Anayasa Mahkemesi · Genel Kurul

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2013/3044, 17.12.2015

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Genel Kurul
Esas No
2013/3044
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

BEKİR YAZICI BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/3044)

Karar Tarihi: 17/12/2015

R.G. Tarih ve Sayı: 3/2/2016-29613

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kaçakçılık suçunun işlendiği iddiasıyla yargılanılan davanın makul sürede sonuçlandırılmaması

nedeniyle adil yargılanma hakkının, iyi niyetli üçüncü kişi olarak satın alınan

taşıta gümrük kaçağı olduğu gerekçesi ile el konulması nedeniyle de mülkiyet hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 12/6/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru

belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlığın 25/11/2013 tarihli görüş yazısı 30/11/2013

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 16/12/2013 tarihli dilekçesi

ile Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

6. İkinci Bölümün 5/11/2015 tarihinde yaptığı toplantıda

başvurunun, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması

gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Yurt dışından alınarak 17/2/2000 tarihinde M.Ö. tarafından

yurda sokulan 06 SG 061 plakalı 1988 model Mercedes marka otomobil, 18/2/2000

tarihli müracaat formuna istinaden trafik tescil müdürlüğü tarafından M.Ö.

adına tescil edilmiştir.

9. Başvurucu, anılan taşıtı 24/11/2000 tarihinde noter satış

senedi ile M.Ö.den satın almıştır.

10. Vergilerin ödendiğine ilişkin vezne alındı belgeleri

doğrultusunda Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı tarafından Ankara Trafik Tescil

Şube Müdürlüğüne yazılan bilatarih ve

Güm.4.06.01.15.033-TKDV.060.(OTO).13249 sayılı yazı ile taşıtın trafik

sicilinde bulunan şerhinin iptal edilmesi talimatı verilmiştir.

11. Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğünün 13/11/2001 tarihli ve

32393 sayılı yazısı gereğince gümrük muhafaza memurları tarafından 20/2/2002

tarihinde başvurucuya ait taşıta el konulmuştur.

12. Başvurucu hakkında “kaçakçılık” suçundan soruşturma

başlatılmış, sözü edilen araca el koyma tedbiri uygulanarak muhafaza edilmek

üzere başvurucuya teslim edilmiştir.

13. Başvurucu hakkında otomobilin, yurda getirilişinden itibaren

bir yıl süreyle satışının yasak olduğunu bildiği hâlde otomobili satın aldığı

iddiası ile 20/1/2003 tarihinde kamu davası açılmıştır. Ankara 1. Asliye Ceza

Mahkemesi (Mahkeme) 15/2/2006 tarihli ve E.2003/116, K.2006/51 sayılı kararı

ile üzerine atılı suçun unsurları oluşmadığından bahisle başvurucunun beraatine, suça konu otomobilin başvurucuya iadesine karar

vermiştir.

14. Temyiz üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesi 31/3/2010 tarihli ve

E.2007/13802, K.2010/5535 sayılı kararı ile bu kararın bozulmasına

hükmetmiştir. Yargıtay kararının Mahkeme kararından alıntı gerekçesi şöyledir:

“…suç tarihleri itibariyle temyiz inceleme

gününde, suç tarihlerinde yürürlükte bulunan ve lehe hükümler içeren 765 sayılı

TCK.nun 102/4 ve 104/2 maddelerinde öngörülen

zamanaşımı gerçekleşmiş ise de, dava konusu otomobilin

müsaderesi ya da iadesi bakımından;

Aynı eylem nedeniyle soruşturma evresinde

tefrik edilerek evrakta sahtecilik suçundan açılan dava dosyasının, delillerin

birlikte değerlendirilmesi bakımından getirtilip incelenerek özetinin duruşma

tutanağına geçirilmesi, bu davayı ilgilendiren ve dosyada bulunmayan müfettiş

raporu ve diğer belge asıllarına göre ithalatta sahte evrak kullanıldığının ne

şekilde ortaya çıkarıldığına ilişkin belgelerin onaylı örneklerinin denetime

olanak verecek biçimde bu dosyaya konularak incelenmesi suretiyle sonucuna göre

bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ve inceleme ile yazılı şekilde

hüküm kurulması…”

15. Bozma sonrası yargılama aşamasında Mahkeme, aynı maddi olay

hakkında resmî evrakta sahtecilik suçlamasıyla açılan davaya ilişkin Ankara 9.

Ağır Ceza Mahkemesinin E.2009/227, K.2009/256 sayılı dosyasını inceleyerek

başvurucu dışındaki diğer sanıklar hakkında, aracın belgelerinde sahtecilikten

dolayı açılan kamu davasının neticesinde 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga

Türk Ceza Kanunu’nun 342. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 80. ve 59.

maddeleri gereğince cezalandırılmaları yönünde karar verildiğini ve haklarında

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin

uygulandığını ve kararın bu şekilde kesinleştiğini tespit etmiş; ayrıca

Yargıtay kararında temas edilen gümrük müfettişi soruşturma raporunun bir örneğini

katılan idareden isteyerek dosyaya eklemiştir.

16. Mahkeme 16/9/2010 tarihli ve E.2010/439, K.2010/657 sayılı

nihai kararında diğer sanıklarla birlikte başvurucu hakkındaki kamu davasının

zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar vermiştir.

17. Mahkeme ayrıca gümrük kaçağı eşya olduğu gerekçesiyle

başvurucunun satın aldığı aracın 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla

Mücadele Kanunu’nun 13. maddesi delaletiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu’nun 54. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca müsaderesine

karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Bakanlar Kurulunun 97/9237 sayılı ‘Bazı Şahsi

Eşyanın Bedelsiz İthaline’ ilişkin kararına göre yurtdışında ikamet eden Türk

vatandaşlarına kesin dönüşleri sırasında sahip oldukları taşıtları vergiden

muaf tutularak getirebilecekleri, fakat bu araçlara 21/11/1997 tarihinden önce

sahip olma şartı aramıştır. Kırgızistan adli makamlarının müzekkere cevabında …

suça konu edilen … motor, … şase numaralı, 1988 model Mercedes marka aracı 28/12/2000

tarihinde mülkiyetine geçirdiği bildirildiğinden, 16/07/1997 tarihli ithalata

sunulan Kırgızistan mülkiyet belgesinin sahte olduğu ve mevcut hali ile ithalat

şartını taşımadığından kaçak olan bu aracın müsaderesi gerekeceği

düşünülmekle…”

18. Başvurucunun temyiz yoluna başvurması üzerine Yargıtayın anılan Dairesi 29/11/2012 tarihli ve

E.2012/3094, K.2012/29937 sayılı kararı ile Mahkeme kararını onamış ve bu

suretle başvuru yolları tüketilmiştir.

