Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2026/153 E. 2026/325 K. – Kurum İşleminin
Konu: Kurum İşleminin İptali Ve Alacak
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2026/153
- Karar No
- 2026/325
- Karar Tarihi
- Konu
- Kurum İşleminin İptali Ve Alacak
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/489 E., 2024/1266 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 05.02.2024 tarihli ve 2023/12965 Esas, 2024/677 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı müteveffa ...; 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesi kapsamında sigortalı olduğunu, mide kanseri teşhisi konulması üzerine doktor tarafından nivolumab etken maddeli ... isimli ilacın kullanılmasının kararlaştırıldığını, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunca ilacın tedavisinde kullanılmasının onaylandığını, ilaç bedelinin karşılanması için yaptığı başvurunun davalı Kurum tarafından reddedildiğini ileri sürerek tedavi süresince kullanılacak olan ilaç bedelinin kesinti yapılmaksızın davalı Kurum tarafından karşılanması ile kendisi tarafından ödenen ilaç bedelinin iadesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... (Kurum/SGK) vekili; davacının vefat etmesi nedeniyle eşine ödeme yapıldığından davanın konusuz kaldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 25.01.2022 tarihli ve 2020/157 Esas, 2022/32 Karar sayılı kararı ile; davacı sigortalının yargılama sırasında vefat ettiği anlaşıldığından tüm mirasçıların davaya katılımı sağlanarak yargılamaya devam edildiği, bilirkişi heyet raporuna göre ilacın muadilinin bulunmadığı, davacı müteveffanın bu ilaçtan başka tedavi seçeneğinin kalmadığı ve ilaçtan fayda gördüğü, ilacın gerekli ve faydalı olduğu, raporun Yargıtay içtihatlarına uygun düzenlendiği, ilacın Sağlık Uygulama Tebliğ (SUT) kapsamında olmadığı, sosyal devlet ilkesine göre tıbben gerekli olan ve muadili bulunmayan ilacın sadece SUT kapsamında olmaması nedeniyle kullanımının önüne geçilmesinin hukuka aykırı olduğu, yaşama ve sosyal güvenlik hakkının özüne dokunulmayacağı, bu nedenle Kurum işleminin iptali ile davacı tarafından karşılanan ilaç bedellerinin Kurum tarafından davacıya ödenmesi gerektiği, ayrıca emsal nitelikte olan temyiz incelemesinden geçerek onanan İzmir 1. İş Mahkemesinin 2017/185 Esas, 2018/447 Karar sayılı kararında davalı Kurumca prosedür gereği ilaç bedeli karşılanmadığından bahisle davalı Kurum lehine vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına karar verildiği anlaşıldığından davacılar lehine vekâlet ücreti takdir edilmediği gerekçesiyle davanın kabulü ile Kurum işleminin iptaline, dava konusu ilaç bedelinin davalı Kurum tarafından karşılanmasına, davacının ödediği ilaç bedeli olan 21.043,47 TL’nin tahsilde tekerrüre mahal bırakmadan davalı Kurumdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 17.11.2022 tarihli ve 2022/1381 Esas, 2022/1518 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verildiği gözetildiğinde davacılar lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne, Kurum işleminin iptaline, dava konusu ilaç bedelinin davalı Kurum tarafından karşılanmasına, davacının ödediği ilaç bedeli olan 21.043,47 TL’nin tahsilde tekerrüre mahal bırakmadan davalı Kurumdan tahsiline karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “...2-Somut olayda, öncelikle davacıya ait tüm tedavi evrakları celp edilerek kanserin türü belirlenerek talep konusu dönemde ilacın SUT kapsamında olup olmadığının araştırılarak, SUT kapsamında ise SUT şartlarını sağlayıp sağlamadığı, SUT kapsamında değilse yukarıda açıklanan mevzuat kapsamında irdeleme yapılmak suretiyle; davaya konu ilacın söz konusu kanser hastalığının tedavisinde hayati öneme haiz ve kullanılmasının zorunlu olup olmadığının, dolayısıyla kullanılmasının tıbben ve fennen sigortalının iyileşmesine katkıda bulunup bulunmayacağının, ilacın hangi tür kanser hastalarında hangi evrede ve hangi dozda kullanılacağının ve bu hususların nasıl belirleneceğinin, davaya konu ilaçla yapılacak tedavinin bilinen mevcut tedavi yöntemlerine göre daha etkin