Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/188 E. 2026/530 K. – Tescil
Konu: Tescil
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/188
- Karar No
- 2026/530
- Karar Tarihi
- Konu
- Tescil
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2023/310 E., 2024/91 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 21.03.2023 tarihli ve 2022/4178 Esas, 2023/1631 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bursa Kadastro Mahkemesince verilen davanın kabulüne dair direnme kararının davalı tarafça temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı yeniden direnme kararı verilmiştir. 2. Direnme kararı davalı Hazine vekili ile dâhili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili, Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu 28.06.2007 tarihli dava dilekçesinde; Bursa ili Kestel ilçesi ...Köyünde bulunan güneyi: 248 sayılı parsel, doğusu: yol, diğer yönleri çalılık ile çevrili bulunan 2.0 00... civarındaki zeytinlik vasfındaki taşınmazın müvekkili tarafından yirmi beş yılı aşkın süredir kullanıldığını, kadastro tespiti sırasında tescil harici bırakıldığını, müvekkili lehine zilyetlik ile iktisap koşullarının oluştuğunu ileri sürerek dava konusu alanın müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu ve zilyetlikle iktisap edilemeyeceğini, gerekli araştırmaların yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesinin Birinci Kararı 6. Kestel Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.04.2009 tarihli ve 2007/238 Esas, 2009/82 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamı ve toplanan deliller uyarınca davacının dava konusu taşınmazı 30-35 yıldır zeytin dikip bakımını yaparak kullandığı, davacı lehine kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile iktisap koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 3.015, 62... ’lik kısmın davacı adına tesciline karar verilmiştir. 7. Karar, davalı Hazine vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 10.09.2009 tarihli ve 2009/10646 Esas, 2009/12942 Karar sayılı kararıyla özetle eksik araştırma ve inceleme yapıldığı gerekçesiyle bozulmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesinin İkinci Kararı 8. Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.02.2014 tarihli ve 2012/76 Esas, 2014/83 Karar sayılı kararı ile; (bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama neticesinde) dosya kapsamı ve toplanan deliller uyarınca dava konusu taşınmazın 1968 yılından sonra ihya edilerek zeytinlik hâline getirildiği, ağaçların bakım ve aşılarının yapıldığı, imar ve ihyasının tamamlandığı, orman sayılmayan alanda kaldığı, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesindeki mülk edinme şartlarının davacı lehine gerçekleştiği, tescil harici bırakılma tarihinden dava tarihine kadar yirmi yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 3.015, 62... ’lik kısmın davacı adına tesciline karar verilmiştir. 9. Karar, davalı Hazine vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 02.06.2015 tarihli ve 2015/46 Esas, 2015/5150 Karar sayılı kararıyla onanmış, davalı Hazine vekilinin karar düzeltme isteminin Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 21.12.2015 tarihli ve 2015/13579 Esas, 2015/12945 Karar sayılı kararıyla reddedilmesiyle birlikte 21.12.2015 tarihinde kesinleşmiştir. Kadastro Tutunağının Aktarılması 10. Asliye Hukuk Mahkemesince tesciline karar verilen taşınmazın bulunduğu bölgede 10.10.2013 tarihinde (kesinleşmeden önce) yapılan tescil harici alanlara yönelik kadastro çalışması neticesinde taşınmaz 3.724, 82... yüzölçümü ile 499 sayılı parsel olarak sınırlandırılmış ve davalı olması nedeniyle malik hanesi boş bırakılmak suretiyle kadastro tutanak aslı Bursa Kadastro Müdürlüğünün 19.12.2013 tarihli müzekkeresi ile Bursa Kadastro Mahkemesine aktarılmış, Bursa Kadastro Mahkemesinin 2013/233 esas sayılı dava dosyası üzerinden yargılamaya devam edilmiştir. Kadastro Mahkemesi Kararı 11. Davacı vekilinin 04.10.2016 tarihli dilekçesiyle ... ve ..., Mahkemece de resen komşu 248 sayılı parsel maliki ... mirasçıları davaya dâhil edilmiştir. 