Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/641 E. 2026/207 K. – Kurum İşleminin

Konu: Kurum İşleminin İptali Ve Tespit

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2025/641
Karar No
2026/207
Karar Tarihi
Konu
Kurum İşleminin İptali Ve Tespit

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2024/377 E., 2024/378 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 25.01.2024 tarihli ve 2023/14229 Esas, 2024/626 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin eşinden 2013 yılında boşanmasından sonra annesinden dolayı ölüm aylığı bağlandığını ancak eski eşi ile fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle aylığının kesildiğini ve 01.03.2016 tarihli yazı ile borç bildirimi yapıldığını, borca ve tüm fer'îlerine itiraz ettiklerini, yapılan işlemin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin boşandıktan sonra eski eşi ile bir araya gelmediğini ve torunu ile birlikte yaşadığını, eski eşin ise başka adreste ikâmet ettiğini ileri sürerek Kurum işleminin iptali ile aylığın kesilme tarihinden itibaren yeniden bağlanarak yasal faizi ile ödenmesine ve Kuruma borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; ihbar dilekçesi üzerine Kurum denetmenince yapılan araştırma sonucunda davacının eski eşi ile fiilen birlikte yaşadıklarının tespiti ile yersiz ödenen aylıkların tahsil edilmesinin uygun olacağının rapor edildiğini, bu hazırlanan raporun aksi ispatlanıncaya kadar geçerli olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 21.06.2018 tarihli ve 2016/138 Esas, 2018/208 Karar sayılı kararı ile; sosyal güvenlik denetmeni tarafından düzenlenen 18.08.2015 tarihli raporda tespit edilen hususları ortadan kaldırabilecek mahiyette ve kuvvette herhangi bir delil ibraz edilemediği gibi tarafların resmî olarak boşandıktan sonra yaşamlarına bağımsız olarak devam ettiklerine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, denetmen tarafından hazırlanan tutanakların aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. B. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Bölge Adliye Mahkemesinin Birinci Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 29.09.2020 tarihli ve 2018/2005 Esas, 2020/1294 Karar sayılı kararı ile; uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmadığı ve değerlendirilmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir. D. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 25.04.2023 tarihli ve 2020/176 Esas, 2023/175 Karar sayılı kararı ile; davacı ile eski eşinin 29.05.2020 tarihinde yeniden evlenmesinin, Manisa Büyükşehir Belediyesinin 11.11.2016 tarihli yazısına göre davacının ikâmet ettiği adresinde 01.07.1993 tarihinden itibaren aktif kartlı mesken su abone kaydı bulunmasının uyuşmazlık konusu dönem yönünden boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama olgusuna karine teşkil etmediğinin kabulü gerektiği, tanık anlatımlarına göre anılan adresin tarafların boşanma öncesi birlikte ikâmet ettikleri adres olduğu, Kuruma ihbarda bulunan ... (doğrusu:...) ...’ın alınan ifadesinde davacı ve eski eşinin birlikte yaşadıklarını beyan etmesine rağmen aynı ifadesinde taraflar ile üç yıldır görüşmediğini belirttiği dikkate alındığında tanık anlatımının soyut ve çelişkili olduğu, birlikte yaşama olgusuna delil olarak kabul edilemeyeceği, seçim ve medula kayıtlarının da birlikte yaşamayı ispatlamadığı, uyuşmazlık konusu dönemde davacının ikâmet ettiği ... Mahallesi ... Sokak No:10/14 .../Manisa adresindeki bağımsız bölümün tapu kaydının davacı adına olduğu, denetmen raporunda adı geçen kişilerin, kolluk araştırması sonucu tespit edilen komşu adreste ikâmet eden kişilerin, muhtar ve azalar ile taraf tanıklarının davacının boşandığı tarihten sonra eski eşi ile birlikte yaşamadığını beyan etmeleri karşısında hak edilmediği hâlde ölüm aylığı alınarak hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığının her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 