Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1805 E. 2026/746 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1805
- Karar No
- 2026/746
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1805
KARAR NO: 2026/746
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/06/2022
NUMARASI: 2019/413 Esas - 2022/442 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Ticari satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/04/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı yan ile müvekkili şirket arasında yapılan ticari iş neticesinde davalı yan adına; 16 adet fatura kesildiğini, iş bu fatura bedellerinin bir kısmının ödendiğini, ödenmeyen kısımlara ilişkin davalı aleyhine.... İcra Müdürlüğü’nün ... E. Sayılı dosyası üzerinden 172.056,59 TL bedelli takip başlatıldığını, ilgili ödeme emri davalı yana 13.06.2017 tarihinde tebliğ edildiğini, davalı 19.06.2017 tarihinde ilgili faturalarının kendisine gönderilmediğini, müvekkili şirketten herhangi bir mal ve hizmet almadığını ve borcu olmadığı iddiasıyla iş bu takibe, takip konusu borca, faize ve tüm ferilerine itirazlarını sunmuş ve takibin durduğunu, davanın kabulü ile itirazın iptalini, takibin devamını, takibe haksız itiraz dene davalı borçlu aleyine alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını, takibe konu faturaların müvekkiline hiç gönderilmediğini, müvekkilinin bu faturalardan dolayı davacıdan herhangi bir mal ve hizmet almadığını, takip dayanağı faturaların içeriğinin kabulünün mümkün olmadığını, davacının faturaların düzenlendiğini tarihten 6 yıl sonra dava açmasının ticari teamüllere ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davanın reddini, dava değerinin %20'si oranında kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak müvekkiline verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ,...Davacının kendi yasal ticari defter kayıtlarına göre 20.04.2017 takip tarihi itibariyle davalıdan 284.156,59 TL alacaklı gözüktüğü halde, faturaya dayalı 172.056,59 TL kısmı için davacı tarafından davalı aleyhine takip başlatıldığı, davalının kendi yasal ticari defter kayıtlarına göre davacıya 20.04.2017 takip tarihi itibariyle 155.013,51 TL borçlu gözüktüğü, davalının defterlerine kaydettiği ancak bedeline ödediğine ilişkin bir delil sunamadığı, taraf defterlerindeki hesap farklılığı yaratan kısım yönünden de ayrıca davalının yemin deliline dahi dayanmadığı, bu haliyle bir tacirin kendi defterlerine aleyhe kayıt işlemeyeceği, takip konusu edilen faturalardan kaynaklı hizmetin alınmadığını ya da eksik alındığını ispat yükünün faturaları kaydetmesi nedeniyle geçtiği, davalı üzerinde olduğu görülmekle, ödeme iddiası ispatlanamadığından davacının usulüne uygun tutulan defter ve kayıtlarında yer alan takibe konu faturaların davalı defterlerinde yer alması da nazara alınarak davalının.... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasına itirazının iptaline, takibin takip talebinde belirtilen şartlar ile aynen devamına, karar vermek gerekmiştir. İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. (HGK'nın 07.06.2006 tarih 2006/19-295 Esas, 2006/341 Karar sayılı kararı ve Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 2021/3214 Esas, 2021/7424 Karar sayılı ilamı) Dosya kapsamında birbiri ile uyumlu taraf defterleri içeriğine göre; takip konusu cari hesap alacağını oluşturan faturaların her iki tarafın defterlerinde kayıtlı olduğu, alacağın davalı tarafça gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte olduğundan dava konusu edilen ve hükmedilen alacak miktarı üzerinden icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davanın kabulüne," karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporlarına itirazların sonuçsuz bırakıldığını, deliller arasında bulunan ve davacının çalışanı olan ... imzası ile davalıdan alınan nakit para, çek ödemeleri ile banka hesaplarına yapılan ödemeler ve de davacıya bizzat teslim edilen müşterilere ait çek ve senetler ile davalıya ait banka hesabından keşide edilen çekler göz önünde bulundurulduğunda davalının davacıdan alacaklı olduğunu, bilirkişilerin davacının bile reddetmediği belgeleri yok sayarak, davalının borçlu olduğu yönünde beyanda bulunduğunu, davacı ile davalı arasında kömür ticareti dışında herhangi bir özel ya da ticari ilişki bulunmadığını, davacıya tüm ödemelerin istisnasız kömür ticaretinden dolayı yapıldığını, ödeme belgelerinin yok sayılmasının tüm bilirkişi raporlarının eksik ve özensiz olduğunun açık delili olduğunu, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davalının davacıya borcu olmadığını, Yerel mahkemenin ''yemin'' delilini hatırlatmamasının hatalı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE :
Dava; satım sözleşmesinden kaynaklanan fatura (açık hesap) alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davanın ispat edilip edilmediği noktasındadır.
