Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/246 E. 2026/201 K. – Vasiyetnamenin

Konu: Vasiyetnamenin İptali

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2025/246
Karar No
2026/201
Karar Tarihi
Konu
Vasiyetnamenin İptali

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/299 E., 2023/381 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 24.05.2023 tarihli ve 2024/1628 Esas, 2025/641 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 21.03.1925 doğumlu ...’ın 02.07.2014 tarihinde dul ve çocuksuz olarak öldüğünü, geride tek mirasçısı olarak dayısı 01.07.1907 doğumlu ...’un kaldığını, nüfus kayıtlarının incelenmesinde ...’un 05.07.1993 tarihinde bekâr ve çocuksuz olarak ölmüş olması nedeniyle miras payının yönetilmesinde Hazinenin hak ve menfaati olduğu gözetilerek İstanbul Anadolu 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 03.03.2016 tarihli ve 2015/832 Esas, 2016/259 Karar sayılı kararı ile Hazine adına İstanbul Defterdarı ...’nin ...’a kayyım olarak atandığını, dolayısıyla ...'un hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla eldeki davanın açıldığını, diğer yandan muris ...’nin ölümünden bir gün önce 01.07.2014 tarihinde sözlü vasiyette bulunduğunu, anılan vasiyetnamenin tanıklarca 01.07.2014 tarihinde saat 20.00 ibaresi ile tutanağa bağlandığını, akabinde tutanağın 03.07.2014 tarihinde mahkemeye gönderildiğini, murisin ölümü üzerine de dava konusu vasiyetnamenin İstanbul Anadolu 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 12.05.2015 tarihli ve 2014/734 Esas, 2015/613 Karar sayılı kararı ile açıldığını, ancak sözlü vasiyet anında murisin 89 yaşında olduğunu, hukuki işlem ehliyetinin bulunmadığını ileri sürerek sözlü vasiyetnamenin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; vasiyetçinin uzun süreden beri müvekkili olan vakfa ait huzur evinde kalmaktayken aniden gelişen sağlık sorunları nedeni ile vakfın hastane bölümüne nakledildiğini, burada yanına çağırdığı arkadaşı olan tanıklara sözlü vasiyetini bildirdiğini ve ertesi gün vefat ettiğini, söz konusu vasiyetname ile murisin tüm terekesini davalı vakfa bıraktığını, dolayısıyla müvekkilinin atanmış mirasçı konumunda bulunduğunu, somut olayda belirli mal bırakma vasiyetin olmadığını, murisin iptali istenen vasiyetnameyi düzenlemekteki tek amacı ve son arzusunun ölümünden sonra terekesinin müvekkili vakfa intikal etmesi olduğunu, vasiyetnamenin yasal koşulları taşıdığı gibi vasiyetçinin ehliyetsiz olduğu yönündeki iddianın da soyut ve dayanaktan yoksun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 30.03.2021 tarihli ve 2016/126 Esas, 2021/126 Karar sayılı kararı ile; vasiyetçi ...’nin uzun yıllardan beri davalı Vakfa ait huzurevinde kaldığı, tüm bakımının Vakıf tarafından karşılandığı, 01.07.2014 tarihinde davalı Vakfa ait hastanede tedavi görmekteyken sözlü vasiyette bulunarak tüm malvarlığını davalı Vakfa bıraktığı, sözlü vasiyetin tanıklar tarafından tutanağa geçirildiği, Adli Tıp Kurumundan alınan rapor uyarınca da vasiyet tarihinde temyiz kudretine sahip olduğu ve sözlü vasiyette bulunma ehliyetinin bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 22.12.2021 tarihli ve 2021/1734 Esas, 2021/2769 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında belirtilen kararı ile "...Somut olayda vasiyetçi ... kızı 1925 doğumlu ...'ın yıllardan beri davalı Vakfa ait huzur evinde kaldığı, tüm bakımının davalı Vakıf tarafından karşılandığı, 01.07.2014 tarihinde davalı vakfa ait hastanede tedavi görmekte iken iki tanık huzurunda sözlü vasiyette bulunduğu, sözlü vasiyetin tanıklar tarafından tutanağa geçirildiği, vasiyet edenin 02.07.2014 tarihinde öldüğü, sözlü vasiyetnamenin 03.07.2014 tarihinde Sulh Hukuk Hâkimine verildiği, sözlü vasiyet ile tüm mal varlığını davalı vakfa bıraktığı, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun 09.12.20 20... numarası kurul raporu ile sözlü vasiyetname yaptığı tarihte fiil ehliyetine sahip olduğu anlaşılmaktadır. O halde dava konusu vasiyetin içeriğinden vasiyet edenin kımıldayacak durumunun olmadığı, tedavi gördüğü hastanenin ulaşım sıkıntısı olmayan merkezi bir konumda yer aldığı ve tıbbın geldiği nokta dikkate alındığında vasiyet eden hayatta iken noterin de katılımıyla resmi vasiyetname düzenlenebileceği, dolayısıyla sözlü vasiyetnameye başvurulmasının esas şartı olan olağanüstü halin gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece sözlü vasiyetname düzenleme şartlarının somut olayda oluşmadığı göz önüne alınarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir..." gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki karar gerekçesi yanında; sözlü vasiyetnamenin geçerliliği bakımından önemli olan hususların vasiyetnamenin yapıldığı sırada vasiyetçide vasiyetname yapma iradesinin bulunması, olağanüstü koşulların vasiyetnamenin yapıldığı esnada var olması ve başka bir ölüme bağlı tasarrufa başvurma imkânın olmaması noktalarında toplandığı ancak somut olayda belirtilen tüm koşulların gerçekleştiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; yasal koşulları taşımayan dava konusu sözlü vasiyetnamenin iptal edilmesi gerektiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda Türk Medeni Kanunu’nun 539 ilâ 541. maddeleri arasında düzenleme altına alınan sözlü vasiyetname yapma koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 531 ilâ 541. maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir. 2. Türk Medeni Kanunu Miras Hukuku kitabının, birinci kısmının, ikinci bölümünün üç ve dördüncü ayrımları incelendiği zaman, ölüme bağlı tasarruf teriminin iki ayrı anlamda kullanıldığı görülür. Üçüncü Ayırım "Ölüme Bağlı Tasarrufların Çeşitleri" başlığı altında, içerik olarak ölüme bağlı tasarrufları düzenler ve bunlara maddi anlamda ölüme bağlı tasarruflar denir. Buna karşılık dördüncü ayırım ise, "Ölüme Bağlı Tasarrufların Şekilleri" başlığı altında, mirasbırakanın iradesini açıklarken uyması gereken şekil kurallarını düzenler ki, bunlara da şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf denir (Mustafa Dural/Turgut Öz, Türk Özel Hukuku, Cilt-IV, Miras Hukuku, İstanbul-2019, N. 251). 3. Maddi anlamda ölüme bağlı tasarruflar, şekli anlamda ölüme bağlı tasarrufların içeriğini, orada açıklanan arzuları veya mirasbırakanın ölüme bağlı emirlerini belirler. Şekli anlamda ölüme bağlı tasarruflar; 4721 sayılı Kanun hükümleri ile tek taraflı vasiyetnameler (TMK md. 531 vd.) ve iki taraflı olan miras sözleşmeleri (TMK md. 545) olarak iki türlü düzenlenmiştir. Miras sözleşmeleri; miras sözleşmesi (TMK md. 545) ve mirastan feragat sözleşmesi (TMK md. 528) olmak üzere iki türde düzenlenebilir. Her iki sözleşme de resmî şekilde yapılır. 4. Türk Medeni Kanunu'nun 531. maddesi uyarınca vasiyet; resmî şekilde veya mirasbırakanın el yazısı ile ya da sözlü olarak yapılabilir. Kanun'un 539 ilâ 541. maddeleri arasında düzenlenmiş bulunan sözlü vasiyetname, resmî veya el yazılı vasiyetnameden farklı olarak, istisnai bir ölüme bağlı tasarruf şeklidir. Kanun koyucu ancak belirli hâllerin bulunması ve bu sebeple resmî veya el yazılı vasiyetname yapma imkânının bulunmadığı durumlarda sözlü vasiyetnameye izin vermiştir. Nitekim 4721 sayılı Kanun'un "Sözlü vasiyet" başlıklı 539/1. maddesi "Mirasbırakan; yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık, savaş gibi olağanüstü durumlar yüzünden resmî veya el yazılı vasiyetname yapamıyorsa, sözlü vasiyet yoluna başvurabilir" hükmünü taşımaktadır. 5. Türk Medeni Kanunu'nun 539/1 hükmünden de anlaşılacağı üzere, sözlü vasiyetnameye başvurabilmek için ilk olarak olağanüstü bir hâlin varlığı ve ikinci olarak da bu olağanüstü hâl sebebiyle diğer vasiyetname şekillerinden birine başvurma imkânının bulunmaması şeklindeki iki şartın birlikte gerçekleşmesi aranır. Bu iki şartın aynı anda bulunması, sözlü vasiyetname yapabilmek için zorunludur. Olağanüstü hâl bulunmasına rağmen, resmî veya el yazılı vasiyetname yapabilme imkânı varsa, sözlü vasiyetname yapılamaz. Diğer bir ifade ile sözlü vasiyetin geçerli olabilmesi için başka türlü vasiyet yapmak imkânının bulunmaması gerekir (Esat Şener, Açıklamalı-İçtihatlı Türk Medeni Kanunu, Ankara-1989, s. 834). 6. Türk Medeni Kanunu'nun 539. maddesi uyarınca sözlü vasiyetnamenin düzenlenmesi iki safhada gerçekleşir. Birinci safhada; olağanüstü bir durum içinde bulunan vasiyetçi, son arzularını iki tanığa açıklar ve onlara bu açıklamalarına uygun bir vasiyetname yazma veya yazdırma görevi yükler (TMK md. 539/2). Resmî vasiyetname düzenlenmesinde okur yazar olma koşulu dışında, tanıklara ilişkin yasaklar, sözlü vasiyetteki tanıklar için de geçerlidir (TMK md. 539/3). Yargıtay uygulamasına göre, beyanın iki tanığa sözlü olarak yapılması zorunludur. Vasiyetçinin başkasına yazdırdığı son arzularını tanıklara vermesi geçerli değildir. 7.Sözlü vasiyetnamenin ikinci safhasında yapılması gereken işlemleri tanıklar gerçekleştirmelidir. 4721 sayılı Kanun'un "Belgeleme" başlıklı 540. maddesi "Mirasbırakan tarafından görevlendirilen tanıklardan biri, kendilerine beyan edilen son arzuları, yer, yıl, ay ve günü de belirterek hemen yazar, bu belgeyi imzalar ve diğer tanığa imzalatır. Yazılan belgeyi ikisi birlikte vakit geçirmeksizin bir sulh veya asliye mahkemesine verirler ve mirasbırakanı vasiyetname yapmaya ehil gördüklerini, onun son arzularını olağanüstü durum içinde kendilerine anlattığını hâkime beyan ederler. Tanıklar, daha önce bir belge düzenlemek yerine, vakit geçirmeksizin mahkemeye başvurup yukarıdaki hususları beyan ederek mirasbırakanın son arzularını bir tutanağa geçirtebilirler. Sözlü vasiyet yoluna başvuran kimse askerlik hizmetinde bulunuyorsa, teğmen veya daha yüksek rütbeli bir subay; Ülke sınırları dışında seyreden bir ulaşım aracında bulunuyorsa, o aracın sorumlu yöneticisi; sağlık kurumlarında tedavi edilmekteyse, sağlık kurumunun en yetkili yöneticisi hâkim yerine geçer" şeklinde düzenleme altına alınmıştır. Belirtmek gerekir ki tanıklar, vasiyetçinin kendilerine yüklediği belgeleme görevini kabul etmek zorunda değillerdir. Ancak kabul etmişlerse, bundan sonra açıklanacak hususları yerine getirmek zorundadırlar (Mustafa Dural/Turgut Öz, N. 449). 