15.09.2023 tarihli ve 2023/1882 Esas, 2023/2179 Karar sayılı kararı ile; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Eldeki davada eski eşin bildirdiği adreslerde anılan eşin yaşamadığı oğlunun ailesi ile birlikte oturduğuna ilişkin kolluk tutanağının, mahallindeki yönetici, muhtar, aza varsa güvenlik görevlisi ayrıca komşu beyanını ve tespitini içermediği anlaşılmakla öncelikle dava dışı eski eşin bildirdiği " Yenimahalle ... No: 114/ 9 .../ Manisa " ve " ... Mahallesi 3819 sokak No: 63/ 1 .../ Manisa " adreslerinde yaşayıp yaşamadığı anılan konumdaki kişilerin de beyanlarını da içerecek şekilde kapsamlı tahkikatla belirlenmeli, şayet dava dışı eski eş bildirdiği iş bu adreslerde yaşamıyor ise hangi adreste yaşadığı açıklığa kavuşturularak fiili birliktelik irdelemesi yapılmalıdır. ...Öte yandan, davacı ...'nin ikamet adresinde uyuşmazlık konusu dönem içerisinde yaşadığı belirgin olan ve buna ilişkin kayıtların açıkça tespit edildiği komşu, kapıcı, yöneticinin beyanlarına açıkça başvurulmalı; daha önce dinlenen tanıkların beyanları arasındaki çelişkiler giderilmelidir. Bu kapsamda, 13 numaralı dairede ikamet eden hem denetim raporunda hem de Mahkeme huzurunda dinlenilen ...'in Mahkeme huzurundaki beyanında, davacının ilk oturmaya başladığında eşi ile birlikte olduğunu, boşandıklarını bilmediğini ancak daha sonra ise yedi yıldır eski eşi olmadan yaşadığını beyan etmesi karşısında, tanığın vermiş olduğu beyanlar arasında çelişki olmakla açık ve net şekilde yeniden beyanına başvurularak, beyan verdiği tarihte yedi yıldır ayrı yaşıyorlar mıydı resmi olarak mı boşandıklarını yeni duyduğu noktasında ifadeleri alınarak belirtilen eksiklikler giderilerek söz konusu döneme ilişkin ihtilafın çözülmesi gerekmektedir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava dışı eşin ikâmet adresi olarak bildirdiği adreslere ve davacının ikâmet ettiği adreslere komşu adreslerde ikâmet eden kişilerin, mahalle muhtar ve azaları ile komşu işyeri sahiplerinin tanık olarak ifadelerinin alındığı, tanık beyanları arasında çelişki bulunmadığı, dosya kapsamındaki deliller ışığında davacının uyuşmazlık konusu dönemde eski eşi ile birlikte yaşamadığı sabit olduğundan dava dışı eşin ikâmet adresi olarak bildirdiği diğer adreslerde fiilen yaşayıp yaşamadığının eldeki dava yönünden sonuca etkisi bulunmadığı, ayrıca bir kısım tanıkların eski eşin alkol bağımlısı olduğu ve boşandıktan sonra otel, pansiyon gibi yerlerde kaldığı yönündeki beyanlarının da dosya kapsamı ile çelişmediği, Kurum denetmenine verilmiş olan imzalı ifadenin haklı bir neden olmadan değiştirilmesi hâlinde, değiştirilen ifadeye itibar edilmemesi gerekmekle birlikte ...'in Kurum denetmenine imzalı olarak vermiş olduğu bir ifade bulunmadığı, Kurum denetmeni tarafından aynı binada 3 ve 13 numaralı dairede oturan ... ve ...’in tam olarak ne şekilde ifade verdikleri ayrıntılı olarak belirtilmeden her iki komşunun ortak vermiş olduğu bilginin tutanağa geçirildiğinin görüldüğü, ...’in, Kurum denetmeni geldiği dönemde davacı ve eski eşinin boşandıklarını bilmediği, denetmene davacının evini gösterdiği yönündeki beyanlarının genel yaşam deneyimlerine aykırılık ve çelişki oluşturmadığı, alınan her iki ifadesinde de eski eşi eve gelip giderken görmediği yönündeki istikrarlı olarak beyanda bulunduğu, tanığın yeniden ifadesinin alınmasının yargılamaya bir katkısının olmayacağı gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili, boşanma esnasındaki şartlar değişmemesine rağmen davacı ve eşinin tekrar evlenmesinin muvazaalı boşanmayı desteklediğini, denetmen raporunun aksi ispatlanmadığını, Kurumca yapılan işlemin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşamadığını iddia ederek Kurum işleminin iptali ile kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanması istemiyle açtığı davada, davacının eski eşi ile fiilen birlikte yaşayıp yaşamadığı konusunda mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye yeterli olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre bozma kararında belirtilen araştırma ve incelemeler yapıldıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 56, 59, 96, 100 ve geçici 1. maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu bir sigortalının vefatı hâlinde geride kalan yakınlarına sağlanan sosyal güvenceyi kapsamlı bir şekilde düzenlemiş olup Kanun'un 34. maddesine göre hak sahibi olacak kişiler sınırlı sayıda sayılmış, buna göre vefat eden sigortalının geride kalan dul eşine, çocuklarına ve ana babasına, kanunda belirlenen özel koşulları sağlamaları durumunda ölüm aylığı bağlanmaktadır. 2. İlgili maddenin 3. fıkrasında da ölüm aylığına hak sahibi olabilecek çocuklar ölen sigortalının biyolojik çocuğu ya da evlat edindiği çocuğu olarak belirtilmiştir. Fakat ölen sigortalının kendi biyolojik çocuğu olmayan ya da evlat edinmediği eşinin çocukları, koruyucu aile olarak üstlendiği çocuklar, süt çocukları, birlikte yaşayarak baktığı torunları ve diğer çocuklar ölüm aylığına hak kazanamazlar (Aziz Can Tuncay, Ömer Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, İstanbul, 2019, Yenilenmiş 20. Baskı, s.553). 3. Bir diğer anlatımla vefat eden sigortalının çocuklarının ölüm aylığına hak kazanması, ana babaları ile aralarındaki soybağı ilişkisinin yasal olarak tesis edilmiş olmasına bağlıdır. Bu nedenle vefat eden sigortalının kadın olması hâlinde, çocuğun evlilik birliği içinde veya dışında doğmasının hak sahipliği yönünden ayrıksı bir durumu olmamakla; vefat eden sigortalının baba olması hâlinde baba ile çocuk arasındaki soybağı anne ile evlilik, babalık tanıma beyanı, mahkeme kararı veya evlat edinme yollarından biri ile kurulacağından bu durumlardan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu şartlar bakımından hak sahibinin çocuğunun kız veya erkek olmasının herhangi bir önemi bulunmamaktadır (Mustafa Çenberci, Sosyal Güvenlik Kanunu Şerhi, Ankara, 1984, Yeni Basım, s. 165). 4. Öte yandan hak sahibi kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanması hususu 34/1-b-3 maddesinde ayrıca düzenlenmiş olmakla ilgili hükümde kız çocuklarının yaşları ne olursa olsun, evli olmamaları, evli iken sonradan boşanmış olmaları veya dul kalmış olmaları durumunda kendilerine ölüm aylığı bağlanması öngörülmektedir. 5. Bununla birlikte gelir ve aylık bağlanmayacak hâlleri düzenleyen 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinde: “Ölen sigortalının hak sahiplerinden; a) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıyı veya gelir ya da aylık bağlanmış olan sigortalıyı kasten öldürdüğü veya öldürmeye teşebbüs ettiği veya bu Kanun gereğince sürekli iş göremez hâle veya malul duruma getirdiği, b) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıya veya gelir ya da aylık bağlanmamış olan sigortalıya veya hak sahibine karşı ağır bir suç işlediği veya bunlara karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi nedeniyle ölüme bağlı bir tasarrufla mirasçılıktan çıkarıldıkları, hususunda kesinleşmiş yargı kararı bulunan kişilere gelir veya aylık ödenmez. Ödenmiş bulunan gelir ve aylıklar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır. Eşinden boşandığı hâlde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesi yer almaktadır. 6. Daha önce yürürlükte bulunan ve sosyal güvenlik mevzuatının temelini teşkil eden kanunlarda yer almayan dava konusu düzenleme ilk kez 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'da yer almıştır. 7. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin başlığında “bağlanmayacak” sözcüğüne yer verildikten sonra 2. fıkrasında "bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir” ibareleri kullanılmış, böylelikle daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, “boşandığı eşiyle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama” olgusu, gelir/aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi aynı zamanda gelir/aylık bağlama engeli olarak kabul edilmiştir. 