12. Dâhili davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkili belediyeye husumet yöneltilmesinin hatalı olduğunu, dava konusu taşınmazın kamu malı ya da orman olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 13. Dâhili davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın on yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, müvekkili belediyenin tapu kayıt maliki olmaması nedeniyle davaya dâhil edilmesinin yersiz olduğunu, dava konusu taşınmazın özel mülkiyete konu olup olamayacağının araştırılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 14. Dâhili davalılar ... ve diğerleri vekili beyan dilekçesinde; kendilerine ait taşınmazın dava konusu ile ilgisinin bulunmadığını beyan etmişlerdir. 15. Bursa Kadastro Mahkemesinin 20.03.2018 tarihli ve 2013/233 Esas, 2018/18 Karar sayılı kararı ile; davacı tarafından Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tescil davası kesinleştiğinden eldeki davada kesin hüküm olarak bağlayıcı olduğu, tescil iddiası yönünden kazandırıcı zamanaşımı şartlarının gerçekleştiği, ancak Asliye Hukuk Mahkemesindeki tescile konu yer ile kadastral sınırlar arasında farklılık bulunduğu, fen bilirkişi raporunda (DV12), (DV2) ve 562 noktalarını birleştiren alanın kadastral sınır dışında ve Asliye Hukuk Mahkemesindeki tescile konu yer içinde kaldığı, Kadastro Mahkemesinin konusu dışında bulunduğu, yine fen bilirkişi ek raporunda (C) harfi ile gösterilen alanın daha önce kadastro tespiti kesinleşmiş komşu 248 sayılı parsel sınırları içinde kaldığı, bu alan için yapılan sınırlandırmanın mükerrer kadastro olduğu, bu bölümler dışında kalan kısımlar için davacı yararına mülk edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle fen bilirkişi ek raporunda (DV12), (DV2) ve 562 noktalarını birleştiren alan yönünden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, (C) harfi ile gösterilen alan yönünden davanın reddi ile bu kısma ilişkin tespitin iptaline, diğer yönlerden açılan davanın kabulü ile 499 sayılı parselin 3.700, 28... olarak davacı adına tespit ve tesciline karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı 16. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili ile dâhili davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 17. Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 02.06.2021 tarihli ve 2020/4372 Esas, 2021/4601 Karar sayılı kararı ile; “…Dava konusu taşınmaz, malik hanesi hanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir. Tutanağın düzenlendiği tarihten sonra Asliye Hukuk Mahkemesinde davacı ... tarafından açılan tescil davası sonucunda fen bilirkişi raporuna ekli krokide kırmızı kalemle çizili gösterilen bölüm hakkında davanın kabulüne davacı adına tesciline dair verilen hükmün Yargıtay 20. Hukuk Dairesince onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Buna göre malik hanesinin açık bırakılmasına neden olan davanın kapsamının, onanan mahkeme kararına konu olan taşınmaz bölümü olduğu, fen bilirkişi raporunda (A), (B), (C), (D) ve (E) harfi ile gösterilen bölümlerin bu davanın konusunu oluşturmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan mahkeme kararının kadastro paftası ile çakıştırılması sonucu kesinleşen mahkeme kararına konu (562-DV2- DV12) noktaları ile işaretlenen bölümün ise Geçici 8. maddeye göre yapılan kadastro çalışmaları sırasında 498 parsel numarası verilerek çamlık niteliği ile Hazine adına tespitine karar verilen taşınmaz içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar bu parsel tutanağı kesinleştirilmiş ise de tespitten evvel açılan tescil davası nedeniyle hukuken malik hanesinin açık olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle olunca; 498 sayılı parselin tutanağı davalı hale getirilmek suretiyle bu taşınmaz ve 499 parsel sayılı taşınmaz içinde kalan, fen bilirkişisi tarafından düzenlenen rapor ekinde kesinleşmiş mahkeme kararı sınır hattı olarak gösterilen bölümün, tespitten sonra kesinleşen mahkeme kararı neticesinde taraflar arasında kesin hüküm oluşturması nedeniyle davacı adına tapuya tesciline, aktarılan davanın konusu olmayan bölümler yönünden ise olağan usule göre kadastro işleminin tamamlanması için kadastro müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmesi gerekirken Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Kadastro Mahkemesinin Birinci Direnme Kararı 18. Bursa Kadastro Mahkemesinin 22.03.2022 tarihli ve 2021/141 Esas, 2022/17 Karar sayılı kararı ile; önceki gerekçe yanında, kadastro müdürlüğünce sadece 499 sayılı parsel tutanağının davalı olarak gönderildiği, 498 sayılı parsel yönünden yapılan kadastro çalışmasının olağan usulle kesinleştiği, Asliye Hukuk Mahkemesinde verilen kararın kesinleşmeden sonra olduğu, Asliye Hukuk Mahkemesince tutanakların devir işleminin zamanında yapılmadığı, bu nedenle sorunların çıktığı, ancak 498 sayılı parsel tutanağı kesinleşmiş ve tescil edilmiş olmakla hakkında yargılama yapılamayacağı, öte yandan bozma kararında belirtilen diğer alanların davalı olarak düzenlenen tutanak ile Kadastro Mahkemesine aktarıldığı, bu kısımlar yönünden hüküm kurma zorunluluğunun bulunduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı 19. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili, dâhili davalı ... vekili, dâhili davalı ... vekili ve dâhili davalılar ... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 20. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 21.03.2023 tarihli ve 2022/4178 Esas, 2023/1631 Karar sayılı kararı ile; “…Bozma kararına İlk Derece Mahkemesince direnilmesi üzerine karar Hazine, ..., ... ve ... mirasçıları vekilleri tarafından temyiz edilmekle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un (6100 sayılı Kanun) 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası (doğrusu: Geçici Madde 4) gereğince inceleme yapılmakla; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: … Anayasa'nın 141/3 üncü maddesi “bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” buyurucu hükmünü içermektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297 nci maddesinde de, kararın kapsayacağı hususlar ayrıntılı biçimde belirtilmiş olup, bu maddenin birinci fıkrasının üçüncü bendine göre; Mahkeme kararlarında iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma nedenleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin açıkça gösterilmesi zorunludur. Kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesi hukuki dinlenilme hakkının da bir gereğidir. (6100 sayılı Kanun'un 27-(l)-c maddesi). Somut olayda İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan krokide A, B, D, E harfi ile gösterilen kısmın dava konusu 499 parselin çapı içinde, C harfli kısmın ise komşu 248 parsel çapı içinde, DV12, DV2, 562 ile çevrili kısmın komşu 498 parsel çapı içinde kaldığı açıklanmış olup ilk Derece Mahkemesince hüküm kurulurken komşu 498 parsel çapında kalan taşınmazlar yönünden karar verilmesine yer olmadığına, C harfli kısım hakkında düzenlenen tutanağın mükerrer olması nedeniyle bu kısım yönünden davanın reddine, reddedilen kısımları dışında kalan kısmının (3700, 28... ) davacı ... adına tespit ve tesciline karar verilmişse de, reddedilen kısım (C harfli kısım için red kararı verildi) çıktıktan sonra kalan kısımlar ile davacı adına tesciline karar verilen kısımların yüzölçümü birbiri ile uyumlu olmayıp, taşınmazın her bir bölümünün ayrı ayrı harflendirilerek ve yüzölçümleri belirtilerek hangi kısımlar için davanın kabul edildiğinin hangi kısımlar açısından reddedildiğinin hüküm kısmında açıkça yazılması gerekmektedir. Kararın bu hali ile infazı da mümkün değildir. Açıklanan sebeplerle temyiz itirazlarını kabulü ile direnmeyi içeren hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir’’ gerekçesiyle kararın bozulmasına, sair hususların incelenmesine bu aşamada yer olmadığına karar verilmiştir. Kadastro Mahkemesinin İkinci Direnme Kararı 21. Bursa Kadastro Mahkemesinin 16.04.2024 tarihli ve 2023/310 Esas, 2024/91 Karar sayılı kararı ile; önceki gerekçe yanında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/5. fıkrasına (doğrusu: Geçici Madde 4) göre Özel Dairece direnme kararının yerinde görülmemesi hâlinde dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi gerektiği, yeniden mahal mahkemesine gönderilmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi 22. Direnme kararı süresi içinde davalı Hazine vekili ve dâhili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 23. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlıklar; 1) İlk Derece Mahkemesince, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 02.06.2021 tarihli bozma kararına direnilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 21.03.2023 tarihli kararıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 373/5. fıkrası (doğrusu: Geçici Madde 4) gereğince temyiz incelemesi yaparak hükmü HMK’nın 297. maddesine aykırılık nedeniyle değişik gerekçeyle bozduğu ve bu bozmaya karşı da İlk Derece Mahkemesince direnme kararı verildiği gözetildiğinde; HMK’nın geçici 4. maddesi uyarınca direnme kararının Özel Dairece HMK’nın 297. maddesine aykırılık nedeniyle değişik gerekçeyle bozulmasına karar verilip verilemeyeceği, 2) (1) numaralı uyuşmazlıkta karar verilemeyeceğinin kabulü hâlinde İlk Derece Mahkemesinin 16.04.2024 tarihli son direnme kararı ile Özel Dairenin 21.03.2023 tarihli bozma kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesinin 22.03.2022 tarihli kararının (birinci direnme kararı) infazının mümkün olmadığı ve HMK’nın 297. maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle bozulmasının gerekip gerekmediği, 3) (2) numaralı uyuşmazlık yönünden hükmün bozulması gerekmediğinin anlaşılması hâlinde Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 02.06.2021 tarihli bozma kararında yer alan dava konusu 499 sayılı parsele komşu 498 sayılı parsel tutanağının davalı hâle getirilmesi ile fen bilirkişi raporunda (A), (B), (C), (D) ve (E) harfleri ile gösterilen bölümler yönünden olağan usule göre kadastro işleminin tamamlanmasının gerekip gerekmediği, noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE (1) Numaralı Uyuşmazlık Yönünden 24. Uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 43. maddesi ile HMK’nın 373/5. fıkrasında yapılan değişiklik ile aynı Kanun’un 45. maddesi ile HMK’ya eklenen Geçici 4. maddesi üzerinde durulması gerekmektedir. 25. 6763 sayılı Kanun ile HMK’nın 373/5. fıkrasında yer alan “Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır” ibaresi “…kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir” şeklinde değiştirilmiş, ayrıca Geçici 4. madde olarak; ‘’(1) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlarla ilgili Yargıtay hukuk daireleri tarafından verilen bozma kararları üzerine mahkemelerce verilen direnme kararları, kararına direnilen daireye gönderilir. (2) Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda bulunan dosyalar, kararına direnilen daireye gönderilir. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda bulunan ve 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun geçici 2 nci maddesi uyarınca ilgili daire tarafından incelenen dosyalar, kararına direnilen daireye yeniden gönderilmez. (4) Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir” hükmü eklenmiştir. 26. Kanun koyucu tarafından HMK’nın 373/5. fıkrasında yapılan değişikliğin gerekçesinde, Dairenin direnme kararını yerinde görmesi hâlinde kendi kararını düzeltebileceği ve böylece hatasından dönebileceği, aksi takdirde dosyayı Hukuk Genel Kuruluna gönderebileceği ortaya konulmuştur. Bu düzenleme ile Anayasanın 141. maddesinde düzenlenmiş olan usul ekonomisi ilkesi gereğince davaların gereksiz yere uzamasının önüne geçilerek tarafların AİHS’nın 6. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkı güçlendirilmiştir. 27. Somut olaya gelindiğinde; Kadastro Mahkemesince davanın kabulüne ilişkin verilen ilk karar, davalıların temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 02.06.2021 tarihli kararı ile bozulmuş, Kadastro Mahkemesince 22.03.2022 tarihli karar ile bozma kararına karşı direnilmiş, direnme kararının davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine dava dosyası HMK’nın Geçici 4. maddesi kapsamında kararına direnilen Özel Daireye gönderilmiş, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 21.03.2023 tarihli kararı ile direnme kararı HMK’nın 297. maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle işin esası incelenmeksizin değişik gerekçeyle bozulmuştur. 