ve daha yararlı olup olmadığının üniversitelerin tıbbi onkoloji bilim dalından alınacak sağlık kurulu raporu ile saptanmalı, bu saptama yapılırken dosya içinde mevcut görüş, karar ve raporlarda irdelenip varsa çelişkiler giderilmeli, ayrıca bu belirleme yapılırken iyileştirme kavramından anlaşılması gerekenin sigortalı hastanın sağlığına kavuşması ve hastalığın iyileşmesi hususu olduğu göz önünde tutulmalıdır. Ancak, hastanın sağlığına kavuşması ve hastalığın iyileşmesi hususları kuşkusuz mutlak bir şifa anlamına gelmez. Dava konusu ilacın bilinen mevcut tedavi yöntemlerine göre sürekli olarak daha etkin ve daha yararlı olduğunun ve kullanılmasının tıbben zorunlu bulunduğunun tıbbi yöntemlerle belirlenmesi yeterlidir. 3-Bu kapsamda yapılacak araştırmalar sonucunda; davaya konu ilacın anılan hastalığın iyileşmesi için tedavisinde kullanılmasının hayati öneme haiz ve zorunlu olduğu sonucuna varıldığı taktirde ise ilaç bedelinin uygunluğu yönünden ve katkı payını da irdeleyecek biçimde denetime elverişli hesap raporu alınarak sonucuna göre karar verilmelidir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmediği, davacılar vekilince vekâlet ücretine hükmedilmemesi yönünden istinaf başvurusu yapıldığı, davalı Kurum vekilinin katılma yoluyla da kararı istinaf etmediği, buna göre davanın kabulüne dair hükmün davacılar lehine usulü kazanılmış hak oluşturduğu, Bölge Adliye Mahkemesince uyuşmazlığın esasına ilişkin ilk derece mahkemesi hükmünün düzeltilmediği, dolayısıyla istinaf aşamasında davalı aleyhine daha ağır bir hüküm verilmediği, hükmün sadece vekâlet ücreti yönünden düzeltildiği, bu nedenle hükmün kabule yönelik kısımlarının usuli kazanılmış hak nedeniyle temyiz incelemesine konu edilemeyeceği, sadece vekâlet ücreti yönünden temyiz incelemesi yapılabileceği gerekçesiyle önceki gerekçe de tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili; direnme kararının hatalı olduğunu, Yargıtay içtihatlarına uygun karar verilmediğini, müvekkili Kurumun uygulamakla yükümlü olduğu prosedür bulunduğunu belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen kararın davacılar vekili tarafından davacılar lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden bahisle istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacılar lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilen eldeki davada davanın kabulüne dair hükmün davacılar lehine usuli kazanılmış hak oluşturup oluşturmadığı, buna göre işin esasının inceleme konusu yapılıp yapılamayacağı, sadece vekâlet ücreti yönünden mi temyiz incelemesi yapılabileceği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 341/1, 345, 371. maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemeler ve kavramlar üzerinde kısaca durmak gerekir. 2. Bilindiği üzere ülkemizde iki dereceli yargı sistemi uygulanmakta iken 2004 yılında kabul edilen 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesi ve 6100 sayılı Kanun ile istinaf kanun yolu hükümlerinin düzenlenmesi, bu düzenlemeye uygun olarak 20.07.2016 tarihinde bölge adliye mahkemelerinin faaliyete başlaması ile üç dereceli yargı sistemine geçilmiş bulunmaktadır. 3. Bir davanın talepler ve ileri sürülen sebeplerle sınırlı olarak bir üst derece yargı yerince yeniden görülmesini, gerekiyorsa yeniden hükme bağlanmasını amaçlayan kanun yoluna istinaf denir. 4. İstinaf ile ilgili dar ve geniş istinaf sistemi olmak üzere iki sistem öngörülmüş olup ülkemizde dar anlamda istinaf sistemi kabul edilmiştir. Geniş anlamda istinaf sisteminde ilk derece yargılamasındaki gibi yeniden inceleme yapılmakta, maddi mesele, ortaya çıkan değişiklikler herhangi bir sınırlamaya tâbi olmaksızın ileri sürülen yeni delil ve olaylar yeniden ele alınarak incelenmektedir. Dar anlamda istinaf sisteminde ise ilk yargılamadaki her şey yenilenmemekte, ilk yargılama baştan sona aynen tekrarlanmayarak maddi olay incelemesi yapılmakta ve kural olarak özellikle ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen hususlar incelenmemektedir. Yani dar anlamda istinaf sisteminde verilen kararın ileri sürülen hususlar çerçevesinde maddi ve hukuki denetimi yapılmaktadır (Hukuk Genel Kurulu, 28.01.2026 tarihli ve 2025/12-171 Esas, 2026/28 Karar). 