Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2013/9085, 14.04.2016

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2013/9085
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ELİF ŞEKERLEME VE GIDA SANAYİ TİCARET LTD.

ŞTİ. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/9085)

Karar Tarihi: 14/4/2016

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; icra mahkemesine yapılan şikâyette cevap dilekçesi

ve duruşma gününün tebliğ edilmemesi, icra ve mahkeme dosyasının onaylı

suretlerinin verilmemesi suretiyle dosyadaki bilgi ve belgelere ulaşılamaması

nedeniyle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin, mahkemece

delillerin eksik, hatalı değerlendirilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının,

derece mahkemesi ve Yargıtaykararlarında esasa etkili

itirazların cevaplanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, karar düzeltme

talebinin reddedilmesiyle birlikte para cezasına hükmedilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim hakkının, başvurucu şirketin unvanı ve temsilcisinin mensubu

olduğu dinin ve ırkın sembol isimlerinden olmasından dolayı yargı makamlarının

ön yargılı hareket etmeleri nedeniyle tarafsız mahkemede yargılanma hakkının,

mahkemenin duruşma gününü kanunun belirlediği süreden

sonraya bırakması, Yargıtay kararlarının kanunda belirlenen süreden sonra

verilmesi ve yargılama sürecinin uzun sürmesi nedenleriyle makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 25/11/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 17/12/2015 tarihinde başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 21/1/2016 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu 30/7/2012 tarihli sözleşme ile Ankara İvedik Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alan taşınmazını

İ.Y. isimli şahsa kiralamıştır.

8. Kiracı İ.Y. 19/9/2012 tarihli ihtarname ile kira sözleşmesini

feshetmiş ve kiralananı 19/10/2012 tarihinde başvurucuya teslim etmiştir.

9. Kiracı İ.Y., Ankara 15. İcra Müdürlüğünün E.2012/15035 sayılı

dosyasında ödediği kira bedelinin on aylık tutarı, depozito bedeli ve elektrik

güvence bedelinden oluşan toplam 19.911,68 TL alacak üzerinden 8/11/2012

tarihinde genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatmıştır.

10. Ödeme emri 9/11/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş;

başvurucu, ödeme emrinde gösterilen alacak kalemlerinin mevzuata ve kira

şartlarına aykırı olduğunu belirterek 13/11/2012 tarihli dilekçesini icra

dosyasına sunmuş; İcra Müdürlüğünce kanuni şartları taşıyan usulüne uygun bir itirazyapılmadığı gerekçesiyle takibe devam edilmiştir.

11. Başvurucu 26/11/2012, 3/12/2012, 7/12/2012, 10/12/2012,

14/12/2012, 24/12/2012, 24/1/2013 tarihli yazılı ve sözlü başvurularının İcra

Müdürlüğü tarafından tutanakla tespit edilmediğini; bu taleplerine cevap

verilmediğini, dosyadaki borç miktarının tespit edilerek kendisine

bildirilmediğini, takas taleplerinin kabul edilmediğini, dosyadaki belgelerin

onaylı suretleri verilmediği gibi fotoğraf ve görüntülerinin çekilmesine de

izin verilmediğini, bu şekilde dosyaya erişimi engellenerek itirazlarını sunma

imkânının elinden alındığını belirterek yapılan uygulamalara engel olunması

için gerekli tedbirlerin alınmasına, mevzuat gereği uygun isteklerin İcra Müdürlüğünce

yerine getirilmesinin emredilmesine, ayrıca bu başvurunun suç duyurusu olarak

kabul edilip mevzuat gereği görevi ihmal fiilini işleyen memurlar hakkında

gerekli yasal takibin yapılmasına karar verilmesi talebiyle Ankara 14. İcra

Hukuk Mahkemesinin E.2013/73 sayılı dosyasında şikâyet yoluna başvurmuştur.

12. Mahkeme 30/1/2013 tarihli tensiple 7/3/2013 tarihinde

duruşma yapılmasına karar vermiş ve başvurucunun şikâyet dilekçesinde

bildirdiği adresine duruşma gün ve saatini bildirir davetiye çıkarmıştır.

13. Başvurucuya çıkarılan tebligat, aynı adreste oturduğunu

belirten L.K. isimli şahsın beyanı ve mahalle muhtarının imzalı beyanı ile

muhatabın adresten taşındığı belirtilerek tebliğ edilmeden Mahkemeye iade

edilmiştir.

14. Mahkeme 7/3/2013 tarihli duruşmada davetiye gönderilen

adresin şikâyet dilekçesinde bildirilen adres olduğunu belirterek yeniden

tebligat çıkarılmasına yer olmadığına karar vermiş, dosyayı esas yönden

değerlendirmiştir.

