yetkili servisine tamir ettirmiş olmasının davalılarca ‘ücretsiz tamir hakkının kullanıldığı şeklinde’ yorumlanabilecek bir davranış olduğu, nitekim basiretli bir tacir olan davacı yanın bir süre sonra 15.04.2016 t.li sipariş formu ile ... 6 gemileri için tekrardan ... motorlarına dahil redüktörleri satın almasının, davalı yanın onarımı başarı ile gerçekleştirdiği savunmasını destekler nitelikte olduğu, Davacı yan, ayıp iddiasında bulunmasına karşılık, anılan muayene ve ihbar yükümlülüklerini süresinde ve usulüne uygun şekilde yerine getirmediği, davacının davalının ayıptan sorumlu tutulabilmesi için gerekli olan işbu şartı yerine getirmediği ve bu sebeple davalı hakkında ayıptan sorumluluk hükümlerine gidilemeyeceği, yapılan ihbarın TTK. m. 25 b. 3 kapsamına uygun olmadığı, ticari satışta emtianın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı davacı iki gün içinde, aksi halde teslimden itibaren 8 gün içinde muayene ve ihbar külfetini yerine getirmesi gerekirken, bu külfetini yerine getirmeyerek basiretli bir iş adamı gibi davranmadığı gibi, davacının yasa gereği söz konusu malı da kabul etmiş sayılacağı..." şeklinde tespitte bulunulduğunu, kanunda öngörülen emredici nitelikteki süreler dâhilinde davacı tarafından ayıp ihbarı yapılmadığını, davacı yanın 16.11.2015 tarihinden başlamak üzere çeşitli tarihlerde ve e-mail yolu ile arızaların bildirildiğini iddia emesine rağmen tacirler arasında diğer tarafı temerrüde düşürmek veya mukaveleyi fesih yahut ondan rücu maksadıyla yapılacak ihbar veya ihtarların muteber olması için Noter marifetiyle veya iadeli taahhütlü bir mektupla yahut telgrafla yapılmasının şart olduğunu, bu şekilde yapılan bir ayıp ihbarının da bulunmadığını, taraflar arasındaki sözleşmeye konu redüktörlerin teslim tarihinden, davacı tarafın noter marifetiyle ayıp ve zararların tazmini talebinde bulunduğunu iddia ettiği 18.04.2017 tarihine kadar geçen sürenin iki yıla yakın olduğunu, davacının bir yandan redüktörlerin teslimi ile birlikte iddia ettiği ayıbın varlığından haberdar olduğunu belirtirken, diğer yandan ayıbın hile ile gizlendiğini ve zamanaşımı sürelerinin işlemeyeceğini öne sürerek, hem kendisiyle çelişmekte hem de söz konusu iddialarını kanıtlayacak herhangi bir delili mahkeme dosyasına sunamamakta olduğunu, 6 aylık zamanaşımı süresinin dolmasından sonra dava ikame edildiğini, reddi hakim dilekçelerinin haksız ve hukuka aykırı bir şekilde değer görmediğini mahkemece, gemi üzerinde yerinde inceleme taleplerinin kabul edilmediğini, husumet itirazlarımız dikkate alınmadığını, haksız ve hukuka aykırı bilirkişi kök raporunu ve 26/04/2021 tarihli bilirkişi ek raporunu tanzim eden bilirkişiler hakkında İstanbul CBS ve İstanbul Bilirkişi Bölge Kuruluna şikayette bulunulduğunu, buna rağmen aynı heyete ek rapor düzenlettirildiğini, sundukları uzman görüşlerinin dosyada mübrez bilirkişi raporları çelişmesine rağmen mahkemece yeni bir heyetten bilirkişi raporu alınarak çelişkili durumun giderilmediğini, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelere rağmen davaya devam edilerek usul ekonomisinin ihlal edildiğini, tüm bu sebeplerle reddi hakim dilekçesi sunduklarını, ancak talebin reddedildiğini, bunun haksız olduğunu, dava konusu makinelerde herhangi bir ayıp olmadığını, gizli ayıp olarak nitelendirilen, redüktörlerin