Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/622 E. 2026/517 K. – Tespit
Konu: Tespit
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/622
- Karar No
- 2026/517
- Karar Tarihi
- Konu
- Tespit
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2898 E., 2023/2875 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 23.02.2023 tarihli ve 2023/770 Esas, 2023/1614 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalılar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin davalı işverene ait işyerinde haddehane bölümünde çok sıcak ve gürültülü ortamda, insan sağlığını doğrudan etkileyen maddelere ve tozlara temas ederek metal tozu teneffüs ederek çalıştığını, iş sözleşmesinin 2013 yılında sona erdiğini ileri sürerek 1996-2008 yılları arasındaki hizmet süresine itibari hizmet süresi eklenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... (SGK/Kurum) vekili; davacının itibari hizmet süresinden yararlanabilmesi için 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesinin (IV) numaralı bendinde sayılan koşulların oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ... Sınai Tıbbi Gazlar İstihsal Endüstriyel Anonim Şirketi (... Sınai A.Ş.) vekili; pano operatörü olarak çalışan davacının yaptığı işin itibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektirir mahiyette olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 15.05.2019 tarihli ve 2017/93 Esas, 2019/315 Karar sayılı kararı ile; 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesinin (IV) numaralı bendine göre itibari hizmet süresinden istifade edebilmek için ilk koşulun sigortalının azotlu gübre ve şeker sanayinde, fabrika ve atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında çalışması, diğer koşulun da sözü edilen bendin (1-4) numaralı alt bentlerinde yazılı fiziksel dış etkenlerin ve olumsuz çalışma koşullarından en az birisinin bulunması gerektiği, ilgili maddeye ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine yapılan iptal başvurusu sonucunda 27.03.2007 tarihi itibariyle "azotlu gübre ve şeker sanayiinde" ibaresi iptal edilmiş ise de Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümeyeceği, davalı ... Sınai A.Ş. azotlu gübre ve şeker sanayiinde faaliyet gösteren bir işyeri olmadığından maddedeki birinci koşulun sağlanamadığı, bu nedenle davacının 27.03.2007 tarihine kadar olan çalışma dönemi yönünden itibari hizmet süresinden yararlanamayacağı, 27.03.2007 tarihinden 2008 yılına kadar olan çalışmasına ise itibari hizmet süresi eklenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 14.10.2022 tarihli ve 2019/1554 Esas, 2022/2065 Karar sayılı kararı ile; davacının sadece 27.03.2007 tarihinden sonraki dönem yönünden itibari hizmet süresinden faydalanabileceğine ilişkin mahkeme kabulü yerinde ise de 27.03.2007-30.09.2008 tarihleri arasında 519 gün bildirim bulunmasına rağmen 270 gün üzerinden karar verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, davacının davalı işyerinden 27.03.2007-30.09.2008 tarihleri arasında geçen 519 gün üzerinden 0.25 formülü ile 129 gün itibari hizmet süresi bulunduğunun ve bu sürenin sigortalılık süresine eklenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...İnceleme konusu davada, dosya içinde bulunan bilgi ve belgelere göre davalı işverenin sınai ve tıbbi gazlar, çelik, elektrik enerjisi, ağır makina, tüp ve kriyojenik tank üretimleri yanında sıvılaştırılmış doğal gaz, sıkıştırılmış doğal gaz ve sıvılaştırılmış petrol gazı dağıtımı yapan, liman ve deniz taşımacılığı hizmetleri sunan bir sanayi kuruluşu olduğu, davacının, kendi ve tanık beyanlarına göre haddehanede paketleme işçisi olarak çalıştığı ve hizmet cetveline göre 18.03.1996-21.06.2013 tarihleri arasında aralıksız davalı işverene ait işyerinden bildirimlerinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemesince davacının çalıştığı