İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/1004 E. 2024/207 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2022/1004
Karar No
2024/207
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/1004 Esas KARAR NO : 2024/207 DAVA : Tespit DAVA TARİHİ : 09/11/2022 KARAR TARİHİ : 19/02/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 11/03/2024 Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ...'ın müvekkilinin yetkili bayilerinden .... Otomotiv İnşaat ve Tic. A.Ş'den 16/03/2021 tarihinde ..... plakalı .... paket araç satın aldığını, 1 yıl içinde resmi olarak yaklaşık 25 servis kaydının bulunduğunu, resmi kayıtlar haricinde de servis ziyaretlerinin olduğunu ve kendisine yardımcı olmaya çalışıldığını, davalı tarafından var olduğu iddia edilen arızalara ilişkin bir takım tespitlerde bulunulduğunu ve gerekli onarımların sağlanarak aracın davalıya teslim edildiğini, ancak bazı arızalara ilişkin birden fazla yetkili serviste gerek servis çalışanları gerek müvekkilin üst düzey mühendisleri ve servis yöneticileri tarafından incelemeler yapıldıysa da herhangi bir arıza tespiti yapılamadığını, ancak davalı tarafın araçta sorun olmadığına ikna edilemediğini, davalının aynı sorunlara yönelik iddialarını tekrarlayarak servis girişlerine devam ettiğini, davalının 11/04/2022 tarihli arabuluculuk başvurusu haricinde hiçbir hukuki yola başvurmadığını, memnuniyetsizliğini ve arızaları dijital platformlarda video ve yorum olarak paylaştığını, davalının arabuluculuk görüşmelerinde anlaşılamamasına rağmen dava açmamış olmakla beraber müvekkili aleyhinde hiçbir yasal işlem başlatmamasını ve sosyal platformlar aracılığıyla memnuniyetsizlik bildirmesini davalının maksadını vurgulayan dikkat çekici bir davranış olarak gördüklerini, davalının aracın ayıplı olduğu iddiasıyla bayiden misli ile değişim talep ettiğini ancak talebin orantısız bulunması sebebiyle reddedildiğini, davalının bunun üzerine hukuki yollara başvurmak yerine satın alma tarihinden tam 3 ay sonra 28/06/2021 tarihinde "...." adıyla ..... kanalı açtığını ve buradan paylaşımlar yaptığını, müvekkili ile davalı arasında bir protokol imzalandığını ancak davalının protokolü ifşa ettiğini, davalının eylemlerinin ifade özgürlüğü sınırlarını aştığı ve açıkça kötü niyetli olduğu, TTK madde 54 ve devamı maddeleri gereğince haksız rekabet niteliği taşıdığı, müvekkilinin TMK 24 ve TBK 58 maddeleri gereğince manevi şahsiyetinin zedelendiği beyanıyla; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davanın kabulünü, davalının paylaşım yaptığı sitelere erişimin tedbiren engellenmesi amacıyla TTK madde 61 gereğince ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalının davacı aleyhine sosyal medya platformlarında sistematik olarak devam eden ve haksız rekabet teşkil eden fiillerinin haksız olduğunun tespiti ile haksız rekabetin men'ini, haksız rekabet teşkil eden fiillerin yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmış olması sebebiyle bu beyanların düzeltilmesi ve ilanını, manevi zararlarının tazmini için 100.000,00-TL manevi tazminatın temerrüt tarihi olan fiilin tespit edilen ilk gerçekleşme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin paylaşımlarını ilk olarak 28.06.2021 tarihinde yaptığını ve davacı firma tarafından bu paylaşımların yine bu tarihte tespit edildiğini belirterek; ilk olarak 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 60'ıncı maddesi'ni işaret etmekle ''56 ncı maddede yazılı davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her hâlde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.'' 56. Md. yi işaret etmekle "huzurdaki dava TTK'nın 56'ıncı maddesinde yazılı haksız rekabetten kaynaklanan davalardandır. Bu kapsamda huzurdaki dava hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıllık zaman aşımına tabi olup yasal süresi içerisinde açılmamış olduğundan Sayın Mahkemenizce davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir." beyanıyla zaman aşımı itirazında bulunmuştur. Esasa ilişkin beyan ve cevaplarında; müvekkilinin davalı şirket bayilerinden olan ..... Otomotiv İnş. Ve Tic. A.