19. Başvurucu, Yargıtayın onama

kararını 2/5/2013 tarihinde tebellüğ etmiş ve 9/5/2013 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

20. 765 sayılı mülga Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının

(4) numaralı bendi, 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin (8) numaralı fıkrası,

10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı mülga Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 31.

maddesinin birinci fıkrası.

21. 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Bu Kanunda tanımlanan suçlarla ilgili

olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun

eşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümleri uygulanır.

…

(2) Etkin pişmanlık nedeniyle fail hakkında

cezaya hükmolunmaması veya kamu davasının düşmesine karar verilmesi, sadece suç

konusu eşya ile ilgili olarak müsadere hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil

etmez.”

22. 5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması,

taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.”

23. 13/10/1984 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik

Kanunu’nun 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Tescil süreleri, satış ve devirler, noterlerin sorumluluğu

ile ilgili esaslar şunlardır:

a) Araç sahipleri,

1. Tescili zorunlu ve ilk tescili yapılacak olan araçların

satın alma veya gümrükten çekme tarihinden itibaren üç ay içinde tescili için;

bunların hurda durumuna gelmesi hâlinde ise bir ay içinde tescilin silinmesi

için ilgili trafik tescil kuruluşuna veya Emniyet Genel Müdürlüğünün

belirleyeceği kamu kurum veya kuruluşları ile gerçek veya özel hukuk tüzel

kişilerine başvurmak,

…

zorundadırlar.

b) Araçların giriş işlemlerini yapan gümrük idareleri bu

durumu 15 gün içinde araç sahiplerinin beyan ettikleri tescil kuruluşuna bildirmekle

yükümlüdürler.

c) Tescil belgesi, aracın başkasına satış veya devrine,

hurdaya çıkarılmasına veya araçta, yönetmelikte belirtilen niteliklerin

değişmesine kadar geçerli sayılır.

d ) Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve

devirleri, satış ve devri yapılacak araçtan dolayı motorlu taşıtlar vergisi,

gecikme faizi, gecikme zammı, vergi cezası ve trafik idari para cezası borcu

bulunmadığının tespit edilmesi ve taşıt üzerinde satış ve/veya devri

kısıtlayıcı herhangi bir tedbir veya kayıt bulunmaması halinde, araç sahibi

adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak

noterler tarafından yapılır.

Noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirler

geçersizdir.

Satış ve devir işlemi, siciline işlenmek üzere üç işgünü

içerisinde ilgili trafik tescil kuruluşu ile vergi dairesine bildirilir. Bu

bildirimle birlikte alıcı adına trafik tescil işlemi gerçekleşmiş sayılır.

Satış ve devir tarihi itibariyle, 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu

hükümleri uyarınca eski malikin vergi mükellefiyeti sona erer, yeni malikin

vergi mükellefiyeti başlar.

Yapılan satış ve devir işlemi üzerine noterler tarafından

yeni malik adına bir ay süreyle geçerli tescile ilişkin geçici belge düzenlenir.

…

Satış ve devir işlemlerinin bildiriminden itibaren bir aylık

süre içerisinde ilgili trafik tescil kuruluşu veya Emniyet Genel Müdürlüğünün

uygun gördüğü kamu kurum veya kuruluşları tarafından yeni malik adına tescil

belgesi düzenlenerek elden veya posta aracılığıyla teslim edilir. Tescil

belgesinin bir ay içerisinde teslim edilememesi halinde yeni malike sorumluluk

yüklenemez.

…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 17/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvurucunun 9/5/2013 tarihli ve 2013/3044 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu, yasal yollarla yurt dışından getirilen, gümrük

işlemleri tamamlanan, doğrulama belgeleri, trafik ve noter satışları gibi

aşamalardan geçen ve yasal engel konulmayan, kaçak olmadığı ancak usulsüz

olduğu gümrük müfettişlerince tespit edilen; devletin resmî kurumlarınca, yurda

girişinden satış ve tesciline kadar hiçbir aşamasında kaçak olduğu yönünde

işlem yapılmayan taşıta iyi niyetli üçüncü kişi olarak kendisi satın aldıktan

sonra el konulduğunu fakat aracın veya bedelinin kendisine iade edilmediğini,

öte yandan hakkındaki ceza yargılamasının çok uzun sürdüğünü, bu şekilde

mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş; 70.000 TL

maddi ve 30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

26. Bakanlık görüş yazısında, yurt dışından getirilen ve trafik

tescil işlemleri yapılarak üçüncü kişilere satılan taşıtların yurda giriş ve

trafik tescil işlemlerinin gerçeği yansıtmadığının sonradan anlaşılması

durumunda bu araçlar için trafikten men ve el koyma işlemi uygulanmasında

hukuka aykırılık bulunmadığı ancak bu durumda iyi niyetli üçüncü kişinin, hizmet

kusuruna dayanarak idareye ve idari yargı merciine başvurabileceği,

başvurucunun böyle bir yola gittiği bilinmemekle birlikte hizmet kusurunun

tespiti durumunda mahkemelerin iyi niyetli üçüncü kişiler lehine tazminata

hükmettiğinin görüldüğü belirtilmiştir.

27. Başvurucu bu görüşlere katılmadığını beyan etmiştir.

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) müsadere yoluyla

mülkiyet hakkına yapılan müdahalelere ilişkin kararlarında, istikrarlı olarak

müsadere yoluyla yapılan müdahalenin Sözleşme’ye Ek 1

No.lu Protokol’ün 1. maddesinin gereklerini karşılayıp karşılamadığı bakımından

esastan inceleme yapmaktadır (AGOSI/Birleşik

Krallık, B. No: 9118/80, 24/1/1986, §§ 52-61; Microintelect Ood/Bulgaristan,

B. No: 34129/03, 4/3/2014, §§ 46-50; Ünsped Paket Servisi San. ve Tic. A.Ş./Bulgaristan, B. No:

3503/08, 13/1/2015, §§ 45-47).