işyerinde 22.07.2017 tarihinde keşif yapıldığı görülüyor ise de, dosya içerisine alınan ve mahkeme kararına esas olan bilirkişi raporunun, davacının çalıştığı ünitenin hangi fabrikanın hangi bölümü olduğu, davacının tüm bildirim süresi boyunca aynı bölümde mi çalıştığı ve ek 5 inci maddenin IV. bendinde 1-4 numaralarda belirtilen hangi zararlı dış etkenlere maruz kaldığı, davalı işverenden bildirilen ve dava konusu edilen sürelerin tamamında mı yoksa bir kısmında mı veya ne kadarlık süresinde bu zararlı etkenlere maruz kaldığı, çalışma koşullarındaki zararlı etkenler açısından herhangi bir iyileştirme ya da değişikliğin olup olmadığı hususlarında herhangi bir tespit, bilgi ve belge ve fotoğraf bulunmadığı, mahkemece yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkemesince yeniden konusunda uzman bilirkişi heyetinden itibari hizmet süresi talep edilen tüm süreler için kapsayacı ve ayrıntılı bilgiler içeren, davacının tüm dönemler için hangi ünitede ne işi yaptığı hususunda hem işyeri dosyasından hem yeniden tespit edilip dinlenecek bordro tanıklarından ve gerekirse işyeri yetkilisi, ustabaşı ve/veya amirlerin beyanlarına başvurularak çalışılan işyeri, davacının yaptığı iş ve maruz kaldığı zararlar açık ve net bir şekilde tespit edilerek bu şartlar altında geçen çalışmalara itibari hizmet süresi verilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekmektedir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının itibari hizmet süresinden yararlanması gerektiğinin tespitine konu ettiği 1996-2008 yıllarını kapsayan döneme ilişkin çalışmasının azotlu gübre ve şeker sanayii işyerinde geçmediği, bu niteliklere uygun olmayan davalıya ait işyerinde haddehane paketleme ünitesinde çalıştığının kayıtlarla sabit ve çekişmesiz olduğu, 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (IV) numaralı bendinde yer alan “Azotlu gübre ve şeker sanayiinde” ibaresinin 27.03.2007 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 04.10.2006 tarihli ve 2002/157 Esas, 2006/97 Karar sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiği, iptal kararının geriye yürümesine olanak bulunmadığından iptal kararından önceki döneme ilişkin hizmetler yönünden 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesi uyarınca itibari hizmet süresinden yararlanma koşulları konusunda inceleme ve araştırma yapılamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili, müvekkilinin tüm çalışma dönemi bakımından itibari hizmet süresi hesaplanması gerektiğini, ayrıca tespit niteliğindeki talebin bölünerek davalı lehine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hukuka aykırı olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı ... Sınai A.Ş. vekili, sadece tanık ifadelerine dayanılarak davacının itibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektirir koşullara sahip olduğunun kabul edilemeyeceğini, yapılan keşfin yetersiz olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları geriye yürümeyeceğinden davacının talebinin 27.03.2007 ve sonrasına ilişkin olarak değerlendirilmesi gerektiğini, pano operatörü olarak çalışan davacının çalışma şartları değerlendirildiğinde de itibari hizmet süresinden yararlanmasını gerektirir bir durum olmadığını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. 