28. Ne var ki, HMK’nın Geçici 4. maddesinin 4. fıkrası gözetildiğinde Özel Dairenin direnme kararını yerinde görmesi hâlinde kendi kararını düzeltebileceği, aksi takdirde dosyayı Hukuk Genel Kuruluna göndereceği Kanun’un amir hükmüdür. 29. HMK’nın 373/5. fıkrasındaki; ‘’…direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir’’ ve bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlarla ilgili uygulanacak olan Geçici 4. maddesinin 4. fıkrasındaki; ‘’…direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir’’ ibareleri birlikte değerlendirildiğinde Özel Dairenin direnme kararını yerinde görmesi hâlinde bozma kararından vazgeçerek hükmü onayabileceği, bozma kararının yerinde olduğuna karar vermesi hâlinde ise uyuşmazlığın giderilmesi amacıyla dosyayı Hukuk Genel Kuruluna göndereceği açıktır. Bir başka ifadeyle yukarıda yer verilen amaca uygun olarak HMK’nın Geçici 4. maddesi ile Özel Daireye direnme kararını öncelikle inceleyip gerekirse onayabilme imkânı tanınarak o aşamada uyuşmazlık sona erdirilmek istenmiştir. 30. Yukarıda yer verilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde; Özel Dairenin HMK’nın Geçici 4. maddesi kapsamında yaptığı inceleme neticesinde direnme kararını değişik gerekçeyle bozması mümkün olmayıp, kanun maddesinin getiriliş amacına aykırılık teşkil etmektedir. 31. Hâl böyle olunca, HMK’nın Geçici 4. maddesi uyarınca direnme kararının Özel Dairece HMK’nın 297. maddesine aykırılık nedeniyle değişik gerekçeyle bozulmasına karar verilemeyeceğine oy birliğiyle karar verilerek (2) numaralı uyuşmazlığın incelenmesine geçilmiştir. (2) Numaralı Uyuşmazlık Yönünden 32. Hemen belirtilmelidir ki, (1) numaralı uyuşmazlıkta karar verilemeyeceği sonucuna ulaşıldığından İlk Derece Mahkemesinin 16.04.2024 tarihli ikinci direnme kararı ile Özel Dairenin 21.03.2023 tarihli bozma kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. Bu durum (1) numaralı uyuşmazlık yönünden alınan kararın tabii bir neticesidir. 33. İlk Derece Mahkemesinin 22.03.2022 tarihli (birinci direnme kararı) kararının infazının mümkün olup olmadığı ve HMK’nın 297. maddesine aykırılık teşkil edip etmediği meselesi bu aşamada çözümlenmelidir. 34. Davacı vekili, Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu 28.06.2007 tarihli dava dilekçesi ile tescil harici bırakılan 2.0 00... civarındaki taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak müvekkili adına tescilini talep etmiş, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde fen bilirkişinin 28.10.2013 tarihli krokisinde (A) harfi ile gösterilen 3.015, 62... ’lik alanın davacı adına tesciline karar verilmiş, karar Yargıtay incelemesinden geçerek 21.12.2015 tarihinde kesinleşmiştir. 35. Ancak, Asliye Hukuk Mahkemesince tesciline karar verilen taşınmazın bulunduğu bölgede 10.10.2013 tarihinde (kesinleşmeden önce) yapılan tescil harici alanlara yönelik kadastro çalışması neticesinde taşınmaz 3.724, 82... yüzölçümü ile 499 sayılı parsel olarak sınırlandırılmış ve davalı olması nedeniyle malik hanesi boş bırakılmak suretiyle kadastro tutanak aslı Bursa Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi aşamasında kadastro çalışması yapılması nedeniyle 3402 sayılı Kanun’un 5 ve 27. maddeleri gereğince dava dosyasının Kadastro Mahkemesine aktarılması gerekirken yargılamaya devam edilmesi bir takım sorunlara yol açmıştır. 36. Kadastro Mahkemesince toplanan deliller, mahallinde yapılan keşif ve hükme esas alınan fen bilirkişinin 28.11.2017 tarihli raporu, ekli krokisi ve alan hesabı cetveli birlikte değerlendirildiğinde; Asliye Hukuk Mahkemesinde tesciline karar verilen alanın sınırları ile 499 sayılı parselin kadastral sınırlarının çakıştırıldığı, krokide (C) harfi ile gösterilen 24, 54... ’lik kısmın 499 sayılı parselin kadastral sınırları içerisinde kalmakla birlikte daha önce tesis kadastrosu neticesinde tutanağı kesinleşen komşu 248 sayılı parsel içerisinde gösterildiği, (A), (B), (D) ve (E) harfleri ile birlikte ortadaki taşınmazın ana parçasının (harflendirilmeyen) da 499 sayılı parselin kadastral sınırları içerisinde gösterildiği, Kadastro Mahkemesince hüküm kurulurken 248 sayılı parsel içerisinde gösterilen (C) harfli 24, 54... ’lik kısmın tutanağının mükerrerlik nedeniyle iptaline, 499 sayılı parselin 3.724, 82... olarak sınırlandırılması nedeniyle (C) harfli 24, 54... ’lik kısım çıkarıldıktan sonra kalan 3.700, 28... ’nin davacı adına tespit ve tesciline karar verildiği, kabul ve ret durumuna göre yüzölçümlerin birbiri ile uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. 