5. İstinaf yolu HMK'nın Sekizinci Kısmının Birinci Bölümünün 341 ilâ 360. maddeleri arasında düzenlenmiştir. 6. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 361/1. maddesinde ise bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceği hükme bağlanmıştır. 7. Öte yandan HMK'nın “Bozma sebepleri” başlıklı 371. maddesi; “(1) Yargıtay, aşağıda belirtilen sebeplerden dolayı gerekçe göstererek temyiz olunan kararı kısmen veya tamamen bozar: a) Hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması b) Dava şartlarına aykırılık bulunması. c) Taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi. ç) Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması.” şeklinde düzenleme altına alınmıştır. Anılan madde ile bölge adliye mahkemelerince verilen kararlara ilişkin temyiz sebepleri belirtilmiştir. 8. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'un 369. maddesi uyarınca "Yargıtay, tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleriyle bağlı olmayıp, kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir." düzenlemesi mevcut olup bu düzenleme ile temyiz incelemesinin sınırı belirlenmiştir. 9. Tüm yasal düzenlemeler ışığında Yargıtayın temyiz sebepleri ile bağlı olmaksızın kanunun açık hükmüne aykırılık hâllerini inceleyebileceği öngörülmüşse de istinaf incelemesinde ileri sürülmediği için bölge adliye mahkemesince incelenmeyen bir konunun temyiz yolunda ileri sürülmesi durumunda Yargıtayın bu temyiz sebebini incelemesi mümkün değildir. Diğer bir ifadeyle temyiz incelemesinin sınırlarından biri ve en önemlisi ileri sürülen temyiz sebebinin istinafta ileri sürülüp sürülmediği ve ileri sürülen sebeple ilgili bölge adliye mahkemesinin yaptığı değerlendirmenin hukuka aykırı olup olmadığı hususudur (HGK, 15.03.2022 tarihli ve 2020/9-622 Esas, 2022/323 Karar). 10. Gelinen bu noktada aleyhe hüküm verme ve aleyhe bozma yasağı kavramlarına kısaca değinilmelidir. 11. Aleyhe bozma yasağı kavramı, henüz istinaf sistemi kabul edilmeden önceki aşamada "bir hükmün davanın taraflarından yalnızca biri tarafından temyiz edilmemesi hâlinde Yargıtayın temyiz edilen bu hükmü temyiz eden aleyhine bozamaması" şeklinde tanımlanmıştır (HGK, 07.03.2012 tarihli ve 2011/19-799 Esas, 2012/128 Karar, ayrıca Baki Kuru, "Hukuk Usulünde Aleyhe Bozma Yasağı", AÜHF Dergisi 1973, Sayı 1, s. 135-144, ; Baki Kuru, Nizasız Kaza, Ankara 1961, s. 215 vd.). 12. Bu durum hukuk yargılamasında taraflardan birinin ilk derece mahkemesince verilen karara karşı kanun yoluna başvurusu neticesinde yeniden verilen kararın, başvurucu için tesis edilen ilk karardan daha ağır olmasını engelleyen, yargılamanın temel ilkelerinden olan aleyhe değiştirme yasağı kuralından kaynaklanır. 13. Yürürlükteki kanun yolu sistemi nazara alındığında bu kavram kanun yolu incelemesini yapan mahkemenin bir önceki derecede verilmiş bulunan kararı mevcut hâlinden kanun yoluna başvuran tarafın daha aleyhine bozmaması, kaldıramaması yahut değiştirememesi şeklinde daha geniş ifade edilebilir. 14. Aleyhe değiştirme yasağı temyiz aşamasında aleyhe bozma yasağı olarak tezahür etmekteyse de bölge adliye mahkemelerince verilen kararların bozma kararı niteliğinde olmaması nedeniyle bu kavramın istinaf aşamasında aleyhe hüküm kurma yasağı olarak adlandırılması gerektiği açıktır. 15. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda açıkça düzenlenmeyen bu kurum yargılamaya hakim olan ilkelerden taleple bağlılık ilkesine (HMK md. 26) dayanmakta ve şüphesiz tasarruf ilkesiyle de bağlantısı bulunmakta olup ayrıca hukuk devleti bakımından vazgeçilmez bir ilke olan hukuki güvenin korunmasına dayanmaktadır. 