8. Türk Medeni Kanunu'nun 540. maddesine göre tanıklar, kendilerine yüklenmiş olan belgeleme görevini iki şekilde yerine getirebilirler. Bunlardan ilki Kanun'un 540/1. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre tanıklardan biri; vasiyetçinin kendilerine beyan ettiği son arzularını, beyanın yapıldığı yer ve tarihini de yazarak imzalar, diğer tanığa hazırlamış olduğu belgeyi imzalatır ve her iki tanık birlikte vakit geçirmeden bu belgeyi mahkemeye verirler. Tanıklar ayrı ayrı mahkemeye gidemezler. Dolayısıyla tanıkların mahkemeye birlikte başvurmaları zorunludur. Diğer yandan tanıkların mahkemeye vakit geçirmeksizin gitmeleri de şarttır. Gerekirse cenaze namazını bile beklememeleri gerekir. Zira gecikme her türlü hile ve baskıya yol açabilir (Esat Şener, s. 836). 9. Tanıkların yararlanabilecekleri ikinci imkân, yazılı bir metni mahkemeye sunmak yerine, birlikte vakit geçirmeksizin mahkemeye başvurup, vasiyetçinin kendilerine söylediği son arzularını hâkime aktarmaktır. Yani burada tanıklar ilkinden farklı olarak, hâkime kendi düzenledikleri belgeyi sunmayıp, onun önünde sözlü beyanda bulunurlar. Bunun üzerine hâkim önünde bir tutanak düzenlenir ve bu tutanak tanıklar tarafından imzalanır (TMK md. 540/2). Her ne kadar anılan hükümde belirtilmemiş ise de; tanıklar ayrıca vasiyetçinin son arzularını yazılı olarak vermelerinde olduğu gibi, vasiyetçinin başka türde vasiyetname yapmasını engelleyen bir olağanüstü hâlin varlığını ve vasiyetçiyi ölüme bağlı tasarruf yapmaya ehil gördüklerini beyan etmelidirler (Mustafa Dural/Turgut Öz, N. 463). 10. Sözlü vasiyetnameyi yapan kişi askerlik hizmetinde bulunuyorsa, teğmen ya da daha yüksek rütbeli bir subay; ülke dışında seyreden bir ulaşım aracında bulunuyorsa, aracın sorumlu yöneticisi; tedavi için sağlık kurumlarında bulunuyorsa, o kurumun en yetkili yöneticisi hâkimin yerine geçer, yani sözlü vasiyetname bu kişilere tevdi edilir (TMK md. 540/3). 11. Son olarak belirtmek gerekir ki; sözlü vasiyetname olağanüstü bir durumun varlığı hâlinde istisnaen düzenlenen bir vasiyetname olduğu için 4721 sayılı Kanun'un "Hükümden düşme" başlıklı 541. maddesine göre mirasbırakan için sonradan diğer şekillerde vasiyetname yapma olanağı doğarsa, bu tarihin üzerinden bir ay geçince sözlü vasiyet hükümden düşer. Maddeden de anlaşılacağı üzere sözlü vasiyetname; olağan vasiyetname yapma imkânı vermeyen durumun ortadan kalkması ve olağan vasiyetname yapma imkânı doğduktan itibaren bir ay geçerliliğini korur ve bu süre sonunda vasiyetçi sözlü vasiyetnamesini geri almasa bile kanun gereği hükümden düşer. Öyle ise sözlü vasiyetnamenin hüküm ifade etmesi, vasiyetçinin bir aylık süre içinde ölmesi ya da ölümüne kadar sürekli ayırt etme gücünü kaybetmiş olmasına bağlıdır (Mustafa Dural/Turgut Öz, N. 469).

12. Eldeki sözlü vasiyetname incelendiğinde; ...’ın sözlü şekilde son arzularına dair ... ve ... imzalı 01.07.2014 tarihli beyan tutanağı "Biz aşağıda imza sahipleri ... ... ve ... ... ... ... Hastanesi Huzurevi’nde kalmakta iken aniden rahatsızlandığından aynı hastanenin ... Servisine tedavi için yatırılan 1341 İstanbul doğumlu ...’ın yakın arkadaşlarıyız. Bizlere haber göndererek 01.07.2014 günü yanına davet etti. Bir araya gelerek alelacele kendisini aynı gün tedavi altına alınan hastanede saat 17:30 sıralarında ziyaret ettik. Yatakta bitap yatıyordu. Kımıldayacak mecali yoktu. Rengi soluktu. Sesi titriyordu. Kendisini iyi hissetmediğini, -kocam beni çağırıyor galiba, onun yanına gideceğim, ne olur söyleyeceklerimi iyice dinleyin, son arzularımı size aktarmak istiyorum- dedi. -Olur mu öyle şey? Sen iyileşeceksin, merak etme- dedikse de bize ısrarla son arzularını aktardı ve vasiyetname yapmak görevini bize yükledi ve şöyle beyan etti. O sırada ne noter çağıracak ne de yazı yazacak durumda idi. Arkadaşımız ... son arzularını şöyle beyan etti: "Ölümümden sonra ... Bankası Kadıköy Şubesinde bulunan kiralık kasamda bulunan her türlü para, altın ve menkul eşyalarım, ziynet ve kıymetli takılarım, yüzüklerim, yani kasada ne varsa, ayrıca aynı bankada bulunan her türlü mevduatlarımı ve ayrıca menkul, gayrimenkul tüm mallarımı beni bugüne kadar huzurevinde barındıran, bakan, ihtimam gösteren Zeytinburnu ... Sokak ... No.da bulunan ... Hastanesi Vakfına vasiyet ediyorum. Tüm kanuni mirasçılarımın da bu son arzuma saygı göstermesini istiyorum." Bizler de arkadaşımızın son arzularını üzülerek ve ağlayarak dinledik ve yukarıdaki gibi son arzularına uygun bir tutanak hazırlayarak birlikte imzaladık. Zeytinburnu, 01.07.20 14... :00" şeklinde düzenlenmiştir. 13. ... Hastanesinin 01.07.2014 yatış ve 02.07.2014 çıkış tarihli yatan hasta dosyası, epikriz formu ve hemşirelik raporuna göre vasiyetçi ...’