29. Anayasa

Mahkemesi de başvurucunun müsaderenin

adil olmadığını ileri sürdüğünü gözeterek değerlendirme yapacaktır. Bu durumda

başvurucunun; devletin resmî kurumlarının, yurda girişinden satış ve tescile

kadar hiçbir aşamada kaçak olduğu yönünde işlem yapmadığı taşıta, iyi niyetli

üçüncü kişi olarak satın aldıktan sonra gümrük kaçağı olduğu gerekçesiyle el

konulduğuna, buna rağmen aracın veya bedelinin kendisine iade edilmeyerek mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı

gibi başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun bu

şikâyete ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede Yargılama Yapılmadığı İddiası

30. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti de

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun bu

kısmına ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

31. Başvurucu; ruhsat, trafik

belgeleri, yurda giriş ve gümrük işlemleri tamamlanan, doğrulama belgeleri ve

noter satışları gibi aşamalardan geçen, kısaca devletin resmî kurumlarının yurda girişinden satış ve tesciline kadar

hiçbir aşamada kaçak olduğu yönünde işlem yapmadığı ve yasal engel koymadığı

bir araca, iyi niyetli üçüncü kişi

olarak satın aldıktan sonra gümrük kaçağı olduğu gerekçesi ile el konulduğunu,

buna rağmen aracın veya bedelinin kendisine iade edilmediğini, bu suretle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. Bakanlık, görüş yazısında uyuşmazlığın esası bakımından

değerlendirme yapılması durumunda, AİHM çeşitli nedenlerle zapt edilen malları

mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirmekle birlikte, bu müdahaleleri mülkiyet

hakkının ihlali olarak görmeyip Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme)

Ek 1 No.lu Protokol’ün birinci maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamında kabul

ettiğini, bu fıkranın devletlere genel çıkarı korumak amacıyla mülkiyetin

kullanımının kontrolü amacıyla gerekli gördükleri tedbirleri alma hakkı

tanıdığına vurgu yaptığını, bu tedbirlerin Sözleşme’ye

taraf devletlerin hemen hemen hepsinde yer almasını da dikkate alarak AİHM’in bu konuda esnek davrandığını, bu hususların esas

yönünden yapılacak değerlendirmelerde göz önünde bulundurulması gerektiğini

ifade etmiştir.

33. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki

beyanlarını tekrar etmiştir.

34. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

35. Anayasa’nın “Mülkiyet

hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu

haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet

hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”

36. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün

"Mülkiyetin korunması"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama

konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

37. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, ürünlerden yararlanma ve tasarruf olanağı verir (AYM,

E.2002/112, K.2003/133, 10/4/2003).

38. Mutlak değil, sınırlanabilir bir hak olan mülkiyet hakkı

Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir.

Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında genel olarak hak tanınmakta,

ikinci ve üçüncü fıkralarında da sınırlama ve güvence ölçütleri

gösterilmektedir. Bu sınırlama ve güvencelerin Anayasa’nın 13. maddesinde yer

alan ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

39. Mülkiyet hakkına getirilen sınırlandırmanın Anayasa’nın 13.

maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen

nedene dayanma, kanunlar tarafından öngörülme ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

40. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele “mülkiyet

hakkına” yönelik bir müdahalenin bulunup bulunmadığını belirlemektir. Sonraki

aşamalarda varlığı kabul edilen müdahalenin kanuni dayanağı olup olmadığı,

meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı, amacı ve müdahalede kullanılan araçlar ile

başvurucuya yüklenen külfetin ölçülü olup olmadığı hususlarının tespit edilmesi

gerekir.

i. Mülkün Varlığı

41. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasının

ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracak bir müdahalenin olması

gerekmektedir (Selçuk Emiroğlu,

B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).

42. Bu doğrultuda öncelikle mülkiyet hakkının kapsamına dâhil

olabilecek mal varlığı değerlerinin belirlenmesi gerekir. Anayasa'nın 35.

maddesi ile 1 No.lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin koruma alanı içinde yer alan

menfaatlerin kapsamına mevcut bir mülk girebileceği gibi kesin bir şekilde

tanımlanmış alacak hakları da girebilir (AYM, E.2000/42, K.2001/361, 10/12/2001;

AYM, E.2006/142, K.2008/148, 24/9/2008).

43. Taşınır eşyada mülkiyetin devri için borçlandırıcı işlemin

yapılmasından sonra zilyetliğin naklinin (tasarruf işlemi) gerçekleştirilmesi

gerekir. Bu tasarruf işlemi doğrudan doğruya eşyanın veya aracın teslimi yahut

eşyanın, alıcının fiilî hâkimiyetine girmesi ile gerçekleşir.

44. Taşınır eşya olan motorlu araçlar, taşıdıkları önem ve risk

nedeniyle hukuk düzeni tarafından diğer taşınır eşyaların tabi olduğu

mülkiyetin devir şeklinden farklı olarak daha sıkı şekil şartlarına tabi

tutulmuştur.

45. 2918 sayılı Kanun’un 20. maddesinin birinci fıkrasının (d)

bendi şöyledir:

“Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri

.... araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi…

esas alınarak noterlerce yapılır...”

46. Trafik sicili; devlet eliyle resen tutulan, motorlu

araçların teknik ve fiziki özellikleri ile üzerlerinde yer alan, başta mülkiyet

hakkı olmak üzere ayni hakları ve çeşitli kısıtlamaları gösteren resmî bir

kayıt sistemidir.

47. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 7.

maddesi şöyledir:

“Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların

doğruluğuna kanıt oluşturur.

Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda

başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle bağlı değildir.”

48. Trafik sicili, 4721 sayılı Kanun’un 7. maddesinde belirtilen

resmî sicillerden sayılırken bu sicile dayanılarak oluşturulan araç tescil

belgeleri de (ruhsatname) aynı madde gereğince resmî senetlerden sayılır.

Dolayısıyla belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Trafik

sicili, içerdiği hususların doğruluğuna ilişkin karine teşkil eder.

49. Trafik siciline tescilli araçlarda, noterde yapılan satış

veya devir işleminin sonrasında aracın zilyetliği alıcıya devredildiğinde

mülkiyeti de geçmiş olacaktır.