frekansının düşük olması, kaplinin esnek olmaması gibi özellikler her gemi için değişecek frekanslarda kullanım özelliğine ve esnekliğe sahip olup, ayıp teşkil etmediğini, frekansı ve esnekliği farklı üretimler mevcut olup alıcının kendi gemisine uygun olan özellikteki ürünleri tercih etmesi gerektiğini, dolayısıyla alıcı davacının gözden geçirme, inceleme ve incelettirme suretiyle sözleşme konusu maldaki ayıpları ortaya koyabilme kabiliyeti sırf bu nedenle dahi olduğunu, mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişilerce eksik ve yetersiz incelemeye dayalı ve hatalı bir şekilde oluşturulan söz konusu raporlarda, yine davacı beyanlarından yola çıkılarak davacı şirketin gizli ayıplı mal tesliminden kaynaklı uğradığı ve uğraması muhtemel zarar kalemlerinin hesaplandığını, davacının gemilerin İsrail’e geç vardığını iddia ettiğini, ancak davacının teklif verilmeye başlandığından bu yana aldıkları işin detayı, projenin başlangıç – bitiş tarihi, projenin yapılacağı yerde gemilerin olması gereken tarihlere ilişkin bilgilerin bulunmadığını, davacı şirketin sipariş iptal maili ve yapılan toplantıda talep ettikleri güne kadar, müvekkili tarafından sürekli temsilcisi olduğu DONG-I marka şanzıman teklif edildiğini, davacının sipariş iptal kararı maili ve toplantı sonrası tamamen kendi talebi ile teklifteki DONG-I şanzımanların teslim süresi ve fiyat farkından dolayı ... şanzımanlar ile değiştirildiğini görüldüğü üzere; müvekkili tarafından davacı şirketten herhangi bir bilgi saklanmadığını, aksine davacı şirket talepleri doğrultusunda teklifler revize edildiğini, davacının gemisine takılacak redüktörleri bizzat kendisinin seçtiğini, müvekkili şirket tarafından farklı redüktörler önerilmesine rağmen dava konusu redüktörlerin satın alınması hususunda ısrarcı olduğunu, davacı, gemisine uygun olan servis faktörü bulunan redüktörlerin servis faktörünün daha yüksek olması talebiyle müvekkili şirkete başvurulsaydı müvekkilinin o talep doğrultusunda teklifleri tekrar revize edeceğini, davalının satışı yapılan ana makina ve redüktörün montajından sorumlu olup, yerel mahkeme hükmünde belirtildiği gibi ayrı bir proje konusu olan komple sistem montajı ve tespitinden sorumlu olmadığını, bilirkişi raporlarında, davacının talep ettiği motor ve şanzımanın yerine takılması anlamındaki montaj işleminin anlamını tamamen saptırarak 40 yaşını geçmiş, hiçbir teknik dökümanı sağlanamayan geminin neredeyse tüm tahrik sisteminden ve projesinden sorumlu ve anahtar teslimi yapılacağının iddia edildiğini, oysa davacının kendince seçmiş olduğu ana makina ve redüktör dışındaki kısım, ayrıca yetkili ve profesyonel firmalarca projelendirilmesi gerektiğini, ticari teamülün böyle olduğunu, ana makina (motor) satıcısı satmış olduğu ürünün montajının dışında herhangi bir mühendislik hizmeti vermediğini, aksine gemi sahipleri bu hizmeti dışarıdan profesyonel ve yetkili (akredite) firmalardan aldığını, arızanın nedenlerinden biri olarak gösterilen redüktör ve dişli kutusu arasında kaplin kullanılmaması konusundaki itirazlarında motor ve redüktör arasında kaplin kullanılmış olduğunu belirtmiş olmalarına rağmen sahada görmeden ve hiçbir inceleme yapmadan kaplin kullanılmadığı iddiasını da kabul etmediklerini, bilirkişinin davalı yanca açıklanmış olan light duty ve