ın 01.07.2014 tarihinde saat 14.30'da karın ağrısı, bulantı ve kusma şikâyetleri ile hastaneye başvurduğu, hastanın genel durumu "orta-kötü" olarak tespit edilerek dahiliye servisine yatırıldığı, doktora haber verilerek hastaya damar yolu açıldığı, cerrahi ve KBB konsültasyonlarının istendiği, saat 18.00'de hastaya tüm batın BT çekildiği, saat 22.00'de hastanın vital bulgularına göre genel durumunun aynı olarak belirlendiği, 02.07.20 14... .00'de hastanın vital bulgularının aynı olduğu ve sorun olmadığının not edildiği, saat 05.40'da hastanın odasına vital alınmak için girildiği ancak hastanın vitallerinin alınamadığı, bunun üzerine mavi kod verildiği mavi kod ekinin geldiği ve hastanın bu saat itibariyle eks olarak kaydedildiği anlaşılmıştır. 14. Davaya konu vasiyetname incelendiğinde; vasiyetçi ... ile vasiyetname tanıkları ... ve ...'ın arkadaş oldukları ve ... Hastanesi Huzurevinde kaldıkları, vasiyetnamede yer alan tanık beyanlarına göre ...'nin 01.07.2014 günü aniden rahatsızlanması üzerine aynı hastanenin ... Servisine tedavi için yatırıldığı, bunun üzerine huzurevinden arkadaşları olan ... ve ...'a haber göndererek yanına davet ettiği, tanıkların saat 17.30'da hastayı ziyarete geldikleri, bu aşamada ...'nin arkadaşlarına sözlü vasiyetname yapma görevini yüklediği ve son arzularını tanıklara aktardığı, tanıkların vasiyetçi tarafından kendilerine beyan edilen son arzularını el yazılı olarak belgeye aktardıkları, saat 20.00'da tamamlanan belgeyi imzaladıkları ve hazırladıkları belgeyi 03.07.2014 tarihinde mahkemeye verdikleri anlaşılmaktadır. 15. Her şeyden önce belirtilmelidir ki; Kanun koyucu el yazısı ile veya resmî şekilde vasiyet düzenlenmesinin mümkün olmadığı imkânsızlıklar karşısında "sözlü vasiyet" yapılmasını öngörmüştür. Olağanüstü hâllerde ve yakın ölüm tehlikesi de mevcut olduğu takdirde, el yazısıyla veya resmî şekilde vasiyet düzenlenme imkânı yoksa, sözlü vasiyet yapılabilir. Olağanüstü hâlin en yaygın ve belirgin şekli ölüm tehlikesidir. Ne var ki bu tek başına yeterli olmayıp, tehlikenin ayrıca yakın olması da gerekir. Sözlü vasiyetnamenin geçerliliği hususunda hâkim tarafından yapılması gereken ilk iş; mirasbırakanın vasiyet etme kararına varıp bunu tasarlama hâlinden uygulama alanına çıkardığı, yani vasiyet yapma arzusunu açığa vurduğu ve sözlü vasiyetini yaptığı anda, olağanüstü hâlin var olup olmadığını araştırmaktan ibarettir (Esat Şener, s. 833). Olağanüstü hâlin varlığı tespit edildiği takdirde yapılması gereken, vasiyetçinin başka türlü vasiyetname yapma imkânının olup olmadığına ilişkin değerlendirmedir. Nitekim yukarıda beşinci paragrafta açıkça vurgulandığı üzere olağanüstü hâl bulunmasına rağmen, resmî veya el yazılı vasiyetname yapabilme imkânı varsa, sözlü vasiyetname yapılamaz. Somut olayda; vasiyetçinin yakın ölüm tehlikesi içerisinde bulunması nedeniyle olağanüstü hâl içerisinde olduğu kabul edilse bile, resmî vasiyetname yapma imkânına sahip olmadığından söz edilmesi mümkün değildir. Zira vasiyetçi sözlü vasiyetin düzenlendiği gün rahatsızlanarak saat 14.30'da hastaneye yatırılmış ve bu anda arkadaşlarına haber verilmesini istemiştir. Dolayısıyla mirasbırakanın vasiyetname düzenleme kararına vararak uygulamaya geçme anı, bu saat üzerinden değerlendirilmelidir. Bu noktada vasiyetname yapma arzusu içerisinde olan vasiyetçinin; olağan olan el yazılı veya resmî vasiyetname düzenleme imkânına sahipken, istisnai olan sözlü vasiyetname düzenleme isteği önem taşımadığı gibi kendilerine haber verilen tanıkların mesai saatinden sonra saat 17.30'da hastayı ziyarete gelmiş olmaları da önem taşımaz. Olayın gerçekleştiği ve çok merkezi bir konuma sahip olması nedeniyle etrafında çok sayıda noterliğin bulunduğu İstanbul ili, Zeytinburnu ilçesinde, bir noterin temin edilerek vasiyetçinin son arzularının resmî vasiyetname ile düzenlenmesi mümkünken, sırf vasiyetçinin yakın ölüm tehlikesi içerisinde olduğu ve tanıkların mesai saatinden sonra 17.30'da hastaneye ulaştıklarından bahisle başka türlü vasiyetname düzenleme olanağının bulunmadığından söz edilmesi doğru bulunmamıştır. 16. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; her ne kadar vasiyetçi saat 14.30'da hastaneye yatırılmışsa da ani olarak rahatsızlanan hastaya gerekli tıbbi müdahaleler yapıldığı esnada ilk bir kaç saat içerisinde kendisinden resmî vasiyetname düzenleme isteği ile noter çağrılmasını beklemenin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, vasiyetçinin yanına gelmesini istediği arkadaşları olan tanıkların mesai bitiminden sonra saat 17.30'da hastaneye geldikleri, dolayısıyla yakın ölüm tehlikesi içerisinde bulunan hastanın son arzularını saat 17.30 ile vasiyetin tamamlandığı 20.00 arasında arkadaşlarına aktardığı, ardından yaklaşık 10 saat sonra öldüğü gözetildiğinde vasiyetçinin sözlü vasiyette bulunduğu anda başka türlü vasiyetname düzenleme imkânının bulunmadığı sonucuna varılması gerektiği, böyle olunca direnme kararının yasa hükümlerine uyun olduğu ve onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir. 17. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 18. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.04.2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