ş'den 16/03/2021 tarihinde ..... plakalı .... paket sıfır araç satın aldığını ve satın aldığı tarihten beri araçla ilgili sürekli sorun yaşandığını, mekanik elektronik vs çeşitli arızaların olduğunu ilk günden beri devam eden bu sorunların yetkili bayiiler tarafından motor açması olarak yorumlandığını, ancak bu sorunların 3-4 ay geçmesine rağmen sürdüğünü, aracın 25 kez servis kaydına ek sayısız da servis girişinin olduğunun dava dilekçesinde davacı tarafça da belirtildiğini, müvekkilinin oldukça mağdur olduğunu, izin günlerinde ve izin almak durumunda kalarak iş günlerinde servise gitmek durumunda kalıyor olması sebebiyle müvekkiline aracın adeta külfet olduğunu, müvekkilinin araçtan beklenen olağan faydayı alamadığını, delil teşkil etmesi bakımından olası bir davaya hazırlık maksadıyla birtakım videolar ile arızaların kayıt altına alındığını, günümüzde sosyal medya üzerinden şikayetlerin çözüme ulaşması ve tüketici mağduriyetlerinin giderilmesi sebebiyle müvekkilinin de hakkını bu yolla aradığını, davalının birçok kez davacı ile iletişime geçerek aracın yenisi ile değiştirilmesini talep ettiğini ancak olumlu sonuç alamadığını, son olarak davacı ile arabuluculuk sürecine girildiğini başvuru neticesinde anlaşma sağlanamadığını, müvekkilinin Adalet Bakanlığı'na yaptığı başvuruda davacının Bakanlığa verdiği yazılı yanıtta davalı ile uzlaşma sürecinde olduklarını bildirdiğini, müvekkilinin de bu cevap üzerine haklı olarak davacının araçla ilgili sorunu ve müvekkilinin taleplerini karşılayacağına inandığını, müvekkili tarafından İTO’ya da başvuru yapıldığını, davacı tarafından İstanbul ticaret odasına verilen cevapta "tüketicinin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'dan yararlanması için yönlendirilmesi hususunda bir itirazlarının bulunmadığını" belirttiklerini, davacının cevabı ile müvekkilinin söz konusu sürecin davacı tarafından çözüleceğine inandığını, ancak müvekkilinin davacı tarafından oyalandığını, herhangi bir somut adım atılmadığını, dolayısıyla da müvekkilinin bu süreçte ilk olarak dava yolunu düşünmediğini, ayrıca müvekkili tarafından dava açılmadan önce davacıya gönderilen 12.10.2022 tarihli mail ile (“Aracın defaetle çıkan sorunları (4 adet porya değişimi, seyir halinde direksiyon kilitlenmesi direksiyon sorunları, sola cekme, direksiyonun bir tarafa düşmesi, direksiyondan ses gelmesi, 4. defa cam dugme setinin hala bpzuk olmasj vs... diğer ervis sureclerindeki sorunların tumu ) ve şuan da mevcut tekrarlı ve diğer süre gelen sorunu sebebi ile aracın ayipsiz misli ile değişimini tekrar talep ederim. Yerine getirilmediği takdirde yasal haklarım saklı kalmak kaydıyla yasal süreci başlatacağımı ve dava sonucunu ve ailemin ve benim can güvenliğini tehlikeye atmanız sebebi ile de yaşatılan tüm süreci aktarmaya, bu ilgili konuyu medyaya da taşıyacağımı ve yasal yollardan hakkimi arayacagimi tarafınıza bildiririm.”) aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi halinde dava açacağını açık bir şekilde bildirdiğini, müvekkilinin yaşanan süreçte davacının aracı değiştireceğine inancı ile beklediğini, ancak gelinen aşamada davacı tarafından mağdur edildiğini, davacı tarafın davalının dava açmamasını kötü niyetli olarak yorumlanmasına rağmen iddiaların gerçeği yansıtmadığını, dava açılmadan önce müvekkilinin dava açılmak üzere tarafına mail atmış olmasının da müvekkilin asıl amacının bahsi geçen aracın değiştirilmesi olduğu doğrulayacağını, 30/11/2022 tarihinde Bakırköy ...... Tüketici Mahkemesi'nin ..... Esas Sayılı dosyası ile söz konusu aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine yönelik davanın açıldığını, Sonuç olarak davanın açılmasına kadar tüketici mahkemelerinde dava açılmamış olmasının müvekkilinin yaptığı paylaşımların davacının marka ve itibarini zedeleme yönelik olduğuna işaret etmesinin mümkün olmadığını, müvekkil tarafından birden çok kurum ve kuruluşa başvuru yapıldığını, müvekkilin tek amacının mağduriyetine ilişkin