37. Hâl böyle olunca, İlk Derece Mahkemesinin 22.03.2022 tarihli (birinci direnme kararı) kararının infazının mümkün olduğu ve HMK’nın 297. maddesine aykırılık teşkil etmediğine oy birliğiyle karar verilerek (3) numaralı uyuşmazlığın incelenmesine geçilmiştir. (3) Numaralı Uyuşmazlık Yönünden 38. Gelinen aşamada, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 02.06.2021 tarihli bozma kararında yer alan dava konusu 499 sayılı parsele komşu 498 sayılı parsel tutanağının davalı hâle getirilmesi ile fen bilirkişinin 28.11.2017 tarihli raporu ve ekli krokisinde (A), (B), (C), (D) ve (E) harfleri ile gösterilen bölümler yönünden olağan usule göre kadastro işleminin tamamlanmasının gerekip gerekmediği çözümlenmelidir. 39. Hükme esas alınan fen bilirkişinin 28.11.2017 tarihli raporu ve ekli krokisi (36.) paragrafta değerlendirilmiş ise de bu aşamada krokide gösterilen (DV12), (DV2) ve 562 noktalarını birleştiren sınırlar içerisinde kalan alan ile ilgili açıklamalar yapılması gerekmektedir. 40. (DV12), (DV2) ve 562 noktalarını birleştiren sınırlar içerisinde kalan alanın komşu 498 sayılı parselin kadastral sınırları içerisinde kaldığı, 498 sayılı parselin 10.10.2013 tarihinde yapılan genel arazi kadastrosu neticesinde 1.112, 40... ’lik ham toprak vasfıyla Hazine adına tespit gördüğü ve tutanağın kesinleştirilmesi ile birlikte 21.01.2014 tarihinde Hazine adına tescil edildiği kayda dayalı saptanmıştır. Ne var ki, (DV12), (DV2) ve 562 noktalarını birleştiren sınırlar içerisinde kalan alanın davacı tarafından Asliye Hukuk Mahkemesinde tescil istemi ile açılan davanın konusunu oluşturduğu ve yapılan yargılama neticesinde anılan alanın davacı adına tesciline karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, 498 sayılı parsel tutanağı kesinleştirilmiş ise de kadastro tespitinden önce açılan davanın konusunu oluşturduğundan hukuken malik hanesinin açık olduğunun kabulü zorunludur. 41. Öte yandan, hükme esas alınan fen bilirkişinin 28.11.2017 tarihli raporu ve ekli krokisinde (A), (B), (C), (D) ve (E) harfleri ile gösterilen bölümlerin, Asliye Hukuk Mahkemesinde 28.10.2013 tarihli fen bilirkişi raporunda tesciline karar verilen ve onanarak kesinleşen (A) harfli 3.015, 62... ’lik taşınmaz sınırlarının dışında kaldığı, bir başka ifadeyle (A), (B), (C), (D) ve (E) harfleri ile gösterilen bölümlerin malik hanesinin açık bırakılmasını gerektirecek bir davanın konusunu oluşturmadığı anlaşılmıştır. 42. O hâlde, 498 sayılı parselin tutanağı davalı hâle getirilmek suretiyle fen bilirkişinin 28.11.2017 tarihli raporu ve ekli krokisinde (DV12), (DV2) ve 562 noktalarını birleştiren sınırlar içerisinde kalan alanın taraflar arasında kesin hüküm oluşturan Asliye Hukuk Mahkemesi kararında davacı adına tesciline karar verildiği gözetilerek davacı adına tapuya tesciline, aktarılan davanın konusu olmayan ve fen bilirkişinin 28.11.2017 tarihli raporu ve ekli krokisinde (A), (B), (C), (D) ve (E) harfleri ile gösterilen bölümler yönünden ise olağan usule göre kadastro işleminin tamamlanması için tutanağın kadastro müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir. 43. Hâl böyle olunca, İlk Derece Mahkemesinin 22.03.2022 tarihli direnme kararı Özel Dairenin 02.06.2021 tarihli bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır. IV. SONUÇ Açıklanan nedenlerle; İlk Derece Mahkemesinin 16.04.2024 tarihli ve 2023/310 Esas, 2024/91 Karar sayılı ikinci direnme kararı ile Özel Dairenin 21.03.2023 tarihli ve 2022/4178 Esas, 2023/1631 Karar sayılı ikinci bozma kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, Davalı Hazine vekili ve dâhili davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin 22.03.2022 tarihli direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.09.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.