''K A R Ş I O Y''

Eldeki davada, sözlü vasiyetnamenin koşullarının oluşup oluşmadığı hususu uyuşmazlığın temelini oluşturmaktadır. Dava konusu olayda 21.03.1925 doğumlu olan muris (mirasbırakan/vasiyet eden) ... 02.07.2014 tarihinde vefat etmiştir. Murisin 01.07.2014 tarihinde düzenlenen sözlü vasiyetname ile "Ölümümden sonra ... Bankası Kadıköy Şubesinde bulunan kiralık kasamda bulunan her türlü para, altın, yüzüklerimi, yani kasada ne varsa, ayrıca ayni bankada bulunan her türlü mevduatlarımı ve ayrıca menkul, gayrimenkul tüm mallarımı, beni bugüne kadar huzurevinde barındıran, bakan, ihtimam gösteren Zeytinburnu ... Sokak 34 noda bulunan ... Hastanesi Vakfına vasiyet ediyorum. Tüm kanuni mirasçılarımın da bu son arzularıma saygı göstermesini istiyorum" şeklinde vasiyette bulunduğu tespit edilmiştir. Bu sözlü vasiyete ilişkin olarak murisin yakın arkadaşları oldukları anlaşılan iki tanık tarafından düzenlenen tutanağın İstanbul Anadolu 3. Sulh Hukuk Mahkemesine 03.07.2014 tarihinde teslimi (ihbarı) üzerine anılan Mahkemece 12.05.2015 tarihinde vasiyetnamenin okunduğunun tespitine karar verilmiş; hüküm Yargıtay 3. Hukuk Dairesince de onanmıştır. Davacı ... (Hazine) tarafından açılan dava ile sağ mirasçısı bulunmayan murisin söz konusu sözlü vasiyet anında 89 yaşında olduğu ve fiil ehliyetinin bulunmadığını ileri sürerek sözlü vasiyetin iptaline karar verilmesi talep edilmiştir. Davalı ... ise vasiyetçinin uzun süreden beri Vakfa ait huzurevinde kalmaktayken aniden gelişen sağlık sorunları nedeni ile Vakfın hastane bölümüne nakledildiğini, murisin burada yanına çağırdığı arkadaşı olan tanıklara sözlü vasiyetini bildirdiğini ve ertesi gün vefat ettiğini, vasiyetnamenin yasal koşulları taşıdığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; vasiyetçinin uzun yıllardan beri davalı Vakfa ait huzurevinde kaldığı, tüm bakımının Vakıf tarafından karşılandığı, 01.07.2014 tarihinde davalı Vakfa ait hastanede tedavi görmekteyken sözlü vasiyette bulunarak tüm malvarlığını davalı Vakfa bıraktığı, sözlü vasiyetin tanıklar tarafından tutanağa geçirildiği, Adli Tıp Kurumundan alınan rapor uyarınca vasiyetçinin vasiyet tarihinde temyiz kudretine sahip olduğu ve sözlü vasiyette bulunma ehliyetinin bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Anılan karara yönelik davacı tarafça yapılan istinaf başvurusu da Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Davacı taraf bunun üzerine kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesince; vasiyet edenin tedavi gördüğü hastanenin ulaşım sıkıntısı olmayan merkezi bir konumda yer aldığı ve tıbbın geldiği nokta dikkate alındığında vasiyet eden hayatta iken noterin de katılımıyla resmî vasiyetname düzenlenebileceği, dolayısıyla sözlü vasiyetnameye başvurulmasının esas şartı olan olağanüstü hâlin gerçekleşmediği belirtilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi hükmünün bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir. Karara ilişkin karşı oy yazısında ise vasiyetçinin 01.07.2014 tarihinde hastaneye yatırılırken ki genel durumunun "orta, kötü" olarak belirtildiği ve vasiyetname içeriğinden vasiyetçinin yatakta bitap şekilde yattığı ve kımıldayacak mecalinin olmadığının anlaşıldığı, tanıkların hastaneye mesai saatinin bitiminden sonra saat 17.30'da ulaştıkları, vasiyetnamenin ise saat 20.00'de kaleme alındığı ve murisin 02.07.2014 tarihinde saat 05.30'da öldüğü göz önüne alındığında sözlü vasiyetname dışında başka bir ölüme bağlı tasarrufa başvurma imkânının olmadığının kabulü gerektiği vurgulanmıştır. İlk Derece Mahkemesince; somut olayda sözlü vasiyetnamede bulunma koşullarının oluştuğu ifade edilerek önceki hükümde direnilmesine karar verilmiştir. Anılan direnme kararının davacı tarafça temyiz edilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunun Sayın Çoğunluğu tarafından -Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin bozma kararı doğrultusunda- somut olayda dava konusu sözlü vasiyetnamenin yapıldığı sırada resmî ve/veya el yazılı vasiyetname düzenlenmesinin mümkün olduğu kabul edilerek direnme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. Sayın Çoğunluğun bu kabul ve değerlendirmesine aşağıda açıklamış olduğumuz nedenlerle katılmamız mümkün olmamıştır: Genel olarak ölüme bağlı tasarruflar mirasbırakanın ölümünden sonra yerine getirilmesini dilediği son arzularını ve bunların açıklanması (tespiti) bakımından belirli şekil şartlarını ihtiva eden işlemlerdir. Mirasbırakan ölüme bağlı tasarruf yoluyla terekesinin geleceğini belirler ve ölümünden sonra gerçekleşmesini istediği, arzuladığı, irade ettiği dileklerini bildirir. Bir başka anlatımla ölüme bağlı tasarruf, mirasbırakanın, ölümünden sonra hüküm ve sonuç doğurmak üzere, terekesine yönelik olarak yaptığı ve gerçekleşmesini istediği emir, dilek veya arzu olarak ifade edebileceğimiz