sesini davacı ve diğer kurumlara duyurabilmek ve buradan bir sonuç elde edebilmek olduğunu, Müvekkil tarafından paylaşılan video içeriklerinin gerçek olduğunu, müvekkilin hiçbir zaman davacının marka ve itibar zedelemek maksadının olmadığını, ayrıca paylaşımların iddia edildiği üzere daha fazla kitleye ulaşmak amacıyla değil davacı firma ve diğer kuruluşlara mağduriyetini duyurabilmek ve bu kapsamda mağduriyetini giderilmesi sağlamak amacıyla yapıldığını, .... com sayfasında şikayetlerinin altına davacının her defasında "Değerli müşterimiz öncelikle Hyundai tercihiniz için çok teşekkür ederiz yaşadığınız sürecin en kısa sürede memlekete dönüştürmesi hedefimizdir başvurunuzla ilgili olarak müşteri ilişkileri bölümümüzden bir müşteri ilişkileri yetkilimiz sizinle irtibata geçecektir." şeklindeki kurumsal açıklamalarına nazaran aynı şikayetleri sözlü olarak videolarda anlatmış olmasının arasında hiçbir fark bulunmadığını, davacının müvekkilin dava açacağını yazılı olarak bildirmesi üzerine vakit kaybetmeksizin müvekkiline karşı huzurdaki davayı açmasını iyi niyetli bir yaklaşım olmadığını, müvekkilin hiçbir paylaşımında hakaret kaba bir üslup gerçek dışı ve yanıltıcı bir beyan bulunmadığını, müvekkilin davacıdan herhangi bir çözüm odaklı yaklaşım görmemesi, mağduriyetinin giderilmemesi ve söz konusu araçta şikayetlerin giderek artmış olması sebebiyle sesini ilgileri duyurabilmek adına paylaşımlar yapmak mecburiyetinde kaldığını, hatta bir yorumda başka bir kullanıcıya yönelik "Beğendiğiniz arabayı alın bence, güzel bir araca benziyor, hiç kullanmadım. Ben sadece kendi i20 aracımın sorunları ile ilgili olarak mağduriyetimi aktarıyorum" şeklinde bir yorumda bulunmasının müvekkilin gayesini açık bir şekilde ortaya koyacağını, davacının iddia ettiği gibi haksız rekabet suçunu oluşturacak herhangi bir eylem veya ifadesini bulunmadığını belirterek; kötü niyetle ve haksız kazanç elde etme saikiyle açılan davanın tüm talepler yönünden reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLER : Dava konusu araca ilişkin tüm servis form ve kayıtları, müvekkil tarafından kaydedilen veya sosyal medya platformlarında paylaşılan fotoğraf, video, görüntü, yorum ve kayıtlar, taraflar arasındaki mail, ..... ve diğer tüm yazışmalar, müvekkile ait ....., .... , ... hesapları ve burada yapılan paylaşımlar, tarafların anlaşma sürecine ilişkin protokol, müvekkil tarafından ''.....com'' başvuruları, davacı şirket ile yapılan telefon görüşme kayıtları, müvekkilin resmi kurumlara başvurular, cevaplar vs. tüm belgeler, dava dışı şahsa ait davacıya gönderilen mail yazışması, Bakırköy .... Tüketici Mahkemesinin .... esas sayılı dosyası kapsamı, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı .... soruşturma numaralı dosya kapsamı, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı 2022/918 ihbar numaralı suç duyurusu, ticari defter ve kayıtları,bilirkişi incelemesi, tüm dosya kapsamında toplanan deliller. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, davacının haksız rekabet iddiasına dayalı tespit ve men, düzeltme ve ilan ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Bilirkişi .... 'in 09/11/2022 tarihli raporunda; "Tüm dosya içeriği, yapılan incelemeler ve yukarıda ayrıntılı olarak izah edilen tespitlerimiz sonucunda; Davalının gerçekleştirmiş olduğu fiillerin ve yaptığı açıklamaların, —“bütün katılanların menfaatinin korunması, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması”nı hedefleyen haksız rekabet hükümlerinden özellikle; TTK m. 55/1.a.l'de, “Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek” şeklinde düzenlenen maddeye gereğince haksız rekabet teşkil edip etmeyeceği hususunda; Araçta, davalının iddia ettiği arızaların tamamının var olup olmadığı ve bu arızalar sebebiyle aracın “ayıplı mal” olarak kabul edilip edilemeyeceği hususu, ancak teknik bilirkişi incelemesi sonucunda ortaya çıkabilecek bir husus olduğundan, davalı açıklamalarının “yanıltıcı” açıklamalar içerip içermediğinin, ancak bu teknik incelemeden sonra tam