8. Anılan maddenin gerekçesinde de açıklandığı üzere düzenleme ile hakkın kötüye kullanımının olası uygulamaları engellenmek istenmiş ve bu amacın gerçekleştirilebilmesi için kötüye kullanımın varlığı belirlendiği takdirde ilgiliyi haktan yararlandırmama, hak sahipliğine son verilmesi ve dolayısıyla gelir veya aylık bağlanmaması esası kabul edilmiştir. 9. Gerçekten de ölüm aylığı almak üzere boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya kişiyi sürükleyen etkenin niteliği ve türü, hukuk düzeni açısından önem taşımamaktadır. Çünkü hakkın kötüye kullanılması hangi dürtüyle (saikle) ortaya çıkarsa çıksın sonuçta hukuk bakımından sadece ve sadece “kötüye kullanma” olup hukuk düzeni tarafından korunmamaktadır (Tankut Centel, “Boşandığı Eşiyle Birlikte Yaşayanın Aylığının Kesilmesi”, MESS Sicil Dergisi, Mart 2012, s. 195). 10. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki hak sahibinin, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşaması her ne saikle olursa olsun, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda (Anayasa) öngörülen bireysel özgürlük kapsamında kalmakta ise de sosyal ve ekonomik görevlerini, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceğine ilişkin Anayasa’nın 65. maddesindeki hüküm uyarınca Devlet, sosyal sigorta yardımlarına hak kazanma koşullarını düzenleme yetkisine sahip olduğu gibi boşanan eşlerin birlikte yaşamasına yasak getirmesi mümkün olmamakla birlikte bu durumda olan kişileri sosyal sigorta yardımları kapsamı dışında bırakabilir. 11. Bilindiği üzere 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasının Anayasanın 2, 5, 10, 11, 12, 17, 20, 35, 60... . maddelerine aykırılığı iddiası ile iptali için Anayasa Mahkemesine başvurular yapılmıştır. 12. Anayasa Mahkemesince yapılan başvurular üzerine yapılan değerlendirme sonucunda 28.04.2011 tarihli ve 2009/86 Esas, 2011/70 Karar sayılı kararında, “…ölüm aylığını alabilmek için evli olmamak koşulunu aşmak amacıyla iyi niyete dayanmayan ve dürüst olmayan boşanma isteği ve çabası ile boşanma kararı elde edilip buna bağlı olarak ölüm aylığı alınması, açıkça hakkın kötüye kullanılmasıdır. Hakkın kötüye kullanılması hukuk devletinin koruması altında değerlendirilemez. Bu nedenle hakkın kötüye kullanılmasını engellemeyi amaçlayan itiraz konusu kural hukuk devletine aykırı bir düzenleme olarak görülemez...Resmî evliliği olmadan birlikte yaşayanlar ile ölüm aylığı alabilmek için hakkını kötüye kullanarak resmî evliliğini boşanma ile sonlandırıp boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya devam edenler, söz konusu hakkı kullanmak bakımından eşit kabul edilemeyeceklerinden, bunlar arasında eşitlik karşılaştırması yapılamaz... Ölüm aylığı, doğrudan sigortalıya ilişkin bir ödeme değildir. Yasa koyucunun sosyal güvenlik konusuna geniş bir yaklaşımının sonucu sigortalının ölümü ile aranan koşulların sağlanması hâlinde sigortalının geride kalan hak sahipleri açısından getirdiği bir ödemedir. İtiraz konusu kural, hak edilmediği hâlde ölüm aylığı alınarak hakkın kötüye kullanılmasına engel olma amacını taşıdığından ölüm aylığı almayı hak edenler açısından SGK’nın mali kaynakları çerçevesinde Anayasa’nın 60. maddesinde ifade edilen güvenceyi sağlamaya çalışmanın bir gereğidir. Ölüm aylığı alabilmek için öngörülen koşulun hakkın kötüye kullanılarak sağlanmak istenmesi sosyal güvenlik hakkıyla bağdaştırılamaz.” şeklindeki gerekçeyle hükmün Anayasanın 2, 10... . maddelerine aykırı olmadığına; 5, 11, 12, 17, 20, 35... . maddeleri ile ilgisi bulunmadığına karar verilmiş ve hükmün iptali yönündeki başvurular oy çokluğuyla reddedilmiştir. 13. Sonuç olarak 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemenin, ölüm aylığından yararlanma hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacıyla getirilmiş olması, Anayasa Mahkemesince düzenlemenin Anayasaya aykırı olmadığına karar verilmesi ve yürürlükteki kanunları uygulamakla yükümlü olan yargı organları tarafından uygulanmasının zorunlu olması karşısında boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı tespit edilen hak sahiplerine gelir veya aylık bağlanmaması, bağlanan gelir veya aylığın kesilmesi usul ve yasaya uygundur. 