Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1623 E. 2026/678 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/1623
Karar No
2026/678
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2022/1623

KARAR NO: 2026/678

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 31/05/2022

NUMARASI: 2019/540 Esas - 2022/450 Karar

DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/04/2026

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket ile davalı arasında yapılan ticari mal satışı neticesinde doğan 12.588,92-TL * 11.177,26 USD alacağın tahsili amacıyla .... İcra Dairesi'nin ..... sayılı icra takibinin başlatıldığını, karşı tarafın yetkiye ve borca itirazı sonucu takibin durdurulmasına sebep olduğu, yetki itirazları taraflarınca kabul edilmiş olup bunun üzerine dosya İstanbul .... İcra Dairesi'nin ...E. sayılı dosyasında kaydedildiğini, davalı tarafın takibe itirazı üzerine takibin durduğunu, davalının icra takibine itirazının haksız olduğunu,” beyan ederek karşı tarafın haksız ve mesnetsiz itirazının iptali ile, takibin devamına, ihtiyati haciz taleplerinin öncelikle teminatsız, Sayın mahkeme aksi kanaatteyse uygun miktarda teminat ile kabulüne, dava ve takip konusu alacağın likit olmasından bahisle kötü niyetli karşı taraf aleyhinde dava ve takip değerinin %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, Yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı şirket ile davalı şirket arasında kısa süreye dayanan ticari ilişkinin söz konusu olduğunu, iki şirket arasında yapılan ticari ilişkiden kaynaklı davalı şirketin davacıya karşı cari hesap kayıtları, muavin defter kayıtlarına bakıldığında görüleceği hiç bir şekilde borcunun bulunmadığını, dava dilekçesinde söz konusu alacağın likit alacak olduğu ifade edilmiş olsa da taraflar arasında ki cari hesap kayıtlarına ve defterlere bakıldığında uyum sağlanmamış olup davacı alacağını belirli şekilde ispatlayamadığını, dava dilekçesinde borcun dayanağı olarak 12.588.92 TL *11.177.26 USD alacağın varlığından söz edilmiş ise de ekte ayrıntılı olarak sunduğumuz fatura kayıtları ve bu faturanın karşılığı olarak davalı şirketin davacıya karşı ödeme yaptığına ilişkin havale dekontları ve çek bordrolarını karşılaştırıldığında tüm yapılan mal alım satımında karşılığı olan bedelin verildiğini, itirazın iptali davasına konu olan alacak cari hesaptan kaynaklanan alacak olarak gösterilmiş olsa da yukarıda bahsedildiği üzere aynı zamanda ekte sunulan tüm delillere bakıldığında cari hesaptan kaynaklanan bir alacağın olmadığını, söz konusu alacağın cari hesaptan kaynaklandığı gerekçesiyle takip açılmış ve akabinde iş bu dava, davacı tarafından açılmış olsa da 28/11/2018 tarihli İstanbul .... Noterliğinin ... no'lu ihtarname ile davacı, davalı şirkete karşı toplam 108.482.69 TL değerinde 'kur farkı' adı altında fatura düzenleyip kurdaki değer artışındaki fark oranını faturalandırılıp davalı şirketten ihtarname ile haksız olarak ödenmesini talep ettiğini, davalı şirket tarafından söz konusu fatura ihtarname ile birlikte tebliğ edilmiş ve süresi içinde taraflarınca 11.12.2018 tarihli .... Noterliği'nin ... numaralı dilekçesi ile ihtarnameye cevap vererek söz konusu fatura borcunun bulunmadığını belirterek bahsi geçen ... seri numaralı kur farkına dayalı fatura ve borçlu olmadıklarını gösteren cari hesap kayıtlarını davacıya tebliğ ettiklerini, taraflar arasında kur farkı ödemesi ile ilgili ve ayrıca döviz ile satış sözleşmesi yapıldığı hususunda da bir anlaşma bulunmadığını, tüm ödemelerin TL üzerinden yapıldığını, davacı şirkete kur farkı borçlarının bulunmadığını” beyan ederek, öncelikle davanın yetki itirazımız yönünden değerlendirilerek dava şartı yokluğundan usulen reddine, sayın mahkeme aksi kanaatte ise müvekkil adına açılan iş bu itirazın iptal davasını esastan reddine, ihtiyati haciz talebinin reddine, takibinde haksız ve kötü niyetli olan alacaklı hakkında takip konusu alacağın % 20'sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " Yapılan yargılama ve incelemede davacının kendi ticari defter ve kayıtlarına göre davalı taraftan 108.482,68 TL alacaklı olarak göründüğü ancak bu alacağın kur farkı faturasından kaynaklandığı anlaşılmıştır. İşbu fatura 30/09/2018 tarihli A-... seri numaralı 108.482,69 TL bedelli faturadır. Bu kapsamda Yargıtay 9 HD'nin 2015/16900 Esas 2016/6896 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 19 HD'nin 2016/12505 Esas 2017/8069 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 19 HD'nin 2017/3234 Esas 2019/1778 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 19 HD'nin 2018/1227 Esas 2019/1611 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 19 HD'nin 2016/6067 Esas 2017/842 Karar sayılı ilamı bir bütün halinde değerlendirildiğinde "...Dava, cari hesap ve kur farkı alacağından kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkindir. Dosya içerisindeki bilirkişi raporu incelendiğinde kur farkına esas olan faturalara yönelik ödemelerin bir kısmının çek ile yapıldığı görülmektedir. Çek ile yapılan ödemelerde kur farkı istenemeyeceği Dairemizce istikrar kazanmış uygulamalardandır. Bu durumda mahkemece bilirkişiden ek rapor alınarak çek ile yapılan ödemeler düşüldükten sonra bakiye ödemeler yönünden kur farkı hesaplanarak varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir...." yönündeki yerleşik içtihatlara binaen davacının kur farkı talebini davalıdan talep edemeyeceği anlaşılmıştır. Zira taraflar arasında kur farkı talep edilebileceğine dair bir anlaşma ve taraflar arasında oluşmuş bir teamül bulunmamaktadır. İzah olunan gerekçeler ile davacının davasının ispatlanamadığı anlaşılmakla, ispatlanamayan davanın reddine, ..." karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekçeli kararın dosya kapsamındaki hususlarla çeliştiğini, mahkemece alınmış olan bilirkişi raporları birbiriyle çelişmekte ve hükme esas alınmış olan bilirkişi raporunun tarafsızlığının tartışmalı olduğunu, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun hiçbir şekilde hesaplama içermediğini ancak yeni bir rapor alınması talebinin mahkemece reddedildiğini, davacının kur farkı talep edebileceği dosya kapsamında da ispatlandığını, davacının alacağına ilişkin icra takibinde mevcut bulunan talep ve huzurdaki davada harca esas değerin 12.588,92 tl + 11.177,26 USD olduğunu, kabul anlamına gelmemekle beraber kur farkı alacağının mevcut olmadığının kabulü halinde dahi davacının mevcut tl alacakları yönünden de red kararı verilmesi ilk derece mahkemesince yapılmış olan yargılamanın ne derece hatalı olduğunu gözler önüne serdiğini, dolayısıyla taraflı ve eksik inceleme ile kurulduğunu, bilirkişi Muhlis Salih Kılıç, söylemleriyle davacı firmayı davadan vazgeçirmeye çalışmış, ihsas-ı rey yasağına aykırı davrandığını, bağımsız ve tarafsız olma ilkesine açıkça aykırı olarak davranmış olan bilirkişinin, reddi talebinde bulunulmuş, itirazlarının mahkemece dinlenmediğini,