heavy duty kavramları üzerinden her mühendisin bildiği bir konuyu çarpıtarak sırf servis faktörünü ön plana çıkarmak için redüktör ömrünü 6000 saatle sınırlıymış gibi yorumladığını, oysa 6000 saat değeri heavy duty uygulamada yıllık çalışma ortalaması değeri olup asla şanzıman ömrü 6000 saat anlamına gelmediğini, bilirkişinin bu konudaki tespitle haksız ve hukuka aykırı inceleme yaptığını, davada alıcıya teslim edilen motor ve şanzımanlarda, vaat edilen bir vasfın bulunmaması ya da satılan şeyin değerini yahut ondan beklenen faydaları azaltan ya da ortadan kaldıran noksanlıklar söz konusu olmadığını, nitekim müvekkili şirketten satın aldığı redüktörlerde gizli ayıp olduğunu iddia eden davacı tarafın, dava dilekçesinde de belirttiği üzere, 15.04.2016 tarihinde gemileri için ikişer adet redüktör daha satın almış olması, davacı tarafın kötü niyetli olduğunun ve dava konusu redüktörlerin ayıplı olmadığının tek başına ve açık göstergesi olduğunu, oluşan arızaların müvekkili şirketten kaynaklı olmayıp aşırı yüklemeden kaynaklandığını davacının ... 6 gemileri için ikişer adet ... motoru daha satın aldığını, bu gemilerle ilgili olarak da, ilk gemilerdeki şartlarda anlaşıldığını, ilgili sipariş onayı, faturalar, teslimat belgelerinin dosyaya sunulduğunu, davacının sonradan satın alınan “...” ve “...” isimli gemilerde de arıza çıktığını ve kusurlu redüktörlerden kaynaklı zararların yanı sıra, kira kayıpları olmak üzere bağlı zararların ortaya çıktığını belirttiğini, "..." gemisinin makina montajları Adana Serbest Bölgede bulunan Akdeniz Tersanesinde yapılarak, gemi 10.06.2016 tarihinde yetkililere teslim edildiğini, davacının “...” gemisini redüktörlerinin arızalandığı iddiasıyla müvekkil şirketin bilgisi dışında romorkörler vasıtasıyla gemiyi çekerek İsrail’e getirdiğini, gemi Mersin’e yüz mil mesafedeyken davacı tarafın müvekkiline herhangi bir bildirimde bulunmaksızın söz konusu gemiyi İsrail’e romorker ile çekerek getirdiğini, bu sebeple yapmış olduğu yüksek meblağdaki masraflardan müvekkilinin sorumluluğu olmadığını, raporda yer alan ... ... İnşaat AŞ gemi arızaları için yaptığı harcamalar başlıklı bölümde yer alan tabloda 05.07.2016 Fatura tarihli, 042 Fatura No’lu 201.922,00-TL’lik marin kılavuzluk bedeli olarak yer alan bu hususa ilişkin olarak bilirkişiler tarafından hiçbir dayanağı olmayan faturanın dikkate alınıp, hesaplamaya dahil edilmesinin kabul edilemeyeceğini, haksız ve kabulü mümkün olmayan bu dayanaksız 201.922,00-TL’lik marin kılavuzluk bedeli, 27.sayfada yer alan dava konusu arızalanan kiralık gemiler için davacı şirket tarafından yapılan masraflar tutarı olarak bildirilen 368.892,00 TL içerisinde yer almasının kabul edilemeyeceğini, raporun 26.sayfasında yer alan ... ... İnşaat AŞ kira gelir faturaları başlıklı tabloda yer alan ve kira gelirleri tutarları olduğu iddia edilen toplamda 886.685,28-TL tutarındaki hesaplanan tutar ve bedeller oldukça fahiş olup kabulü mümkün değildir. Asla kabul anlamına gelmemekle birlikte bu yaşta gemiler için bildirilen kira gelir tutarları hayatın olağan akşına aykırı ve çok yüksek olduğunu, bilirkişilerce söz konusu hususlar değerlendirilemeden, somut uyuşmazlık konusu gemiler üzerinde keşif icra edilmeden salt davacı beyanları doğrultusunda hazırlanan kök raporun eksik ve yetersiz incelemenin