14. Gelinen bu noktada sözü edilen hükmün zaman bakımından uygulanması konusu üzerinde durulmalıdır. 15. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı 17.04.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değişik geçici 1. maddesinde; “....17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Kanunlara göre bağlanan veya hak kazanılan aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır…” düzenlemesi bulunmaktadır. 16. Kanun koyucu tarafından geçici 1. madde ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğünden önce sosyal güvenlik kanunları uygulanmak suretiyle hak sahiplerine bağlanan gelir veya aylıkların durum değişikliği sebebine bağlı olarak kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, yine anılan Kanun hükümlerinin esas alınması gerektiğinin benimsendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu kanunlarda, boşanılan eşle fiili olarak birlikte yaşama olgusu, gelirin veya aylığın bağlanması engeli veya kesilmesi nedeni olarak öngörülmediğinden 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin zaman bakımından uygulanması hususu da çözüme kavuşturulmalıdır. 17. Toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek özel hukuk ve gerekse kamu hukuku alanında kural olarak her kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; yürürlük tarihinden önce gerçekleşen olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Bu ilke ile güdülen amaç, hukuki güvenliği temin etmek, kişileri ancak işlemi yaptıkları sırada yürürlükte olan kurallara göre sorumlu tutmak, böylece kazanılmış haklara saygıyı ve kazanılmış hakların korunmasını sağlamaktır. Zira hukuki güvenlik hukuk devletinin temel taşlarındandır. 18. “Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması)” kuralının bazı istisnaları olup bu kapsamda yeni düzenleme kamu düzeni ve genel ahlâka ilişkin ise geçmişe etki eder şekilde uygulanması gerekir. Yine beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Bunlardan başka yargılama hukukuna ilişkin kurallar da ilke olarak geçmişe etkilidir. 19. Bu durumda 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasındaki hükmün zaman bakımından uygulanması yönünden herhangi bir istisnai durumun söz konusu olmaması nedeniyle madde ile getirilen düzenleme 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girdiğinden fiili birliktelik daha önce başlamış olsa dâhi maddenin yürürlük tarihi öncesine ilişkin işlem yapılarak borç tahakkuk ettirilmesi mümkün değildir. Ancak 01.10.2008 tarihinden itibaren boşanılan eşle fiili birliktelik söz konusu ise bağlanan aylığın kesilerek borç çıkarılması ve yersiz ödemeye ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesine göre uygulama yapılması gerekmektedir. 20. Ayrıca belirtilmek gerekir ki, Sosyal Sigortalar Hukukunda kazanılmış (müktesep) haklar dinamik nitelik taşırlar. Değinilen özellikleri gereği dış etkiye açık olan ve güncellenen kazanımlardır. Sürekli iş göremezlik geliri ve aylıklar bu özellikleri taşırlar. Çünkü onlar bir kere tanınmış olmakla alacaklının dış alemle (edim borçlusu ile kendi alacaklıları ile) ilişkisi son bulmamakta aksine yeni başlamakta, sunum koşulları ortadan kalkıncaya kadar mevcudiyetlerini sürdürmektedirler. Dolayısıyla yaşayan birer varlık olarak haklarında güncellenmeleri (maaş artışları), korunmaları (üçüncü şahıslara karşı) amacıyla yeni düzenlemeler yapılması mümkündür. Önceden doğmuş olmaları yeni düzenlemelerden etkilenmeyecekleri anlamına gelmemektedir (Ali Naim Sözer, Kanunların Önceye Etki Yasağı: “Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme”, Journal of Yaşar University, Cilt 8, Sayı Özel, Ocak 2013, s.2529). 