bilirkişinin tüm çabalara rağmen, rapor teslim süresinin bitimine 1 gün kalmış olduğu halde, tarafımıza inceleme günü vermemiş, hangi belgelerin hazırlanacağını da bildirmemiş olup bununla da kalmayıp yetkisiz bilirkişi, adeta davacı şirketin muhasebesel evrakları zamanında hazır edememesi için incelemeye gideceğini 1 saat öncesinden haber vermiş bunların dosya kapsamında sabit olup bilirkişinin tarafsızlığına gölge düşürdüğünü, kanun hükümlerinden görüleceği üzere bilirkişinin raporu dışında, hakimin yerine geçerek görüş ve düşüncelerini açıklamış ve davacının davadan vazgeçirmeye çalışmış olması bilirkişinin reddi sebebi olarak düzenlendiğini, bilirkişinin rapor da tarafsız ve bağımsız olmadığını, bilirkişi bariz bir şekilde mevzuata aykırı davranmış olup ancak hükme esas alınamaz nitelikteki işbu rapor ile hüküm kurulmuş olması, ilgili kararın kaldırılmasını gerektiğini, taraflar arasında döviz endeksli alışveriş olduğunu, davaya konu kur farkı alacağını doğuran ticari mal alışverişine ilişkin, asıl faturalar davalı tarafça açıkça kabul edilmiş olup, defterlerine de işbu faturalar işlenmiştir.