olarak açıklığa kavuşabileceği Somut olay ayrıntılı olarak değerlendirildiğinde; tüm içeriklerin ve açıklamaların, aracın mali değeri, davalının sosyo ekonomik durumu, dosyada bulunan arıza kayıtları, taraflar arasında yaşanan sulh süreci Vb kapsamlı ve genel bir değerlendirme yapıldığında, bir tüketici olan davalının açıklamalarının, eleştiri ve ifade özgürlüğü kapsamında kalabileceği, serbest piyasayı etkileyip rakipler arasındaki dürüst rekabet ortamının bozulmasına neden olabilecek boyutta bir açıklama sayılamayacağı ve dolayısı ile “gereksiz yere incitici olmadığı" yönünde görüş ve kanaat bildirmiştir. İddia veya savunmanın haklılığı, bu olay ve hukuki işlemlerin varlığının ispatlanmasına bağlıdır. İspat hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde bir temel hak olarak garanti altına alınmıştır. Anayasal dayanağı olan ispat hakkını, usûl hukukunda taraflar, kanunda belirtilen süre ve usûle uygun olarak kullanırlar. Bu hak yalnızca kanunla sınırlanabilir. İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususuna ise ispat yükü denir. İspat yükü üzerine düşen taraf ispat etmesi gereken hususu ispat edemediği durumda ispatsızlık durumu söz konusu olacaktır. Hâkim bir husus ispatsız kalmış olsa dahi medeni yargılamada karar vermek durumundadır. TMK 6. Maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.” Haksız rekabet, TTK'nın 54 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Haksız rekabetin amacı, TTK'nın 54/1. maddesinde "bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması" olarak ifade edilmiş, 2. fıkrada ise haksız rekabet tarif edilerek "rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır" şeklinde belirtilmiştir. Haksız rekabet sayılan bazı durumlar ise TTK'nın 55. maddesinde belirtilmiştir. TTK'nın 55. maddesinde, dürüstlük kurallarına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar başlığı altında yapılan düzenlemede haksız rekabete ilişkin haller başlıca olarak sayılmış olup, maddenin "1-a dürüstlük kurallarına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar özellikle başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işlerine karıştırılmaya yol açan önlemler almak, malların iş ürünlerinin veya faaliyetlerinin özelliklerini, miktarını, kullanma amaçlarını, yararlarını veya tehlikelerini gizlemek ve bu şekilde müşteriyi yanıltmak" hükmü getirilmiştir. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. Serbest piyasa ekonomilerinin temel prensibi olan serbest ticaret hakkı ve rekabet özgürlüğü 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın (Anayasa) 48/1. maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.” denilmek suretiyle vurgulanmıştır. Ancak ticaret serbestîsi ve rekabet özgürlüğü, sınırsız rekabet hakkının bulunduğu anlamına da gelmemektedir. Bu nedenle haksız rekabeti düzenleyen kuralların amacı ve içeriği de rekabet özgürlüğünün sınırlarını göstermek ve bu sınırların aşılması durumunda başvurulabilecek hukuki yolları tespit etmektir. Haksız rekabet kuralları, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamak ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacı ile sevk edilmiştir. Bu kurallar genel nitelikli ve her alanda uygulanabilecek hükümler içermekle birlikte rekabet hakkının, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince dürüstlük kurallarına uygun şekilde kullanılmasını sağlamaya çalışmaktadır (Arkan, Sabih: Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2018, s. 350). Hem 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6762 sayılı TTK) hem de 6102 sayılı TTK’da haksız rekabet kuralları, ticari nitelik taşısın taşımasın tüm haksız rekabet hâllerini kapsayacak şekilde ve son derece ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Olay ve dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 6102 sayılı TTK’nın 54/(1) maddesinde haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacının “bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması” olduğu belirtildikten sonra; 6102 sayılı TTK’nın 