Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/9332, 20.04.2016

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2013/9332
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İSMAİL YILDIRIM VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/9332)

Karar Tarihi: 20/4/2016

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, 2003 yılında uğranılan bıçaklı saldırı sonucu

gerçekleşen ölüm olayıyla ilgili ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi ve

devam etmesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru Kızıltepe 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla

16/12/2013 tarihinde yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/3/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 17/8/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

24/8/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık

görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Projesi (UYAP) bilişim sistemi aracılığıyla erişilen bilgi ve

belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. 12/9/2003 tarihinde saat 15.00 sıralarında kendisine ait

hayvan sürüsünü otlatmakta olan A.B., Şırnak-Cizre kara yolu Kızılsu mevkisinde bir erkek

cesedi olduğunu fark etmiştir. Aynı gün saat 17.00 sıralarında Çavuşhan Mahallesi Muhtarı S.Ç.ye telefonla bilgi vermiş,

S.Ç. saat 18.30'da Kumçatı Jandarma Karakol

Komutanlığı görevlilerine olayı bildirmiştir.

9. Jandarma Komutanlığı askerleri, Şırnak-Cizre kara yolunun 27.

kilometresinde, anayola 65 metre mesafede, anayoldan ayrılan Kızılsu tali yoluna ise 10 metre mesafede sırtüstü yatan

söz konusu erkek cesedine saat 19.30 sıralarında ulaşmıştır. Bölgede yaşanan

terör eylemleri nedeniyle ceset üzerinde uzaktan kumandalı bomba düzeneği

olabileceği değerlendirilerek inceleme yapılmış; çevrede gerekli güvenlik

önlemleri alındıktan sonra ancak gece saat 02.00 sıralarında Cumhuriyet savcısı

olay yerine gelmiştir.

10. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) ve

Adli Tıp Kurumu tarafından ceset üzerinde ayrı ayrı yapılan incelemeler

neticesinde maktulün boynunun vücudundan ayrılmayacak şekilde kesilmiş olduğu,

vücudunun on yedi farklı bölgesinde bıçak yarası bulunduğu tespit edilmiştir.

Cesedin üç dört gün açıkta beklediği, bileklerinden bağlandığı, ayaklarının

çıplak olduğu ve yerde sürüklenmiş olduğu da diğer tespitler olarak kayıtlara

geçmiştir.

11. Maktulün cesedinin bulunduğu Kızılsu

mevkisinde anayol kenarında maktule ait çakmak, cep

telefonu ve terlikler bulunmuştur. Ceset ise anayola daha uzak bir mesafede

bulunmuştur. Olay yeri inceleme ekibi tarafından cesedin yanında faile ait

olabileceği değerlendirilen bir adet ayak izi tespit edilmiştir. Olay yerine

ait fotoğraflar çekilerek soruşturma dosyasına eklenmiştir.

12. Maktulün üzerinden Reşat Yıldırım adına düzenlenmiş nüfus

cüzdanı çıkmış, yakınları tarafından teşhis edilerek kimliği doğrulanmıştır.

Maktulün cebinden 47 PE ... plakalı kamyona ait ruhsat ve sigorta poliçeleri

çıkmasına rağmen olay yerinde araç ve anahtarına rastlanmamıştır.Maktul üzerinden çıkan cep telefonu

ve bazı isimler ile telefon numaralarının yazılı olduğu bir kâğıt parçası

incelenmek üzere muhafaza altına alınmıştır. Ayrıca maktulün cebinde “ne olur sevgilim bana doğruyu söyle”

sözleriyle başlayan,“seni çok seviyorum çilili” sözleriyle

biten bir mektup bulunmuştur.

13. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 12/9/2003 tarihinde

2003/900 sayılı soruşturma başlatılmıştır. Maktul üzerinde ölü muayenesi ve

otopsi işlemleri yapılmıştır. Soruşturma işlemleri genel olarak kolluk

tarafından yürütülmüştür. Jandarma Komutanlığı aracılığıyla tanıkların

ifadeleri alınmış ve fezleke düzenlenerek Cumhuriyet Başsavcılığına

sunulmuştur.

14. Anılan fezlekede ailesinden maktule ait olduğu öğrenilen

0537 202 ... numaralı telefon ile en son 6/9/2003 günü saat 19.55’te 0536 833

... numaralı telefon ile 45 saniye görüşme yapılmış olduğu, 0537 202 ...

numaralı telefon hattının Reşit Yıldırım adına değil İsmail Çetin adına kayıtlı

olduğu ve İstanbul'dan alındığının tespit edildiği ancak olay yerinde bulunan

cep telefonu üzerinden çıkan telefon hattının M.P. adına kayıtlı 0537 721 ...

numara olduğu, kartın 11/9/2013 günü Şırnak’ta “B… İletişim”den

alındığı, bu numara ile hiç görüşme yapılmadığı, kamyonunu bırakıp kaçan

eşkâlleri belli ancak kimlikleri tespit edilemeyen iki şahıs tarafından Reşit

Yıldırım'ın öldürülmüş olabileceği, kaçan şahıslardan birinin M.P. isimli şahıs

olabileceğinin, kamyonu bırakıp kaçan iki kişiyi gören ve kısmen eşkâl tarifi

yapan R.Ç., H.T. ve Z.Ç.nin verdikleri ifadede samimi

olmadıklarının, M.P. hakkında tespit edilen bilgilerden Reşit Yıldırım'ın ölümü

ile ilgili bu şahsın da ilgisinin olabileceğinin kuvvetle muhtemel olduğunun

değerlendirildiği ifade edilmiştir.