karşı tarafça da kurun belirtildiği bu faturalar kabul edilmiş taraflar arasındaki ticari iş gereği düzenlenen faturalarda ve makbuzlarda güncel kur belirtilmiş olup akdi ilişkinin döviz endeksli olduğunu nitekim birim fiyatları döviz endeksli olarak belirtildiğini, mal alışverişine ilişkin faturaların dövize endeksli olduğu ve üzerinde kur farkına ilişkin birim fiyatının döviz endeksli olmasından dolayı, söz konusu faturaların kabul edilmesi zaten kur farkı alacağının da doğacağının kabulü demekte ve bu faturaların davalı tarafça kabul edilmiş, davalı taraf defterlerine ilişkin yapılan bilirkişi incelemesinde de bu husus tespit edildiğini, davaya konu somut olayda taraflar arasındaki ilişkinin açıkça dövize endeksli olduğu açık olup kur farkı alacağının doğduğunu, zira kur farkı alacağının doğumu taraflar arasında bir sözleşmenin varlığına bağlı olmayıp, ticari ilişkinin dövize endeksli olduğunun anlaşılmasına bağlı olduğunu, taraflar arasında sözleşme bulunmasa bile eğer faturalarda döviz karşılığı gösterilmiş ise kur farkı istenebileceği, ayrıca uygulama ya da teamül aranmadığı da açıkça belirtildiğini, taraflar arasındaki ticaretin dövize endeksli olduğu ve dolayısıyla kur farkı alacağının doğacağı hem satım sözleşmesiyle hem de davacı yanca itiraz edilmeksizin kabul edilen faturalarla sabit olduğunu, her ne kadar yargıtayın yerleşik içtihatları uyarınca, kur farkı alacağının doğmuş olması için taraflar arasında ticari teamülün varlığı zorunlu değilse de yerleşik ticari teamül gereği de kur farkı istenebileceğini, davalının döviz kuru üzerinden ticaretin yapıldığını bildiğini buna göre dolar bazlı birim fiyatı talep ettiğini dolayısıyla ortada öneri-kabul anlamında zımni bir sözleşme olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, mahkeme aksi kanaatte ise bile ortada bir ticari teamül olduğu kuşkusuz olup bu konuda yargıtay da benzer nitelikte emsal kararlar verdiğini, zira davalı tarafça USD üzerinden belirlenen fiyatlara istinaden mal alımı yapılmış olup, dolar üzerinden ödeme konusunda anlaşma sağlandığını, yine davalı tarafça imzalanıp müvekkile gönderilen proforma faturalar da usd üzerinden düzenlenmiş ve bu proforma faturalarda açıkça tl üzerinden yapılan ödemelerde kur farkı faturası düzenleneceği belirtilmiş mahkemece hukuka aykırı bilirkişi raporu esas alınmış ve bakiye ödemeler yönünden kur farkı hesaplanmaksızın, tahsilatların tl çekler ile yapılmış olduğu gerekçesiyle kur farkı talep edilemeyeceğine hükmedilmesi hukuka aykırı olduğunu dosya kapsamında hiçbir hesaplamaya yer verilmediği gibi denetime elverişli somut veriler içerir bir inceleme yer almadığını, kötü niyetli davacı aleyhine dava değerinin %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE :Dava, ticari satım sözleşmesine dayalı cari(açık) hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali, davasıdır.

İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, kur farkı talep edilebilmesinin koşullarının bulunup bulunmadığı ve bakiye alacak olup olmadığı noktasındadır.

Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı takip dosyasında, "cari hesaptan kaynaklanan alacak" sebebine dayalı olarak 12.588,92 TL ve 11.177,26 USD asıl alacağın tahsili istemiyle 20/12/2018 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, takip borçlusunun itirazı üzerine takip durmuştur.

Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.

İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.

Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir(TTK m. 4/2). Ticari uyuşmazlıklarda mahkeme, yabancı gerçek veya tüzel kişi bile olsalar, tarafların ticari defterlerinin ibrazına, resen veya taraflardan birinin istemi üzerine karar verebilir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, yargılamayı gerektiren davalarda hazırlık işlemlerine ilişkin hükümleriyle senetlerin ibrazı zorunluluğuna dair olan hükümleri ticari işlerde de uygulanır.(TTK'nın 83/1,2)

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222/2,3. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca usulüne uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.

Bilirkişi aracılığıyla incelenen davacı ticari defterlerine göre, takip tarihi itibariyle davalıdan 108.482,68 TL alacaklı durumdadır. Davalı ticari defterlerine göre ise, takip tarihi itibariyle davacıya borç görünmemektedir. Taraf ticari defterlerindeki mutabakatsızlık, davacının 108.482,69 TL bedelli kur farkı faturasının davalı ticari defterlerinde kayıtlı olmamasından kaynaklanmaktadır.

Yabancı para üzerinden kurulan ticari ilişkide, fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki fark varsa bu fark kur farkı alacağıdır. Kur farkı istenebilmesi için ticari satımın yabancı para ile yapılmış olması, taraflar arasında kur farkı istenebileceğine ilişkin yazılı bir sözleşme veya teamül bulunması gerekir. Kur farkı alacağı fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki kur farkından kaynaklanan bir alacak olduğundan ancak Türk Lirası olarak istenebilir.

Ayrıca yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre çek bir ödeme aracı olup, çekle ödemenin söz konusu olduğu durumlarda çekin döviz üzerinden düzenlenmesi mümkün olduğu gibi, bedel hanesi verildiği andaki döviz satış kuru üzerinden hesap edilerek de doldurulabilecektir. Buna rağmen ödemeyi Türk Lirası üzerinden çek olarak kabul eden tarafın bu aşamadan sonra kur farkı istemesi mümkün değildir.

Somut olayda, taraflar arasında kur farkı istenebileceğine dair bir sözleşme bulunmamaktadır. Kur farkı uygulanacağına ilişkin fatura üzerine konulan tek taraflı kayıtlar da davalıyı bağlayıcı nitelikte değildir. Ayrıca taraflar arasında kur farkına ilişkin teamül haline gelmiş bir uygulama bulunduğu da iddia ve ispat edilmemiştir. Davacı tarafından USD karşılığı da gösterilen tüm faturalar davalı tarafından Türk Lirası üzerinden düzenlenen çek ile ödenmiş ve davacının Türk Lirası üzerinden düzenlediği 53.682,92 TL bedelli faturası için ise 41.094,00 TL ödeme yapılması ile taraf ticari defterleri alacak-borç bakiyesi vermeyecek şekilde mutabık hale gelmiştir. Davacı tarafça Türk Lirası cinsinden düzenlenen çekler ile ödemeyi kabul etmesi ve iade faturaları da nazara alındığında yapılan ödemeler ile borç bakiyesinin kalmadığı nazara alındığında davacının kur farkı talep edebilmesinin koşulları oluşmamıştır. Kur farkı faturası nazara alınmadığında davacının bakiye cari hesap alacağı da bulunmamaktadır. Bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Davacı vekilince, davacı ticari defterlerini inceleyen bilirkişi hakkında itirazlarda bulunulmuş ise de, bilirkişinin cari(açık) hesap dökümüne ilişkin maddi tespitlerine bir itiraz bulunmadığından, söz konusu itirazların değerlendirilmesi sonuca etkili görülmemiştir.

HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 09/04/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/1623, K. 2026/678, T. 09.04.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-1623-e-2026-678-k-676a0963fb6b