ürünü olduğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortada olduğunu, bu hususlara yönelik itirazlarına fakat ek raporda yer verilmediğini, bilirkişilerin, redüktör üzerinde yüklerin artmasına neden olan layn hatasına, bağlantı flençlerinde kaçıklık olmasına, şaft açısının yüksek olmasına ve ani manevra yüklenmelerine hiç değinmediğini, kök rapora itiraz edilerek ek raporda bu hususların değerlendirmeye alınması amacıyla mahkemece dosya tekrar bilirkişilere tevdi edilmiş olmasına rağmen bilirkişi heyetinin bu hususlara yine değinmeyerek, dosyanın esasına ilişkin büyük bir eksiklik ile rapor düzenlediğini, davalı tarafından redüktörün ani yüklenmeleri absorbe edebilmesi için farklı model ile değiştirilmesi gerektiği davacıya bildirildiğini, davacı tarafın hem H6 model redüktör talebinde bulunduğunu, daha sonrasında bunların teslimini beklemeyeceğini belirterek H3 tipi redüktörlerin tamirini talep ettiğini, ne var ki redüktörleri gemiye kendi monte ederek arızaya sebep olduğunu, incelemede her iki motor krank şaftının, redüktör kaplininin motor krank şaftını eksenel yönde sıkıştırmasından dolayı hasarlandığı tespit edildiğini, ... firmasının uyarılara rağmen şanzuman montajını kendi personeli vasıtası ile yaptığını, montaj esnasında gerekli kontroller yapılmadığı için dizel motor krankşaftı hasarlandığını, davalının davacıya satışı gerçekleştirilen ürünlere ilişkin yaptığı tüm bu bakım ve onarımların, kanun koyucu tarafından tanınan ücretsiz tamir hakkının kullanıldığı kapsamına girerek, müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, davalının onarımı yaptığını, davalı onarımı gerçekleştirmemiş olsaydı davacının da müvekkili şirketten tekrar redüktör satın almasının hayatın olağan akışına uygun olamayacağını, Prof Dr. ...’un mütalaası’nın "Sonuç" başlıklı VII. Bölümünün ilgili husus açık ve net bir şekilde belirttiğini, "Davacının geçerli ve süresinde ayıp ihbarında bulunmadığı kanaatinde olmakla birlikte, davacının geçerli bir ayıp ihbarında bulunduğu kabul edilse dahi, gerek dava öncesi gerekse ilerleyen süreçte dava konusu redüktörleri davalının yetkili servisine tamir ettirmiş olmasının davalılarca “ücretsiz tamir hakkının kullanıldığı şeklinde” yorumlanabilecek bir davranış olduğu, nitekim, basiretli bir tacir olan davacı yanın bir süre sonra 15.04.2016 t.li sipariş formu ile ... 6 gemileri için tekrardan ... motorlarına dahil redüktörleri satın almasının, davalı yanın onarımı başarılı ile gerçekleştirdiği savunmasını destekler nitelikte olduğu..." kanaatine varıldığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, 27.11.2020 tarihli bilirkişi raporunda üretici firmanın ayıptan doğan sorumluluğu değerlendirilerek, sorumluluğunu gerektirir şekilde meydana gelen arızalara/zararlara hatalı bir üretimin sebebiyet verip vermediği hususları incelenmeksizin eksik ve hatalı bir inceleme ve değerlendirme yapıldığını, bu husustaki itirazlarının da ek raporda değerlendirilmediğini, bilirkişiler ile müvekkil arasında oluşan husumet dikkate alınmamış, bu durum bilirkişilerin tarafsızlığını da etkilediğini, dava konusu makinelerin yerinde incelenmesi için yetki verilerek yeni heyetten keşif icra edilerek yeni bir rapor alınması gerekmekteyken kök raporu düzenleyen bilirkişilerden alınan ek rapor ile mahkeme hüküm kurmasının hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla kök raporda 1.255.577,28 TL olarak belirlenen alacak miktarının 26/04/2021 tarihli ek rapor ile 1.803.593,26 TL olarak belirlenmesinin izahı bulunmadığını, bilirkişilerin konuya ilişkin herhangi bir gerekçesi bulunmadığını, 24/09/2021 tarihli bilirkişi ek raporunda davacının mahrum kaldığı kira bedelleri, gemi arıza masrafları ve gemi bekleme giderleri KDV dahil 420.181,92EURO olarak hesaplanmış olup itirazları değerlendirilmeden hesaplanan raporların gerçeğe aykırı olduğunu, herhangi bir sorumluluğu olmadığını, bu fahiş miktarlar üzerinden kurulan hükmün üst derece mahkemesi tarafından kaldırılması gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, taraflar arasındaki satım konusu redüktörlerin ayıplı olduğu iddiasına dayalı olarak, TBK'nın 227. maddesinin 2. fıkrası uyarınca maddi tazminat istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı; davalı tarafça satışı ve montajı yapılan redüktörlerin gizli ayıplı olduğunu, bu nedenle oluşan arızalardan dolayı dava dışı iş aldığı firmaya karşı edimlerini gecikmeli yerine getirebildiğini ve maddi zarara uğradığını ileri sürmüştür. Davalı ise; davacını aktif husumeti bulunmadığını, kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, satım konusu malların ayıplı olmadığını, süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığını, zamanaşımı süresinin geçtiğini, davacının zararını ispatlayamadığını savunmuştur. Davacının davalıdan, 25.08.2015 tarihli teklif formuna istinaden sekiz adet ... model, iki adet... model ... motoru satın aldığı, 16.03.2016 tarihinde sunduğu teklif formuna istinaden ise dört adet ... ... model ... motoru satın aldığı, davacıya ait ve davacı yanca işletilen gemilere bu makinelerin montajının davalı yanca yapıldığı, davalının teknik özelliklerini gemilere uygun nitelikte olduğunu belirterek teklifte bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı yanca kabul edilen 25.08.2015 ve 16.03.2016 tarihli ve davalı imzalı teklif formlarında; davacının talep ettiği ürünlerin teknik özelliklerine ve satış şartlarına yer verildiği, 12 aylık garanti süresi öngörüldüğü, makinelerin montajının davalı yanca yapılacağının belirtildiği, davacı yanca bu teklif formlarının kabulü ile taraflar arasında satım sözleşmesinin kurulduğu ve taraflar arasındaki ticari satım ilişkisinin her iki tarafın da kabulünde olduğu görülmektedir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi kök ve ek raporunda; davacının gemilerinde meydana gelen arızaların sebebinin düşük servis faktörlü redüktör seçilmesi, dizel motorla redüktör arasına bir esnek kaplin konulmaması olduğu, söz konusu ayıbın gizli ayıp olduğu tespit edilmiş olup alınan bilirkişi raporları uyarınca davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı vekilince karar istinaf edilmiştir. Davalı yanca... numaralı redüktörlerin ...’ya satılıp fatura edildiğini, davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı ileri sürülmüş ise de, davacı yanca sunulan bilgi ve belgelere göre, davacının davalıdan satın aldığı redüktörlerin monte edildiği gemilerin bir kısmının davacıya ait olduğu, bir kısmının ise davacı yanca kiralanmak suretiyle temin edildiği ve davacının İsrail'deki projesinde kullanıldığı, davacının bu gemileri kullandıktan sonra kira