15. Fezlekede yer verildiği üzere olay yerinde bulunan cep

telefonunun içinden çıkan sim kartın maktule ait olmadığı anlaşılmıştır.

Maktulün kullandığı sim kart bulunamamış, M.P. adına kayıtlı başka bir sim kart

ele geçirilmiştir. İletişim şirketinden alınan kayıtlarda sim kart ile hiç

görüşme yapılmadığı anlaşılınca bu konuda başka araştırma yapılmamıştır.

16. Maktulün resmî olarak evli olmadığı ancak beş yıldır

birlikte yaşadığı F.Ç. Jandarma Komutanlığına verdiği ifadesinde imam nikahlı

eşi olarak bahsettiği maktulün başka bir kadınla ilişkisi olup olmadığını

bilmediğini, maktulün son olarak 6/9/2003 tarihinde arkadaşı ve ortağı N.Ö.,

eşi E.Ö. ve S.Ö. ile birlikte iki gece evde konakladığını ve sonra bir daha

kendisinden haber alamadığını belirtmiştir. F.Ç., kolluk görevlilerinin Reşat

Yıldırım’ın evlerinde misafir olarak kalan arkadaşının eşi E.Ö. ile ilişkisi

olup olmadığına yönelik ısrarcı sorusuna bir kez daha bilmediği yanıtını

vermiştir.

17. Tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere maktul, 2003 yılı Ağustos ayında satın aldığı ancak parasını ödemediği kamyonu

ile Şırnak çevresindeki köyleri dolaşarak saman ticareti yapmaktadır. Oto

komisyoncusu M.K., defalarca aramasına rağmen maktule ulaşamadığını ve

alacağını hâlâ tahsil edemediğini belirtmektedir.

18. Saman ticareti için gittiği köylerde bazı geceler kaldığı

bilinen maktulün Dağdibi köyünde Iraklı evli iki

kadınla ilişkisi olduğu iddia edilmektedir. Aynı zamanda başvurucu olan

maktulün ağabeyi İ.Y.ye göre maktul ölümünden iki hafta önce Dağdibi köyünde üç gece kalmıştır. Ancakbahsi

geçen kadınların kimler olduğu konusunda bilgi bulunmamaktadır.

19. Maktulün iş seyahatlerinden birine katılaneşi

F.Ç., maktulün ölümüyle ilgisi olabileceğini düşündüğü bir olayı şöyle

aktarmaktadır: Pirinçli köyünde maktulün ortağı N.Ö.nün evinde iki gece konakladıktan sonra ayrılmak

üzereyken yanına yaklaşan on beş yaşındaki F.Ö. “Senin kocan pistir, yaramaz, bozuktur, bir daha bu köye gelmesin.”

demiştir. F.Ö. tanık olarak jandarmaya verdiği ifadesinde bu iddiayı

reddetmiştir. Maktulün ölümünden önceki gün bu köyde bulunduğu bilinmektedir.

20. Geçitboyu, maktulün zaman zaman

gittiği köylerden bir diğeridir. Kesin olarak bilinmeyen bir tarihte maktul ve

kardeşi İ.Y., Geçitboyu köyünden ismini bilmedikleri

bir şahsa saman satmışlardır. Saman ücretini tahsil edemedikleri için

aralarında münakaşa çıkmış, şahıs tarafından tehdit edilmişlerdir. Olayı köyün

imamının gördüğü belirtilmekle birlikte tehdit eylemini gerçekleştirenlerin kim

oldukları bilinmemektedir. Jandarma kayıtlarına göre maktul en son bu köyde

görülmüştür.

21. Maktulün öldürüldüğü değerlendirilen 10/9/2003 gecesi saat

22.00 sıralarında maktule ait kamyon kimliği belirsiz iki erkek şahıs

tarafından Davutköy'e şüpheli bir şekilde

bırakılmıştır. 17 ile 25 yaş arasında, birisi 1.65

metre diğeri 1.80 metre boylarında olduğu belirtilen şahıslar kamyonun

mazotunun bittiğini belirterek aracı uygunsuz bir yere park ettikten sonra

kaçarak köyü terk etmişlerdir. Bu kişilerin açık kimlikleri bilinmemektedir.

22. Cumhuriyet Başsavcılığı, yapılan tüm araştırmalara rağmen

faillerin kimliklerini tespit etme olanağının artık kalmadığı gerekçesiyle

aldığı daimî arama kararını 30/4/2004 tarihinde Jandarma Komutanlığına

bildirmiştir. Bu karar üzerine kolluk, üçer aylık sürelerle faillerin

araştırılmaya devam edildiğini bildiren ancak ne şekilde araştırıldığının

belirtilmediği bir yazıyı düzenli olarak Cumhuriyet Başsavcılığına göndermeye

başlamıştır.

23. Cumhuriyet Başsavcılığı 15/1/2007 tarihinde, ilgili iletişim

şirketinden “0537 202 ... numaralı hat ile

12.08.2003-12.09.2003 tarihleri arasında yapılan görüşmelerin IMEİ nosu ve yer bilgisinin gösterilerek gönderilmesi”

talebinde bulunmuştur.