50. 2918 sayılı Kanun’un 20. maddesine göre henüz tescili

yapılmamış motorlu araçların mülkiyet devirleri ise taşınır mülkiyetin devrine

ilişkin esaslarla genel olarak aynıdır. Diğer bir deyişle mülkiyeti devretmeyi

amaçlayan sözleşmenin yapılmasından sonra mülkiyeti devir amacıyla zilyetliğin

naklinin gerçekleşmesi ile motorlu aracın mülkiyeti alıcıya geçmiş olacaktır.

Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince gönderilen ve 1/10/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesi kayıtlarına giren belgelere göre başvurucu, aracın trafik siciline

tescilinden önce Ankara 27. Noterliğinin 24/11/2000 tarihli ve 22741 sayılı

Kati Satış Senedi ile aracı satın almış; söz konusu belgede aracı fiilen teslim

aldığını beyan etmiştir. Ödemeleri takiben araç üzerindeki zilyetliğin

kendisine devredilmesi ile malik olan başvurucu 27/11/2000 tarihinde de aracın

trafik tescil işlemlerini gerçekleştirmiştir. Bu yönüyle trafik sicilindeki

tescil kurucu değil, açıklayıcı niteliktedir.

51. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibarıyla 4721 sayılı Kanun'da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlı

olmadığı gibi trafik siciline tescilli araç mülkiyetinin Anayasa'nın 35.

maddesindeki güvence kapsamına girdiğine kuşku yoktur.

52. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki hakkının ihlal

edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak

zorundadır. Bu nedenle öncelikle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca

korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı

noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (İhsan Vurucuoğlu,

B. No: 2013/539, 16/5/2013, §§ 30, 31).

53. Başvuru konusu olayda yukarıda ayrıntılı bir şekilde ifade

edildiği gibi başvurucunun otomobili 24/11/2000 tarihinde satın aldığı,

27/11/2000 tarihinde de aracın trafik tescil işlemlerini gerçekleştirdiği

dikkate alındığında Mahkemece müsaderesine karar verilen araç üzerinde

Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkının varlığı konusunda şüphe

bulunmamaktadır.

ii. Müdahalenin

Mevcudiyeti

54. Anayasa'nın 35. maddesi ve Sözleşme’ye

Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi, paralel düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer

vermiştir.

55. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün

1. maddesi üç temel kuraldan oluşmaktadır. Birinci kural genel olarak

mülkiyetten barışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesidir. Bu husus

birinci fıkranın ilk cümlesinde düzenlenmiştir. İkinci kural mülkiyetten yoksun

bırakmayı düzenler ve bunu belirli koşullara bağlı kılar. Bu da aynı fıkranın

ikinci cümlesinde düzenlenmiştir. Üçüncü kural ise devletlere kamu yararına

uygun olarak ve bu amacın gerektirdiği ölçüde yasaların uygulanması yoluyla

mülkiyetin kullanımını kontrol etme yetkisi tanır, bu ise ikinci fıkrada yer

almaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç,

B. No: 7151/75, 7152/75, 23/9/1982, § 61).

56. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrası 1 No.lu Ek

Protokol'ün 1. maddesindeki düzenlemeye paralel şekilde mülkiyet hakkını tanımış,

ikinci ve üçüncü fıkralarında ise mülkiyet hakkının sınırlandırılması ve bu

sınırlandırmanın ölçütünü belirtmiştir.

57. AİHM’in müsadere yoluyla yapılan

müdahalelere ilişkin genel yaklaşımı; müsaderenin, mülkten yoksun bırakmayı

içerse dahi Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1.

maddesinin ikinci paragrafı kapsamında bir “ceza”

olarak uygulandığı ve bu amacı gözeterek mülkiyetin kullanımının kontrolü

olarak değerlendirilmesi gerektiği yönündedir (Frizen/Rusya,

B. No: 52824/00, 24/3/2005, § 31; Veits/Estonya, B. No: 12951/11, 15/1/2015, § 70 ve AGOSI/Birleşik Krallık, B.

No: 9118/80, 24/1/1986, § 51).

58. Başvurucunun maliki olduğu aracın müsaderesinin, mülkünün

elinden alınması sonucunu doğurduğundan Anayasa’nın 35. maddesi anlamında sahip

olunan mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğuna kuşku yoktur.

iii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

59. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13.

maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35.

maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın Anayasa’nın 13.

maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

1. Kanunilik

60. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve

kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınırken Sözleşme'ye

Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi mülkiyetten

yoksun bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülen koşullarla ve uluslararası

sözleşmelere uygun olarak yapılabileceğini öngörmektedir. AİHM, yasada

öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar

kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de

hukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken (Malonei/İngiltere, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68) Anayasa, tüm

sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek Sözleşme'den daha geniş bir koruma sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 31).

61. 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre bu Kanun’da tanımlanan suçlarla ilgili

olarak 5237 sayılı Kanun’un eşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümleri

uygulanır. Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasına göre kamu davasının düşmesine

karar verilmesi, sadece suç konusu eşya ile ilgili olarak müsadere hükümlerinin

uygulanmasına engel teşkil etmez. 5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4)

numaralı fıkrasına göre de üretimi, bulundurulması, kullanılması,

taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya müsadere edilir.

62. Mahkeme tarafından, başvurucunun satın aldığı aracın gümrük

kaçağı eşya olduğu gerekçesiyle 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesi delaletiyle

5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca müsaderesine

karar verilmiş; başvurucunun bu kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay 7. Ceza

Dairesi 29/11/2012 tarihli ve E.2012/3094, K.2012/29937 sayılı kararı ile

Mahkeme kararını onamıştır. Bu nedenle başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin “kanunlar tarafından öngörülme” ölçütünü karşıladığı sonucuna

varılmıştır.

2. Meşru Amaç

63. 5607 sayılı Kanun’a göre kaçakçılık, ülkeye ithali ya da

ülkeden ihracı yasak olan veya ithal ve ihracı gümrük işlemlerine tabi olan bir

eşyayı gümrük işlemleri yaptırılmadan ithal veya ihraç etmek, bu eşyayı ülke

içinde satmak veya satın almaktır.