sözleşmesi sonunda aynı hali ile iade etmesi gerektiği nazara alındığında kendisine ait olmayan ama kiralanarak kullandığı gemilerdeki arızalar sebebiyle davacının yaptığı harcamalar ve uğradığı zararların tazmini istemek konusunda aktif husumet ehliyeti bulunduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu redüktörlerin davalı tarafça temin edilerek 25/08/2015 ve 15/04/2016 tarihli ticari satım sözleşmeleri ile davacı tarafa teslim edilmiş ve montajı yapılmıştır. Davalı, dava konusu malların satıcısı konumunda TBK'nın 219.maddesi uyarınca, davacıya karşı ayıp nedeniyle sorumludur.Bu sebeple davalının eldeki davada pasif husumet ehliyeti bulunmaktadır.Dava, ticari satım konusu redüktörlerin gizli ayıplı olduğu iddiasına dayanılarak TBK'nın 227/2 maddesi gereğince uğranılan zararların tazmini istemine ilişkindir. Somut olayda tacir olan taraflar arasında satım ilişkisi bulunmakta olup uyuşmazlığın TTK'nın 23. maddesi ile TBK'nın satım sözleşmesini düzenleyen hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir. TTK'nın 23/1-c maddesinde ayıplı mal hakkında alıcıya ihbar yükümlülüğü getirilmiş olup alıcı muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeden ayıp nedeniyle satıcıdan mal bedeli ve zarar gideriminde bulunamaz. Davacı alıcı, süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu yazılı belge ile kanıtlamak zorundadır. TTK'nın 23/1-c maddesinde, malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı, malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya inceletmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbar etmekle yükümlüdür. Ayıp olağan bir muayene ile meydana çıkarılamayacak, kullanma sonucunda ortaya çıkan bir ayıp ise TBK'nın 223/2 maddesinin tatbik olunması gereklidir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 08/06/2022 tarihli, 2020/8002 E. 2022/4625 K., 04/11/2020 tarihli ve 2020/3279 E., 2020/4723 K. sayılı ilâmı ilamı ile Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 04/12/2018 tarih ve 2018/270 E., 20218/6287 K. Sayılı ilamı). TBK'nın 223/2.maddesi ise '' Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.'' hükmünü içermektedir. Ayrıca TTK'nın 23/1-c maddesinde ayıplı mal hakkında alıcıya ihbar yükümlülüğü getirilmiş olup alıcı muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeden ayıp nedeniyle satıcıdan mal bedeli talebinde bulunulamaz. Davacı alıcı, süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu yazılı belge ile kanıtlamak zorundadır (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23.11.2015 tarihli ve 2015/5982 Esas, 2015/15327 Karar sayılı ilamı). Buradaki yazılılık koşulu ise ispata ilişkindir.Satıcı, satış sözleşmesini yaparken, alıcının göz önünde tuttuğu tahsis ve kullanma amacı bakımından onun değerini ve elverişliliğini ortadan kaldıran ya da azaltan bir eksikliğin bulunmamasını sağlama borcu altındadır. Bu sebeple somut olayda, davacının yüklendiği işe ve gemilerin kullanım amacına göre, gemilerde hangi nitelikte redüktörlerin kullanılması gerektiği, bunların nasıl monte edileceği konusunda davalı satıcının yükümlülüğü bulunaktadır. Bu kapsamda, mahkemece alınan, Dairemizce de hüküm kurmaya ve denetime elverişli bulunan 24.11.2020 tarihli bilirkişi raporu ve 26.04.2021 tarihli ek raporda, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davalı