15. Mahkeme 7/3/2013 tarihli ve E.2013/73, K.2013/223 sayılı

kararla davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

İcra dosyasında; 8/11/2012 tarihinde icra

takibi yapıldığı, 7 örnek ödeme emrinin 9/11/2012 tarihinde tebliğ edildiği, bu

dosyada borçlu olan davacı tarafın 13/11/2012 , 3/12/2012, 10/12/2012,

7/12/2012, 24/12/2012, 24/1/2013 Tarihli dilekçeler verdiği, icra dosyasının

fotokopisinin istendiği, icra müdürlüğünün masrafın karşılanması durumunda

fotokopi verileceğini belirlediği, herhangi bir masraf verilmediği bu sebeple

talebin gerçekleştirilmediği, davacı tarafın takas talebinin kabule şayan

olmadığı, takas edilebilecek duruma gelmiş alacak gözükmediği tüm dosya

kapsamından anlaşıldığından aşağıdaki şekilde karar vermek yönünde vicdani

kanaat hasıl olmuştur."

16. Mahkemenin gerekçeli kararı, başvurucunun şikâyet

dilekçesinde belirttiği adrese gönderilmiş; ancak, evrak 25/3/2013 tarihinde

tebliğ edilemeden Mahkemeye iade edilmiştir.

17. Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay 12. Hukuk

Dairesinin 3/7/2013 tarihli ve E.2013/16853, K.2013/24948 sayılı ilamıyla

onanmıştır.

18. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 24/10/2013

tarihli ve E.2013/26556, K.2013/33312 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

19. Ret kararı, 18/11/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş;

başvurucu tarafından 17/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

20. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 16.

maddesi şöyledir:

"Kanunun

hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas

dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya

hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet

olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği

tarihten yedi gün içinde yapılır.

Bir

hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından

dolayı her zaman şikayet olunabilir."

21. 2004 sayılı Kanun’un 18. maddesi şöyledir:

"İcra mahkemesine arzedilen

hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır.

Şu kadar

ki, talep ve cevaplar dilekçe ile olabileceği gibi tetkik merciine ifade zaptettirmek suretiyle de olur.

Aksine hüküm bulunmayan hallerde icra

mahkemesi, şikayet konusu işlemi yapan icra dairesinin

açıklama yapmasına ve duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder;

duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya

çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir. Duruşma yapılmayan işlerde

icra mahkemesi, işin kendisine geldiği tarihten itibaren en geç on gün içinde

kararını verir. Duruşmalar, ancak zorunluluk Halinde ve otuz günü geçmemek

üzere ertelenebilir."

22. 2/3/2005 tarihli ve 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle 2004

sayılı Kanun'a eklenen geçici 7. maddeye göre yürürlükte bulunan 2004 sayılı

Kanun'un 366. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Tetkikat, temyiz edilen karara

hasredilir ve on beş gün içinde karara bağlanır"

23. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 317. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

"Dava açılması ve davaya cevap verilmesi

dilekçe ile olur.

Taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap

dilekçesi veremezler."

24. 6100 sayılı Kanun'un 320. maddesinin (1) ve (3) numaralı

fıkraları şöyledir:

"Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları

duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir.

Mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin

incelenmesi ve tahkikat işlemlerinin yapılmasını yukarıdaki fıkrada belirtilen

duruşma hariç, iki duruşmada tamamlar. Duruşmalar arasındaki süre bir aydan

daha uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması,

istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim

gerekçesini belirterek bir aydan sonrası için de duruşma günü belirleyebilir ve

ikiden fazla duruşma yapabilir."

25. 6100 sayılı Kanun'un 369. maddesinin (6) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Duruşma günü kararı verilemeyen işlerin

en geç bir ay içinde karara bağlanması zorunludur."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucu; aleyhine yapılan takipte İcra Müdürlüğünün, 2004

sayılı Kanun'un 58. ve 60. maddelerinde belirtilen şartları yerine getirmeden

kira sözleşmesi hükümlerini yok sayarak hakkında ödeme emri düzenlediğini, kira

sözleşmesi ödeme emrine eklenmediği için takibe gerekli ölçüde itiraz

edemediğini, İcra Müdürlüğü çalışanlarının yazılı ve sözlü itirazlarını

tutanağa geçirmediğini, icra dosyasının incelenmesine ve dosyadan örnek

alınmasına memurlar tarafından engel olunduğunu, borca yaptığı itirazın

Müdürlükçe görmezden gelindiğini, takibin durdurulmadığını, kesinleşmiş Mahkeme

kararı olmadan icra işlemlerine devam edildiğini, icra ve hukuk dava dosyasının

mevzuata uygun düzenlenmemesi nedeniyle dosyaların içeriğini tam olarak

öğrenemediğini, dilekçelerine cevap verilmediğini, kiracının kira kontratı

nedeniyle kendilerine ödemekle yükümlü olduğu kira ve teminat bedelleri ile

kendi alacaklarının takas mahsubuna karar verilmesi taleplerinin kabul

edilmediğini ileri sürmüştür.