64. Günümüzde uluslararası ticaretin giderek artması ve

serbestleşmesi, toplum ve çevre sağlığını olumsuz yönde etkileyen, ülke

ekonomisi ve güvenliğini tehdit eden her türlü kaçakçılık faaliyetlerindeki

artışı da beraberinde getirmiştir. Ülke ticaretinin ve güvenliğinin korunması

ve kontrolü ile haksız rekabetin önlenmesi amacıyla kaçakçılıkla mücadele etmek

için ülkeler tarafından hukuki düzenlemelerle gerekli önlemler alındığı gibi bu

türden fiillerle mücadelede etkinliğin artırılması maksadıyla uluslararası anlaşmalar

da yapılmaktadır. Bu yüzden kaçakçılıkla mücadelede etkinliğin artırılması

gayesiyle “kaçak eşya”nın müsadere edilmesinin kamu

yararı amacı taşıdığı değerlendirilmektedir (Osman

Bayrak, B.No:2013/3803, 25/2/2015, § 81).

65. Başvuru konusu olayda, başvurucu adına trafik siciline

tescilli aracın Mahkemece “kaçak eşya” niteliğinde olduğu gerekçesine

dayanılarak müsadere edilmesi ile ithali yasak olan eşyanın ülkeye girişine

engel olunması ve kaçakçılığın önlenmesi amaçlanmıştır. Kaçakçılığın

önlenmesinin kamu yararına olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu

yönden başvurucuya ait aracın mülkiyetinin kamuya geçirilmesinin meşru bir amaç

taşıdığı sonucuna varılmıştır.

3. Ölçülülük

66. Son olarak başvurucuya ait aracın mahkeme kararıyla müsadere

edilmesi ile “mülkiyet hakkına” yapılan müdahale arasında makul bir dengenin

gözetilip gözetilmediği değerlendirilmelidir.

67. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”,

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli

olarak dikkate alınması gereken bir güvencedir. Ölçülülük, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple mülkiyet hakkına getirilen

müdahalelerde hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli,

gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Osman Bayrak, §§ 73, 74).

68. Bu bağlamda başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan başvurucuya ait aracın

“kaçak eşya” niteliğinde kabul edilerek müsadere edilmesinin mülkiyet hakkını

kısıtlama bakımından “ölçülülük ilkesi” ne

uygun olup olmadığı olacaktır.

69. Başvuru konusu olayda başvurucu, Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 20/2/2002 tarihinde aracına el

konularak tarafına yediemin bırakıldığını, Başsavcılıkça “kaçakçılık” suçunu

işlediği iddiasıyla 20/1/2003 tarihinde hakkında açılan kamu davasının Ankara

1. Asliye Ceza Mahkemesince 16/9/2010 tarihinde zamanaşımı nedeniyle düşmesine

karar verildiği hâlde dava konusu aracın müsaderesine hükmedildiğini, müsadere

kararının mahkûmiyet hükmünün sonucu olabileceğini, hakkında kesinleşmiş

mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen aracın müsadere edildiğini belirterek

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

70. Somut olayda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca el konulan

aracın Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince “kaçak eşya” olduğu kabul edilerek

müsaderesine karar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

ölçülü olup olmadığı değerlendirilmelidir.

71. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi,

kural olarak usule ilişkin güvenceleri içermemekle

beraber başvurucuya, keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleye karşı yetkili makamlar önünde etkin bir biçimde itiraz

edebilme olanağının tanınıp tanınmadığı güvencesini kapsamaktadır (AGOSİ/Birleşik Krallık, § 60; Saccocia/Avusturya, 69917/01, B. No: 18/12/2008, § 89; Microintelect Ood/Bulgaristan,

§ 48). Ayrıca müsadere yoluyla müdahale nedeniyle

uğranılan zararın giderimine dair etkin bir tazminat

yolunun var olup olmadığı da ölçülülük bakımından irdelenmelidir (AGOSİ/Birleşik Krallık, § 53, Microintelect Ood/Bulgaristan, § 48; Andonoski/Makedonya, B. No: 16225/08, 17/9/2015, § 48).

72. Başvurucu ve diğer iki şüpheli hakkında “kaçakçılık” suçunu

işledikleri iddiasıyla Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında

yapılan yargılama sonunda, 16/9/2010 tarihli karar ile başvurucu ve diğer

sanıklar hakkında “kaçakçılık” suçundan açılan kamu davasının, 765 sayılı mülga

Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendi ile 104.

maddesinin (2) numaralı bendi ve 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin (8)

numaralı fıkrası gereği zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine; Ankara 9. Ağır Ceza

Mahkemesinin 28/7/2009 tarihli mahkûmiyet kararına göre suça konu aracın sahte

belgelerle yurt dışından getirildiği, mevcut hâli ile ithalat şartını

taşımadığı ve kaçak olduğu gerekçesiyle 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1)

ve (2) numaralı fıkraları delaletiyle 5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4)

numaralı fıkrası uyarınca müsaderesine karar verilmiş; Yargıtay 7. Ceza

Dairesinin 29/11/2012 tarihli ilamıyla hüküm onanmıştır.

73. Bu durumda başvurucunun, yargılamanın taraflarından biri

olmakla müsadere talebine karşı savunma ve itirazlarını ileri sürebilme olanağı

bulabildiği görülmüş; Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi kararında belirtildiği

üzere başvurucuya ait aracın “kaçak

eşya” niteliğinde olduğu, sahte belgelerle ülkeye getirildiği, nitekim Ankara

9. Ağır Ceza Mahkemesince de suça konu aracın sahte belgelerle yurt dışından

getirildiği gerekçesiyle “resmî

belgede sahtecilik” suçundan başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verildiği

anlaşılmıştır. Dolayısıyla Sözleşme’ye Ek 1 No.lu

Protokol’ün 1. maddesinin öngördüğü güvence kapsamında yetkili

makamlar önünde etkin bir biçimde itiraz edebilme olanağının başvurucuya

tanındığı anlaşılmaktadır.

74. AİHM’e göre “kaçak

eşya”, müsaderenin konusu olabilir. Bununla birlikte AİHM, müsaderenin adil

olabilmesi için kaçak eşyanın malikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında

bir illiyet bağının olması gerektiğini ve “iyi niyetli” eşya malikine müsadere

edilen eşyaları geri kazanabilme olanağının tanınması (AGOSİ/Birleşik Krallık, § 53) veya tazmin

edilmesi (Microintelect Ood/Bulgaristan,

§ 48) gerektiğini belirtmektedir. Bu kural aynı zamanda kaçakçılık suçundan mahkûm

edilmeyen eşya maliki için de uygulanmalıdır (Jucys/Litvanya, B. No: 5457/03, 8/1/2008, § 36).