24. 8/5/2009 tarihinde maktulün üzerinden çıkan sim kartın adına

kayıtlı olduğu M.P. hakkındatutuklanmak üzere

yakalama emri düzenlenmiştir. Kasım 2001 ila Nisan 2003 tarihleri arasında

Şırnak'ta askerlik yapan M.P.nin kimlik fotokopisini

telefon bayisine verdiği,bilgisi

dışında adına hat çıkarıldığı anlaşılınca 3/4/2012 tarihinde yakalanarak kasten

öldürme suçundan ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılmıştır.

25. Cumhuriyet Başsavcılığının almış olduğu daimî arama kararı

geçerliliğini sürdürmektedir. Cumhuriyet Savcısı son olarak 9/10/2013 tarihinde

Jandarma Komutanlığına, daimî arama kararında belirtilen üç aylık süre içinde

yazısına cevap verilmediğini belirtmiştir. Soruşturma faili meçhul olarak devam

etmektedir.

26. Başvurucular 16/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

27. Bakanlığa yapılan bildirimde (bkz. § 5), Anayasa’nın 17.

maddesi uyarınca başvurucuların yaşam haklarının ihlal edilip edilmediği, bu

kapsamda özellikle de aşağıda yer verilen hususlar hakkında görüş sunulması

talep edilmiştir:

“a. Maktulün cebinde

bulunan mektubun kim tarafından veya kimin için yazıldığının araştırılıp

araştırılmadığı

b. Dağdibi Köyünde

yaşadığı ve maktulle ilişkisi olduğu belirtilen Iraklı kadınlarla ilgili

araştırma yapılıp yapılmadığı

c. Pirinçli Köyünden F.Ö. isimli çocuğun

maktul hakkında sarf ettiği sözlerin nedeninin araştırılıp araştırılmadığı

d. Maktulün son kez görüldüğü Geçitboyu Köyünden maktulü tehdit eden kişilerin

kimliklerinin tespit edilip edilmediği

e. Halen devam etmekte olan soruşturmanın

makul bir özen ve hızla yapılıp yapılmadığı …”

28. Bakanlık görüşünde, özellikle dikkate alınması talep edilen

hususlarla ilgili olarak Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı ile yazışma yapıldığı,

bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sunulan 6/8/2015 tarihli ve

2003/900 Soruşturma sayılı yazıda söz konusu soruşturma sürecinde maktulün

cebinde bulunan mektubun kim tarafından ve kimin için yazıldığının tespit

edilemediği, söz konusu mektubun emanete alınmış olduğu, ekte gönderilen

maktulün kardeşi İ.Y.nin 13/9/2003 tarihli ifadesinde

''Bana göstermiş olduğunuz mektubu yazan

elin sahibini de bilmiyorum. Yazı itibariyle tanıyamadım. Tahminimce kardeşim

alacak meselesi nedeniyle öldürülmüştür.'' şeklinde beyanda

bulunduğu, bunun dışında söz konusu mektuba ilişkin herhangi bir belgenin

soruşturma dosyası içinde mevcut olmadığı ifade edilmiştir.

29. Cumhuriyet Başsavcılığının anılan yazısında, maktulün Dağdibi köyünde yaşadığı ve maktulle ilişkisi olduğu

belirtilen Iraklı kadınlarla ilgili olarak tanık beyanlarına başvurulmak

suretiyle araştırma yapıldığı, tanıklardan İ.S.nin

21/9/2003 tarihli ifadesinde ''Bu şahsın

köyde herhangi birisiyle büyük çaplı alacak verecek davası veya kadın

ilişkisinin olup olmadığını bilmiyorum.'' şeklinde beyanda bulunduğu,aynı şekilde tanıklardan A.S.nin

de 20/9/2003 tarihli ifadesinde ''Reşat'ın

bizim köyden herhangi bir kadınla ilişkisinin olduğunu duymadım.''

şeklinde beyanda bulunduğuancak konuya ilişkin tanık

beyanlarına başvurmak suretiyle araştırma yapılmış olmasına rağmen Iraklı

olduğu belirtilen kadınların kimlik bilgilerinin tespit edilemediği

bildirilmiştir.

30. Cumhuriyet Başsavcılığı anılan yazısında ayrıca Pirinçli

köyünden F.Ö. isimli çocuğun soruşturma kapsamında konuya ilişkin olarak

beyanına başvurulduğu ancak çocuğun “Ben

Reşat'ın eşi Fatma'ya 'Kocan pistir, bozuk ve yaramaz adamdır, bir daha bu köye

gelmesin' demedim.” diyerek söz konusu iddiaları reddettiği,

maktulün son kez görüldüğü Geçitboyu köyünden maktulü

tehdit eden kişilerin kimliklerinin tespit edilemediği ifade edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

31. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun soruşturma usul ve

esaslarına ilişkin 18/10/2011 tarihli Genelge'sinin

ilgili bölümü şöyledir:

“…

50. Faili meçhul olay ve cinayetlerin

soruşturulmasında,

...

g) Soruşturma evraklarının ilgili Cumhuriyet

savcısı tarafından sık sık gözden geçirilmesi, ancak sadece soruşturma

evrakının en üstündeki müzekkereye cevap verilmiş olup olmadığı ile

yetinilmeyerek içeriği itibarıyla başkaca eksik kalmış bir husus varsa onun da

tamamlanması için gerekli yazının yazılması, sonucunun uygun aralıklarla takip

edilmesi,”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 20/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