28. Başvurucu ayrıca, İcra Mahkemesinin de şartlar oluştuğu

hâlde takas mahsup taleplerini kabul etmediğini, davayı İcra Müdürlüğüne karşı

açtığını; ancak, Mahkeme tarafından davalının değiştirildiğini, bu nedenle İcra

Müdürlüğüne dava açma hakkının engellendiğini, İlk Derece Mahkemesinin duruşma

tarihini kanunun belirlediği otuz günlük süreyi aşarak otuz yedi gün sonrasına

ertelediğini; Mahkeme duruşma tarihinin, davalının cevap dilekçesinin ve

Mahkemenin gerekçeli kararının kendisine tebliğ edilmediğini, İcra Müdürlüğüne

yaptığı beş yazılı başvurunun İcra Hukuk Mahkemesine gönderilen dosya içinde

olmadığını, Mahkemenin on iki talepten sekizi hakkında hüküm kurmadığını, bu

açıdan Mahkemenin dosyaya bakmaktan çekindiğini, Yargıtay ve Mahkeme kararlarının

gerekçesiz olduğunu, Yargıtayın temyiz ve karar

düzeltme incelemesini kanuni süre içinde yapmadığını, karar düzeltme talebinin

reddi üzerine hakkında para cezası verildiğini, Şirket unvanı ve temsilcisinin

isim ve soy isminin mensubu bulunduğu din ve ırkı çağrıştırması, yargı

çalışanlarının da çoğunun bu dini ve ırkı tasvip etmemeleri nedeniyle ön

yargılı davranarak aleyhine karar verildiğini, yargılamanın kanuni sürelere

riayet edilmemesi nedeniyle uzun sürdüğünü belirterek Anayasa’nın 9., 10., 11.,

17., 35., 36., 38., 40., 48., 49., 74., 125., 141. ve 154. maddelerinde

düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, yargılama süreci ve verilen

karar nedeniyle Anayasa'nın 9., 10., 11., 17., 35., 36., 38., 40., 48., 49.,

74., 125., 141. ve 154. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal

edildiği iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamında aşağıdaki başlıklar

altında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığına

İlişkin İddia

30. Başvurucu; İcra Müdürlüğü çalışanlarının yazılı ve sözlü

itirazlarını tutanağa geçirmediklerini, aleyhine yapılan takipte İcra

Müdürlüğünün, Kanun'da belirtilen şartları yerine getirmeden kira sözleşmesi

hükümlerini yok sayarak hakkında ödeme emri düzenlediğini, takibe konu alacağın

muaccel olmadığını, Müdürlükçe dilekçelerine cevap verilmediğini, takas

mahsubuna karar verilmesi taleplerinin de Mahkeme ve Müdürlükçe kabul

edilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

31. Başvurucunun ileri sürdüğü ihlal iddiaları, Ankara 14. İcra

Hukuk Mahkemesinin 7/3/2013 tarihli kararı ile bağlantılı olarak adil

yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

32. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

34. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

35. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,

başvuruya konu mahkeme kararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

36. Başvurucunun Ankara 15. İcra Müdürlüğünün E.2012/15035

sayılı dosyasında yapılan bir kısım işlemin Kanun’a aykırı olduğunu iddia

ederek Ankara 14. İcra Hukuk Mahkemesine yaptığı şikayette,

Mahkemenin toplanan deliller ve dosya kapsamına göredeğerlendirme

yaparak şikayetin reddine karar verdiği, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 3/7/2013

tarihli ilamıyla hükmün onandığı ve aynı Dairenin 24/10/2013 tarihli ilamıyla

karar düzeltme talebinin reddedildiği anlaşılmıştır.

37. Mahkemenin tarafların iddia ve savunmaları, icra dosyası

kapsamını dikkate alarak şikâyetin reddine karar verilmesi gerektiği yönünde

kanaate ulaşırken belirttiği gerekçe ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde

iddiaların özünün Mahkeme tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk

kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın

sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesinin, derece

mahkemelerinin hukuk kurallarının olay ve olgulara uygulanması sırasındaki

takdirine müdahale etmesi, kendisini onların yerine koyarak değerlendirme

yapmasının mümkün olmadığı, bu açıdan başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların

Anayasa Mahkemesinin değerlendirme yetkisi dışında kalan hususlara ilişkin

olduğu anlaşılmaktadır.

38. Açıklanan nedenlerle başvurucunun belirtilen iddiasının

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının açık keyfîlik veya bariz takdir hatası

da içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia

39. Başvurucu; Şirketin unvanı ile temsilcisinin isim ve soy isminin

mensubu olduğu din ve ırkı çağrıştırdığını, yargılama makamları bu dini ve ırkı

tasvip etmediklerinden eşitlik ilkesine aykırı davranılarak aleyhe karar

verildiğini belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşse de, bu iddianın özünün

hakimlerin tarafsız davranmadığına ilişkin olduğu görülmektedir.

40. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinde

adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak, davanın tarafsız bir mahkemede

görülmesini isteme hakkından açıkça söz edilmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde

mahkemelerin tarafsızlığından açıkça bahsedilmemekle beraber Anayasa Mahkemesi

içtihadı uyarınca bu hak da adil yargılanma hakkının zımni bir unsurudur (AYM,

E.2002/170, K.2004/54, 5/5/2004). Ayrıca mahkemelerin tarafsızlığı ve

bağımsızlığının birbirini tamamlayan iki unsur olduğu nazara alındığında

-Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- Anayasa’nın 138., 139. ve 140.

maddelerinin de tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde

gözönünde bulundurulması gerektiği açıktır (AYM,

E.2005/55, K.2006/4, 5/1/2006; E.1992/39, K.1993/19, 29/4/1993).

41. Genel olarak tarafsızlık; davanın çözümünü etkileyecek bir

ön yargı, tarafgirlik ve menfaate, davanın tarafları karşısında ve onların leh ve aleyhlerinde bir düşünce veya menfaate sahip

olunmamayı ifade eder.

42. Tarafsızlığın öznel ve nesnel olmak üzere iki boyutu

bulunmakta olup bu kapsamda hâkimin birey olarak mevcut davadaki kişisel

tarafsızlığının yanı sıra kurum olarak mahkemenin kişide bıraktığı izlenimin de

dikkate alınması gerekmektedir (AYM, E.2005/55, K.2006/4, 5/1/2006).

Yargılamayı yürüten mahkeme üyelerinin taraflardan biriyle veya anlaşmazlık

konusu ile maddi veya manevi yakın bir bağının bulunması veya yargılama

sürecinde sarf ettiği ifadeleri ile tarafsız olamayacağı yönünde meşru bir

kanaat uyandırması, bunun yanısıra davadan önce dava

ile doğrudan bağlantılı bir konumda bulunması da tarafsızlığı ihlal edebilir.

Ancak belirli bir uyuşmazlıkta yargılamayı yürüten hâkimin; taraflardan birine

yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel bir kanaatinin veya

menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu olduğunu ortaya

koyan bir delil bulunmadığı ve bu husus kanıtlanmadığı müddetçe tarafsız

olduğunun bir karine olarak varsayılması zorunludur. Bunun yanı sıra yargılama

makamının tarafsızlığına ilişkin herhangi bir meşru kaygı veya korkuyu bertaraf

edecek yeterli güvenceleri sunması da gerekmekte olup bu husus tarafsızlığın

nesnel boyutuna işaret etmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Gregory/Birleşik Krallık, B. No: 22299/93,

25/02/1997, §§ 43–49; Fey/Avusturya, B. No: 14396/88, 24/2/1993, §§

28–36; Hauschildt/Danimarka, B. No: 10486/83, 24/5/1989, §§

46–48; McGonnell/Birleşik Krallık, B. No: 28488/95,

08/2/2000, §§ 55-57).

43. Başvuruya konu yargılama faaliyeti açısından Yargıtayıntarafsızlığı konusunda doğrulanabilir somut

olguların tespit edilmediği, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların

objektif olarak adil yargılanmaya ilişkin taraflarda oluşan meşru beklenti

üzerinde menfi etkide bulunacak bir izlenim meydana getirecek elverişliliğe

sahip olmadığı, “aksi yönde delil bulununcaya kadar, bir hakimin kişisel olarak

tarafsız olduğunun varsayılması gerektiği” hususundaki

tarafsızlık karinesini ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimlerin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumunun,

kişisel bir kanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının

söz konusu olduğunu ortaya koyan bir delilin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır

44. Açıklanan nedenlerle tarafsız mahkemede yargılanma hakkına

yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının da diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali Edildiğine

İlişkin İddia

45. Başvurucu, Yargıtay kararlarının ileri sürdüğü iddia ve

dosyadaki maddi olguları karşılayacak nitelikte olmadığını belirterek gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

46. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma

olanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından hem

tarafların hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup kararın gerekçesi

hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsiz

hâle getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadar

açık bir biçimde gösterilmesi zorunludur (Tahir

Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, §

66).

47. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanısıra

kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da

her zaman bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu

mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer

verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olupbu durumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki

mahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik

Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 26).

48. Somut başvuru açısından ilk Derece Mahkemesinin; tarafların

iddia, savunma ve icra dosyası kapsamını gözönüne

alarak 8/11/2012 tarihinde icra takibi yapıldığını, yedi no'lu

örnek ödeme emrinin 9/11/2012 tarihinde tebliğ edildiğini, bu dosyada borçlu

olan davacı tarafın 13/11/2012, 3/12/2012, 10/12/2012, 7/12/2012, 24/12/2012,

24/1/2013 tarihli dilekçeler verdiğini, icra dosyasının fotokopisinin

istendiğini, İcra Müdürlüğünün masrafın karşılanması durumunda fotokopi

verileceğini belirlediğini, herhangi bir masraf verilmediği için talebin

gerçekleştirilmediğini, davacı tarafın takas talebinin kabule şayan olmadığını,

takas edilebilecek duruma gelmiş alacak gözükmediğini belirterek şikâyetin

reddine karar verdiği, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin ise Mahkemece verilen

kararın gerekçesine atıf yapmak suretiyle hükmü onadığı ve karar düzeltme

talebini reddettiği anlaşılmıştır. Bu nedenle Yargıtay kararlarının gerekçesiz

olduğundan bahsedilemez.