75. Bu ilkeler çerçevesinde hukuk sistemimizde

kaçak eşyanın “iyi niyetli” maliki yönünden müsadere edilen eşyaların geri

kazanılmasına veya tazminine yönelik etkin bir hukuk yolunun mevcut olup

olmadığı irdelenmelidir.

76. Danıştay Onuncu

Dairesinin 16/12/2009 tarihli ve E.2007/62, K.2009/10528 sayılı kararı

şöyledir:

“Yurda giriş yaptıktan sonra trafik tescil

işlemleri yapılan ve bu şekilde üçüncü kişilere satılan taşıtların yurda giriş

işlemlerinin veya trafik tescil işlemlerinin gerçeği yansıtmadığının sonradan

anlaşılması halinde bu araçların trafikten men edilerek el konulmasında hukuka

aykırılık bulunmamaktadır.

Ancak, bir aracın trafiğe çıkabilmesi için

yasal işlemlerin tümünün tamamlamış olması, söz konusu araçların başkalarına

satış ve devrine herhangi bir engel bulunmaması durumunda, bu araçları satın ve

devir alan iyiniyetli üçüncü kişilerin sahibi bulundukları araçlara sonradan el

konulması halinde uğradıkları zararların hizmet kusuru ilkesi uyarınca ilgili

idarelerden tazmini gerekmektedir.”

77. Danıştay Onuncu Dairesinin 8/5/2007

tarihli ve E.2005/1011, K.2007/2423 sayılı kararı şöyledir:

“Uyuşmazlıkta, Emniyet Genel Müdürlüğünün,

kendisine yetkili makamlar tarafından sunulan belgelere istinaden kayıt ve

tescil işlemleri yapmasında hizmet kusuru bulunmasa bile Emniyet Genel

Müdürlüğünce usulüne uygun olarak tescil işlemleri yapılan aracı satın alan

kişinin bu kayıtlar nedeniyle uğradığı zararın kusursuz sorumluluk ilkesi

uyarınca tazmin edilmesi gerekmektedir.

Öte yandan, gümrük idaresinin, araç ithalatı

sırasında kullanılan belgelerin gerçeğe uygun olup olmadığını inceleme ve

denetleme yetkisi bulunduğundan, bu inceleme ve araştırma nedeniyle hizmet

kusuru işlediğinden söz edilemeyeceği açık olmakla birlikte, ithaline müsade ettiği aracı satın alan davacının, olayda herhangi

bir kusurunun bulunmaması ve aracın ithali ile ilgili işlemlerde bir ilgisinin

tespit edilememesi karşısında uğradığı zararın kusursuz sorumluluk ilkesi

uyarınca tazmin edilmesi gerekmektedir.

Buna göre, yukarıda belirtilen ilkeler

uyarınca davacının uğradığı zarara karşılık takdiren

belirlenecek bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken davanın

reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.”

78. Bu durumda müsadere nedeniyle

uğranılan zararın tazminine dair etkin bir tazminat yolunun bulunduğu anlaşılmaktadır.

Ancak başvuru konusu olayda başvurucu, aracının müsadere

edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmekle birlikte

zararının giderilmesine yönelik derece mahkemeleri nezdinde bir tazminat

talebinde bulunmamıştır.

79. Dolayısıyla Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşen

kararıyla “resmî belgede sahtecilik” yapılarak ülkeye getirilen aracın “kaçak

eşya” niteliğinde olduğu gerekçesiyle müsadere edilmesinin, kamu yararı amacına

uygun olup tazmin yolunu içeren yeterli güvencelerin varlığı da gözetildiğinde,

başvurucuyu kişisel ve aşırı bir yük altına sokmadığı, müdahalenin amacı ile

başvurucuya yüklenen külfetin orantılı olduğu sonucuna varılmıştır.

80. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında başvurucuya ait

aracın “kaçak eşya” olarak nitelendirilerek müsadere edilmesinin mülkiyet

hakkına yönelik orantısız bir müdahale olmadığı ve bu bağlamda ölçülülük

ilkesine aykırı olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun

Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ve

Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.

b. Yargılamanın Makul Sürede

Sonuçlandırılmadığı iddiası

81. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

soruşturma kapsamında 20/2/2002 tarihinde idaresindeki araca el konularak

ifadesinin alındığını, Başsavcılıkça 20/1/2003 tarihinde hakkında açılan kamu

davasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

82. Bakanlık, makul sürede yargılanma hakkının ihlali

iddialarına ilişkin olarak görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

83. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında -ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle-

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

84. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41–45).

85. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkı kapsamına girer (Burak Edis, B. No: 2012/625,

9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında “kaçakçılık” suçunu

işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suç

7/1/1932 tarihli ve 1918 sayılı mülga Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair

Kanun’un 25. maddesinin üçüncü fıkrası ile 33. maddesinin üçüncü fıkrasında

hapis ve adli para cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede

başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.

maddesinin güvencesi kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (Burak Edis, §

32).

86. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, §

35). Somut başvuru açısından bu tarih, başvurucunun idaresindeki araca el

konularak ifadesinin alındığı 20/2/2002’dir. Ceza yargılamasında sürenin sona

erdiği tarih ise suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı tarih olup somut

başvuru açısından bu tarih, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin Ankara 1. Asliye Ceza

Mahkemesinin kararını onadığı 29/11/2012’dir.

87. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

20/2/2002 tarihinde idaresindeki araca el konularak ifadesi alınan başvurucu

ile diğer iki şüpheli hakkında “kaçakçılık” suçunu işledikleri iddiasıyla Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının 20/1/2003 tarihli iddianamesi ile kamu davası

açıldığı belirlenmiştir. Yargılamaya başlayan Ankara 1. Asliye Ceza

Mahkemesince başvurucunun savunmasının alındığı, Ankara Gümrükler

Başmüdürlüğüne yazı yazılarak el konulan aracın muafiyet hükümleri kapsamında

ithalinin mümkün olup olmadığı hususunda bilgi istendiği, el konulan araç

üzerinde bilirkişi refakatiyle keşif yapıldığı, muafiyet hükümlerinden

yararlanarak ithal edilen söz konusu araç hakkındaki kayıtların tespiti amacıyla

Kırgızistan adli makamlarına yazılan talimat cevabının uzun süre beklendiği,

sonuç alınamaması üzerine 15/2/2006 tarihli karar ile başvurucu açısından suçun

unsurlarının oluşmadığı, diğer iki sanık yönünden ise suçun işlendiği hususunda

kesin ve inandırıcı delil bulunamadığından beraatlerine

ve suça konu aracın ruhsat sahibine iadesine karar verildiği tespit edilmiştir.