Davacı alacaklı tarafından davalı hakkında, .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile "faturalar" borcun sebebi gösterilerek 172.056,59 TL fatura alacağının tahsili istemiyle ilamsız takip başlatıldığı, takibe borçlunun itirazı üzerine takibin durduğu ve itirazın iptaline ilişkin iş bu davanın açıldığı görülmektedir.
Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih, 2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı). Başka bir ifadeyle dava konusu faturaya konu sözleşmesel ilişkinin varlığı ile edimin ifa edildiğinin HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca yazılı delillerle ispatlanması gereklidir. Zira fatura, sözleşmenin infaz aşamasına ilişkin vesikalardan olup sözleşmesel ilişkinin ve edimin ifasının ispatında başkaca delillerle desteklenmediği sürece delil niteliğini haiz olmaz.
Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın 2.fıkra hükmüne uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterler sahibi leline delil olarak kullanılamaz. Maddede sayılan şartların birlikte bulunması halinde ticari defterler kesin delillerdendir ve aksi ancak senet veya diğer kesin deliller ile ispatlanabilir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir.
Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Borçlu taraf, faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır. Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil edecek olup, bu ticari defter kayıtlarının aksinin aynı nitelikte yazılı delil ile ispatlanması gerekmektedir.
Somut olayda: Davacı ticari defterlerinden 2015 yılana ait defterlerin envanter defterinin tasdikli olmaması nedeniyle delil olma niteliğine bulunmadığı belirtilmiş ise de takibe dayanak faturaların 2013 ve 2014 yıllarına ait olup davacı ve davalının ticari defterlerinde bu yıllarda kaydedildiği, 26/09/2014 tarihinde düzenlenen son faturadan başka takip tarihine kadar başkaca bir faturanın davacı tarafça düzenlenmediği, 2015 yılında davacı ticari defterlerinde sadece davalı taratan tahsil edilen 1.600 TL lik bir kayıt bulunup davalı defterlerinde bu yıla dair bir kayıt bulunmadığı, bu haliyle uyuşmazlığa konu tarihler yönünden her iki tarafın ticari defterlerinin sahibi lehine delil olma niteliğinde bulunuğu anlaşılmaktadır.
Davalı taraf davacının fatura konusu malları teslim etmediği, herhangi bir borcu olmadığı ve ticari ilişki bulunmadığını savunmuş ise de: tarafların ticari defterleri üzerine yaptırılan bilirkişi incelmesi ile taraflar arasında 2013 yılı öncesine dayalı bir ticari ilişki bulunduğu, takibe konu faturaların her iki tarafın ticari defterlerinde birebir aynen kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Yine dosyaya davacı tarafından sunulan taraflarca birbirlerinin uygun olduğu belirtilen " Form BA-BS mutabakatı" başlıklı belgelerden davacı faturalarının davalı tarafa ulaştığı, davalı tarafta faturalara yönelik bir itiraz ileri sürülmediği gibi iade de edilmediği, bu haliyle fatura konusu malların davalı tarafa teslim edildiğinin kabulü gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Dosyaya kazandırılan bilirkişi raporları ile taraflar arasındaki mutabakatsızlığın 2012 yılından 2013 yılına devirden, davalın verdiği bir kısım çek ve senedin karşılıksız olanlarının davacının hesaplarında yer almasına rağmen davalı hesaplarında yer almamasından kaynaklandığı belirlenmiştir. Bilirkişi raporunda 2012 yılından 2013 yılına devir rakamlarının davacı kayıtlarına 223.518,08 TL iken, davalı kayıtlarında 72.069,25 TL olduğu, kayıtlar arasında 151.448,83 TL fark bulunduğu, davacı kayıtlarına göre takip tarihi itibarıyla davalıdan 284.156,59 TL alacaklı gözüktüğü davalı kayıtlarında ise davacıya 155.013,51 TL borçlu göründüğü, davacının ise takibe dayanak yaptığı faturalardan kaynaklı 172.056,59 TL talepte bulunduğu anlaşılmaktadır.
Açık hesap ilişkisi önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’ daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz.TK’ daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz.
Taraflar arasında ticari ilişkinin açık hesap şeklinde işlediği, davalının yaptığı ödemelerin fatura bazlı değil cari hesaba mahsuben yapıldığı görülmektedir. Davalı tarafça açık hesaba mahsuben bir kısım nakit ödeme yapılmıştır. Davalı taraça düzenlenip davacıya verilen bir kısım çekin kıymetli evrak olup, ifa uğruna verildiğinin kabulü ile çekin karşılığının ödenmiş olması halinde borç ifa edilmiş sayılacaktır. (Yargıtay 11. H.D.'nin 28/02/2018 Tarih, 2016/10878 Esas ve 2018/1532 Karar sayılı İlamı). Yine açık hesaba mahsuben verilen bono senetlerin bulunması halinde de ifa uğruna verildiğinin kabulü ile senet bedelinin ödenmiş olması halinde borç ifa edilmiş sayılacaktır. Davalının davacıya ifa uğruna verdiği kıymetli evrakların tahsil edilen ve edilmeyen kısımları belirlenmemiştir. Yine cari hesaptan 2013 yılına devredilen bakiye yönünden mutabakatsızlık giderilmemiştir. Sadece mutabakatsızlığın bu iki unsurdan kaynaklandığı şeklinde genel bir belirlemede bulunulmuş, yapılan ödemelerin takip konusu faturalara yapıldığına dair bir kayıt bulunmadığı görüşü bildirilmiştir. Mahkemece de fatura konusu malların davalıya teslim edildiği, ödeme hususunu ispat yükünün davalıda olduğu, davalının yaptığı ödemelerin takip konusu faturalara karşılık yaptığının ispat edilmediği, davalının yemin delilinin de bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Oysa açık hesap ilişkisinde zaten ödemeler fatura karşılığı yapılmamaktadır. Uzun süredir taraflar arasındaki ticari teamülün bu bu şekilde oluştuğu defter kayıtları ve bilirkişi raporu ile sabittir. Bu durumda davalıdan ödemenin takip konusu faturalara ilişkin olduğunu ispatlaması istenemez. Somut oyuşmazlıkta taraflar arasındaki son fatura tarihinin 26/09/2014 olup bu tarihten sonra davacı kayıtlarında 2014 yılında 3 adet 2015 yılında 1 adet kayıt bulunduğu, davalı defterlerinde ise 31/12/2014 tarihinde yapılan bir ödeme kaydından başka kayıt bulunmadığı, yıl sonlarındaki kayıtların devir kayıtlarından ibaret olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece dosyanın yeni bir bilirkişiye verilerek tarafların ticari kayıtları arasındaki mutabakatsızlıkların tek tek tespit edilerek ve kıymetli evraklardan yapılan ödemeler de dikkate alınarak taraflar arasındaki ilişkinin açık hesap ilişkisi şeklinde yürüdüğü gözöünde tutularak, TBK nun 101 ve devamı hükümleri de dikkate alınarak davacının takip konusu faturalardan kaynaklı alacağının bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetli olmamıştır.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,
2-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,
3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 16/04/2026