49. Başvurucunun gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin

olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

50. Başvurucu, karar düzeltme talebiyle yaptığı başvurunun

reddedilmesi üzerine aleyhine para cezasına hükmedildiğini ileri sürmüştür.

51. Anılan şikâyet konusu, daha önce bireysel başvuruya konu

olmuş ve Anayasa Mahkemesince hükmolunan bu miktarın gözetilen meşru amaç ile

korunmak istenen hak açısından orantılı olduğu ve başvurucu üzerinde ağır bir

yük oluşturmadığı, dolayısıyla söz konusu yaptırımın mahkemeye erişim hakkına

bir engel teşkil etmediği kabul edilerek bu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun

olduğuna karar verilmiştir (Mustafa Kemal

Sungur, B. No: 2013/2507, 6/3/2014, §§ 36-42; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§§ 38, 39). Başvurucu tarafından anılan para cezasını ödemeye mali durumunun

yetmediği veya ödeme nedeniyle çok zor durumda kalacağı yönünde bir iddiada

bulunulmadığı görüldüğünden, somut başvuru açısından anılan kararlardan farklı

karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmadığından başvurunun bu kısmının

da açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılanma

İlkelerinin İhal Edildiğine İlişkin İddia

52. Başvurucu; davalının cevap dilekçesinin kendisine tebliğ

edilmediğini, oturum gününün de tebliğ edilmemesi nedeniyle duruşmaya

katılamadığını, sözlü olarak itirazlarını sunamadığını, bu açıdan Mahkemenin

davalının beyanları doğrultusunda değerlendirme yaparak karar verdiğini,

Mahkeme ve icra dosyalarının onaylı suretlerinin kendisine verilmemesi

nedeniyle dosya içeriklerini tam olarak öğrenemediğini, bu şekilde itiraz ve

beyanda bulunma imkânının kısıtlandığını belirterek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

53. Başvurucunun; cevap dilekçesinin tebliğ edilmediği, Mahkeme

ve icra dosyasının onaylı suretlerinin verilmemesi nedeniyle itiraz ve beyanda

bulunma hakkının kısıtlandığı, duruşma gününün tebliğ edilmemesi nedeniyle de

duruşmada cevap dilekçesine karşı sözlü beyanda bulunma hakkının sağlanmadığınailişkin iddiaları silahların eşitliği ve

çelişmeli yargılanma ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmiştir.

54. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi veAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ve

çelişmeli yargılama ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve

diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

55. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri de silahların

eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usul hakları

bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre

daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde

mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 32).

56. Silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı olan çelişmeli

yargılama ilkesi, kural olarak bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara

gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla

ilgili görüş bildirebilme imkânı vermektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. J.J./Hollanda, B. No:

9/1997/793/994, 27/3/1998, § 43; Vermeulen/Belçika,

B. No: 19075/91, 20/2/1996, § 33).

57. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın

yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri

ışığında taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve

inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda,

delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddiaları da yargılamanın

bütünü ışığında değerlendirilecektir (Yüksel

Hançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19). Bu bakımdan daha önce

ulaşılamayan bilgi ve belgelere üst yargılama aşamasında ulaşılmış ve bunlara

karşı iddia ve itirazlar dile getirilmiş ise silahların eşitliği ilkesi ihlal

edilmiş sayılmayabilir. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamındaki

görevi, somut olayın usul kurallarına uygunluğunu denetlemek değil; adil

yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin somut olayda ihlal edilip edilmediğini

denetlemektir (Durmaz Oto. Petrol Ürünleri

İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2013/251, 10/6/2015, § 22).

58. Başvuru konusu olaya benzer davalarda AİHM, duruşma günü

kendilerine zamanında tebliğ edilmediği için duruşmaya katılamayan başvuranlarla

ilgili olarak hakların teorik olarak garanti edilmesinin yeterli olmadığını,

uygulamada da etkin biçimde garanti edilmeleri gerektiğini, duruşmalı yargılama

her zaman gerekli olmamakla beraber iç hukuktaki duruşmada hazır bulunma

hakkını kullanıp kullanmamaya karar verecek olan davanın bir tarafına duruşmaya

katılma imkânı verecek şekilde duruşmanın bildirilmemesi nedeniyle, davanın

diğer tarafının duruşmada yer alarak sözlü beyanlarda bulunduğunu gözönünde bulundurarak ve başvuranların karşı tarafın beyanlarına

karşı kendi beyanlarına sözlü olarak cevap veremediklerini de belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Yakovlev/Rusya, B. No: 72701/01, 15/3/2005, §§ 19, 21; Groshev/Rusya,B. No: 69889/01, 20/1/2006, §§ 29-31).

