İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/126 E. 2024/315 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/126
- Karar No
- 2024/315
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/126 Esas KARAR NO : 2024/315 DAVA : Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 07/02/2024 KARAR TARİHİ : 20/03/2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 21/03/2024 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket tarafından, müvekkile ait işyerinde davalı kuruma ödemiş olduğu ...... fatura numaralı ve 90.910,04-TL bedelli ve ...... fatura numaralı ve 15.104,54-TL bedelli faturaların iptali ve fazla ödenen elektrik kullanım bedelinin alacağın HMK md 107 gereği alacağın belirsiz alacak davası teşkil etmesi ve bilirkişi incelemesi akabinde netleşmesi ardından alacağın arttırılacağı belirtilerek şimdilik 100,00-TL'nin ödenmesi ve alacağa temerrüt tarihi olan 20/09/2023 tarihinden itibaren en yüksek mevduat faizi işletilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;müvekkili şirket ..... Elektrik Dağıtım A.Ş., 1970 yılından bu yana İstanbul ve çevresine elektrik enerjisi sağlayan, 2013 yılında özelleşme kapsamına alınarak ülkemizin 21 elektrik dağıtım bölgesinden biri olan İstanbul Avrupa Yakasının elektrik dağıtım hizmetini "Dağıtım Şirketi" lisansı ile yaklaşık beş milyon aboneye yılda yaklaşık 27 milyar kWh elektrik dağıtarak sürdüren, tüm iş ve işlemleri EPDK ve ilgili kuruluşlarca sürekli denetlenen, yaptığı tüm iş ve işlemlerde mevzuata sıkı sıkıya bağlı olan, her geçen gün artan elektrik ihtiyacını kaliteli, verimli ve kesintisiz bir şekilde karşılayabilmek için şebeke iyileştirme ve tesis kurma alanlarında yatırımlarını aralıksız sürdüren, kar amacından ziyade kamu hizmeti niteliği ağır basan ve yaptığı tüm iş ve işlemlerde basiretli bir tacir olma yükümlülüğüne uygun hareket eden saygın ve köklü bir enerji şirketi olduğunu, müvekkil şirketin verdiği hizmetin niteliği gereği mevzuata aykırı işlem yapması kesinlikle mümkün olmadığını, tüm hizmetler ve alınan kararlar üst kurulun ve belirlediği mevzuatın çizdiği sınırlar dâhilinde olmak zorunda olduğu, bu itibarla müvekkili şirketi klasik kar amacı güden bir özel hukuk tüzel kişisi gibi değerlendirmemek gerektiği, 6446 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği uyarınca elektrik enerjisinin kesilmesi/bağlanması ve dağıtımı işi münhasıran müvekkil şirketin faaliyet alanında olduğu, kanunun müvekkil şirkete ayrıca bazı yükümlülükler de yüklediğini, buna göre müvekkili şirket, kaçak elektrik tüketen aboneleri tespit ederek mevzuatta öngörülen yaptırımları uygulamakla yükümlü olduğunu, şirket bu kapsamda; kendisine iletilen kaçak ihbarlarından ve re’sen tespit ettiği tüketim değişikliklerinden hareketle düzenli olarak ve titizlikle sahada kaçak kullanım incelemeleri gerçekleştirdiğini, tespit edilen kaçak kullanımlar sonucunda; mevzuatta öngörüldüğü şekilde tespit tutanağı düzenlenmekte, kaçak kullanım düzeneği ortadan kaldırılmakta, enerjisi kesilmekte ve kaçağın niteliğine göre mevzuatta öngörülen hesaplama teknikleri doğrultusunda kaçak elektrik tahakkuku ve faturası düzenlendiğini, kaçak elektrik tutanakları aksi sabit oluncaya kadar geçerli olan evraklardan olup kaçak kullanım tespit tutanağının geçersizliğine ilişkin herhangi bir delil sunulmadığını, davacı tarafından sayaçtan kaçak elektrik kullanıldığının tespit edildiğini ve buna istinaden kaçak/usulsüz elektrik tespit tutanağı düzenlendiğini, Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği, kaçak elektrik kullanımı durumunda yapılacak kaçak tahakkukunun nasıl olması gerektiğini kesin sınırlarla belirlendiğini, bu hesaplama, şirketimizin serbest tasarruf alanının olmadığı, tamamen yönetmelikteki çarpanlara ve yönteme göre yapılan bir işlem olduğunu, müvekkil tarafından yapılan tüm hesaplamalar mevzuat kapsamında yapılmış olup davacı tarafından yapılan farazi hesaplamaların hiçbir dayanağı bulunmadığını, kaçak tespit tutanaklarının aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğu, Yargıtay ...... Hukuk Dairesi ...... Esas, ..... Karar sayılı ve 02.11.2015 tarihli ilamında; "Kaçak tespit tutanakları aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir." şeklinde belirttiğini, davacıdan tahsil edilemeyen kaçak elektrik faturaları, elektrik piyasası mevzuatı gereği dolaylı olarak diğer kullanıcıların faturalarına ve tarifelerine yansımadığını, kaçak elektrik kullanılması anlaşılacağı üzere sadece müvekkil şirket yönünden değil, elektrik faturalarını düzenli ödeyen bütün elektrik kullanıcılarının da mağduriyetine neden olduğunu, bu durumdan hem müvekkili şirket hem diğer elektrik kullanıcıları zarar görürken, davacı taraf ticari faaliyetlerini normal şartlar altında sürdürmeye devam ettiğini, bu durum müvekkil şirket, toplum ve davacı taraf arasında kabulü mümkün olmayan bir eşitsizliğe, hak ihlaline ve kamu zararına sebebiyet verdiğini, aynı zamanda davacının kaçak kullanım ile tüketici hem müvekkil şirketi maddi zarara uğratırken hem de çevresinde kendisiyle aynı trafo ve kablo üzerinden enerji alan diğer tüketicilerin sağlıklı enerji kullanma hakkını da engellemediğini, kaçak elektrik kullanımı ise şebekedeki yükü artırarak elektrik kesintilerine, gerilimin düşmesine ve elektrik kalitesinin düşmesine