iradesini içeren hukuki işlem olarak tanımlanabilir (Ferhat Koyuncu, Türk Hukukunda Sözlü Vasiyetname, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2013; S:4). Türk Medeni Kanununda (TMK) geçerli olan şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf türleri vasiyetname ve miras sözleşmesidir. Vasiyetname, mirasbırakanın tek taraflı olan ve yöneltilmesi dahi gerekli olmayan irade beyanı ile yaptığı ölüme bağlı tasarruf şeklidir. TMK'nın 531. maddesi uyarınca vasiyet, resmî şekilde veya mirasbırakanın el yazısı ile ya da sözlü olarak yapılabilir. Mirasbırakan resmî vasiyetname veya el yazılı vasiyetname şekillerinden herhangi birine dilediği zaman başvurabilir. Ancak sözlü vasiyetname yolu diğerlerine göre istisnai bir vasiyet türü olup kanun koyucu tarafından belirli durumlara özgü kılınmıştır. Bu kapsamda TMK'nın 539. maddesinde, mirasbırakanın ancak yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık, savaş gibi olağanüstü durumlar yüzünden resmî veya el yazılı vasiyetname yapamadığı durumlarda sözlü vasiyet yoluna başvurabileceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre sözlü vasiyetname için bir arada bulunması gerekli iki koşul söz konusudur. İlk olarak olağanüstü bir durum bulunması, ikinci olarak ise bu olağanüstü durum sebebiyle başka türlü (resmî veya el yazılı) vasiyetname düzenleme imkânının olmaması gerekmektedir. Dolayısıyla sözlü vasiyetnamenin diğer vasiyet türlerine başvurma bakımından bütün imkânların tükendiği hâllerde mirasbırakanın son arzularının yerine getirilmesi için son çare olarak başvurulabilecek bir vasiyetname şekli olduğu söylenebilir. Kanun koyucu sözlü vasiyetnameye ilişin koşulları belirlerken bulunması gereken olağanüstü durumlara dair bir tanım yapma yoluna gitmemiş, bunun yerine olağanüstü durum olarak kabul edilecek hâlleri örnekleme yoluyla saymayı tercih etmiştir. Dolayısıyla sözlü vasiyetname için bulunması gerekli olan olağanüstü hâller madde metninde geçen "yakın ölüm tehlikesi", "ulaşımın kesilmesi", "hastalık" ve "savaş" ile sınırlı değildir. Nitekim Kanunda bu hâller sayıldıktan sonra "gibi" ifadesine yer verilerek bu husus teyit edilmiştir. Bu durumda vasiyetname yapmak isteyenin, normal hayat tecrübelerine ve anlayışlarına göre içinden sağ olarak çıkıp çıkamayacağını bilemediği her türlü durumun olağanüstü hâl olarak değerlendirilmesi gerekir. Somut olayın özellikleri itibarıyla buradaki olağanüstü durumlardan "yakın ölüm tehlikesi" ve "hastalık" hâlleri üzerinde durmakta yarar vardır. Yakın ölüm tehlikesi olağanüstü hâl olarak en sık karşılaşılabilecek, en kapsamlı ve en önemli durumdur. Yakın ölüm tehlikesinin, eskiden beri bulunan bir hastalık yahut ani olarak gerçekleşen bir olay neticesinde gerçekleşmesinin bir önemi olmadığı gibi, kişinin hastalığının daha önceki evrelerinde başka şekilde vasiyetname yapma imkânının olması da önemli değildir. Önemli olan sözlü vasiyetnamenin düzenlendiği anda yakın ölüm tehlikesinin mevcut olması olduğundan, her iki durumda da kanunun aradığı yakın ölüm tehlikesi şartı gerçekleşmiş kabul edilir (Ferhat Koyuncu, Türk Hukukunda Sözlü Vasiyetname, S:44). Nitekim Hukuk Genel Kurulu bir kararında "... Hastanın daha önce hastalığa tutulmuş, hatta hastalığın uzun bir zaman sürmesi ve o zamanlarda resmi veya el yazısı ile vasiyetname düzenlemek imkânı bulunmuş olması, vasiyetnamenin yapıldığı andaki ölüm tehlikesini kaldırıcı bir neden olarak kabul edilemez. Bu tehlike ister kaza ve ani hastalık gibi birdenbire, isterse uzun bir hastalık gibi yavaş yavaş tahakkuk etsin durum aynıdır. Bu itibarla vasiyetçinin hastalığının daha önceki safhasında el yazısı ile yahut resmi şekilde vasiyetname tanzim edecek durumda bulunmasından dolayı şifahi vasiyet geçersiz sayılamaz. Yakın ölüm tehlikesini doğuran sebepler çeşitli olabilir. Bir kimsenin günden güne artan bir zaafiyete uğraması ve sonunda elini kolunu oynatamayacak derecede bitkin bir hale düşmesinde dahi ölüm tehlikesi hali var sayılabilir. Vasiyetçi vasiyetnamesini istediği gün ve anda yapmak hakkına sahiptir. Ehemmiyetli olan yön, vasiyetname yapmak istediği andaki durumdur." demek suretiyle bu hususu açıklığa kavuşturmuştur (bkz. HGK'nın 08.02.1969 tarihli ve 1966/2-1205 Esas, 1969/94 Karar sayılı kararı). Hastalığın hangi koşullarda sözlü vasiyet için olağanüstü durum kabul edilebileceği konusunda Kanun metninde bir belirleme bulunmamaktadır. Ancak her türlü rahatsızlığın (hastalığın) sözlü vasiyet koşulu olan olağanüstü durum olarak değerlendirmesi elbette mümkün değildir. Zira buradaki hastalık ibaresi "olağanüstü durum" kavramı ile birlikte ve bu bağlamda tanımlanmalıdır. Bu kapsamda mirasbırakandaki hastalığın olağanüstü durum olarak kabulü için resmî ya da el yazılı vasiyetname düzenlemesine engel olacak boyutta (ağırlıkta) olması gerekmektedir. Diğer yandan sözlü vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için yakın ölüm tehlikesi ve hastalık gibi olağanüstü durumların yanı sıra mirasbırakanın