59. 2004 sayılı Kanun'un 18. maddesinin birinci ve ikinci

fıkralarında icra mahkemesine arzedilen hususların

ivedi işlerden sayılacağı ve bu işlerde basit yargılama usulünün uygulanacağı,

talep ve cevapların dilekçe sunmak veya mahkemeye ifade vermek suretiyle de

gerçekleşebileceği belirtilmiştir.

60. 6100 sayılı Kanun'un317. maddesinin (1) ve (3) numaralı

fıkralarında, basit yargılama usulüne tabi davalarda dava açılması ve davaya

cevap verilmesinin dilekçe ile olacağı, tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap

dilekçesi veremeyecekleri, aynı Kanun'un 320. maddesinin (1) ve (3) numaralı

fıkralarında ise mahkemenin mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet

etmeden dosya üzerinden de karar verebileceği hususları düzenlenmiştir.

61. Başvurucu; icra ve Mahkeme dosyalarının onaylı suretlerinin

kendisine verilmediğini, dosyadaki bilgi ve belgelere ulaşamadığını, cevap

dilekçesinin kendisine tebliğ edilmediğini, bu nedenle yeterli ölçüde savunma

yapamadığını, yine duruşma günü tebliğ edilmediği için sözlü olarak da beyan ve

itirazda bulunamadığını belirtmiştir.

62. 2004 ve 6100 sayılı Kanun hükümlerinde icra mahkemesinde

görülen şikâyet davası ivedi işlerden kabul edilerek bu işlerde basit yargılama

usulünün uygulanacağı belirtilmiş; sürecin daha hızlı bir şekilde

sonuçlandırılması için dava ve cevap dilekçelerinin verilmesiyle birlikte

mümkünse duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği, taraflarca cevaba cevap

ve ikinci cevap dilekçesinin verilmeyeceği düzenlenmiştir.

63. 2004 sayılı Kanun'un 18. maddesinin üçüncü fıkrasında,

mahkemenin duruşma açması hâlinde ilgilileri duruşmaya çağıracağı, ilgililer

duruşmaya katılmasa dahi gereken kararı vereceği belirtilmiştir.

64. Mahkeme, başvurucunun şikâyet dilekçesinde belirttiği adrese

tebligat çıkarmış ancak evrak aynı adreste oturduğunu belirten L.K. isimli

şahsın beyanı ve mahalle muhtarının imzalı beyanı ile muhatabın adresten

taşındığı belirtilerek tebliğ edilmeden iade edilmiştir. Mahkeme 7/3/2013

tarihli duruşmada, davetiye gönderilen adresin şikâyet dilekçesinde bildirilen

adres olduğunu belirterek yeniden tebligat çıkarılmasına yer olmadığına kararvermiş; davanın acele işlerden olması nedeniyle Kanun

ve usuleuygun olarak aynı celsede karar vermiştir.

65. Başvurucu yokluğunda karar verildiğini ve bu suretle savunma

ve hukuki dinlenilme haklarının kısıtlandığını iddia etmiş ise de Mahkemenin;

şikâyet dilekçesinde bildirilen adrese duruşma gün ve saatini bildirir davetiye

çıkardığı, tebligatın tebliğ edilmeksizin iade edilmesi üzerine kanun ve usule

uygun olarak aynı celsede karar verdiği, bununla birlikte cevap dilekçesine

ilişkin başvurucunun ayrıntılı olarak itirazlarını üst yargı merciine

bildirdiği, Mahkemenin gerekçesinde de davalı tarafın yazılı beyanlarının

dışında duruşmada ileri sürebileceği farklı bir iddia veya delile dayanmadığı,

başka bir ifadeyle tarafların yazılı beyanları ve icra dosyası çerçevesinde

değerlendirme yaptığı, nitekim yazılı belge ve beyanlara istinaden uyuşmazlığı

hakkaniyete uygun bir şekilde sonlandırma imkânına sahip olduğu, ayrıca

başvurucunun sözlü duruşmaya katılması hâlinde şikayet dilekçesinden farklı

olarak hangi iddiaları ileri süreceğini de ortaya koymadığı, dolayısıyla

başvurucunun duruşmada cevap dilekçesine karşı sözlü beyanda bulunamamasının

yargılamanın bütünü dikkate alındığında diğer taraf lehine eşitsiz bir durum

meydana getirmediği anlaşılmıştır.

66. Bunun yanında başvurucu; Mahkeme ve icra dosyasının onaylı

suretlerinin verilmemesi nedeniyle dosya içeriklerini öğrenemediğini, beyan ve

itirazda bulunma imkânının kısıtlandığını iddia etmiştir.

67. Başvurucunun 26/11/2012, 3/12/2012, 7/12/2012, 10/12/2012,

14/12/2012, 24/12/2012 24/1/2013 tarihli dilekçeleri ile icra dosyasının onaylı

fotokopilerini istediği, Mahkemenin kabulü ve başvurucunun temyiz dilekçesinde

açıkça belirttiği gibi başvurucunun dosyaya masraf yatırmaması nedeniyle icra

dosyasının onaylı suretinin verilmesi talebinin yerine getirilmediği,

başvurucunun 24/1/2013 tarihli dilekçesi üzerine icra dosyasını inceleme

fırsatının sağlandığı anlaşılmıştır.

68. Yine başvurucunun Yargıtay 12. Hukuk Dairesine verdiği

27/9/2013 tarihli dilekçesinde de icra dosyası ve Mahkeme dosyasını inceleme

imkânını bulduğunu belirttiği, 9/4/2013 tarihli temyiz dilekçesinde ayrıntılı

olarak dava ve icra dosyası içerisinde bulunan belgeler ve davalının cevap

dilekçesi ile ilgili değerlendirme yaparak temyiz nedenlerini dile getirdiği

anlaşılmıştır.

69. Yukarıda açıklandığı üzere başvurucu,dava dosyası ile masraf yatırmamasından

dolayı icra dosyasının fotokopisinin kendisine verilmemesi nedeniyle dosya

içeriğine ulaşamadığını iddia etmiş ise de başvurucuya yargılamanın değişik

aşamalarında dosyaları inceleme fırsatı tanındığı ve başvurucunun yargılama

makamlarına sunduğu dilekçelerle dosya içerikleri ile ilgili ayrıntılı beyanda

bulunduğu anlaşılmışıtr.

70. Yine Mahkemece başvurucuya davalının cevap dilekçesi tebliğ

edilmemiş ise de başvurucunun temyiz aşamasında cevap dilekçesi ve içeriği

hakkında bilgi sahibi olduğu, temyiz aşamasında buna ilişkin beyan ve

itirazlarını üst Mahkemeye bildirdiği, bu açıdan Derece Mahkemesindeki usule

ilişkin eksikliğin Yargıtay temyiz aşamasında giderildiği, Yargıtayın

da başvurucunun tüm temyiz itirazlarını değerlendirerek hükmü onadığı

anlaşılmıştır.

71. Bununla birlikte başvurucu, Mahkeme ve icra dosyası

içeriğini öğrenememesi nedeniyle Mahkeme önünde dile getiremediği ve sonuca

etkili olabilecek nitelikte farklı ne gibi iddialar ileri süreceği hususunda

herhangi bir açıklamada bulunmadığı gibi başvurucunun esasa müessir hangi

belgelerin içeriğine vakıf olmadığı hususunda da beyanda bulunmadığı

anlaşılmıştır.

72. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda İlk Derece Mahkemesi

tarafından cevap dilekçesi ve duruşma gününün tebliğ edilmemesi, dosyaların

onaylı suretlerinin verilmemesi sebebiyle başvurucunun yargılamanın sonucunu

etkileyecek usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı, başvuru konusu

eksikliğin silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlali sonucunu

doğurmayacağı anlaşılmaktadır.

73. Açıklanan nedenlerle çelişmeli yargılama ve silahların

eşitliği ilkelerine yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

6. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

74. Başvurucu, Yargıtayın temyiz ve

karar düzeltme taleplerini kanunun kendisine tanıdığı süreleri aşarak karara

bağlaması ve yargılamanın makul sürede tamamlanmamasınedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

75. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul

sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir davadaki

yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususların dikkate alınacağı belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri,§§ 34–59) ve bu

kapsamda yapılan incelemeler sonucu makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine yönelik kararlar verilmiştir (Gülseren

Gürdal ve diğerleri, B. No: 2013/1115, 5/12/2013; Semira Babayiğit ve diğerleri, B. No: 2013/3283,

19/12/2013; Haydar İzgi, B. No:

2012/673, 19/12/2013).

76. Kanun koyucu, icra mahkemesine arz edilen hususları ivedi

işlerden kabul ederek bu işlerde basit yargılama usulünün uygulanacağını

belirtmiş; daha hızlı bir şekilde karara bağlanması için 2004 sayılı Kanun’un

18. maddesinde özel hükümlere yer vermiştir. Ancak Kanun’un 18. maddesinde

mahkemeler için öngörülen süreler hak düşürücü nitelikte değildir. Bu süreler

mahkemelere yönelik olduğundan düzenleyici nitelikte olup mahkemeler bu sürede

davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararların geçerli

olduğunda şüphe yoktur. Kanun gereği yapılması gereken duruşmalar ve duruşma

aralıkları, bilirkişi raporlarının beklenmesi ve tebligat işlemleri gözönünde bulundurulduğunda bu sürelerin aşılabileceği

görülmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 47,48).