neden olmakta, bu durum ise diğer elektrik kullanıcıları için zarar oluşumuna sebep olmakla kalmayıp üstelik hayati tehlike dahi arz ettiğini, bu nedenle davacı hem müvekkili şirketi hem de kamuyu zarara soktuğunu, asılsız ve mesnetsiz davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, kaçak elektrik kullanımı nedeniyle ödenen bedelin iadesi istemine ilişkindir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin, tarafların her ikisinin birden ticari işletmesi ile ilgili olması yada tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesi ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunun veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. Diğer taraftan 6102 sayılı TTK'nın 19/2 maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin, diğeri içinde ticari iş sayılması davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, 6102 sayılı TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar dışında, ticari davayı ticari iş esasına göre değil ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. 6335 Sayılı Kanununun 2. maddesi ile değişik 6102 Sayılı TTK'nın 5. maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır.Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleriyle diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunununda ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 6335 Sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı HMK'nın 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemelerce re'sen incelenir. Bu durumda eldeki davanın Asliye Ticaret Mahkemesince görülüp karara bağlanabilmesi için uyuşmazlığın, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması ve bu bağlamda tarafların her ikisinin birden tacir olması zorunludur. HMK Madde 2’ye göre, “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk mahkemesidir.” Vergi Dairesi cevabi yazısında davacının 2. sınıf tüccar olduğu ve işletme hesabına göre defter tuttuğu belirtilmiş ve buna ilişkin kayıtlar sunulmuştur. Ticari işletme kaydının da bulunmadığı tespit edilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ...... Hukuk Dairesi'nin ..... esas, ....... karar sayılı ilamında; "Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanununun 3. maddesinde, "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." düzenlemesi getirilmiştir. TTK'nın 14. maddesine göre “Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Kanunun 17. maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tâbi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK’nın 1463. maddesinde de, önce 17. maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. 19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar. Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlar ile bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir. Somut olayda, her ne kadar davacı tarafça cari hesap ve fatura alacağına dayalı olarak ilamsız takip başlatılmış olup, Vergi Dairesi Müdürlüğünün cevabi yazısından, davalının işletme hesabına göre defter tuttuğu bildirilmiş olup, mahkemelerce usulüne uygun şekilde oda ve sicil kaydı ilişkin yeterli araştırmanının yapılmadığı, vergi müdürlüğünce müzekkere ekinde gönderilen vergi beyannamelerine göre davalıların birinci sınıf tüccar olmasını gerektirecek tutarda alım ve satımının bulunmadığı tespit edilmiş olup, bu haliyle davalıların tacir olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı ve esnaf olarak kabulü gerektiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın da mutlak ticari dava niteliğinde bulunmadığı anlaşılmakla, uyuşmazlığın, Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir." denmektedir. Mevcut olayımızda; Vergi Dairesi yanıtına göre davacının ikinci sınıf tüccar sayıldığı, işletme hesabına göre defter tuttuğunun belirtildiği, davacının vergi beyannamelerine göre tacir vasfında olmadığı, davacının ticari işletme kaydının da olmadığı ve uyuşmazlığın da TTK'nın 4/2. maddesinin “a-f” bentlerindeki hususlara ilişkin olmadığı anlaşılmış olup, 6102 sayılı TTK’nın 6335 sayılı Kanunla değişik 5/3. maddesinde ise Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu düzenlemesine istinaden görevli mahkemenin Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu sonuç ve kanaatine varılarak, mahkememizin görevsizliğine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeni ile HMK 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca usulden reddine, 2-HMK 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli BAKIRKÖY NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE gönderilmesine, 3-HMK. 20 madde gereği süresi içerisinde kararın kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten itibaren, kanun yoluna başvurulmuş ise bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ve taraflardan birinin kararı veren mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesine, aksi halde mahkemece davanın açılmamış sayılacağına karar verileceğinin ihtarına, 4-Yargılama, harç ve giderleri konusunda HMK. 331/2 madde gereğince görevli mahkemece değerlendirme yapılmasına, 5-Davacı tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın hükmün kesinleşmesinden sonra görevli mahkemeye aktarılmasına, Dair davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.20/03/2024 Katip ..... ¸e-imzalıdır Hakim ..... ¸e-imzalıdır