resmî veya el yazılı vasiyetname düzenleme imkânının bulunmaması elzemdir. Sözlü vasiyetnamenin tanzimi yoluna gidilen her bir somut olayın kendi koşulları ve özellikleri göz önüne alınarak mirasbırakanın resmî veya el yazılı vasiyetname düzenleme imkânının bulunup bulunmadığı irdelenmelidir. Bu bağlamda sözlü vasiyetin istisnai olma özelliğinin gözardı edilmemesi büyük önem taşımaktadır. Ancak sözlü vasiyetnameyi ayakta tutmak isterken geçersiz olan bir vasiyetnameye de geçerlilik tanınmaması gerekmektedir. Bunun yanında yargı mercilerince değerlendirme yapılırken zaten istisnai bir şekil olan sözlü vasiyetname düzenlenmesini neredeyse imkânsız kılacak derece katı bir yaklaşımdan da imtina edilmelidir. Bu çerçevede mirasbırakanın sözlü vasiyette bulunduğu sırada resmî veya el yazılı vasiyetname düzenleme imkânının bulunup bulunmadığı araştırırken, olağan hayat tecrübelerine ve mantıklı ve makul bir insanın yaklaşımına göre hareket etmek uygun bir çözüm olarak öne çıkmaktadır. Öte yandan sözlü vasiyetin yapıldığı sırada resmî veya el yazılı vasiyetname düzenleme imkânının bulunmadığı yönünde bir değerledirme yapılırken daha sonra taraflarca vâkıf olunmuş olan ve gerçekte diğer bir şekilde vasiyetname düzenlemenin mümkün olabildiğini gösterecek olaylara da dayanmamak gerekir. Çünkü sözlü vasiyetnamenin düzenlendiği anda vasiyetnameye katılan kişilerce bilinemeyecek olgulara dayanarak vasiyetnamenin geçersiz olduğunu kabul ettiğimiz takdirde vasiyet eden, sözlü vasiyetname düzenlemesine olanak sağlayan bir hadise içinde olup olmadığına hiçbir zaman karar veremez. Bu noktada tıpkı yakın ölüm tehlikesini değerlendirirken yaptığımız gibi, iptal davası görülürken hâkimin sonradan öğrenilen çeşitli olgulara dayanmasını caiz saymamak gerekir. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde ilk olarak vasiyette bulunanın ehliyeti yönünden bir engelinin bulunmadığı hatırda tutulmalıdır. Vasiyet eden sözlü vasiyette bulunduğu ve vefat ettiği tarih itibarıyla 89 yaşındadır. Ancak Adli Tıp Kurumu vasiyet edenin son yıllardaki tüm tedavi belgelerini de inceleyerek yaptığı değerlendirme sonucunda düzenlediği raporda vasiyet günü itibarıyla vasiyet edenin fiil ehliyetini haiz olduğunu tespit etmiştir. Esasında bu hususta Sayın Çoğunluk ile aramızda bir görüş ayrılığı bulunmadığı gibi İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemeleri ile Yargıtay 7. Hukuk Dairesi arasında da bir ihtilaf mevcut değildir. Yukarıda da değinildiği üzere Sayın Çoğunluk ile görüş ayrılığımız TMK'nın 539. maddesinde öngörülen sözlü vasiyet koşullarının bulunup bulunmadığı hususundadır. Bu kapsamda Çoğunluk somut olayda yaşadığı rahatsızlık sebebiyle hastaneye kaldırılan vefat edenin diğer vasiyet türlerine başvurmasını imkânsız kılan olağanüstü bir durumun olmadığı kanaatindedir. Somut olayda dosya içinde yer alan Adli Tıp Kurumu raporunda yer alan tespit ve değerlendirmeler ve bunlara esas tıbbi belgeler incelendiğinde vasiyet edenin 01.07.2014 tarihi öncesinde ölümcül bir hastalığının bulunduğu veya yoğun bir tedavi süreci yaşadığı tespit edilmiş değildir. Aksine vasiyet eden 01.07.2014 günü öğleden sonra ani olarak yaşadığı karın ağrısı, bulantı ve kusma şikâyetleri üzerine kalmakta olduğu huzurevinin yakınındaki hastahane bölümüne getirilmiştir. Hastanın tıbbi belgelerinde saat 14.30 gibi servise kabul edildiği, genel durumunun orta-kötü olduğu ve süreç içinde düzelmediği, ertesi günü saat 5.30 sularında ise vefat ettiği görülmektedir. Öte yandan murisin sözlü vasiyetini bildirdirdiği tanıklar ... ve ... tarafından 01.07.2017 günü saat 20.00'de tutulan tutanağa göre tanıklar, vasiyet edenin yakın arkadaşlarıdırlar ve onun kendilerini çağırması üzerine saat 17.30 sularında hastanedeki odasına gitmişlerdir. Tutanakta vasiyet edenin bu sırada bitap vaziyette yatakta yatmakta olduğu, kımıldayacak mecalinin bulunmadığı, renginin soluk olduğu ve sesinin titrediği de ifade edilmiştir. Tutanağa göre vasiyet eden tanıklara kendisini iyi hissetmediğini söyledikten sonra "kocam beni çağırıyor galiba, onun yanına gideceğim, vaktim kalmadı, ne olur söyleyeceklerimi iyice dinleyin, son arzularımı size aktarmak istiyorum" demiş ve vasiyetini onlara sözlü olarak aktarmıştır. Tanıklar vasiyet edenin bu sözleri söylediği sırada noter çağıracak veya yazı yazacak durumda olmadığını da tutanakta belirtmişlerdir. Buna göre vasiyet edenin kaldığı huzurevinde 01.07.2014 günü öğleden sonra yaşadığı ani rahatsızlık sonrası kampüsün hastane bölümüne getirildiği ve burada yapılan kontrollerde genel durumunun orta-kötü olduğu ve süreç içinde de iyiye gitmediği hususlarında bir tereddüt bulunmamaktadır. Vasiyet edenin yakın arkadaşı olan tanıklara son arzularını sözlü olarak ifade ettiği sıradaki genel durumuna ilişkin tanıklarca tutanağa geçirilen gözlemler ile tıbbi belgelerindeki kayıtlar birbirini teyit etmektedir. Bu bağlamda tıbbi literatürde hastanın genel durumunun orta-kötü olması; hastanın hayati fonksiyonlarının