33. Başvurucular; kardeşleri Reşat Yıldırım'ın 2003 yılında

öldürülmesinin üzerinden on yıldan fazla süre geçtiğini,faillerin

tespiti için yürütülen soruşturmanın etkili olmadığını,sadece

kolluk ile gerçekleşen ve bir sonuç getirmeyen yazışmaların yapılmasıyla

yetinildiğini, Cumhuriyet Başsavcılığının sonuca yönelik bir soruşturma işlemi

yürütmediğini, soruşturmanın makul sürede tamamlanmadığını belirterek yaşam ve

adil yargılanma haklarının ihlal edildiği ileri sürmüş; maddi ve manevi

tazminat talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular tarafından Anayasa’da güvence

altına alınan diğer haklar ile bağlantı kurularak ileri sürülen iddiaların

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında olduğu

değerlendirilmiş ve inceleme bu kapsamda yapılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

35. Bakanlık görüşünde, zaman bakımından yetki konusunda Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi kararlarına yer verildikten

sonra başvuruya konu olayın 12/9/2003 tarihinde gerçekleştiği, olaya ilişkin

yürütülen soruşturmanın derdest olduğu, soruşturma kapsamında Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından 30/4/2004 tarihinde faillerin tespitine imkân kalmadığı

gerekçesiyle daimî arama kararı verildiği, maktulün üzerinden çıkan sim kartın

sahibi olduğu anlaşılan M.P. isimli kişinin yakalanmasına ilişkin kararın verildiği

8/5/2009 tarihine kadar herhangi bir esaslı işlem yapılmadığı, adı geçen M.P.

isimli kişinin 3/4/2012 tarihinde yakalandığı, bilgisi dışında adına hat

çıkarılmış olduğu anlaşılınca serbest bırakıldığı, bu tarihten sonra da

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen daimî arama kararının geçerliliğini

sürdürmekte ve söz konusu soruşturmanın faili meçhul olarak devam etmekte

olduğu ifade edilmiştir.

36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrasında Anayasa Mahkemesinin ancak 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceleyeceği hükme bağlanmıştır.

37. Başvuru konusu ceza soruşturması derdesttir. Bakanlık

görüşünde belirtilen 30/4/2004 tarihli "daimî arama" kararı,

soruşturmayı neticelendirici bir özelliğe sahip

olmadığı gibi devletin etkili soruşturma yükümlülüğü somut olayda devam

etmektedir. Dolayısıyla başvuruya konu soruşturmayı neticelendiren ve kritik

tarihten önce kesinleşmiş bir işlem mevcut değildir. Esasen başvurucunun

şikâyeti de doğrudan doğruya 2003 yılında meydana gelen ölüm olayına ilişkin

olmayıp etkili yürütülmediğini iddia ettiği soruşturma ve bu çerçevede kamu

otoritesince sergilendiği iddia edilen pasif tutuma yöneliktir.

38. Bu itibarla kritik tarihten önce kesinleşmiş olan herhangi

bir nihai işlem veya kararı konu almadığı sonucuna varılan başvurucunun ihlal

iddialarının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında yer

aldığı anlaşılmaktadır.

39. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"... Başvuruda bulunabilmek için olağan

kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

40. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

41. Anılan Anayasa ve Kanun maddelerinde yer verilen kanun

yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlallerini

önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur. Diğer bir

ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derece

mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu

zorunlu kılmaktadır (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).

42. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin

düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve

özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde

ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

43. Diğer taraftan etkili bir başvurudan söz edebilmek için

başvuru yolunun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun fiilen

de etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma

yetkisine sahip bulunması gerekir. Başvuru yolunun ancak bir hak ihlali

iddiasını önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak

ihlalini karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim (tazminat) sunabilmesi

hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine vuku bulmuş bir hak

ihlali iddiası söz konusu olduğunda tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumluların

ortaya çıkarılması bakımından da yeterli usule ilişkin güvencelerin sağlanması

gerekir (Sedat Selim Ay, B. No:

2013/2355, 7/11/2013, § 28; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ramirez Sanchez/Fransa,

B. No: 59450/00, 4/7/2006, §§ 157-160).

44. Öncelikle "başvuru yollarının tüketilmesi" kuralı,bir soruşturmanın etkili

olup olmadığı yönünden inceleme yapabilmek için mutlak surette gerekli olmasa

da yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu

makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi bireysel başvuru ile

getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Hüseyin Caruş,

B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

45. Ancak bir soruşturmanın açılmayacağının, soruşturmada

ilerleme olmadığının, etkili bir ceza soruşturması yapılmadığının ve ileride de

böyle bir soruşturmanın yürütüleceği konusunda en ufak gerçekçi bir şans

olmadığının farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren

başvurucular tarafından yapılan bireysel başvuruların kabul edilmesine karar

verilmelidir. Yaşam hakkı ile ilgili böyle bir durumda başvurucular gerekli özeni

göstermeli, inisiyatifleri ele alabilmeli ve şikâyetlerini çok uzun süre

geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidirler. Soruşturmanın çok uzun

sürmesi sonucunda soruşturma süreci tamamlanmadan başvuru yapılması durumunda

ölenin yakınlarına karşı çok katı bir tutum takınılmadan bir değerlendirme

yapılmalıdır. Ancak bu durumun tespiti doğal olarak her davanın şartlarına

bağlı olarak değerlendirilecektir (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 77; benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Kadri Budak/Türkiye,

B. No: 44814/07, 9/12/2014, § 55).

46. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesine ilişkin

şikâyetleri açısından kabul edilebilirlik değerlendirmesi yapılırken başvuru

yollarının tüketilmesi yönünde karar verebilmek için devletin, Anayasa'nın 17.

maddesi kapsamında "etkili soruşturma yapma" pozitif yükümlülüğünün

çerçevesinin ve somut olayda ne şekilde yerine getirildiğinin tespiti

gerekmektedir. İç içe girmiş olması nedeniyle kabul edilebilirlik konusundaki

bu değerlendirmenin esas hakkındaki inceleme ile birlikte yapılması gerektiği

sonucuna varılmıştır.

47. Kabul edilebilirlik incelemesi açısından son olarak ifade

edilmesi gerekir ki 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan

ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda

başvurucular, ölen kişinin kardeşleridir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından

bir eksiklik bulunmamaktadır.

48. Başvurucuların Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğine

dair iddialarının 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan

yoksun olmadığı tespit edilmiş olup başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Bakanlığın Görüşü

49. Bakanlık görüşünde, başvurucuların iddialarına ilişkin

olarak öncelikle Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatları uyarınca yaşam hakkı

kapsamında yürütülecek ceza soruşturmasının etkili olabilmesi için yetkililerin

resen harekete geçmesi, soruşturmakla görevli olan ve soruşturmayı yürüten

kişilerin olaylara karışmış olabilecek kişilerden bağımsız olmaları,

soruşturmanın, ölenin ailesinin meşru çıkarlarının korunması için yeterli

ölçüde açık olması, makul bir hızlılık içinde yürütülmesi, sorumluların

belirlenmelerine ve gerekirse cezalandırılmalarına imkân verecek nitelikte

olması gerektiği ifade edilmiştir.

50. Bakanlık görüşünde, yine Mahkeme kararlarına dayanılarak

somut olayda varılan sonuçla ilgili değil bu sonucu doğuran araçlarla ilgili

bir yükümlülüğün söz konusu olduğu, yetkililerin somut olaya ilişkin delillerin

toplanabilmesi için kendilerinden beklenen bütün makul önlemleri almaları gerektiği,

soruşturmada sorumlu kişi ya da kişilerin tespit edilmesini engelleyebilecek

nitelikteki her eksikliğin onun etkinliğine zarar verebileceği belirtilmiştir.

51. Bakanlık görüşünün devamında başvuruya konu olayda yürütülen

soruşturma işlemlerine yer verilerek ceza soruşturmasının devletin yaşam

hakkını koruma bağlamında sahip olduğu soruşturma yükümlülüğüne uygunluğu

konusundaki takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu ifade edilmiştir.

b. Genel İlkeler

52. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında

devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu,yaşanan ölüm olayının tüm

yönlerinin ortaya konmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan

etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,

23/1/2014, § 94). Bu yükümlülük sadece bir kamu görevlisinin eylemi veya ihmali

sonucu meydana gelen ölüm olayları açısından geçerli değildir. Devletin -doğal

olmayan her ölüm olayında kendisi, öldürmeme ya da yaşamı koruma

yükümlülüklerini ihlal etmemiş olsa da- gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa

sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturma yapmamış olması

soruşturma yükümlülüğünün ihlalini doğurabilir. Zira bu tür olaylarda etkili bir

soruşturma yürütülmesi, yaşam hakkını korumak için ihdas edilen yasal ve idari

çerçevenin etkili bir şekilde uygulanmasının güvencesini oluşturmaktadır (Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §§

25, 26).

53. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını

koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların

ölüm olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü

değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandan burada yer

verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa'nın 17. maddesinin

başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da

cezalandırma hakkı verdiği, devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da

belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

56).

54. Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adına

soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını

aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplanması

gerekmektedir. Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin

ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme

kuralıyla çelişme riski taşır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 57). Bu kapsamda yetkililerce tanıklarının

ifadelerinin alınması, bilirkişi incelemeleri ve gerektiğinde eksiksiz ve

detaylı bir rapor hazırlanmasına imkân verecek otopsinin yapılması gibi söz

konusu olaylarla ilgili kanıtların elde edilmesi için soruşturma konusu olayın

gerektirdiği mümkün olan tüm tedbirlerin alınması, ölümün gerçekleşme sebebinin

objektif analizinin yapılması ve soruşturma sonucunda alınan kararın

soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir

analizine dayalı olması gerekmektedir (Cemil

Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99; Turan Uytun ve Kevzer Uytun, B. No:

2013/9461, 15/12/2015, § 73).

55. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkililiğini sağlayan

hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliği

sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır.

Buna ek olarak her olayda ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak

için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58).

56. Yürütülecek soruşturmalarda makul bir hızda gerçekleştirilme

ve özen gösterilme zorunluluğu da zımnen mevcuttur. Bazı özel durumlarda

soruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da

güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve soruşturmanın devamında

yapılan kovuşturmada yetkililerin hızlı hareket etmeleri; yaşanan olayların

daha sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne

olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği ya

da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir

öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B.

No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96; Filiz Aka,

§ 29).

57. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki

inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir.

Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik

gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın

etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma

işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No:

2013/4668, 16/9/2015, § 68).

58. Gerçekleşen bir ölüm olayına ilişkin delillerin

değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir. Ancak Anayasa

Mahkemesinin, başvuru konusu olayın gelişim şeklini anlayabilmek ve

başvurucuların yakınlarının ölümünün tüm yönlerinin aydınlatılması noktasında

soruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından atılması gereken adımları

nesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesi

gerekebilmektedir (Rıfat Bakır ve diğerleri,

B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 68).

c. İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

59. Başvuru konusu olayda soruşturma dosyasının incelenmesinden

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından cesedin bulunduğu 12/9/2003 tarihinde olay

yerine gidildiği ve inceleme ve delil tespitleri yapıldığı, aynı gün resen

soruşturmanın başlatıldığı, maktul üzerinde ölü muayenesi ve otopsi işlemleri

yapıldığı, maktule ait cep telefonu hattının görüşme kayıtlarının incelendiği,

ayrıca olay yerinde başkası adına kayıtlı olduğu anlaşılan sim kartın iletişim

şirketinden alınan kayıtlarında sim kart ile hiç görüşme yapılmadığı

anlaşılınca bu hususta başka araştırma yapılmadığı, Jandarma aracılığıyla

tanıkların ifadelerinin alındığı, maktulün öldürüldüğü kabul edilen 10/9/2003

gecesi maktule ait kamyonun iki kişi tarafından Davutköy'e

şüpheli bir şekilde bırakıldığının tespit edildiği ancak bu şahısların açık

kimliklerinin belirlenemediği, sonrasında yapılan tüm araştırmalara rağmen

artık faillerin kimliklerini tespit etme olanağının kalmadığı gerekçesiyle

30/4/2004 tarihinde daimî arama kararı verildiği ve bu karar doğrultusunda

Jandarma Komutanlığı ile rutin yazışmalar gerçekleştirildiği, maktulün üzerinden

çıkan sim kartın adına kayıtlı olduğu anlaşılan M.P.hakkında

yakalama emri düzenlendiği, 3/4/2012 tarihinde ifadesi alındıktan sonra bilgisi

dışında adına hat çıkarıldığı anlaşılınca M.P.nin

serbest bırakıldığı, soruşturma kapsamında Cumhuriyet Savcısının başvuru tarihi

öncesinde son olarak 9/10/2013 tarihinde Jandarma Komutanlığına, daimî arama

kararında belirtilen üç aylık süre içinde yazısına cevap verilmediğini

belirttiği görülmektedir.

60. Somut olay resen harekete geçme ve araştırma ile ölüm olayını

aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin

toplanması konusunda değerlendirildiğinde olay yeri inceleme ve otopsi gibi,

ceset ve olay yerindeki maddi bulguların tespiti, bunlardan yararlanarak başka

bilgilere ulaşmaya çalışılması gibi konularda kayda değer ciddi bir eksikliğin

bulunmadığı görülmektedir.

61. Başvuru konusu olaydaki gibi olayın nasıl gerçekleştiğine ve

faillerinin kimler olduğuna dair somut bir bilginin bulunmadığı durumlarda

şüpheli herhangi bir şey görmesi ya da duyması olası kişilerin kısa süre içinde

sorgulanması ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması

açısından büyük bir önem arz etmektedir (Yavuz

Durmuş ve diğerleri, B. No: 2013/6574, 16/12/2015, § 61). Geçen

zamanla birlikte delillerin kaçınılmaz bir şekilde kaybolması, tanıkların yer

değiştirmesi ve yaşananları hatırlamanın güçleşmesi gibi nedenlerle delil

toplama ve olayın gerçekleşme şeklini belirlemenin giderek zorlaşacağı açıktır

(Yavuz Durmuş ve diğerleri, §

62).

62. Bu açıdan Bakanlıktan görüş isteme yazısında yer verilen ve

olayın aydınlatılması açısından önemli olabileceği değerlendirilen hususlara

yönelik soruşturma işlemlerine bakıldığında maktul üzerinde çıkan mektubu yazma

ihtimali olabilecek kişilerin tespit edilebilmesi için başvuruculardan İ.Y.nin ifadesine başvurulduğu, maktulün ilişkisi olduğu

ileri sürülen Iraklı kadınların tespit edilebilmesi için ilgili köydeki iki

kişinin beyanlarının alındığı ancak kadınların kimlik bilgilerinin tespit

edilemediği, maktulün eşine maktul hakkında bazı sözler sarf eden Pirinçli

köyündeki F.Ö.nün ifadesinin alındığı ancak bu

kişinin söz konusu sözleri sarf etmediğini beyan ettiği,maktulün

başvurucu İ.Y. ile birlikte alışveriş yaptıkları ve sonrasında kendilerini

tehdit ettikleri belirtilen Geçitboyu köyündeki

kişilerin kimliklerinin tespit edilemediği bilgisinin yer aldığı görülmektedir.

63. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, soruşturma kapsamında

maktulün olay öncesi kişisel ve ticari ilişkilerinin özellikle ilgili tanık

beyanlarının alınması suretiyle aydınlatılmaya çalışıldığı ancak bir sonuca

ulaşılamadığı ifade edilmiştir. Bakanlık görüşü ekinde sunulan ifade

tutanaklarından ilgili tanık beyanlarının 2003 yılı Eylül ayında alındığı

görülmüştür. Maktulün eşi ve kardeşleriyle de kısmen ilgili olduğu anlaşılan bu

konularda eksik veya hatalı bir soruşturma işlemi yürütüldüğüne dair

başvurucuların ceza soruşturması aşamasında ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına

herhangi bir müracaatları olmadığı, ayrıca başvurucuların kendilerine tebliğ

edilen Bakanlık görüşünde yer verilen söz konusu soruşturma işlemlerinin eksik

veya hatalı olduklarına dair bir beyanda bulunmadıkları anlaşılmaktadır.

64. Genel olarak başvurucuların başvuru dilekçelerinde de

soruşturma sürecine yönelik somut herhangi bir husus ileri sürmedikleri, sadece

soyut olarak soruşturmanın etkili olmadığını, olayın soruşturma makamlarınca

bazen alacak, bazen kişisel husumet bazen de kız meselesine indirgendiğini ve

uzun sürdüğünü ifade ettikleri görülmektedir.

65. Maktulün üzerinde bulunan cep telefonu hattının M.P. isimli

kişiye kayıtlı olduğu, soruşturmanın ilk aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığına

sunulan fezlekede tespit edilmiş olmasına rağmen bu dönemde anılan kişiye

ulaşmak adına ne gibi işlemler yürütüldüğü soruşturma dosyasından

anlaşılamamaktadır. Bu kişi hakkında ancak 2009 yılında yakalama kararı

alındığına dair bir kayıt bulunmaktadır. Olayın aydınlatılması açısından önemli

olduğu değerlendirilebilecek söz konusu kişiye ulaşmak için çok uzun bir süre

sonra harekete geçildiğinin kabul edilmesi hâlinde dahi bu durum soruşturmanın

etkililiği açısından bir eksiklik olarak ifade edilebilecek olmakla birlikte

kişinin ifadesinin alınması sonrasında ulaşılan bilgilere bakıldığında olayın

aydınlatılmasında bu eksikliğin fiilen bir etkisinin olmadığına kanaat

getirilmiştir.

66. Soruşturmada, maddi delillerin toplanmasının yanı sıra tanık

beyanlarına dayalı olarak olayın gerçekleşme şeklini belirlemek adına maktulün

olay öncesinde irtibat kurduğu kişiler ve başvurucular dâhil maktulün

yakınlarının ifadelerinin alındığı anlaşılmaktadır. Bunların dışında somut

olayın koşullarında hangi maddi delilin veya tanık beyanının elde edilmemesinin

soruşturmanın ilerlemesine engel olduğunu ortaya koyacak bir veri Anayasa

Mahkemesinin elinde bulunmamaktadır.

67. Anayasa’nın 17. maddesi gereğince yürütülecek

soruşturmalarda, soruşturma makamlarının olayın gelişimine ve delillerin elde

edilmesine ilişkin ölen kişinin yakınlarının soruşturma kapsamında her türlü

iddialarını ve taleplerini karşılama zorunluluğu bulunmamaktadır. Soruşturma

kapsamında yürütülecek soruşturma işlemlerinin belirleyicisi yetkili soruşturma

makamlarıdır (Yavuz Durmuş ve diğerleri,

62). Kaldı ki daha önce ifade edildiği gibi başvurucuların bu konuda ileri

sürdükleri herhangi bir somut kanıt bulunmamaktadır.

68. Bu tespitlerin yanı sıra başvurucuların soruşturma

kapsamında elde edilen bilgi ve belgelerin kendilerine sunulmadığına veya

olayın aydınlatılmasını sağlayacak nitelikteki ilave delil tespitinde bulunma

veya araştırma yapılmasına yönelik taleplerinin soruşturma makamlarınca yerine

getirilmediğine ilişkin herhangi bir iddiaları da bulunmadığı dikkate

alındığında ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için

soruşturma sürecine katılmaları gerekliliği yönünden de kayda değer bir

eksikliğin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

69. Başvurucular 2004 yılında soruşturma kapsamında daimî arama

kararı verildiğini ve o tarihten sonra da sadece soruşturmanın ilerlemesine

hizmet etmeyen rutin yazışmaların yapıldığını ifade etmektedir.

70. Başvuru konusu soruşturmada, daimî arama kararı sonrası,

maktulün üzerinden çıkan sim kartın adına kayıtlı olduğu anlaşılan M.P.hakkında 8/5/2009 tarihinde,

yakalama emri düzenlenmiş; 2012 yılında ifadesi alındıktan sonra olayla bir

ilgisinin olmadığının anlaşılması üzerine serbest bırakılmıştır. Cumhuriyet

savcısı son olarak 9/10/2013 tarihinde, jandarmaya daimî arama kararında

belirtilen üç aylık süre içinde yazısına cevap verilmediğini belirtmiş olup

soruşturma faili meçhul olarak devam etmektedir.

71. Soruşturmanın makul bir özen ve hızla yapılıp yapılmadığına

ilişkin tespit başvuruya konu her bir olayın kendi koşullarına, soruşturmadaki

şüpheli veya sanık sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın karmaşıklık

derecesine ve soruşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerin

bulunup bulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir (Filiz Aka, § 44, Fahriye Erkek ve diğerleri, § 91).