Katılan idarenin temyizi üzerine hükmün, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 31/3/2010

tarihli ilamı ile bozulduğu, bozma üzerine yapılan yargılamada Mahkemece

16/9/2010 tarihli karar ile başvurucu hakkında “kaçakçılık” suçundan açılan

kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine, suça konu aracın müsaderesine

karar verildiği, başvurucunun temyizi üzerine kararın Yargıtay 7. Ceza

Dairesinin 29/11/2012 tarihli ilamı ile onandığı anlaşılmıştır.

88. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar

verilmiştir (Burak Edis,

§§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§

24-40).

89. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde başvuruya konu ceza

davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler

dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum ve

davranışlarıyla usule ilişkin haklarını kullanırken özensiz davranmasının

yargılamanın önemli ölçüde uzamasına sebep olduğu da söylenemez. Anılan davaya

bütün olarak bakıldığında somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini

gerektirecek bir yön bulunmadığı ve 10 yıl 9 ayı aşan yargılama sürecinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

90. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

91. Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle aracı satın

almak için ödediği 38.000 DM ile yaptığı masrafların karşılığı olarak 2.000

TL’nin rayiç değeri olmak üzere toplam 70.000 TL maddi, makul sürede yargılama

yapılmadığı için 30.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

92. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

93. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin olarak 10 yıl

9 ayı aşan yargılama süresi dikkate alındığında yargılama faaliyetinin uzunluğu

sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

94. Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle

maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber mülkiyet hakkının ihlali

iddiasına ilişkin olarak Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet

hakkının ihlal edilmediğine karar verildiği dikkate alındığında başvurucunun

maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

95. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ve Celal Mümtaz AKINCI’nın

karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

D. 198,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

OYBİRLİĞİYLE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına OYBİRLİĞİYLE

17/12/2015 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

Dosyanın incelenmesinde; başvurucunun,

bilahare mahkeme kanalıyla zaptolunan ve iyiniyetli

olarak bir başkasından noter satışıyla devredildiği aracı sahte belgelerle

yurda sokan kişiler arasında yer almadığı ve hakkında bu nedenle dava açılmadığı,

hakkında kaçakçılık suçundan açılan davada da ilk derece mahkemesince anılan

suçtan beraat ve suça konu otomobilin başvurucuya iadesine karar verildiği,

vaki temyiz üzerine Yargıtayca, inceleme tarihi

itibariyle dava zamanaşımı dolduğu, ancak dava konusu otomobilin müsaderesi ya

da iadesi bakımından bir değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle hükmün

bozulduğu, ilk derece mahkemesinin bozma ilamına uyarak kaçakçılık suçundan

zamanaşımın dolması nedeniyle düşme kararı verdiği, başvurucunun maliki olduğu

araç yönünden ise aracın gümrük kaçağı eşya olması itibariyle 5607 sayılı

Kanun’un 13. ve 5237 sayılı 54/4. maddeleri uyarınca “müsadere” kararı

verildiği, bu yöndeki karara gerekçe olarak da “…16.7.1997 tarihli ithalata

sunulan Kırgızistan mülkiyet belgesinin sahte olduğu ve mevcut haliyle ithalat

şartını taşımadığından kaçak olan bu aracın müsaderesi gerekeceği düşünülmekle

…” şeklinde bir görüş serdedildiği ilk derece mahkemesi kararının bu kez Yargıtayca onamak suretiyle kesinleştiği anlaşılmaktadır.

2918 sayılı Trafik Yasası’nın 20. maddesinin

(d) bendi, tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin, araç

sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi esas alınarak noterce yapılacağını

ifade ederken Trafik sicili devlet eliyle resen tutulan, araç teknik

özellikleri ve araç üzeri mülkiyet ve ayni hak ve varsa çeşitli kısıtlılıkları

gösteren resmi kayıt sistemidir ve MK 7. maddesine göre bu belgeler

belgeledikleri olguların doğruluğunu kanıtlarlar. Trafik siciline dayalı araç

tescil belgesi de bu kapsamda resmi senettir. Üzerinde var olan hukuki güven

mülkiyetin geçişine aracılık eder.

Başvurucunun 27.11.2000 tarihinde

gerçekleştirdiği trafik tescil işlemi ile araç üzerindeki mülkiyet hakkının

varlığı ve müsadere ile vaki hakkı müdahale konusu tartışmasızdır. Müsaderenin

kanuniliği için kullanılan 5237 sayılı Yasa’nın 54. maddesinin dördüncü

fıkrasında kural, alımı, satımı, kullanılması, bulundurulması, suç konusu olan

eşyanın müsaderesine imkan verirken, aynı maddenin

birinci fıkrasının ilk cümlesi bir suçun işlenmesinde kullanılan eşyanın

müsaderesine ÜÇÜNCÜ İYİ NİYETLİ KİŞİLERE AİT OLMAMAK koşulu ile izin

vermektedir. 5237 sayılı Yasa’nın gerekçesinde de kuralın Anayasa’da yer alan

mülkiyet hakkını zedelememesi için yeniden düzenlendiğini, kişinin suç işlemine

iştirak etmemesi, suçun işlenişinden haberdar olmaması durumunda sahibi

bulunduğu eşya suç işlemesinde kullanılmış bile olsa müsadereye

hükmedilemeyeceğini istisnasının kamu güvenliği, sağlığı veya genel ahlak ile ilgili

konularda açısından kabul edilebileceğini belirtmektedir. Düzenlemenin asıl

amacının da “müsaderenin” hukuki niteliğinin aslen bir güvenlik tedbiri olduğu

hususuna yönelik olduğu, bu amaçla düzenlenmiş yasanın ilgili 54. maddenin

üçüncü fıkrasında kullanılmış ama müsaderesi ile suça nazaran ağır sonuçlar

doğuracak ve hakkaniyete aykırı olacağı anlaşılan eşyanın müsaderesine de

hükmedilmeyebileceğini söylemektedir.