3. Davalı Kurum vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, öte yandan somut olayda 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesindeki şartların gerçekleştiğine dair kesin tespit yapılmadan eksik inceleme neticesinde karar verildiğini, Kurumun ferî müdahil olduğunu ve yargılama gideri ile vekâlet ücretinden sorumlu tutulmaması gerektiğini, sadece davacı tanık anlatımlarının dikkate alındığını, yeterli keşif yapılmadığını ve delillerin doğru değerlendirilmediğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; azotlu gübre ve şeker sanayii alanında faaliyet göstermeyen davalı işyerinde çalıştığı ihtilafsız olan davacının, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (IV) numaralı bendinde yer alan “azotlu gübre ve şeker sanayiinde” ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 27.03.2007 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararı ile iptal edildiği dikkate alındığında 1996-30.09.2008 tarihleri arasındaki tüm talep konusu dönem yönünden itibari hizmet süresinden yararlanmasının mümkün olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre bozma kararında belirtilen araştırma ve incelemeler yapılarak karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153. maddesi. 2. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun (506 sayılı Kanun) Ek 5. maddesi. 2. Değerlendirme 1. Sosyal güvenlik sistemlerinde bazı yıpratıcı türden işlerde çalışan kişilerin sigortalılık sürelerine, onları yaşlılık aylığına kavuşma süresini kısaltarak ödüllendirme amacıyla farazi hizmet süreleri eklenmektedir. Ağır, yıpratıcı ve tehlikeli işlerde çalışanların sigortalılık sürelerine fazladan belirli bir süre "farazi sigortalılık süresi" olarak eklenmekte, bu suretle daha erken emekliliğe hak kazanmaları veya malûllük, ölüm sigortalarında kendilerine benzerlerine göre daha avantajlı bir durum sağlanmaktadır. Burada var olmayan fakat varsayılan bir sigortalılık süresi söz konusudur ve sigortalının eylemli çalışması artırımlı olarak işlem görmektedir. Bu anlamda "itibari hizmet süresi" ilgili olduğu yasaya özgüdür ve düzenlendiği alanla sınırlıdır. Nitekim 506 sayılı Kanun’a 11.08.1977 tarihli ve 2098 sayılı Kanun ile eklenen Ek 5. maddeyle insan sağlığını ve ömrünü olumsuz yönde etkileyen bazı ağır ve yıpratıcı türden işlerde çalışan sigortalıların sigortalılık sürelerine farazi hizmet süresi eklenmesi öngörülmüştür. Fiili hizmete dayanmayan bu sigortalılık sürelerine "itibari hizmet süresi" denir (Aziz Can Tuncay, Sosyal Güvenlik Hukukunun Esasları, İstanbul 2008, s.365). 2. 20.06.1987 tarihli ve 3395 sayılı Kanun ile itibari hizmet süresinden yararlanan sigortalıların kapsamı genişletilmiş ve ayrıca maddeye (III) ve (IV) numaralı bentler eklenmiştir. 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesinde, anılan Kanun'a göre sigortalı sayılanların, aşağıda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için hizalarında gösterilen sürelerin sigortalılık süresi olarak ekleneceği belirtildikten sonra maddenin (IV) numaralı bendinde "Sigortalılar" başlığı altında "Azotlu gübre ve şeker sanayiinde, fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında çalışanlar" sözcüklerine yer verilmiş, bu bende ilişkin “Hizmetin geçtiği yer” başlıklı kısımda ise “1. Çelik, demir ve tunç döküm, 2. Zehirli, boğucu, yakıcı, öldürücü ve patlayıcı gaz, asit, boya işleriyle gaz maskesi ile çalışmayı gerektiren işlerde, 3. Patlayıcı maddeler yapılmasında, 4. Kaynak işlerinde çalışanlarda” sıralaması yapılmıştır. 3. Anlaşılacağı üzere itibari hizmet süresi hak ve olanağından yararlanmak için maddede yazılı fiziksel koşullarla birlikte iş kolu ve işyeri şartlarının da birlikte gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmaktadır. 4. Sosyal Sigortalar Kanunu'nun Ek 5. maddesinin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulmuş, Anayasa Mahkemesinin 02.05.1989 tarihli ve 1988/51 Esas, 1989/18 Karar sayılı kararıyla bazı sigortalıların madde kapsamında yer almamasının belli sigortalılara hak tanıyan ve özü bakımından Anayasaya aykırı bulunmayan hükmün iptalini gerektirmeyeceği gerekçesiyle maddenin Anayasaya aykırı olmadığına karar verilmiştir. 5. Daha sonra itibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektiren olgunun sanayi kolları farklı olsa da belli, ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerin yapılması olduğu, bu nitelikte işleri yapan kişilerin aynı durumda olmadıklarının ileri sürülemeyeceği ve aynı hukuksal durumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulmasının Anayasanın eşitlik ilkesine yer veren 10. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle Ek 5. maddede yer alan "Azotlu gübre ve şeker sanayiinde" ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmuş, Anayasa Mahkemesinin 27.03.2007 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 04.10.2006 tarihli ve 2002/157 Esas, 2006/97 Karar sayılı kararıyla "…İtibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektiren olgu sanayi kolları farklı da olsa belli ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerin yapılmasıdır. Bu nitelikteki işleri yapan kişilerin aynı durumda olmadıkları ileri sürülemez. Aynı hukuksal durumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturacağından itiraz konusu Yasa kuralı Anayasa'nın eşitlik ilkesine yer veren 10. maddesine aykırıdır…" gerekçesiyle anılan bentte yer alan "Azotlu gübre ve şeker sanayiinde" ibaresi iptal edilmiştir. 6. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında 506 sayılı Kanun'un Ek 5. maddesinin (IV) numaralı bendindeki sigortalılar "(...), fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında çalışanlar" şeklinde belirtilerek madde son hâlini almıştır. 7. Gelinen bu aşamada Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürüyüp yürümeyeceği üzerinde durulmasında yarar vardır. 8. Anayasanın 153. maddesinin 2. fıkrasında Anayasa Mahkemesinin bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemeyeceği vurgulandıktan sonra aynı maddenin 5. fıkrasında ''iptal kararlarının geriye yürümeyeceği'' belirtilmiştir. 9. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin hükmün temel amacı, iptal edilen kanuna veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmüne dayanılarak daha önce yapılan işlemlerin geçerliliklerinin korunmasını sağlamaktır. Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında da iptal kararlarının geriye yürümezliği "...Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir karmaşaya neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır" şeklinde açıklanmıştır. 10. Anayasa Mahkemesinin iptal kararları, idari yargıda verilen iptal kararlarından farklı bir özelliğe sahiptir. İdari yargıda asıl olan iptal kararlarının geriye yürümesi yani iptal edilen idari işlemin doğduğu andan itibaren yok sayılması iken Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümemesi asıldır. Bu bakımdan idari yargıdaki iptal kararları beyan edici, açıklayıcı nitelikte olduğu hâlde Türk Anayasa Yargısındaki iptal kararları genelde kurucu (inşai-yenilik doğurucu) niteliktedir. 11. Türk Anayasa sisteminde benimsenen iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralının getiriliş amacı, kazanılmış hakları ve hukuksal güvenliği ortadan kaldırıcı ya da toplumun adalet anlayışını zedeleyici sonuçlar doğurmasından kaygı duyulmasını önlemek, Devlete olan güven duygularını sarsmamak, Devlet yaşamında hukuk kargaşasına neden olmamak, hukuk güvenliğini ve istikrarını sağlamak olarak özetlenebilir. 12. Esasen bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında, bu kurala uygun biçimde, tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların (kazanılmış hakların) korunması hukuk devletinin bir gereğidir. O nedenle hukuksal ve maddi alanda etkisini göstermiş hukuk kuralları uyarınca tamamlanmış ve sonuçlarını doğurmuş bulunan kazanılmış haklar yönünden Anayasa Mahkemesinin iptal kararının geriye yürümeyeceğinin kabulü kaçınılmazdır. 13. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2019 tarihli ve 2015/10-823 Esas, 2019/467 Karar ile 21.03.2012 tarihli ve 2012/21-6 Esas, 2012/222 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. 