72. Bu noktada belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin

doğrudan ilgili soruşturma ve yargılama makamlarının yerine geçecek şekilde

gerçekleşen olaylardaki delillerin değerlendirmesini kendisinin yapması veya

yürütülmesi gerekli olan soruşturma işlemlerini belirlemesi söz konusu olamaz.

Bu konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar ilk elden olayları inceleyen yetkili

adli ve idari mercilerdir. Bunun aksine bir usul ancak Anayasa Mahkemesinin

somut olaylara ilişkin elinde bulunan kesin ikna edici nitelikteki bulgulara

dayalı olarak benimsenebilir (Cemil Danışman,

B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 58).

73. Bu çerçevede başvuru konusu soruşturmanın herhangi bir somut

gelişmeye rağmen soruşturma makamlarının hareketsiz kalmaya devam ettiklerini

ortaya koyan bir tespitte bulunmasını sağlayacak bir yönünün olmadığı, ayrıca

başvurucuların da bu husus açısından dikkate alınabilecek herhangi somut bir

iddialarının bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

74. Dolayısıyla incelenen soruşturma sürecinde tek başına çok

uzun süre önce daimî arama kararı verilmesi ve buna bağlı olarak kolluk

birimleri ile rutin yazışmaların yapılması, soruşturmanın gerekli özen ve hızda

yapılmadığının tespit edilebilmesi açısından yeterli değildir. Kaldı ki olay

yerinde bulunan sim kartın adına kayıtlı olduğu kişinin tespiti üzerine söz

konusu kişi hakkında 2009 yılında yakalama emri düzenlenmesi ve 2012 yılında

ifadesinin alınması yönünde harekete geçmiş olmaları soruşturma makamlarının

tamamen hareketsiz kalmadıklarını destekleyici bir tespit olarak ifade

edilebilir.

75. Anayasa Mahkemesi açısından bir soruşturma dosyasında yer

alan unsurlar, taraflarca soruşturma hakkında sunulan bilgiler ve öldürme

olayını çevreleyen koşullar gözönünde

bulundurulduğunda soruşturma makamlarının delillerin toplanması ve

soruşturmanın yönlendirilmesi konusunda gerekli işlemleri yerine getirdiğine

kanaat getirilen durumlarda, sadece bir kişiyi öldürenlerin kimliklerinin

tespit edilememesine bağlı olarak soruşturmanın etkisiz olduğu sonucu

çıkarılması mümkün değildir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Sabuktekin/Türkiye, B. No: 27243/95, 19/3/2002, §

103; Amaç ve Okkan/Türkiye, B.

No: 54179/00, 54176/00, 20/11/2007, § 59, Behçet

Taş/Türkiye, B. No: 48888/09, 10/3/2015, § 47). Bu yönde bir

çıkarımda bulunulabilmesi, soruşturma yükümlülüğünün bir sonuç yükümlülüğü

değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olmasının olağan bir gereğidir

(bkz. § 53).

76. AİHM de bu konuda yaptığı incelemelerde ölüm olayına ilişkin

maddi delillerin toplandığı, ilgili olabilecek tanıkların ifadelerine

başvurulduğu, silah ve benzeri maddi bulgular üzerinde gerekli teknik

incelemelerin yapıldığı, özellikle de tanıkların olası katillerin teşhisine

imkân sağlayacak net bilgiyi sunamamış olduğu tespitini yaptığı olaylarda daimî

arama kararı verilip uzun bir süre ilerleme kaydedilememiş ve/veya

başvuranların yakınlarını öldürenlerin kimliklerinin tespit edilememiş olmasına

bağlı olarak soruşturmanın etkisiz olduğu sonucuna ulaşılamayacağını kabul

etmiştir (Sabuktekin/Türkiye, §§ 97-103; Amaç ve Okkan /Türkiye, §§ 50-59, Behçet Taş/Türkiye, §§ 40-47).

77. Başvuru konusu soruşturmaya ilişkin tespitler bir arada

değerlendirildiğinde ölüm olayının nedenini aydınlatmak için gerekli adımların

zamanında atılmadığı, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin

toplanması konusunda gerekli özenin gösterilmediği, dolayısıyla soruşturmanın

derinliği ile ciddiyeti üzerinde önemli etki gösterecek nitelikte birtakım

eksik yönlerinin bulunduğu sonucuna ulaşılmasını sağlayacak yeterli tespitin

bulunmadığı, soruşturmanın çok uzun bir süre daimî arama kararı kapsamındaki

yazışmaların dışında hiçbir işlem yürütülmeksizin devam etmesinin ve maktulü

öldüren kişi veya kişilerin tespit edilememesinin -somut olayın koşullarında-

Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği yeterlilik ve hızda bir inceleme içermediğinin

kabul edilmesini mümkün kılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

78. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının gerektirdiği etkili soruşturma yürütme

yükümlülüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın

bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Cüneyt

DURMAZ

Başvurucular

:

1. İsmail

YILDIRIM

2. Rıdvan

YILDIRIM

3. Serdar

YILDIRIM

4. Türkan

YILDIRIM

5. Süreyya

ÇAÇA

Vekili

:

Av. Mustafa

ERCAN

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/9332, T. 20.04.2016, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2013-9332-basvuru-20-04-2016-3d883e9edcbf