Devletin trafik tescil bilgilerinin sıhhatine

güvenerek aracı bir başka kişiden noter kanalıyla devralan başvurucunun

“iyiniyetli” sayılması gerektiği kuşkusuz olduğu gibi; sahte belgelerle araç

ithal etme suçunun sanığı olmayan, kaçakçılık suçundan yargılanmakla beraber

önce bu suçtan beraatine ve aracı iadesine karar

verilen, bilahare Yargıtayın bu yöndeki bozma kararı

üzerine hakkındaki bu dava zamanaşımı nedeniyle düşen başvurucunun mülkiyet

hakkına vaki kamu müdahalesinin ölçülü ve haklı olduğu da kabul edilemez.

Esasen davanın somutunda, ithal edilen araca ilişkin belgelerin Kırgızistan’dan

celbinin birkaç yıl alınması karşısında, başvurucunun bu konuda müdebbir

davranmadığı söylenemez. Devletin “gümrük kaçağı” gerekçesiyle iyi niyetli

üçüncü kişilere ait araca el koyması ve bu konuda kendiliğinden bir

tazmin-giderim mekanizması öngörmemesi nedeniyle; kamunun trafik tescil sistem

ve kayıtlarına güvenerek araç satın alan kişilerin otomatik olarak uğradıkları

zararı sineye çekmek zorunda oldukları söylenemez.

Devlet

kayıtlarına güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere kalkışan iyi

niyetli bireyin hukuka ve devlete olan güvenini sürdürmesi yanında devletinde

bu güveni zedeleyici işlemlerden kaçınmak, mevzuata ve kayda olan inancının

devamını sağlamak zorunluluğu, hukuk devleti olmanın gereklerindendir. Dolayısıyle, bu konumdaki kişilerin elkoyma

(müsadere) kararından sonra davalı idare aleyhine hizmet kusuru vb. nedenlerle

dava açarak uğradıkları zararların tazminini isteyebilecekleri yönündeki bir

düşünce ihlal edilen mülkiyet hakkını telafi edici bir sistem olarak kabul

edilmemelidir. Aslolanın hukuksuzluğu önlemek

olduğunda, telafi etmek hak ihlalini meşru kılmayacaktır.

Açıklanan nedenlerle; dosyanın geçirdiği

safahat itibariyle başvurucunun mülkiyet hakkına “ölçüsüz” bir biçimde müdahale

de bulunulduğu ve Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlal

edildiği kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına

katılmıyoruz.

Başkan

:

Zühtü

ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan

ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman

Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal

Mümtaz AKINCI

Erdal

TERCAN

Muammer

TOPAL

M.

Emin KUZ

Hasan

Tahsin GÖKCAN

Kadir

ÖZKAYA

Rıdvan

GÜLEÇ

Raportör

:

Tarık

KAVAK

Başvurucu

:

Bekir

YAZICI

KARŞI OY GEREKÇESİ

1. Başvurucu, “kaçakçılık” suçu

işlediği iddiası ile yargılandığı davanın makul sürede sonuçlanmadığı ve

hakkında kesinleşmiş mahkumiyet hükmü bulunmamasına

rağmen dava konusu aracın müsaderesine karar verildiğini belirterek,

Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Başvurucunun satın aldığı,

yurt dışından getirilen otomobile kaçak olduğundan bahisle el konulmuş ve uzun

bir yargılama sürecinden sonra “kaçakçılık” suçundan açılan davanın

zamanaşımından düşürülmesine, aracın da müsaderesine karar verilmiştir.

3. Dosya incelendiğinde suça

konu aracın yurtdışından başvurucu tarafından getirilmediği, yurtdışından

mevzuata aykırı olarak getirilen aracın mevzuata aykırı olarak getirildiğini

bilmeyen iyiniyetli üçüncü şahıs durumunda olan başvurucu tarafından noter

satış senedi ile satın alındığı ve bu aracı kullanmakta iken araca el konulup

dava açıldığı görülmektedir.

4. 2918 sayılı Trafik

Kanunu’nda, tescil edilmiş araçların her türlü satış ve devir işlemlerinin,

araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi esas alınarak noterlerce

yapılacağı ifade edilmiştir. Buna göre trafik sicili de tapu sicili gibi resmi

kayıt mahiyetindedir. Nitekim MK 7. maddesinde de, ”Resmi

sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur.” denilerek

resmi sicillere güven esası teyit edilmiştir.

5. Başvurucu hakkında açılan

dava, zamanaşımı sebebiyle düşürülürken, adına trafik sicilinde kayıtlı aracın

yurt dışından usulsüz olarak ithal edildiğinden bahisle 5607 sayılı

Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 13. maddesi delaletiyle 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nun 54. maddesi 4. fıkrası uyarınca müsaderesine karar verilmiştir.

6. “Eşya Müsaderesi” başlıklı

TCK 54. maddesinde, “ İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla” denilerek iyiniyetli üçüncü kişilerin korunması gerektiği ifade

olunmaktadır.

7. Somut olayda başvurucu

devletin trafik siciline güvenerek araç satın almış iyiniyetli üçüncü şahıs konumundadır. Belgelerde sahtecilik

yaparak araç ithal eden kişiler hakkında Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde

açılan dava sanıkları arasında başvurucu bulunmamaktadır. Başvurucu hakkında,

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu uyarınca dava açılmıştır. Açılan bu

davada başvurucunun önce beraatına karar verilmiş, Yargıtay bozması sonra

yapılan yargılama sürecinde de davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar

verilmiştir. Sonuç itibariyle başvurucunun “kaçakçılık suçu” işlediği sabit değildir.

Aynı zamanda da “iyiniyetli” olmadığı da keza saptanmış değildir.

8. Devletin tuttuğu sicillere

güvenerek işlem yapan iyiniyetli kişilerin devlete ve yürürlükteki kurallara

olan güveninin sağlanıp sürdürülmesi yanında devletin de bu güveni sarsacak

işlem ve eylemlerden sakınmak, devlete ve kurallara olan güvenin devamını

sağlamak yükümlülüğü “hukuk devleti “ olmanın bir

gereğidir.

9. Olayımızda zamanaşımı

nedeniyle düşme kararına rağmen, iyiniyetli olmadığı saptanamayan başvurucuya

ait otomobilin müsaderesine karar verilmesi, mülkiyet hakkına ölçüsüz bir

müdahale niteliğinde olduğundan çoğunluk görüşüne katılmadım.

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Celal

Mümtaz AKINCI

Atıf: Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2013/3044, T. 17.12.2015, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-genel-kurul-2013-3044-basvuru-17-12-2015-b7b4e7b05aeb