tarafça davacıya satışı ve montajı yapılan redüktörlerin ayıplı olduğu, ayıpların teslim sonrası yapılacak incelemeyle anlaşılamayacağı, ancak kullanımla tespit edilebilecek nitelikte gizli ayıp olduğu, redüktörlerde çıkan arızaların düşük servis faktörlü redüktör seçilmesi ve ayrıca dizel motorla redüktör arasına esnek kaplin konulmaması sebebiyle meydana geldiği belirtilmiştir. Buna göre ayıbın kullanımla tespit edilebilecek gizli ayıp olduğu görülmektedir. Bu durumda basiretli bir tacir gibi hareket etmesi gereken davalının teklifi kendisinin verdiği de dikkate alındığında doğru redüktör seçip teklif etmemesi ve montaj sırasında esnek kaplin kullanmaması sebebiyle meydana gelen arızadan sorumludur. Dosya kapsamında yer alan 16.11.2015 ve sonraki tarihli emaillerde meydana gelen arızanın davalıya yasada aranan makul sürede bildirildiği, yukarıda belirtildiği üzere ihbara ilişkin yazılılık koşulunun ispat şartı olduğu ve söz konusu emaillerle bu şartın yerine getirildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan, TTK'nın ticari satışlara ilişkin 23. maddesinin atfı ile uygulanan ve ayıptan doğan haklara dair zamanaşımının düzenlendiği TBK'nın 231. maddesi hükmü uyarınca ticari satışlarda da ayıplı mal satışından kaynaklanan uyuşmazlıklarda zamanaşımı süresi iki yıldır. Somut olayda, sözleşme tarihi ve teslim tutanaklarında belirtilen teslim tarihleri nazara alındığında davanın 2 yıllık zamanaşımı süresi içinde açıldığı anlaşılmıştır.Ayrıca davalı tarafça verilen 12 aylık garanti süresi ise zamanaşımı süresini kısaltmayacaktır. Mahkemece davacının İsrailde üstlendiği işin yapımı için taşıma amacıyla kullandığı gemilerdeki arızalar sebebiyle uğradığı zararların tespiti için 24.09.2021 tarihli ek rapor alınmış olup raporda, dava tarihi itibariyle davacının mahrum kalmış olduğu kira gelirleri ile gemi arıza masrafları ve gemi bekleme giderlerinden kaynaklı uğramış olduğu zararın toplam 420.181,92 EURO olduğu tespit edilmiştir. Her ne kadar davalı yanca, davacının gerekli belgeleri sunmadığı ve zararını kanıtlayamadığı ileri sürülmüş ise de, dosyaya davacı tarafından sunulan 07.08.2018 tarihli dilekçe ekinde, gemilerin çalışamadığı sürelere, tamir masraflarına ve projeye ilişkin bilgi ve belgeler sunulmuş olup bilirkişiler de bu kapsamda inceleme yaptığından bilirkişi raporu denetime ve hüküm kurmaya elverişlidir. Bu nedenle mahkemece söz konusu rapor uyarınca davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Davalı vekili gemilerde keşif yapılmamasını istinaf sebebi olarak ileri sürmüş ise de, gemilerde meydana gelen arızaların uzun süre önce ortaya çıktığı ve tamir edildiği dikkate alındığında gemiler üzerinde bilirkişilerce yerinde inceleme yapılmasının uyuşmazlığın çözümüne katkısı olmayacağı anlaşıldığından gemilerde keşif yapılmamasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Diğer yanda, uzman görüşü HMK'nın 293. maddesinde düzenlenmiş olup, kanunun saydığı deliller arasındadır. Bir görüşün uzman görüşü olarak kabul edilebilmesi için, delil niteliğinde olması gerekir. Delilin ne olduğu ise HMK'nın 187. maddesinden hareketle, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıaları ispat için gösterilen belge, senet, tanık ve benzerlerine delil denir. Bu nedenle HMK'nın 293. maddesi anlamında delil