21. Bu nedenle 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesme veya iptal işlemine konu ölüm aylığının veya gelirinin 01.10.2008 tarihinden önce bağlanmış olması da sonuca etkili değildir. Diğer bir ifadeyle Kurum tarafından bağlanan ölüm aylığı veya geliri dış etkiye açık olan, güncellenen bir kazanım olduğundan 5510 sayılı Kanun öncesinde bağlanmış olması kazanılmış hakkın konusunu oluşturmayacaktır. 22. Diğer taraftan yine maddenin getiriliş amacında da belirtilen 4721 sayılı Kanun'un “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı çerçevesinde çözüme gidilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. 23. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesine göre ; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz”. 24. Bu maddedeki hüküm uyarınca bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumayacağı gibi “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” ilkesi de gözetilmek suretiyle 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesi açısından 01.10.2008 tarihinden önce hakkın kazanıldığı durumlarda anılan yasal düzenleme öncesinde ilgililerin her ne amaçla boşanmış olursa olsunlar, fiili birlikteliklerini 5510 sayılı Kanun ile getirilen yeni düzenleme sonrasında da sürdürdüklerinin veya söz konusu düzenlemenin yürürlüğünden itibaren belirtilen nitelikte bir beraberliğe başlandığının tespiti hâlinde 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanımının varlığı kabul edilerek ilgililere gelir veya aylık tahsisi yapılmaması, bağlanan gelir veya aylığın kesilmesi gerekmektedir. Kuşkusuz hak sahibine fiili birlikteliğin sona erdiği tarihten itibaren diğer koşulların da varlığı durumunda yeniden gelir veya aylık bağlanabileceği açıktır. 25. Hemen belirtmek gerekir ki, 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinde oldukça yalın olarak "eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen" ifadesi yer almakta olup maddede, boşanmanın amacına/saikine yönelik herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle gerek Kurum tarafından gerekse yargı organları tarafından uygulama yapılırken eşlerin boşanma iradelerinin gerçek veya samimi olup olmadığı ya da boşanmanın muvazaalı olup olmadığı konusunda bir araştırma ve inceleme çabasına girilmemesi, boşanmaya ilişkin kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulanmaması gerekmektedir. Zira kesinleşmiş karara dayanan boşanmanın hukuki durum ve sonucunun, eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılması bir başka bir mahkemenin yetki ve görevi içerisinde yer almamaktadır. Kaldı ki, 4721 sayılı Kanun'da "anlaşmalı boşanma" adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. 26. Ayrıca vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibariyle gerçek/samimi boşanma iradesine sahip olan veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda bağlanan gelirin veya aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. 27. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinde, “eşinden boşandığı hâlde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir. 28. Yeri gelmişken 5510 sayılı Kanun’nun 96. maddesine değinilmelidir. Sözü edilen 96. madde Kurum tarafından ilgililere fazla veya yersiz olarak yapılan 5510 sayılı Kanun kapsamındaki her türlü ödemelerin geri alınmasını düzenlemekte olup fazla veya yersiz ödemelerin kasıtlı veya kusurlu davranışlardan kaynaklanması durumu ile Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanması durumunu ayrı ayrı ele almıştır. Buna göre Kurumun hatalı işleminden kaynaklanan nedenlerle yapılan fazla veya yersiz ödemelerin yaptırımı, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışı sonucu yapılan fazla veya yersiz ödemelerin hükümlerine göre hafifletilmiştir (Suzi Alyüz, B. No: 2013/679, 20.04.2016 § 43). 29. Nitekim 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; yersiz ödemenin kişilerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğması durumunda, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede, ödeme tarihinden itibaren hesaplanan kanuni faizi ile birlikte geri alınacağı hüküm altına alınmıştır. Bununla birlikte fıkranın (b) bendinde; fazla veya yersiz ödemenin Kurumun hatalı işleminden kaynaklanması hâlinde hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamının, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içerisinde ödenmesi durumunda faizsiz olarak tahsil edileceği belirtilmiş, bu sürenin geçmesinden sonra yapılacak ödemeler bakımından ise yirmi dört aylık sürenin sonundan itibaren hesaplanan kanuni faizi ile geri alınacağı ifade edilmiştir. 30. Somut olayda davacının 07.05.2013 tarihinde eşinden boşandığı, boşanma kararının 10.06.2013 tarihinde kesinleştiği, vefat eden annesi ...'den aylık bağlanması için yaptığı tahsis talebi üzerine 15.06.2013 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlandığı, sosyal güvenlik denetmeni tarafından düzenlenen 18.08.2015 tarihli raporda yapılan araştırmalar neticesinde boşandıktan sonra eski eşi ile fiilen birlikte yaşadığı değerlendirilen davacı hakkında 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi gereğince işlem yapılması gerektiği yönünde görüş bildirilmesi sonrası davalı Kurum tarafından ölüm aylığının kesilmesi üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. 31. Mahkemece davacı ve eski eşine ait su, telefon, medula, seçmen ve adres kayıtları celbedilmiş, kolluk vasıtasıyla araştırma yapılmış ayrıca Kuruma ihbarda bulunan ... ve aynı zamanda Kurum denetmenince yapılan soruşturmada bilgisine başvurulan ...'in beyanlarının alınmış ve davacının gösterdiği tanıklar dinlenmiş ise de kolluk araştırması yeterli olmadığı gibi başkaca kamu tanıklarının tespiti ile bilgilerine başvurulmadığı ve ...’in beyanları arasındaki çelişki giderilmemiş olmakla verilen kararın eksik araştırma ve incelemeye dayandığı açıktır. Öte yandan davacıya ölen annesinden mi yoksa üvey babasından mı ölüm aylığı bağlandığı konusundaki tereddüt de giderilmemiştir. 32. Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; öncelikle Kurumdan gelen yazı cevaplarında belirtilen ve üvey babası olduğunu ifade ettiği ... üzerinden davacıya ölüm aylığı bağlanıp bağlanmadığı net bir şekilde belirlenmeli, üvey babasından maaş aldığının tespiti hâlinde üvey babadan aylık bağlanma şartlarının oluşup oluşmadığı tespit edilerek 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi kapsamında değerlendirme yapılmak suretiyle sonuca ulaşılması gerekmektedir. Davacıya annesinden ölüm aylığı bağlandığının anlaşılması durumunda ise dosya kapsamı itibarıyla davacı ve eski eşinin fiili birlikteliği konusunda yeterli kanaate varılamadığından öncelikle dava dışı eski eşin bildirdiği “Yenimahalle ... No: 114/ 9 .../ Manisa" ve "... Mahallesi 3819 sokak No: .../ 1 .../ Manisa” adreslerinde yaşayıp yaşamadığı anılan konumdaki kişilerin de beyanlarını da içerecek şekilde kapsamlı tahkikatla belirlenmeli, şayet dava dışı eski eş bildirdiği bu adreslerde yaşamıyor ise hangi adreste yaşadığı açıklığa kavuşturularak fiili birliktelik irdelemesi yapılmalı, ayrıca davacının da ikâmet adresinde uyuşmazlık konusu dönem içerisinde yaşadığı belirgin olan ve buna ilişkin kayıtların açıkça tespit edildiği komşu, kapıcı, yöneticinin beyanlarına başvurulmalı, daha önce dinlenen tanıkların beyanları arasındaki çelişkiler giderilmeli, özellikle çelişkili beyanda bulunan hem denetmence hem de mahkemede dinlenen ...'in yeniden beyanına başvurularak davacı ve eski eşinin beyan verdiği tarihten itibaren yedi yıldır ayrı yaşayıp yaşamadıkları, resmî olarak boşandıklarını yeni duyup duymadığı hususları açıklığa kavuşturularak eksiklikler giderilmek suretiyle tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmelidir.. 33. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.04.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/641, K. 2026/207, T. 01.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2025-641-e-2026-207-k-1cd1735f1845