stabil olmadığı, bilincinin bulanıklaşabileceği, beslenme veya hareket yeteneğinin ciddi oranda azaldığı, acil/yakın takip gerektiren ciddi bir sağlık sorunu olduğu anlamına gelmektedir. Nitekim tanıklar da vasiyet edenin bitap ve kımıldayamayacak vaziyette yatmakta olduğunu ifade etmişlerdir. Vasiyet edenin, sözlü vasiyet sırasındaki bu sağlık durumu itibarıyla yakın ölüm tehlikesi altında olduğunun ve ağır bir hastalık içinde bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Nitekim vasiyet eden söz konusu sözlü vasiyete ilişkin tutanağın tanziminden yaklaşık 9-10 saat sonra vefat etmiştir. Bu itibarla somut olayda ağır bir hastalık ve buna bağlı olarak yakın ölüm tehlikesi şeklinde olağanüstü durumun var olduğu açıktır. Diğer taraftan vasiyet edenin bu olağanüstü durumda resmî veya el yazılı vasiyetname düzenleme imkânının bulunup bulunmadığının da irdelenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede vasiyet edenin barınmakta olduğu huzurevinin ve yanındaki hastanenin İstanbul'da merkezi bir konuma olduğu ve etrafında çok sayıda noterliğin bulunduğu öne sürülebilir. Ancak somut olayda vasiyet edenin ani bir rahatsızlık üzerine hastaneye kaldırıldığı gözardı edilmemelidir. Vasiyet edenin hastanedeki ilk saatlerinde servise kabul edilme, damar yolu açılma, NG takılma ve drenaja alınma gibi bir kısım işlemlere tâbi tutulduğu tıbbi belgelerinde belirtilmiştir. Bu itibarla ani olarak ölümcül bir rahatsızlığa tutulan vasiyet edenin hastaneye kaldırıldığı ilk 1-2 saat içinde kendisine tedavisine yönelik işlemler yapılırken vasiyette bulunmak üzere notere çağırmasını beklemenin hayat tecrübelerine göre makul bir tutum olarak görülmesi mümkün değildir. Vasiyet edenin yanına arkadaşları olan tanıkların geldiği sırada (saat 17.30) ise mesai bitmiş durumdadır. Vasiyet edenin arkadaşlarına sözlü olarak son isteklerini söylediği zaman aralığı saat 17.30-20.00 arasındadır. Vasiyet edenin ölümcül bir rahatsızlık içinde olduğu bu zaman diliminde mesai sonrası olması dolayısıyla noteri çağırma ve resmî vasiyette bulunma imkânından yoksun olduğu kabul edilmelidir. Bu bağlamda vasiyet edenin rahatsızlanmadan önce resmî vasiyette bulunabilecek olmasının sözlü vasiyeti geçersiz kılmadığı önemle hatırlatılmalıdır. Burada önemli olan sözlü vasiyetnamenin düzenlendiği andaki koşullardır. Aksi yöndeki yaklaşım, kanun koyucu tarafından bir vasiyet türü olarak kabul edilen sözlü vasiyetnamenin hiçbir koşulda yapılamaması ya da geçerli kabul edilmemesi sonucunu doğurur. Somut olayda ayrıca vasiyet edenin el yazılı vasiyet düzenleme imkânının olup olmadığı da incelenmelidir. Bu kapsamda ilk olarak vasiyet edenin 89 yaşında olduğunun altı çizilmelidir. Ayrıca vasiyet edenin ağır ve ölümcül bir rahatsızlık içinde bulunduğu, genel durumunun tıbbi belgelerinde orta-kötü olarak rapor edildiği, tanıklarca da bitap ve kımıldayacak durumda olduğunun tutanağa geçirildiği görülmektedir. Bu yaştaki ve sıhhat durumundaki bir kimsenin fiziki olarak elle yazı yazmak suretiyle vasiyette bulunmasının olağan hayat tecrübeleriyle bağdaşmadığı açıktır. Dolayısıyla somut olayın koşullarında vasiyet edenin sözlü vasiyette bulunduğu sırada resmî veya el yazılı vasiyetname düzenleme imkânının bulunmadığı sonucuna varılmalıdır. Son olarak vasiyetnamenin içeriğinin de sözlü vasiyetin geçersizliği bakımından bir şüphe uyandırmadığı dikkate alınmalıdır. Bu bağlamda vasiyet edenin uzun yıllardır huzurevinde barındığı dosya kapsamıyla belirlenmiştir. Vasiyet eden de malvarlığını, tutanakta ifade edildiği şekliye kendisini "bugüne kadar huzurevinde barındıran, bakan, ihtimam gösteren ... ... Hastanesi Vakfına" bırakmıştır. Öte yandan tanıklar da vasiyeti vakit geçirmeksizin Sulh Hukuk Mahkemesine teslim etmişlerdir. Bu bağlamda 01.07.2014 tarihinde akşam saatlerinde düzenlenen sözlü vasiyetnameye ilişkin tutanağın vasiyet edenin ertesi gün sabah vefat etmesi üzerine müteakip gün Mahkemeye teslim edilmesinde bir gecikme olduğu kabul edilemez. Vasiyet edenin yakın arkadaşları olan tanıkların cenaze günü vasiyete dair tutanağı Mahkemeye teslim etmemiş olmaları ve bu görevlerini ertesi gün yerine getirmeleri makul görülmelidir. Buna göre ömür merdivenin 89. ve son basamağına gelen ve herhangi bir mirasçısı bulunmayan vasiyet edenin, ölümünden saatler önce yaptığı sözlü vasiyetnameyle malvarlığını, ömrünün sonbaharında kendisini barındıran, bakan ve ona ihtimam gösteren Vakfa bağışlaması en tabii davranış olarak telakki edilmelidir. Bu itibarla söz konusu vasiyetnamenin iptali isteminin reddi yönündeki İlk Derece Mahkemesinin direnme kararının somut olayın koşullarında dosya içindeki bilgi ve belgelere ve olayın özelliklerine göre isabetli olduğu kanaatinde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki bozma görüşüne ve kararına katılmıyoruz.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/246, K. 2026/201, T. 01.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2025-246-e-2026-201-k-e7f1df9079f0