77. Nitekim AİHM de benzer şekildeki düzenleyici sürelerin

yargılama süresini kısaltma amacı taşıdığını vurgulamaktadır. AİHM, ulusal

mahkemelerin yasal süreye riayetlerine ilişkin yerel mevzuatı nasıl

yorumladıklarını ve uyguladıklarını denetlemenin görevi olmadığını belirterek

davaların “makul süre” içinde

tamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama süresinin bütününü

ele almakta ve bu sürenin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına uygun olup

olmadığıyla sınırlı bir inceleme yapmaktadır. (Çalık/Türkiye,B. No: 3675/07, 31/8/2010; Dildirim ve diğerleri/Türkiye, B. No: 42927/10, 12/3/2013).

78. Başvuru konusu olay, İcra Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan

şikâyet davasına ilişkindir. 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu ile 6100 sayılıKanun’da yer alan

usul hükümlerine göre yürütülen, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan somut

yargılama faaliyetinin -makul süre değerlendirmesi için- başlangıcı,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarih

olup (Güher Ergun ve diğerleri, §

50)bu tarih somut başvuru açısından 28/1/2013’tür.

79. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Somut başvuru açısından bu

tarih, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin karar düzeltme ilamının verildiği

24/10/2013’tür.

80. Başvuru konusu olayda, aleyhine icra takibi yapılan

başvurucunun 28/1/2013 tarihinde Ankara 14. İcra Hukuk Mahkemesi nezdinde

yaptığı şikâyet başvurusu üzerine Mahkemece duruşma açılarak 7/3/2013 tarihinde

şikâyetin reddine karar verilmiş; temyiz edilen karar, Yargıtay 12. Hukuk

Dairesi tarafından 3/7/2013 tarihinde onanmış; karar düzeltme istemi ise aynı

Dairenin 24/10/2013 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Bu durumda iki dereceli

yargılama sisteminde davanın 8 ay 26 gün sürdüğü anlaşılmaktadır. İki dereceli

yargılamada ve başvurucunun talebi üzerine temyiz ve karar düzeltme

incelemesinden geçen dava ile ilgili başvuruda bu sürenin makul kabul edilmesi

gerekir.

81. Somut olayda uygulanması gereken usul hükümleri dikkate

alındığında 8 ay 26 günlük yargılama süresinin somut davada makul süreyi

aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın yargılama makamlarının tutumu nedeniyle

geciktirildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmaktadır.

82. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından, başvurunun

bu kısmının da diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

7. Ankara 14. İcra Hukuk Mahkemesi ve 15. İcra

Müdürlüğü Dosyalarına İlişkin Diğer İddialar

83. Başvurucu, şikâyet davasında davayı İcra Müdürlüğüne karşı

açmasına rağmen Mahkeme tarafından davalının değiştirildiğini, İcra Müdürlüğüne

yaptığı 5 yazılı başvurunun Mahkemeye gönderilen dosya içinde olmadığını,

Mahkemenin ve İcra Müdürlüğü çalışanlarının tarafsız olmadığını, İcra Mahkemesi

kararının gerekçesiz olduğunu, dilekçede ileri sürdüğü sekiz iddia hakkında

Mahkemenin hüküm kurmadığını, İcra Müdürlüğü tarafından usulüne uygun itiraza

rağmen takibin durdurulmadığını, Mahkemenin duruşma gününü kanuni süreyi aşarak

otuz yedi gün sonrasına bıraktığını, gerekçeli kararın kendisine tebliğ

edilmediğini iddia ederek anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

84. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

85. 6216 sayılı Kanun’un, 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

86. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya

eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması

gerekir.

87. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır (Mümin Meriç, B.

No: 2013/7204, 20/2/2014, § 27).

88. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

genel yargı mercilerinde ve olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması

esastır. Bireysel başvuru yoluna iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan

denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §

18).

89. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sisteminde

düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Bayram Gök, §

19).

90. Bireysel başvurunun ikincillik niteliğinin bir sonucu olarak

olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dile getirilmeyen iddialar

Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere

sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, § 20).

91. Somut olayda başvurucunun Mahkeme ve icra dosyası ile ilgili

olarak ileri sürdüğü iddiaların (§ 86) bir kısmını İcra Mahkemesine açtığı

şikâyet davasında dava konusu yapmadığı, bir kısmını da temyiz ve karar

düzeltme aşamasında dile getirmediği görülmektedir. Buna göre şikâyet davası ve

kanun yolu aşamasında ileri sürülebilecek iddiaların doğrudan Anayasa

Mahkemesinin önüne getirilmesi mümkün değildir.

92. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Mahkeme ve icra

dosyasındaki diğer iddiaları ile ilgili olarak kanunda öngörülmüş yargısal

başvuru yollarının tamamı tüketilmeden bireysel başvuru yaptığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılanma ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Ankara 14. İcra Hukuk Mahkemesi ve 15. İcra Müdürlüğü

dosyalarına ilişkin diğer ihlal iddialarınınbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

14/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

Raportör

:

Yakup MACİT

Başvurucu

:

Elif Şekerleme ve Gıda Sanayi Ticaret

Ltd. Şti.

Temsilcisi

:

Satılmış SUBAŞI

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2013/9085, T. 14.04.2016, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2013-9085-basvuru-14-04-2016-4e1d92895f8d