54/(2) maddesinde ise haksız rekabete ilişkin genel ilke “Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.” şeklinde belirtilmiştir. Buna göre genel ilke belirlenirken haksız rekabetin varlığı için taraflar arasında rekabet ilişkisinin mevcudiyeti, failin yarar sağlamış olması, failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması aranmamıştır. Bununla birlikte failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması sadece haksız rekabet nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında rol oynamaktadır. Türk Ticaret Kanunu’nun 54. maddesinde haksız rekabetin amacı ve genel ilkesi belirtildikten sonra, aynı Kanun’un 55. maddesinde uygulamada sık karşılaşılan ve dürüstlük kurallarına aykırı olan bazı davranış ve fiil örnekleri sayılmıştır (Arkan, s. 350). Bu çerçevede bir davranış veya uygulamanın haksız rekabet teşkil edip etmediği belirlenirken öncelikle özel hüküm niteliğindeki 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinde sayılan hâllerden birinin var olup olmadığına bakılması gerekmektedir. Bu maddede sayılan hâllerden birisi söz konusu ise haksız rekabetin varlığı kabul edilecek, somut davranış veya uygulama bu maddede sayılan haksız rekabet hâllerine tam olarak uymuyorsa veya bu hâllerin kapsamına örnekseme yoluyla dolaylı olarak da dâhil edilemiyorsa, ancak bu takdirde genel hüküm niteliğindeki 6102 sayılı TTK’nın 54/2. maddesinin uygulanması mümkün olacaktır. Bu aşamada uyuşmazlığın kapsamı itibariyle 6102 sayılı TTK’nın 55/(1)-a-1 maddesinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. Türk Ticaret Kanunu’nun 55/(1)-a-1 maddesi gereğince; “Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek” haksız rekabet olarak düzenlenmiştir. Buradaki “kötüleme” kavramı, genel bir ifade ile bir kişinin ticari hayatı hakkında olumsuz intiba yaratılmasını ifade etmektedir. Kötüleme yoluyla haksız rekabette, doğrudan mağdura yönelik bir hareket yer almamakta, dürüstlük kurallarına aykırı davranılarak mağdurun dışında yer alan kişilere, mağdurla ilgili yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici bilgiler verilerek bu kişilerin mağdur hakkında yanlış kanaat edinmeleri sağlanarak mağdur kötülenmektedir. Bu haksız rekabet türünde, konu mağdur veya onun ticari işletmesi ya da buna dâhil değerler, muhatap ise mağdurun müşterileridir. 6102 sayılı TTK’nın 55/(1)-a-1 maddesi anlamında kötülemeden bahsedilebilmesi için ortada sözlü, yazılı veya resimli şekilde bir açıklama (beyan) olmalıdır. Susma ise bu madde kapsamına girmemekle birlikte bilgilendirme yükümlülüğünün söz konusu olduğu yerde susmanın haksız rekabet sayılması ancak 6102 sayılı TTK’nın 54/2. maddesindeki genel ilke kapsamında mümkün olmaktadır. Görüldüğü üzere kötülemenin haksız rekabet olarak nitelendirilebilmesi için öncelikle bir açıklamanın (beyanın) olması; bu açıklamanın başkalarının şahsı, emtiası, iş mahsulleri, faaliyetleri yahut ticari işleri hakkında olması; nihayet bu beyanın yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici olması gerekmektedir. Yanlış açıklama (beyan), içeriği gerçekle bağdaşmayan, belirli bir vakıa veya olay ya da durum hakkında içeriği objektif olarak yanlış olan açıklamalardır. Yanıltıcı beyan, mahiyeti, tarzı ve içeriği birlikte değerlendirildiğinde açıklamanın muhatabının hataya düşmesine sebep olabilecek, yanlış izlenim bırakabilecek açıklamalardır. Gereksiz yere incitici beyan ise içeriği doğru olmakla birlikte ölçüsüz bir şekilde ve amacını aşarak kişi, faaliyetleri, iş ürünleri vb. hakkında olumsuz intiba yaratan açıklamalardır (Suluk, Cahit/Karasu, Rauf/Nal, Temel: Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara, 2017, s. 428). Açıklamanın “yanlış” olup olmadığını tespit bakımından yegâne ölçüt gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığıdır. Gerçeğe uygun olmayan açıklamalar objektif olarak doğruluğu ve yanlışlığı tespit edilebilen açıklamalardır. Olaylar/olgular hakkındaki her türlü kötüleyici nitelikteki yanlış açıklamalar haksız rekabet olarak değerlendirilecektir. Açıklama