niteliğindeki uzman görüşü, davadaki uyuşmazlığı çözmeye yönelik bir ispatı amaçlamalıdır. Hukuki mütalaa, HMK'nın 293. maddesi anlamında uzman görüşü olmayıp hukuki konulara ilişkin bilimsel değerlendirme niteliğindedir. Esasen HMK'nın 33.maddesi uyarınca, hâkim Türk hukukunu resen uygulayacağından, tarafların hukuki kuralların ne anlama geldiği konusunda ayrıca ispat faaliyetinde bulunmaları zorunlu değildir. Hukuki mütalaa, niteliği itibariyle, uyuşmazlığa uygulanacak usul hukuku ya da maddi hukuk kurallarına ilişkin bilimsel açıklama niteliğindedir. Davalı vekilince uzman görüşü olarak değerlendirilse de sunulan evrak hukukçu Prof.Dr.... alınan hukuki mütalaadır. Söz konusu mütalaa Dairemizce incelendiğinde, içeriğinde, özet olarak TBK'nın ayıba ilişkin hükümleri kapsamında inceleme yapılması gerektiği belirtilerek bu konudaki kanun hükümlerine, Yargıtay kararlarına atıf yapılmış, hukuki yorumlamalarda bulunulmuştur. Bu kapsamda ileri sürülen görüşler hukuki konulara ilişkin değerlendirmeler içermekte olup mahkemeyi bağlamayan görüşlerdir. Bu sebeple davalı vekilince 18.04.2018 tarihli uzman görüşünün, mahkemece ve bilirkişilerce dikkate alınmadığı yönündeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. HMK'nın 38.maddesine göre hâkimin reddi sebebini bilen tarafın, ret talebini en geç ilk duruşmada ileri sürmesi gerekir. Taraf, ret sebebini davaya bakıldığı sırada öğrenmiş ise en geç öğrenmeden sonraki ilk duruşmada, yeni bir işlem yapılmadan önce bu talebini hemen bildirmek zorunda olup ret sebepleri HMK'nın 36.maddesinde sayılmıştır. HMK'nın 41.maddesinde ise hâkimin reddi talebinin kabul edilmeyerek geri çevrileceği haller sayılmıştır. Bu hallerden birinin bulunması durumunda ret talebi geri çevrilir. İlk derece mahkemesinin bu kararlarına karşı ise istinaf yoluna hükümle birlikte başvurulabileceği belirtilmiştir. Mahkemece, 02.12.2021 tarihli duruşmada tahkikatın bittiği bildirilerek sözlü yargılamanın gelecek celse 30.12.2021 tarihinde yapılmasına karar verilmiş, davalı vekilince bu arada 10.12.2021 tarihli hakimin reddi talepli dilekçesi sunulmuş, mahkemece HMK'nın 41/1-c ve 41/2 maddeleri uyarınca bu talep reddedilerek karar verilmiştir. Davalı vekili hakimn reddi taleplerinin geri çevrilmesinin hukuka aykırı olduğunu istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Davalı vekilince ileri sürülen 10.12.2021 tarihli dilekçesi incelendiğinde, esasında bilirkişi raporlarına beyan dilekçelerinde ve istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepler olduğu, yasada yer verilen ret sebeplerinin bulunmadığı, ileri sürüldüğü aşama itibariyle de yargılamayı uzatmaya yönelik olduğu anlaşıldığından mahkemece daval tarafın hakimin reddi talebinin geri çevrilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Davalı taraf bilirkişi kök ve ek raporu düzenleyen bilirkişiler hakkında suç duyurusunda bulunduklarını ve bölge kuruluna şikayetçi olduklarını ileri sümüş ise de, bilirkişilerin teknik konularda gerek tespit ve incelemeri yaptığı, taraf itirazlarına ilişkin ek rporda değerlendirme yapıldığı dikkate alındığında davalı vekilinin bu istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 317.028,75 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 27.11.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.