16. Kanun yoluna başvuran tarafın menfaatleri dikkate alındığında kanun yolunda verilen kararın onun için daha olumsuz bir sonuç doğurması durumunda geniş anlamda aleyhe bozmadan söz etmek mümkündür. Böyle bir sonuç kanun yoluna sadece bir tarafın başvurmuş olması hâlinde bu ilkeler çerçevesinde kabul edilemez. Zira taraflardan biri istinafa başvurmuş, diğeri kanun yoluna başvurmak için talepte bulunmamışsa talepte bulunmayan tarafın ilk derece mahkemesinin kararına razı olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla pasif kalan tarafın lehine olacak şekilde ilk derece mahkemesinin kararıyla verilenden daha fazlasına hükmedilmesi taleple bağlılık ilkesiyle bağdaşmamaktadır (Murat Atalı, İbrahim Ermenek, Ersin Erdoğan, Medenî Usûl Hukuku, 2025, s. 673). Böylece kendisi bakımından belirli bir hukuki sonuç doğuran mahkeme kararının daha lehe olması gerektiği iddiasıyla bu karara karşı başvuran tarafın daha aleyhe bir sonuçla karşılanması engellenmektedir (Pekcanıtez Usûl, s. 3846). 17. Hemen belirtilmelidir ki resen araştırma ilkesinin uygulandığı davalar ile kamu düzenini ilgilendiren hususlarda aleyhe bozma yasağı uygulanmaz (L. Şanal Görgün, Levent Börü, Mehmet Kodakoğlu, Medenî Usul Hukuku, Ankara, 2025 s. 708). 18. Bu aşamada uyuşmazlıkla ilgisi nedeniyle “usuli kazanılmış hak” kavramı üzerinde kısaca durulması gerekir. 19. Anlam itibarıyla usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtmek gerek ki, gerek Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (1086 sayılı Kanun), gerek HMK'da usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. 20. Türk Hukuk Lûgatında da “kazanılmış hak” daha önce yürürlükte olan hükümlere göre bir kişi yararına kazanılmış olan hak şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, s. 676). 21. Somut olayda Kurum işleminin iptali ile ödenen ilaç bedelinin tahsili talebiyle açılan eldeki davada İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen kararın davacılar vekili tarafından davacılar lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği belirtilerek istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verildiği dikkate alındığında davacılar lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilerek davacı taraf lehine vekâlet ücretinin hüküm altına alındığı, kararın davalı Kurum vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece davanın esasına ilişkin araştırma ve inceleme yapılmasına yönelik bozulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince önceki hükümde direnildiği anlaşılmıştır. 22. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ile yapılan açıklamalar ışığında dava irdelendiğinde; İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen kararın tebliğ edildiği ancak davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunda bulunmadığı, davacılar vekilinin ise bu karara yönelik sadece vekâlet ücretine ilişkin istinaf sebebi ileri sürdüğü, Bölge Adliye Mahkemesince de davanın esasına ilişkin değil de sadece vekâlet ücreti yönünden hüküm kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verildiği dikkate alındığında, İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmayan davalı Kurumun Bölge Adliye Mahkemesinin kararını temyiz etmesi üzerine Özel Dairece işin esasına ilişkin temyiz incelemesi yapılması mümkün değildir. Zira yukarıda belirtildiği üzere istinaf incelemesinde ileri sürülmediği için bölge adliye mahkemesince incelenmeyen bir konunun temyiz yolunda ileri sürülmesi durumunda Yargıtayın bu temyiz sebebini incelemesine olanak bulunmamakta olup temyiz incelemesinin sınırlarından biri ve en önemlisi ileri sürülen temyiz sebebinin istinafta ileri sürülüp sürülmediği ve ileri sürülen sebeple ilgili bölge adliye mahkemesinin yaptığı değerlendirmenin hukuka aykırı olup olmadığı hususudur. Bu hâli ile Özel Dairece istinaf yoluna başvurmayan davalı Kurumun temyizi üzerine kararı işin esasına ilişkin olarak bozulması mümkün olmayıp sadece vekâlet ücreti yönünden temyiz incelemesi yapılabileceği kabul edilmelidir. 23. Hâl böyle olunca direnme kararı usul ve yasaya uygundur. 24. Ne var ki davalı Kurum vekilinin vekâlet ücretine ilişkin temyiz itirazları incelenmediğinden bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Direnme uygun bulunduğundan davalı ... vekilinin vekâlet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 13.05.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.