gerçek ise bu durumda haksız rekabetten bahsedilemez. Yanıltıcı açıklamadan kastedilen ise açıklamanın takdim ediliş tarzının, seçilen sözcüklerin resimlerin veya yapılan karşılaştırmanın hedef kitlede veya kişilerde bıraktığı genel izlenim neticesinde açıklama konusunun olduğundan değişik ve olumsuz algılanmasıdır. Öte yandan gereksiz yere incitici beyanlar, amacını aşan değer yargılarını ifade etmektedir. Açık gerçek olsalar bile amacın aşılmasıyla birlikte gerçek dışı veya gerçeğe uymayan, gerçekle bağdaşmayan veya gerçeğe ters hâle gelmektedir. Zira burada gerçek olmasına rağmen açıklama amacını aşan bir durum ortaya çıktığından bu açıklama (beyan) gereksiz yere incitici olmaktadır. Örneğin bir kişinin “taklit” ve “korsan” mal ürettiğini anlatan ifadeler; tüketiciyi uyarmanın ötesinde, somut olayın özelliğine göre teamülün kabul ettiği toleransı aşması durumunda gereksiz yere incitici bir nitelik ve amaç taşımaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.04.1994 tarihli ve 1993/11-965 E., 1994/252 K. sayılı kararı). Başka bir deyişle somut olayın özelliklerine göre genel olarak toplumda ve özellikle hedef alınan muhatabın algılama seviyesi dikkate alındığında gerçek dahi olsa teamülün kabul ettiği tolerans sınırı aşılması hâlinde açıklama; 6102 sayılı TTK’nın 55/(1)-a-1 maddesi gereğince haksız rekabet teşkil edecektir. Belirtilmesi gerekir ki, bir açıklamanın “yanlış” olup olmadığı tespit edilirken yegâne ölçüt gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığı iken, “yanıltıcı” olup olmadığı veya “gereksiz yere incitici” olup olmadığı tespit edilirken kullanılacak ölçüt açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabıdır. Başka bir anlatımla açıklama hangi kişi grubuna yapılıyor ise o kişi grubuna mensup orta yetenekteki bir kişinin açıklamayı algılama biçimi esas alınacaktır. Dolayısıyla bir açıklamanın belirli kişi veya kişiler tarafından ne şekilde algılandığı değil, açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabının algılama şekli önemlidir (Ülgen, Hüseyin/Helvacı, Mehmet/Kendigelen, Abuzer/Kaya, Aslan/Nomer Ertan, Füsun: Ticari İşletme Hukuku, İstanbul, 2015, s. 540). İncelenen tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, bilirkişi raporu içeriğine göre;her ne kadar davacı tarafça davalı hakkında, davalının aracın ayıplı olduğu iddiasıyla bayiden misli ile değişim talep ettiği ancak talebin orantısız bulunması sebebiyle reddedildiği, davalının bunun üzerine hukuki yollara başvurmak yerine satın alma tarihinden tam 3 ay sonra 28/06/2021 tarihinde "...." adıyla .... kanalı açtığı ve buradan paylaşımlar yaptığı, davacı ile davalı arasında bir protokol imzalandığı ancak davalının protokolü ifşa ettiği, davalının eylemlerinin ifade özgürlüğü sınırlarını aştığı ve açıkça kötü niyetli olduğu, TTK madde 54 ve devamı maddeleri gereğince haksız rekabet niteliği taşıdığı, davacının TMK 24 ve TBK 58 maddeleri gereğince manevi şahsiyetinin zedelendiği sebepleriyle dava açılmış ise de, tüketici olan davalının dava konusu açıklamalarının, eleştiri ve ifade özgürlüğü kapsamında olan, serbest piyasayı etkileyip rakipler arasındaki dürüst rekabet ortamının bozulmasına neden olabilecek boyutta bir açıklama olmaması ve dolayısı ile gereksiz yere incitici olmaması nedeniyle yapılan yargılama sonucu ispatlanamayan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gerekli 427,60 TL harçtan davacı tarafça yatırılan 80,70 TL harcın mahsubuyla bakiye 346,90TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, Dair,6100 sayılı HMK'nun 342 ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ilgili İstinaf Dairesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar davacı vekilinin ve davalı asilin yüzünde açıkça okunup, usulen anlatıldı.19/02/2024 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır

Atıf: Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/1004, K. 2024/207, T. 19.02.2024, www.arakarar.com/karar/bakirkoy-7-asliye-ticaret-mahkemesi-2022-1004-e-2024-207-k-78dd453cd2d0