14. Somut olayda davacı vekili müvekkilinin 1996-2008 yılları arasındaki çalışmaları yönünden itibari hizmet süresinden yararlanması gerektiğini ileri sürerek bu sürelerin tespitini talep etmiş olup Bölge Adliye Mahkemesince davacının 27.03.2007-30.09.2008 tarihleri arasındaki 519 günlük primi ödenmiş hizmet süresi bakımından 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesinin 1. fıkrasının (IV) numaralı bendinde belirtilen koşulların oluşması nedeniyle itibari hizmet süresinden yararlanabileceği, 27.03.2007 tarihinden önceki çalışmaları yönünden ise azotlu gübre ve şeker sanayii işkolunda faaliyet göstermeyen davalı şirkete ait işyerinin haddehane bölümünde paketleme ünitesinde çalıştığı, bu nedenle gerekli koşulların oluşmadığı, Anayasa Mahkemesi tarafından anılan bentteki “azotlu gübre ve şeker sanayiinde” ibaresi iptal edilmiş ise de iptal kararının 27.03.2007 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği ve geriye yürümesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş olup, uyuşmazlık davacının 1996-2008 yılları arasındaki tüm çalışma dönemine ilişkin olarak itibari hizmet süresinden yararlanmasının mümkün olup olmadığı ile eksik araştırma ve inceleme bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. 15. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında uyuşmazlık değerlendirildiğinde; Anayasanın 153. maddesinde de belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesinin iptal kararları Resmî Gazete’de yayımlanmakla yürürlüğe girdiğinden ve geriye yürümesi mümkün olmadığından azotlu gübre ve şeker sanayii alanında faaliyet göstermeyen davalı şirkete ait işyerinde çalışan davacının iptal kararının yürürlüğünden önceki döneme denk gelen 18.03.1996-26.03.2007 tarihleri arasındaki çalışma dönemi yönünden itibari hizmet süresinden yararlanması mümkün olmadığından direnme kararı bu açıdan yerindedir. Ne var ki, 27.03.2007-30.09.2008 tarihleri arasındaki çalışma dönemi yönünden istemin kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Zira hükme esas alınan bilirkişi raporunun davacının çalıştığı ünitenin hangi fabrikanın hangi bölümü olduğu, davacının bildirim süresi boyunca aynı bölümde mi çalıştığı ve 506 sayılı Kanun'un Ek. 5 maddesinin 1. fıkrasının (IV) numaralı bendinin (1-4) numaralı alt bentlerinde belirtilen hangi zararlı dış etkenlere maruz kaldığı, davalı işverence bildirilen ve dava konusu edilen sürelerin tamamında mı yoksa bir kısmında mı veya ne kadarlık kısmında bu zararlı etkenlere maruz kaldığı, çalışma koşullarındaki zararlı etkenler açısından herhangi bir iyileştirme ya da değişiklik olup olmadığı hususlarında herhangi bir tespit, bilgi, belge ve fotoğraf içermediği anlaşılmaktadır. 16. Bu itibarla Mahkemece konusunda uzman bilirkişi heyetinden itibari hizmet süresi kabul edilen 27.03.2007-30.09.2008 çalışma dönemi bakımından kapsayıcı ve ayrıntılı bilgiler içeren, davacının hangi ünitede ne iş yaptığı hususunda hem işyeri dosyasından hem de yeniden tespit edilip dinlenecek bordro tanıklarından ve gerekirse işyeri yetkilisi, ustabaşı ve/veya amirlerin beyanlarına başvurularak çalışılan işyeri, davacının yaptığı iş ve maruz kaldığı zararlı etkenler açık ve net bir şekilde tespit edilerek bu şartlar altında geçen çalışmalar yönünden itibari hizmete hak kazanacağı kabul edilerek bir karar verilmesi gerekmektedir. 17. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; iptal kararlarının geriye yürümemesi ilkesinin yalnızca kesin hüküm hâllerinde uygulanabileceği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanması gerektiği, bu hâli ile itibari hizmet süresi talep edilen tüm süreler için bozma kararında belirtilen araştırmalar yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmekle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlere ek olarak bu ilave nedenlerle bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 18. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır.
VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine, Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, İlk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 23.09.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
"K A R Ş I O Y"
Dava, davacının 1996-30.09.2008 tarihleri arasındaki hizmet süresine itibari hizmet süresinin eklenmesi gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir. Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasındaki uyuşmazlığın Anayasa Mahkemesinin iptal kararının geriye yürüyüp yürümeyeceği noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Anayasanın "Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" başlıklı 152. maddesinin 1. fıkrasında "Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır" hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümden hareketle somut norm denetimi olarak da ifade edilen itiraz yolu, bir mahkemede görülmekte olan bir davanın karara bağlanmasının, o davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünün Anayasaya uygun olup olmadığının belirlenmesi ve bu belirmenin sonucuna bağlı olduğu durumlarda yapılan denetimdir. Buna göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünü Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Yukarıda sözü edilen 152. maddenin 3. fıkrasında ise "Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır" düzenlemesine yer verilmiş olup Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının itiraz yoluna başvuran mahkeme açısından bağlayıcı olduğu ve geriye yürüyeceği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu noktada, iptal kararının görülmekte olan benzer davalara etkisi konusunda değerlendirme yapmak faydalı olacaktır. Bilindiği üzere Anayasanın 153. maddesinin 5. fıkrasına göre iptal kararları geriye yürümez. İptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin hükmün temel amacı iptal edilen kanuna veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmüne dayanılarak daha önce yapılan işlemlerin geçerliliklerinin korunmasını sağlamaktır. Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında da iptal kararlarının geriye yürümezliği "...Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir karmaşaya neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır..." şeklinde açıklanmıştır. Bununla birlikte bu ilkenin mutlak olarak kabul edilemeyeceği ortadadır. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararı esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse itiraz yoluna başvuran mahkeme iptal kararını uygulamak zorunda olup bu durumda iptal kararı geriye yürüyecektir; aksinin kabulü hâlinde ise mahkemeler açısından itiraz yoluna başvurulmasının bir anlamı olmayacaktır. Diğer taraftan Anayasanın "Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü" başlıklı 11. maddesinde “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz." düzenlemesi; "Mahkemelerin bağımsızlığı" başlıklı 138. maddesinin 1. fıkrasında "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler." ve 153. maddesinin 6. fıkrasında "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete'de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükümleri ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde ise "Hâkim, Türk hukukunu resen uygular" şeklinde ifadesini bulan yasal ilke yer almaktadır. Belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almış yargı ve idare kararları saklı kalmak şartıyla geriye yürüdüğünü kabul etmek gerekmektedir. İptal kararlarının geriye yürümemesi "hukuk güvenliğini sağlamak" amacı ile konmuş olduğuna göre, bu ilke yalnızca kesin hüküm hâllerinde ifade eder (Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku (Genel Esaslar), 23. Bası, İstanbul 2019, s. 264, 265). Yapılan bu açıklamalara göre Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanması zorunluluğu ortadadır. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 08.04.2026 tarihli ve 2025/5-116 Esas, 2026/228 Karar, 15.02.2023 tarihli ve 2022/9-303 Esas, 2023/86 Karar, 29.09.2022 tarihli ve 2021/(22)9-157 Esas, 2022/1180 Karar, 29.09.2022 tarihli ve 2021/9-827 Esas, 2022/1181 Karar ile 21.12.2021 tarihli ve 2019/9-8 Esas, 2021/1720 Karar sayılı kararlarında da aynı sonuca varılmıştır. Uyuşmazlık konusu hususun hukuki dayanağı olan 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesinin (IV) numaralı bendinde kapsamdaki sigortalılar "Azotlu gübre ve şeker sanayiinde, fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında çalışanlar" şeklinde düzenlenmişken 27.03.2007 tarihli ve 26475 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 04.10.2006 tarihli ve 2002/157 Esas, 2006/97 Karar sayılı kararı ile "…İtibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektiren olgu sanayi kolları farklı da olsa belli ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerin yapılmasıdır. Bu nitelikteki işleri yapan kişilerin aynı durumda olmadıkları ileri sürülemez. Aynı hukuksal durumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturacağından itiraz konusu Yasa kuralı Anayasa'nın eşitlik ilkesine yer veren 10. maddesine aykırıdır…" gerekçesiyle anılan bentte yer alan "Azotlu gübre ve şeker sanayiinde" ibaresinin iptaline karar verilmiştir. Eldeki davada davacı azotlu gübre ve şeker sanayii alanında faaliyet göstermeyen davalı işyerinde çalışmış ise de Anayasa Mahkemesinin iptal kararları kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanması gerektiğinden 1996-30.09.2008 tarihleri arasındaki tüm talep konusu dönem yönünden davacının itibari hizmet süresinden yararlanmasının mümkün olup olmadığı konusunda bozma kararında belirtilen araştırmalar yapılarak sonucuna göre karar verilmelidir. Açıklanan nedenle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlere ek olarak bu ilave nedenlerle bozulması gerektiğini düşündüğümüzden Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılamıyoruz.